|
19 Mart 2008
Savunma Sanayi
Müsteşarlığı / Ankara
ERDOĞAN TANRIÖVEN
Telekom Dünyası Dergisi
Genel Yayın Yönetmeni:
Bu tür toplantıları aslında uzun süredir sıkça yapıyoruz.
Savunma Sanayi Müsteşarlığı ile ortak toplantıyı ise ilk defa
yapıyoruz. Geçtiğimiz yıl “Erzincan Metni” olarak ortaya çıkan,
“Sonuç Bildirgesi”nde yer alan kararları hayata geçirme
noktasında da bir adım sayıyoruz. Dolayısıyla da bu toplantıyı
çok önemsiyoruz.
Bununla birlikte, bazı
hususlara kısaca değinerek, vaktinizi fazla almadan
huzurlarınızdan ayrılacağım.
Bunlardan birincisi,
gerçekten de Savunma Sanayi Müsteşarlığı ve Telekomünikasyon
Kurumu’nun, kendi vazifelerinin de üzerinde destek ve katkı
sağladıklarını burada açıkça ifade etmeliyim. Onun için her iki
kuruma da çok samimi teşekkürlerimi iletmek istiyorum.
İkincisi, daha çok özel
sektörler ve Ar-Ge yapan şirketler üzerine olacak. Biliyorsunuz,
Telekom Dünyası Dergisi yayınlanmaya başladığı günden bu yana
geçen altı yıldır, üretim konusunda çizgisini hiç bozmadı ve
sonuna kadar da yapması gerekenleri yapmaya çalıştı.
Bu konuda birtakım
gelişmelerin olduğunu bilmekle beraber Ar-Ge şirketleri
büyüdükçe, kendilerine tavırlarının olduğunu görüyor, bunu
özellikle dikkatlerinize sunmak istiyorum. O da şudur: Burada
esas olan, tüm kesimlerin destek vermelerinin ana sebebi
Türkiye’de yeni bir şeyler yapmak; yani uluslararası pastadan
Türkiye’nin de hakkı olanı almasını sağlamaktır. Oysa , Ar-Ge
şirketlerinin bir süre sonra Türkiye’de olanları görmezden
gelmeyi bir hayat biçimine döndürdüklerini görüyoruz. Mesela
şirketin birisi son derece açık bir şekilde şunu söylüyor: “Ben
artık Türkiye’de kendimi ifade etmek istemiyorum çünkü, zaten
Türkiye’de en büyük benim!”
Bunlar kabul
edilebilecek şeyler değil. Bu desteği veren insanlar, kurumlar,
beklentilerinin karşılığını görmek istiyorlar. Ben de bu konuda
haklı olduklarını düşünüyorum, haklı olduğumuzu düşünüyorum.
Dolayısıyla, burada
esas olanın kamunun, özel sektörün ve üniversite camiasının el
ele vererek sivil toplum anlayışıyla birlikte gerçekten Türkiye
için, Türkiye’de bir katma değer yaratabilmek için, Türkiye’de
daha iyi şeyler yapabilmek için çalışmalı ve bu birlikteliği, bu
çabayı kimse bozmamalı diye düşünüyor, hepinize en derin
saygılarımı sunuyor, teşekkürlerimi ifade ediyorum.
DR. TAYFUN ACARER
Telekomünikasyon Kurumu Başkanı:
Öncelikle
böyle bir organizasyonu düzenledikleri, destek oldukları için
Savunma Sanayi Müsteşarlığı’na ve Telekom Dünyası Dergisine
teşekkürlerimi sunmak istiyorum.
Türkiye, çok önemli
potansiyele sahip bir ülke. Genç, dinamik ve çok zeki bir
nüfusumuz var. Tüm dünyanın ilgiyle takip ettiği önemli bir
ülkeyiz. Halk olarak mizacımız son derece hırslı; ancak,
hırsımızı kontrol etmek ve enerjimizi de doğru harcamak
zorundayız.
Özellikle birbirimizle
uğraşmak yerine, güçlerimizi ve enerjilerimizi birleştirerek
işbirliği yapmamız gerekir.
Duygusal bir milletiz;
bu nedenle de motive olduğumuzda, tahminlerin çok ötesinde,
demoralize olduğumuzda ise son derece verimsiz hareketler
yapıyoruz. Güvenildiğinde ve biraz da itelendiğinde, çok büyük
işler yapıyoruz. Bugün burada, bilgi iletişim sektörünün bu
özelliklere sahip emekçileri, mutfakta çalışanları var.
Gerçekten inanarak söylüyorum ki, bu kişi ve kuruluşlara
güvenilip imkan sağlandığında, tahminlerin çok ötesinde
başarılar elde edeceklerdir. Bu başarılar sadece onların değil,
Türkiye’nin de önünün açılmasına çok önemli katkı sağlayacaktır.
Bu rüzgar belki de
yıllarca birbirimizle uğraşırken kaybettiğimiz zamanın da tekrar
kazanılmasına ol açacaktır ve yine inanıyorum ki, lokomotif
özellikli bu sektör, sadece kendini değil, diğer sektörleri de
peşinden sürükleyip götürecektir.
Bu nedenle, biz kamu
yöneticilerine, bu ivmeyi kazandırabilmek için büyük görev ve
sorumlulukların düştüğüne inanıyorum. Bu konuda benzer duygu ve
düşünceleri paylaşan Sayın Müsteşar ve ekibine de çok teşekkür
etmek istiyorum.
Savunma Sanayi
Müsteşarlığı’nın projelerinin Türkiye açısından ne kadar büyük
önem taşıdığı konusunda hiç kimsenin tereddüdü yoktur diye
düşünüyorum. Bu projelerin içinde veya bir bölümünde yer alacak
olan telekomünikasyon sektörü üreticilerinin, araştırmacılarının
bu projeler içinde yer almakla çok büyük bir moral ve ivme
kazanacaklarını düşünüyorum.
Gerek bu projelerde ve
gerekse birbirleriyle yapacakları işbirlikleri sonucunda temin
edecekleri katma değer ve bunun ülkemize olumlu yansımalarını
görmek, inanıyorum ki bu yöneticilerin bu ülkeye en büyük
hizmetlerinden birisi olacaktır.
Şuna her zaman inandım
ve savundum: Bu ülkeyi sevmek lafla değil, doğru olduğuna
inandığımız hedeflere ulaşmak için alacağımız risk ve
yapacağımız icraatlarla anlam ifade edecektir. Hepinize saygılar
sunuyorum.
MURAD
BAYAR
Savunma Sanayi Müsteşarı
Telekomünikasyon Kurumu,
Telekom Dünyası Dergisi ve Müsteşarlığımız işbirliğiyle
düzenlediğimiz “Savunma Sanayiinde Telekomünikasyon” ve
“Bilişimin Yeri ve Geleceği” konulu konferansımıza hoş geldiniz.
Sizleri kurumumuzda görmek bizim için büyük bir onur ve
mutluluktur.
Ben öncelikle Savunma
Sanayi Müsteşarlığı hakkında bir iki cümle sarf etmek istiyorum.
Gerçi benden sonra daire başkanı arkadaşım, teşkilatımızın
görevleri hakkında çok detaylı bir sunum yapacak ama, bir–iki
cümle ile kurumun misyonunu sizlere anlatmam, zannediyorum
bugünkü konferansımızı daha iyi yorumlamamıza katkıda
bulunacaktır diye düşünüyorum.
Bizim görevimiz, Türk
Silahlı Kuvvetlerinin ihtiyaçlarının karşılanmasıdır. Bu konu
yasada “modernizasyonun sağlanması” olarak geçiyor, ama aynı
zamanda, yine yasamızda yer alan ikinci bir görevimiz var;
Türkiye’de modern bir savunma sanayiinin geliştirilmesidir. Bu
iki görevi, yani bir tarafta “tedarik” diyebileceğimiz bir görev
ve diğer tarafta da “sanayi ve teknoloji” görevlerinin ikisini
birden üstlenen, zannediyorum kamudaki nadir kurumlardan bir
tanesiyiz. Kamu, değişik ihtiyaçları için tedarikler yapıyor,
bunun için görevli teşkilatları var, fakat bize, buna ilave
olarak, bir de bu tedariği yaparken, yani bu kamu alımını
yaparken ülkedeki sanayiye bu alımın yönlendirilmesi yönünde bir
yasa görevi verilmiş; yani, bu bizim kendi arzularımızla,
tercihlerimizle yaptığımız bir şey değil, yasayla bize verilmiş
bir görevdir.
Peki, biz bunu nasıl yapıyoruz? Türk Silahlı Kuvvetleri, bize
ihtiyaçlarını tarif ediyor; modern silah sistemleri ve bütün
sektörlerde platformlar, araçlar, tanklar, gemiler, uçaklar
olabilir, bunların üzerindeki elektronik sistemler, haberleşme
sistemleri, sensörler, silahlar olabilir. Bütün bunların
tedariğinde bizim birinci olarak baktığımız husus, bu
ihtiyaçların karşılanmasında ülkedeki sanayiyi nasıl
kullanabiliriz? Ve her bir proje için, o projenin özelliklerine
uygun bir model tespit ediliyor. Burada, Türkiye’deki sanayinin
gelişmişlik seviyesi, bunu bizim ne kadar etkili yapabileceğimiz
konusuyla orantılıdır; yani, burada biraz da tavuk-yumurta
ilişkisi var. Sanayimizin etkin ve yetkin olduğu alanlarda biz
de Türk Silahlı Kuvvetlerimizin ihtiyaçlarını daha fazla içeriye
döndürebiliyoruz. Bunu yaparak da aslında o etkinliğin gelişmesi
için de bir fırsat yaratmış oluyoruz.
Savunma Sanayimize
baktığımızda, son beş yıl içinde sadece rakamsal olarak,
sektörün cirosu olarak, 1 milyar dolar civarından –sanıyorum son
rakamlar derleniyor- 2 milyar doları aşan, belki de 2.5 milyar
dolara yaklaşan bir cirodan bahsediyoruz. Sektörde büyük
oyuncularımız var; herkesin bildiği, Aselsan gibi, TAI gibi,
Roketsan gibi, Havelsan gibi, FNSS gibi, Otokar gibi… Bir de
bunlara alt yüklenicilik yapan çok yaygın bir sektörümüz var.
Savunma Sanayicileri Derneği SASAD’ın rakamlarına göre, SASAD
üyesi olarak bu sektörde iş yapan şirket sayısı 93’tür. Bunların
bir kısmı gözlemci ama büyük çoğunluğu asil üye olmak üzere en
93 şirketimiz bu konuda ciddi bir strateji belirlemiş, SASAD’a
üye olmuş ve bunların hepsinin de bizimle doğrudan veya alt
yüklenicilik olarak yaptıkları projeler ve işler var. Bugün de
bu işbirliği yürüyor.
“Savunma Sanayi Sektörü”
dediğimiz, aslında kendi başına bağımsız bir sektör değil, bütün
sektörlerin savunma uygulamasından bahsediyoruz; yani, otomotiv
sektörünün savunma uygulaması olduğu zaman, bunlar zırhlı
araçlar, taktik araçlar oluyor; denizcilik sektörünün savunma
uygulamaları savaş gemileri oluyor ve aynı şekilde telekom
sektörünün savunma uygulamalarından bahsettiğimizde, görüldüğü
gibi, “muhaberesiz muharebe olmaz” diyoruz. Bu da telekom
sektörünün savunma uygulaması. Biz bunu şöyle tarif ediyoruz:
Sektörümüzün komşu sektörleri var, yani ağırlıklı olarak, tek
işi savunma sanayi olan şirketlerimiz var ama, bir de komşu
sektörlerde bize çalışan çok sayıda şirket var. O komşularımızın
başında da telekom sektörü geliyor; bir numaralı komşu
sektörümüz aslında telekom sektörüdür. Diğerleri de, yine
telekom ile ilgili, bilişim sektörüdür. Bunlar bizim
komşularımız ve sektörlerde yer alan komşular aslında bizim
sektörümüze de zaman zaman girip çıkıyor ve beli konularda
görevler üstleniyorlar. Diğerleri, otomotiv, gemi inşa, yazılım,
ama başta gelenlerden bir tanesi telekom sektörüdür.
Savunma sanayine de
aslında Kıbrıs ambargosundan sonra Aselsan’ın kuruluşu ve
alınan ilk telsiz lisansıdır. Türk Silahlı Kuvvetleri ilk olarak
zaten ihtiyaçlarını çözmek için bir atılım yaptı ve burada
Aselsan’ın kuruluşunu görüyoruz. Aselsan o günden bugüne çok
gelişti, ama “haberleşme” grubu, Aselsan’ın temel direklerinden
birisidir ve telekom sektöründeki diğer şirketlerle de yaygın
bir ilişkisinin olduğunu biliyoruz.
Bu iki sektör aynı
zamanda teknolojinin de hızla geliştiği ve Ar-Ge ve innovasyonun
yüksek olduğu iki sektördür. Dolayısıyla, bu açıdan da bir
birliktelik olmak durumunda ve aslında bir sinerjinin doğması
için de her türlü fırsat müsaittir.
Eskiden, evimizde basit
bir kablolu telefon veya silahlı kuvvetlerde mandallı bir
telsizdi. Bundan ibaret diye de düşünülebilir; ama öyle değil.
Haberleşme, silahlı kuvvetler için bugün dahi en önemli yetenek
alanlarından bir tanesi ve sivil hayatımızda da en fazla
teknolojik gelişmenin olduğu ve sivil hayatımızda en fazla
gelişim sağlayan husus yine haberleşme oldu.
Savunmada örnek vermemiz
gereken bugünün konsepti, İngilizce tabiriyle “Network Centric
Wolfair” veya “Ağ Merkezli Harp” dediğimiz, aslında bütün
silahlı kuvvetler unsurlarının çok etkin bir şekilde
haberleşmesi ve bir ağ içerisinde tek bir unsur gibi hareket
edebilmesi ve bunun da altyapısının temeli haberleşme ve
haberleşme etkinliğidir.
Yakın zamanda silahlı
kuvvetlerimizin önemli harekatları oldu, bunları takip ettiniz.
Buradaki en önemli teknolojilerden birisi olarak kullanılan
“sensör” ve “iletişim teknolojileri” olmuştur. Yani,
“göreceksiniz”; gördüğünüz de “komuta merkezlerine,
karargahlara, diğer birliklere aktaracaksınız” ve o da ses,
veri, video haberleşmesi ve bunu gerçek zamanda yapabilmek,
güvenli olarak yapabilmek, geniş tabanda yapabilmek. Bunların
hepsi Sayın Başkanımızın çok iyi bildiği teknoloji alanları ve
tamamen telekom sektöründen doğan teknolojilerdir.
İki sektöründe büyük bir
iç pazarı var; silahlı kuvvetler sektörü dünyanın önde gelen
ordularından birisini desteklemeye soyunmuş sektörlerden birisi
olarak büyük bir iç pazara sahip. Bugün silahlı kuvvetlerin
ihtiyaçlarını alt alta dizdiğiniz zaman çok geniş bir proje
spektrumu karşınıza çıkıyor ve bu da süreklidir; yani, “bugün
bu ihtiyacımız var, yarın belki olmayabilir” diyeceğimiz bir
durum yok. Türkiye’nin içinde bulunduğu ortam belli ve bizim
savunma sektörü ihtiyaçlarımız süreklidir ve Türkiye’de bu
alanda yatırım yapmak için gerekli pazar şartları vardır
Aynı şey telekom için de
geçerli; telekom da büyük bir iç pazar var. Ben bunu katıldığım
konferanslarda öğreniyorum, Türkiye’nin cep telefonu pazarı,
yıllık 60 milyon gibi korkunç bir rakamdır. Bunlar çok yüksek
rakamlardır. Yani, baktığınızda bu tür rakamlarla iç pazarda
ciddi bir sektör yaratılabilir ve yaratılıyor da. Bugün de
sizlerle birlikte olmamızın gerekçelerinden birisi de budur.
Sayın Başkanımızın da
gayet güzel bir şekilde belirttiği gibi, bugünkü toplantımızın
amacı, iki sektörde de aslında geçmişe dayanan bir işbirliği var
ama, iki sektör de hızlı büyüyen, gelişen ve yeni oyuncular
üreten sektörlerdir. Bugünkü ana amacımız, sektörlerimizi bir
araya getirip “tanışıklığı-akrabalığı tazelemek” ve o sinerjiyi
hep birlikte ileriye taşımak. Burada ve bu tür panellerde
birbirimizi dinleyeceğiz ama bu paneller kadar ara sohbetlerde
de –yine Sayın Başkanımızın ifadesiyle- aynı derecede önemlidir
ve çalışmaya katkı yapacak, iki sektörün de ileriye dönük
hedefleri var. Telekomünikasyon grubumuzun koyduğu hedefler var,
savunma sanayimizin hedefleri var. Her ikisi de büyümeye ve yeni
teknolojilere dönüktür. Bunlar bizim için önemdi hedefler ve
önemli fırsatlardır diye düşünüyorum.
Bizim, Telekomünikasyon
Kurumu Başkanlığımızda sağlıklı bir “ürünü, meyvesi” diyelim;
büyük emekleri için, Sayın Başkanımız başta olmak üzere
Telekomünikasyon Kurumu Başkanlığımıza, meslektaşlarımıza ve
Telekom Dünyası Dergisine teşekkür ediyorum. Bu görmüş olduğunuz
çalışma, gece saat 03.00’te tamamlandı. Gerçekten büyük bir emek
harcandı. Arkadaşlarımıza da bu anlamda, bize güzel bir çalışma
ortamı hazırladıkları için çok teşekkür ediyor, başarılı bir
toplantı diliyorum.
LÜTFİ VAROĞLU
Savunma Sanayi
Müsteşarlığı, Daire Başkanı:
Sayın Müsteşarım, Sayın
Başkanım, Sayın Vekilim, değerli konuklar; hazırlıklarımızı,
Sayın Müsteşarımızın da söylediği gibi, çok uzun süre alan hatta
Sayın Başkanımızın sabrını da çok zorladığımızı düşünüyorum; üç
kez iptal edilen toplantımıza hoş geldiniz diyoruz.
Hakikaten arkasında
ciddi bir emek var. Başlangıcı Sayın Başkanımızın, Sayın
Müsteşarımızı ziyaretiyle ilk kez gündeme geldi. Sektörlerin
birbirini tanıması ve birbirleriyle kamu kuruluşunun da aslında
birbirleriyle çalışması anlamında da çok iyi bir örnek olduğunu
düşünüyorum. Değerli bürokrat arkadaşlarımızla birlikte çeşitli
ortamlarda daha rahat ve yakın çalışma imkanı bulmaya başladık.
Bu durum da doğal olarak sektöre yansıyor. Ümit ediyoruz ki bu
toplantı da bu çalışmanın bir başlangıcı olabilir, olsun.
Hazırlıkları gerçekten
ciddi zaman aldı; Sayın Müsteşarımızın ifade ettiği gibi, en
yüksek bedelli iki sektör. Sağlık ve enerjiyi de bir kenara
koyarsak, çok büyük iş olanaklı iki büyük sektör ile birlikte
olmak bizim için de heyecan verici.
Ben genel anlamda bunu
bir sistem olarak adlandırdım. İzin verirseniz bu sistemimizi
anlatmak, orada neler yaptığımızı, telekom sektöründen, ICT’den,
bizimle daha sonra çalışmayı düşünen firmalara bir bilgi vermek,
çalışma yöntemimizi anlatmak açısından başlangıç bölümünde
bunlara yer vereceğim. Ardın da ICT ve Savunma Sanayi açısından
yakın dönemde ne tür imkanlar var, bu konularda kısaca bilgi
vermeye çalışacağım.
Başlangıçta Savunma
Sanayi Müsteşarlığımızın görev ve sorumlulukları konusunda,
Milli Savunma Bakanlığımıza bağlı bir teşkilat olarak 1985
yılında kuruldu. Ağırlıklı ve ana görevimiz Aselsan ve savunma
sanayinin desteklenmesidir. Özel bütçeli bir kurum ve yapısını
itibarıyla da ayrı bir yasa ile bağımsız olarak çalışmalarını
sürdürüyor. Milli Savunma Bakanlığımızın müsteşarlığı da kendi
misyonu doğrultusunda, kendi lojistik çalışmalarını milli
bütçeden yürütüyor.
3238 sayılı kanunla kurulan Savunma Sanayi
Müsteşarlığımızın iki asli görevi var; birisi silahlı
kuvvetlerin modernizasyonu, ikincisi de modern savunma sanayinin
geliştirilmesidir. Aslında bunları da projeler yoluyla
yapıyoruz. Silahlı Kuvvetlerimiz için ana sistemleri temin
ederken savunma sanayiini yönlendiriyoruz, teknolojinin
geliştirilmesi için –varsa- imkanları, silahlı kuvvetlerin
beklemeye, zamana tahammülü olan projelerde imkan sağlıyoruz.
Off-set
konusunda; Türkiye’de, kamuda aslında off-set’i bir araç olarak
kullanan yegane kuruluş olduğumuzu söylemekte fayda var. Off-set’te
yabancı firmalarla imzaladığımız sözleşmelerde her 100 lira
karşılığındaki en az 50 liranın yurt dışına Türk ürününün
satılmasını sağlayacak bir araç olarak değerlendirebiliriz. Bu,
doğal olarak ihracatı da tetikleyen bir mekanizma haline de
geldi.
Kalite, test ve
sertifikasyon çalışmalarımız var, bunlardan da kısaca
bahsedeceğim. Teşkilatımızın en önemli yapısı, uzun yılların
getirdiği birikimle şu anda 23 üncü yılımıza girdik. Proje
yönetimi konusunda çok uzmanlaşmış, değişmeyen, sürekli,
tamamıyla bu sektöre adapte olmuş, çalışmalarını bunlarla
sürdüren ekibimiz var.
Bir de yıllara sari
proje finansmanı yapabiliyoruz. Bu da herhalde kamuda büyük bir
esnekliktir. Ayrıca belirli konularda da Kamu İhale Kanunundan
muafiyetimizin, özellikle silahlı kuvvetlerin önemli ve acil
alımları için bir esnek mevzuat yarattığını söylemekte fayda
var.
İcra Komitesi, bizim
karar organımızdır; fon, kaynakları sağlarken İcra Komitesi de
karar organı olarak Müsteşarlığı denetliyor, değerlendiriyor.
İcra Komitemizin üyeleri Sayın Başbakan, Sayın Genelkurmay
Başkanımız ve Sayın Milli Savunma Bakanımızdır. Genel
Sekreterliğini de Sayın Müsteşarımız yürütüyor.
Bütün kararlar,
ihalelerin başlangıcı, sonuçlandırılması, kredilendirme
mekanizması dahil tüm süreçler İcra Komitesinin –basınımıza da
sık sık yansıyan, önümüzdeki dönemde de sanıyorum 9 Nisanda bir
toplantımız daha olacak- gayet açık ve şeffaf şekilde ifade
ediliyor, anlatılıyor.
Tedarik sisteminin
üzerinden kısaca geçersek, üçlü bir sacayağı; ortada bir
ihtiyacın olması gerekir ve bu ihtiyacı da Türk Silahlı
Kuvvetlerimiz belirliyor. Silahlı Kuvvetlerin ihtiyacını
sanayimiz, bizim tedarik mekanizmalarımız üzerinden karşılarken,
aynı zamanda paralelde üniversiteler ve Ar-Ge enstitüleriyle,
özellikle de Tübitak enstitüleriyle yakın bir işbirliği içinde
çalışılıyor.
İhtiyaçların
önceliklendirilmesi konusunda Genelkurmay Başkanlığının
sorumluluğu var. Yani aslında bu döngü de bizim son dönemde
yaptığımız çalışmalarla bir miktar değişmeye başladı. Muhakkak
ki Türk Silahlı Kuvvetlerimiz ihtiyaçlarını hazırlıyor ama,
sektörden gelen birikimlerle oluşturulmuş yeni ürünler de Türk
Silahlı Kuvvetlerinin ihtiyaçlarını tetikleyen bir unsur olarak
bulunuyor, yani illa ki yani silahlı kuvvetlerin bir ihtiyacının
doğması için, bir “requirement” yazılması için sadece ihtiyacın
oluşması gerekmiyor; … teknoloji, bir “driver” olarak bir
yönlendirici olabiliyor.
Genelkurmay
Başkanlığının değerlendirmelerinden sonra İcra Komitesine arz
edilip, müsteşarlığımızın sorumluluğunda çalışmaya, komiteye
dönem dönem arz edilerek konu sanayiye aksettiriliyor. Sanayi
üzerinden.. yapılarak ürünler Türk Silahlı Kuvvetlerimize teslim
ediliyor.
“Uzman Tedarik Kuruluşu”
dedik. Bu terim aslında Batılı gelişmiş ülkelerde çok görülen;
Almanya’da BWB, Fransa’da DGA, İngiltere’de DPA teşkilatlarına
benzer bir yapılanma. Boyut olarak kıyaslanabilir bir boyutta
değiliz; üzere kamunun “az elemanla çok iş yapma” Türkiye’ye
özgü olan kültürü bize de yansımış durumda. Az elemanla çok ..
çalışıyoruz ama, uzman tedarik mekanizmasını 22-23 yılın sonunda
söylemek artık mümkün.
Müsteşarlığımızın genel
teşkilatlanma yapısı –ekranda görüldüğü üzere- idari ve mali
işler, Müsteşar yardımcılığında; sanayi ve iletişim, sanayileşme
Ar-Ge, teknoloji, kalite test, uluslararası konuları Sanayi
Hizmetleri Müsteşar Yardımcılığında’dır.
Bütün bunların, silahlı
kuvvetlerin Proje Daire Başkanlıkları da Müsteşar Yardımcılığı
adı altında konuşlandırılmış durumdadır.
Aslında bir çok değişik
proje gerçekleştiriliyor. Bir örnek vermek gerekirse, klasik
örnekler, kara araçlarında tanklar ve kara araçlarının
modernizasyonudur. Bunlara en klasik örnek olarak Leopard
Tanklarının atış kontrol sistemini ve M60 tanklarının
modernizasyonunu verebiliriz.
Deniz araçlarında,
sıfırdan geliştirdiğimiz “Milgem Projesi” dediğimiz Milli Gemi
Projesi, karakol yeni tip denizaltı ve bunların
modernizasyonlarıdır.
Hava araçlarında,
gelecek nesil, son insanlı savaş uçağı GSF, insansız hava
araçları, helikopterler sayılabilir.
Elektronik ve yazılım
konusunda tabiî ki çok geniş bir liste var. Eşbaşkanımız Mete
bey de oturum başlangıcında detaylı bilgi verecek ama, uydu,
elektronik harp gibi bir çok projeyi saymak mümkün. Roket füze
mühimmat da, isminden anlaşılacağı üzere, genel çalışmaları
içeriyor.
Aslında bu bir öğrenme
düzeni; bizim yaşadıklarımızı özetliyor ama, Türkiye’nin de bir
gerçeği. Ümit ediyoruz ki, sağlık ve enerji sektörü de bu
cycle’ları bizimle birlikte yaşar. Geçmişte kaybolan yılları
toparlamak için hala bir zaman var.
90’ların başında ancak
hazır alımlarla başlayabildik, çünkü sanayi yoktu; olabildiğince
Türkiye’de yerli katkıyı tutarak başlandı. 90-2000 arasını
–bunlar kabaca belirlemeler oluyor, çünkü zamanlar bu kadar
keskin hatlarla ayrılmış değil tabiî ki- üretim çabaları vardı.
Ülkede yabancı sermaye desteğiyle kurulmuş ortak yatırım
şirketlerinin eliyle birtakım şey geliştirildi.
2000’den sonra ise
oyuncu sayısı arttı. Bugün alt segmenlerde o kadar çok oyuncu
var ki, o kadar değişik oyuncu var ki, her birisi için yapma
şansımız var ve bu da bizim için oyuncu sayısının artışıyla
mümkün. Tasarım gücü ve bu tasarım gücünün gösterilmesi için
tazelenmesiyle birlikte içeriye doğru enjeksiyon yapılan müthiş
bir bedel var. Bu da 2000 sonrasındaki çalışmaları özetliyor.
Geldiği zaman yaptığı
şey şu: Telekomünikasyon Kurumunun da yerli artırılması çabaları
ve sektöre getirdiği regülasyonların farkındayız. Aslında bu da
bundan farklı değil; önümüze bir proje geldiği zaman “biz bunu
yapabilir miyiz? Kendimiz ne kadar yapabiliriz?” diye başlıyor
sorular. Uzman bir kuruluş olarak sanayinin elindeki imkanları
bildiğimiz için olabildiğince özgün geliştirmeye önem veriyoruz.
Eğer bunu yapamıyorsak, uluslararası birtakım birlikteliklerle
bunu gerçekleştirmeye çalışıyoruz. Bu, bizim için şu bakımdan
önemli; en azından işbirliği içinde, koyduğunuz para kadar bir
iş alabiliyorsunuz. Biraz sonra bununla ilgili örnekleri
vereceğim.
Artık dünyada –Amerika
dahil- gelişmiş ülkeler tamamıyla kendi bütçeleriyle, kendi
imkanlarıyla sistem geliştirmekten vazgeçiyorlar, yani artık çok
uluslu konsorsiyum yaklaşımları var ve Türk şirketleri de
bunlarda rol almakta gecikmemeliler.
Eğer ortak geliştirme
imkanıyla birlikte bunları da yapamıyorsak, tabiî ki silahlı
kuvvetlerin ihtiyaçları bu kapsamda değerlendiriliyor. Silahlı
Kuvvetlerin de sektöre güveninin gelişmesiyle birlikte, birinci
ve ikinci tercihleri uygulamaya çalışıyoruz.
Demin söylediğimiz üçlü
kategori, üç adımda çalışma yöntemini, elimizdeki
geliştirdiğimiz, yürüttüğümüz veya sonlandırdığımız projeler
üzerinden gidersek; zırhlı muharebe aracı, aslında geçmişi olan
ilk projelerimizden birisidir. Ama ikinci kısmına Ekim 2000
tarihinde başladık. Bu bir ortak yatırım şirketi; FNSS, Nurol,
ortaklığıdır. Proje tamamlandığında gayet başarılı ve silahlı
kuvvetlerin envanterinde yerini aldı.
Black
Hawk Helikopterinin modernizasyonu. Aslında Türkiye’nin
havacılık sektör için önemli, kilometre taşı olan bir proje.
İçindeki avionic’leri söküp tamamıyla yeni yapıları oluşturmak,
içine –hava radarı dahil- gerekli yeni unsurları koymak,
haberleşme sistemlerini yenilemekle ilgili bir projedir.
Halihazırda bu projeyi tamamlamak üzeredir.
C-130 Modernizasyonu:
Bunlar da Hava Kuvvetlerimizin envanterinde bulunan naklîyi
uçaklarıdır. Artık belli bir aşamadan sonra –Deniz
Kuvvetlerimizin kullandığı deyimle- avionic unsurların
gelişmesiyle birlikte bütün uçak kokpitinin yenilenmesi şeklinde
bir çalışma yapılıyor ve bu proje de halihazırda yürüyor.
Leopard
Tankları, demin de örneğini vermiştim, Aselsan’ın “inhouse”
geliştirdiği birtakım sistemler ve ürünlerdir. Bunlar bir araya
getirilerek bir ana kompüter üzerinden kontrol edilerek
tankların atış kontrol sistemleri modernize ediliyor.
Halihazırda teslimatları sürüyor.
Stinger,
malumunuz 90’ların başında Hollanda’dan füze teknolojisi
konusunda teknoloji transfer yoluyla Aselsan’da yaptığımız bir
çalışmaydı ama, daha sonra bunu araçlara monte ederek kaideli,
monteli bir sistem haline dönüştürerek Aselsan öyle bir ürün
geliştirdi ki, geçen sene bunu Hollanda’ya ihraç etme imkanı
bulundu. Bu, aslında üzerine bir know-how inovasyonla bir şey
koyduğunuz zaman herhangi bir ülkeye herhangi bir şey satmanızın
engel tanımayacağı güzel bir örnektir.
Bizim açımızdan önemli
bir örnek; teknoloji. Bu konuda da Aselsan ile kapsamlı, büyük
alt başlıkları olan bir projede çalışıyoruz. Halihazırda Irak
operasyonunda da kullanılan helikopterlerimizde füze ikaz
sistemleri, bunların karşı tedbir atma sistemleri ve
mühimmatları üstlerine yüklenmiş şekilde uçuyorlar. Bu anlamda
da silahlı kuvvetlerimize belli bir güvenlik sağlandı. Bu
projenin devamı da peyderpey teslim edilecek.
Milli Gemi; Deniz
Kuvvetleri Komutanlığımızın koordinasyonunda, tasarımı tamamen
yerli imkanlarla gerçekleştirilen üzerine tüm elektronik
cihazları Aselsan, Havelsan iş ortakılğı tarafından konulacak
bir gemi. Bununla ilgili olarak bu yılın sonuna doğru geminin
suya indirilmesi planlanıyor. Önümüzdeki yıldan itibaren de
radarlarıyla birlikte diğer tüm elektronik unsurları gemide
konuşlandırılacaktır.
Ani Müdahale Botu; bu da
aslında çok önemli. Kendi sınıfında önemli bir ürün haline
gelmiş, dünyada tanınmış, bir çok yere ihraç ettiğimiz bir
üründür. 90 tonluk sahil botu, bunların çeşitli varyasyonları
İstanbul’da mevcut bazı tersanelerimiz üzerinden silahlı
kuvvetlerimize sağlanıyor.
Genesis,
FFG Seven denilen, firkateynlerdeki komuta kontrol merkezlerinin
modernizasyonu; Bunu, Havelsan ve iş ortaklarıyla birlikte
gerçekleştiriyoruz. Artık 25 yıllık olmuş gemilerin bütün komuta
kontrol merkezleri, kumanda merkezleri şu anda yenileniyor.
Milli İnsansız Hava
Aracı; bunların teslimatlarını yaptık. Daha doğrusu devam ediyor
ve bölgede de kullanımları gerçekleştirildi.
Milli Eğitim Uçağı; keza
TAI tarafından gerçekleştiriliyor.
Gelecek Nesil Ana
Muharebe Tankları konusunda şu anda Otokar ile bir sözleşme
aşamasındayız.
Bunlar, kendi
geliştirdiğimiz projelere örneklerdir.
Uluslar arası projelere
iki örnek vereceğim; JSF, Amerika ve Lockheed Martin
önderliğinde ve ana yükleniciliğinde yapılıyor. Türkiye burada
bir paydaştır. Bunun karşılığında da Türkiye, uçakta, TAI’nin
birtakım parçalar üretmesi imkanını kazanıyor. Ayrıca şu anda
şirketlerimiz Lockheed Martin’e alt yüklenici olarak konusunda
da çalışmalarını sürdürüyorlar.
A400M; Çok önceden
Avrupa’da başlamış, bir konsorsiyuma üye olmanın Türkiye
tarafından bir kazanıma dönüştürülmesi mümkün oldu. Özellikle
Airbus Military tarafından gerçekleştirilen bu projede Türkiye
10 uçak satın alacak ve bu 10 uçaklık satın almanın karşılığında
da Türkiye’de şirketlerimize iş olanağı yaratıyoruz.
Ortak üretim projeleri
de; yabancı birtakım şirketlerle geliştirilen projeler; mayın
arama gemisi buna bir örnektir. Barış Awacs, Boeing ile birlikte
yapılan
Attack
Helikopteri, çok yakında yürürlüğe girmesi planlanan projede de
İtalyan Agusta Western ile birlikte tamamıyla, ileride
Türkiye’nin de satış olduğu bir helikopter tipini, elektronik
unsurlarını da kendi imkanlarıyla yerleştirerek kullanacak.
Yakın dönemde karar
verilmesi beklenen uydu projesi; bunda da yabancı ortak olacak
ama, Türkiye’de TAI, Türksat, Roketsan, Aselsan gibi
şirketlerimize de iş payı yaratarak bir sonraki projesi için
önemli bir kazanım elde etmeyi düşünüyoruz.
Bütün bu projeleri
yaptığımız, silahlı kuvvetlerinin kabiliyetlerine baktığımız
zaman, üç temel kategoriye ayırdığımızı görüyoruz. Bunlar,
başlangıçta tabiî ki regülasyonlar oturmadan, imkanlar belli
olmadan yerli sermaye parasını harcamıyor; yani, bunda bir
yanlışlık yok. Ekonominin temel kuralları burada da geçerli.
Başlangıçta silahlı kuvvetlere ait askeri fabrikalar –keza
bunlar hala bir çok projede görev alıyorlar- ve Silahlı
Kuvvetler Vakfı kuruluşları, ağırlıklı olarak TAI, Aselsan,
Havelsan,’ı saymak mümkün, MKE statüyle çalışmalarını halen
sürdürüyor. Bunlar önemli bir boyutta halihazırda projelerimizde
rol alıyorlar.
1990 yılından itibaren
yabancı firmalardan bahsetmiştim. Onların, varlıklarını halen
sürdüren sektörde rollerini devam ettiriyorlar. Özel kuruluşlar
da özel sermayenin, özellikle bu büyük savunma portföyünün
içeriye açılmasıyla birlikte oyuncu sayısının arttığını
gördüğümüz bir alandır.
Sonuçta, kara, deniz,
hava sistemleriyle askeri yazılım, simülasyon, savunma
elektroniği, sivil mühimmat, füze, roket ve konularında
Türkiye’de sanayinin temel kabiliyetlerinin oluşmaya başladığını
görüyoruz.
Bunların üzerinden temel
birtakım kavramlarla geçelim dersek, tekerlekli taktik
araçlarda BMC’yi, Otokar, FNSS, Nurol’u saymak mümkün.
Deniz sistemlerinde,
İstanbul’da yerleşik bir grup tersane, ayrıca bunların komuta
kontrol sistemlerini yapan birtakım şirketlerimiz var.
Havacılıkta ağırlıklı
merkezimiz TAI. Ama, bunun yanında Eskişehir’de yabancı ortaklı,
çok başarılı bir motor fabrikası olarak çalışmalarını sürdüren
TEI ve Alp Havacılık’ı saymakta fayda var.
Askeri yazılım ve
simülasyonda, burada, görünenden fazla oyuncu var, ancak önde
olanları, ana entegratörlük görevi verdiğimiz firmaları buraya
yazdık. Artık bu projelerde hiçbir şekilde yurt dışına ihaleye
çıkmıyoruz. 15 sene önce bunu söylemek çok da kolay değildi, ama
s on 6-7 senedir hiçbir ihalemizde yabancı firmalar yer almıyor.
Savunma elektroniğinde
de keza, bir kısmı lisans altında ama önemli bir kısmı da özgün
tasarım yöntemiyle cihazlar geliştiriyoruz.
Silah ve mühimmat bu
sektörü, çok fazla ana konusu olmadığı için hızlı geçiyorum.
Füze ve roketler de
keza.. Eğer ilgilenenler varsa, kendilerine detaylı bilgi
verebiliriz.
Lojistik de aynı
şekilde…
Bütün bunları yaparken
de Müsteşarlık da kendini değiştirmek, dönüştürmek zorunda
hissediyor. Doğal olarak, sektörü yönetirken önceleri 6-7
firmayı yönetirken şimdi 93 üyesi olan Sasad’ı yönetmek, keza
bugünkü toplantıda konuştuğumuz telekom ve otomotiv yan
sektörlerini yönetmek kolay değil. Müsteşarlığımız da kendi iç
yazarak, bilgi yönetimi daha somut, anlaşılır ve tekrarlanan
uygulamalarla öğrenen bir kurum olma yolunda adımlar atıyor.
Bunlar son 2-3 yılımıza damgasını vuran çalışmalardır.
Bu yolla da
“maliyet/etkin” bir çalışma geliştirdiğimizi düşünüyoruz. Kamu
kuruluşlarının kendilerine artık bir ayna tutmaları açısından da
biz kendimizi böyle bir kategoriye yerleştiriyoruz.
Bilgi yönetimi konusunda
da iyileştirmelerimiz özellikle bu yıl artarak sürecek.
Off-set;
bu konuda detaya girmeyeceğim, yine web sitesi üzerinden
detayları öğrenilebilecek bir konu, ama bu önemli bir araç.
Bunu, yabancı şirketlerin Türk ürünlerini dışarıya ihraç etme
konusunda sıkıntıya düştüğümüz bazı konularda olarak
kullanıyoruz.
Sadece genel bir
bilgi; halen yürürlükte olan çalışma var. Bunun boyutlarına ve
detaylarına girmiyorum. İlgilenen kuruluşlarımız, telekom
şirketlerimiz, ICT şirketlerimiz, bu konudaki ilgili
arkadaşlarımızdan bilgi alabilirler.
“Kalitenin takibi”
konusuna da bir iki slaytta değinmek istiyorum; Savunma Sanayi
Müsteşarlığının son dönemdeki yapılanmasıyla birlikte proje
aynı anda bir çok kuruluşa verildi. Bunların yerinde
denetlenmesiyle ilgili olarak temsilcileri eliyle
konfigürasyon denetimlerini yapıyoruz. Sözleşmelere koyduğumuz
hükümlerle de bütün sektöre yaygınlaştırıyoruz. Bu, aslında
uluslararası standartların aşağıya doğru indirilmesi,
uygulanması açısından da bir çalışma. Bunun telekoma, enerjiye,
sağlığa –hangi sektöre hizmet ederse etsin- faydası olacağını
görüyoruz.. firmaları denetleyip, değerlendirip birtakım
sertifikalarımızı veriyoruz. Onların proje kalitelerine
uyumluluklarını, uyumluluklarını da onaylıyoruz.
Ar-Ge yatırımlarında,
Tübitak kaynaklı Ar-Ge Müsteşarlığımız. Savunma Sanayi
konusunda ciddi, büyük blok bir proje yürütülüyor. Mükemmeliyet
Merkezleri yoluyla da Ar-Ge yatırımlarını daha kontrollü hale
getirmeyi planlıyoruz.
Yüzde 25 olan yerli
katkı payını yüzde 50’ye çıkarmakla ilgili olarak 2007-2011
planında bir stratejik hedef koyduk. Bugün itibarıyla, son iki
yıllık çabalarla bu oran bugün yüzde 37’lere ulaşmış durumdadır.
Bu oran da hedef yarı yarıya ulaştığımızı gösteriyor ama, yüzde
50’yi geçmemiz gerektiği de bizim çok iyi bildiğimiz bir konu.
Bu nedenle sanayi
dönüşüyor, müsteşarlık dönüşüyor, aslında hep beraber başka bir
yöne doğru dönüşüyoruz. Bu slayt da bunu gösteren bir slayt;
tasarımcılığa; alt sistemlerle uğraşmaktan sistem
entegrasyonuna; sadece bir proje için kurulup kaybolan, iflas
eden şirketler yerine daha güçlü yapılara doğru dönüşmeye
çalışıyoruz.
Burası, sanki
toplantımızı özetleyen bir yer: Sanayiden kopuk, “Biz savunma
sanayiciyiz, başka bir yere bakmayız” diyen bir sektörden, iş
paydaşları, iş ortakları ile birlikte çalışan entegre bir yapıya
doğru dönüşüyoruz. Tabiî ki kullanıcıdan kopuk değil; onlara
çözüm üreten bir yapımız var.
Sayın Müsteşarımızın da
konuşmasında ifade ettiği, demin anlattığımız “komşu sektörler”
yaklaşımını özetleyen bir durum. Bize göre savunma sanayinin
derinliği 4 aşamada özetlenebilir; birinci olarak “ana
müteahhitler, sistem entegratörleri” dediğimiz büyük
oyuncularımız var, onların altında –tabiî ki- “alt sistem
üreticileri”, çok büyük inovasyon geliştirmeleri için kurulmuş
“teknokent şirketleri” var, altlarında da “araştırma
enstitüleri, üniversiteler” olarak linkleri var. Yani aşağıya
doğru bu dört seviye, bizim, projelerimizde muhatap olduğumuz,
çalıştığımız kuruluşları özetliyor.
Tabiî
ki bunların otomotiv, gemi inşa, elektronik, bilişim, telekom
gibi yan sektörlere doğru yayıldıklarını görünce, büyük bir
camiadan bahsettiğimiz ortaya çıkıyor.
“Özgün ürünler” konusu
neden önemli?.. Özgün ürünleriniz olmazsa belli bir süre sonra
sektör daraldığı anda, herhangi bir ekonomik krizde veya bir
sıkıntı olduğunda ilk eleman kaybeden sektör savunma sektörü
oluyor. Telekom’un oyuncuları da buradayken söylemek aslında ne
kadar doğru bilmiyorum ama, 2001 ‘deki krizde telekom sektörü,
savunma ve finans sektörlerine çok eleman kaybetti. Aslında bu
belki bizim sektör için bir kayıptı ama, yetişmiş personelin
diğer sektöre getirdiği katma değer açısından da bir kazançtı.
Bu ürünleri yurt dışına
götürdüğümüz zaman artık anlatacağımız, göstereceğimiz bir
şeyler var. Bizim için ICT sektöründe çalışma felsefesini buna
oturtması gerçekten çok önemli; yani, proje için “yaptım,
bitirdim, işimi teslim ettim, paramı aldım” mantığından ziyade,
bunun başka bir kuruluşa, başka bir ülkeye veya başka bir yapıya
nasıl dönüştüreceğimizi sürekli olarak aklımızda tutmamız lazım.
“Beraber Çalışma
Kültürü” konusunda Sayın Başkanımız çok veciz bir şekilde
konuşmalarında ifade ettiler; beraber çalışamıyoruz. Böyle bir
sorun var. Yani, olmamasını ümit ettiğimiz genetik bir arıza.
“Eline sopayı alıp yönetmek” ne kadar doğru bir tabir
bilmiyorum, ama kamunun belli kuruluşları, Telekomünikasyon
Kurumu gibi regülasyondan sorumlu kuruluşları, Savunma Sanayi
Müsteşarlığı gibi projeler eliyle sanayiyi güçlendiren
kuruluşları, sanki böyle bir yöntem uygulamalı.
Havelsan’da
biz simülatörler gerçekleştiriyoruz. Şu anda kabul aşamasına
geldi; Black Hawk Simülatörleri yapıyorlar. Bunlar bayağı canlı
uçuş simülatörleri. Bunlarla ilgili 19 tane yerli ana/alt
yüklenici kullanılması konusunda kendileri zaman içinde ikna
edildiler. Bunun başka yolu yok; ama, ikna olunduktan sonra
gelinen noktaya bakarsanız, aynı Havelsan şimdi Cooger
simülatörlerini yapacak bize. Bu 19 sayısını 20-21’e çıkarma
talebini kendileri getiriyorlar!.. Bilmiyorum, Havelsan’dan
arkadaşlarımız buradalar mı, öğleden sonra da Sayın Genel Müdüre
teyit ettiririz. Bu, iyi bir şey; hem inovatif çalışan
küçük/orta ölçekli işletmeler açısından da önemli. Biz burada
sadece –kamunun sorumluluğu açısından- “biz projeyi verdik,
kurtulduk” diyebilirdik. Hayır; oradaki alt katmanlara, demin
gösterdiğim alt katmanlara projenin sağlıklı yürütülmesi
açısından böyle yapılması gerekiyor.
Yaklaşık 2 milyon
satırlık bir görev bilgisayarı yazılımı geliştirildi. Bu çok
kıymetli. Bunun neden bir örnek olarak koyuyoruz?.. Biz bunu bir
örnek olarak teslim ettiğimiz zaman, silahlı kuvvetler bunu bir
pilota emanet edip uçuruyorlar. Orada bir can var, ülke
güvenliği var, savunma var, insan emniyetiyle ilgili uymanız
gereken kesin kurallar var, gerekiyor. Bu yüzden yani
yazılım standartları konusunda aslında sektörümüzü
bilinçlendirme konusunda bir misyon sahibi ve bunu da doğru
yönlendirdiğimizi düşünüyoruz.
Dünyada gelişen en son 178B standardı,
uygulanıyor; yani artık “5 sene sonra uygularız, acelemiz yok”
demek şansı yok. Eğer bu ürünü sistemin önemli bir parçası
yapacaksanız bunun şartlarına da uymanız gerekiyor.
Büyüklükler bazı şeyleri
de gösteriyor. SSM çok yakın dönemde askeri yazılım projeleri
gerçekleştirdi. 25-30 milyon/satır yazılmış. Gömülü yazılımları
saymıyoruz, onlar zaten bunun içine yedirilmiş, telsizinden
tutun da kadar, onları ayırıyoruz. Sadece aplikasyon
(uygulama) yazılımları dediğimiz Türkiye’de son dönemde
savunma sanayi eliyle başlatılmış projelerdir.
Bu anlamda, dünyada
yazılım sektörü kendini de kanıtlıyor; yani, kazandığı parayı
Ar-Ge’ye döndüren ve bu sayede de kendisini kanıtlayan bir
sektör. Milyarlarca dolarlık IT sektörünün kendini bu aşamaya
getirmesi kolay olmuyor. Sağlıkta da benzeri bir yapı var ama,
yazılımdaki bu örneği hep aklımızda tutmamız lazım. Bizim
IT’cilerimiz “günü kurtaralım” derken bir sonraki günü de
düşünmek ve bir Ar-Ge hazırlığı yapmak zorundalar. Ar-Ge’yi
yaparken de, demin söylediğimiz gibi, outsource etmeleri lazım.
Artık çok klasik oldu, Hindistan örneğini vermeyelim. Şimdi
korkarım ki ikinci trende Kuzey Avrupa’da çıkan birtakım
örnekler var. Ümit ediyorum Türkiye bu açıdan, daha fazla
gecikmeden, kamu eliyle yazılım projelerini sağlık
Savunma sektörüne bu
kadar para ayırdık, bunu da gösteren en iyi tablo budur: 1997
yılından 2006’ya kadar olan gelişimi gösteriyor ki, ara ara kriz
dönemlerini hissediyor, görüyorsunuz ama, Türkiye içeriye bir
enjeksiyon yaptıkça, yıllık ciro rakamlarına baktığınız zaman,
en son 1.7 milyar dolarlık bir rakama ulaştık. Görmüş olduğunuz
gibi, eğri, şu anda sağlıklı gidiyor.
Bu sağlıklı gidiş,
söylediğim gibi, kamunun içeriye enjeksiyonu. Peki bunu
dengeleyici unsurlar nelerdir; ihracat!.. İhracatta, yoktan
buralara gelmek açısından çok faydalı bir nokta, ama yeterli mi,
hayır değil. 150 milyon doları şu anda yetersiz buluyoruz ve şu
anda da sektörümüzle birlikte gece gündüz mesai yapmaya gayret
ediyoruz.
Demin anlattığım
sertifikasyona geri dönersek, Savunma Sanayi Müsteşarlığı
burada, IT sektörü kabiliyetleri dünyaca kabul gören bir yapıya
dönüştürülmesi için çok çaba gösterdi. Bu, son iki üç yıldır
sektörde görüyoruz. Bizim açımızdan, bizim risk edecek bir
sistemimiz yok, yani demin bir pilot örneğini verdik. O pilotun
önünde koşan yazılım bir yanlışlık yaparsa hiç şansınız yok,
geri dönüş imkanı yok.
Sivil uygulamalarda
belli bir yere kadar katlanabiliyorsunuz, ama sonuçta yazılım
ürünlerini geliştiren şirketlerin dünyaca kabul görmüş
sertifikasyonları almaları şarttır. “Neden?” derseniz, sadece
Türkiye’ye satış yapmayı düşünüyorsanız, evet, bu sertifikasyonu
almadan da yaşarsınız. Şuna benziyor: Türkiye’de İngilizce
bildiğinizi ispatlamak için KPDS belgesi yeterli, kimse sizden
TOEFL sormuyor; ama, yurtdışına gittiğinizde “ben İngilizce
biliyorum” dediğiniz zaman size “TOEFL belgeni göster” diyorlar.
O yüzden biz, KPDS ile TOEFL arasında kendi hedeflerini doğru
biçimde oturtmuş bir sektör görmek istiyoruz ki, ikna
edebilsinler ve bunları daha iyi satabilsinler. Hindistan’ın
başarısının arkasında da bu vardır; onlarca “CMMI-3” q
nerede?.. Ne mutlu ki bizim en azından bir miktar
ivmelendirdiğimizi düşündüğümüz şu anda 6 şirketimiz CMMI-3
belgesini edinmiş durumdalar. Bir firmamız da Avrupa’da ilk
oldular; CMMI-3 belgesi seviyesine ulaşarak çalışmalarını
sürdürüyorlar. Diğer şirketlerimizin de bu konudaki
çalışmalarını gördüğümüz zaman çok mutlu oluyoruz.
Bu da kamunun yararına
bir taleptir. Biz Savunma Sanayi Müsteşarlığı da görmek
istiyoruz. Artık şartnamelere CMMI-3 veya benzeri standartları
yazmamış şart. Yani şirketler –olur olmaz- gelip “ben yazılım
geliştirdim” dememeli. Bu konuda biraz zorlayıcı olmalıyız diye
düşünüyorum.
Toparlamak gerekirse, b
toplantıları yapıyoruz da, bu toplantılarda –çay ve kahve
ikramlarının dışında- bazı vaatler de vermemiz lazım. kamunun
vaadi şu: telekom, IT ve savunmanın birleştiği alanlarda
temel olarak projelerin isimlerinden bahsetti. Ben burada iki
örnek vermek istiyorum; birisi, Ramsfeld’in eski görevinde ifade
ettiği bir cümle var: “Dünyanın herhangi bir yerinde, bir
lokasyonunda bir ABD askerini hedef alan bir tehdidi anında
yakalayıp, o tehdit askeri tehdit etmeden bertaraf etmek!” Bir
doktrin cümlesi gibi duruyor ama, arkasında, altında uydu
iletişim teknolojilerinden görüntü teknolojilerine, imkanların
oluşturulmasından, o verilerin anında ilgili askere
ulaştırılmasına kadar, bir piyadeye ulaştırılmasına kadar bütün
verileri içeren, daha sonra “cencor to shoter” denilen,
algılayıcıdan tetiği çeken adama kadar geçen sürecin
kısaltılması, o sürecin anlaşılır hale getirilmesi
nosyonuyla yenilenen sensör temelli haberleşme mimarilerine
doğru gidiyoruz. Zaten o dönemin içindeyiz ama, artık bu
konularda ciddi mesailer yapılıyor.
Bu slayt, IT’cilerin çok
sevdiği “soa”. Burada da yine Amerikan yönetiminden Savunma
Bakanı Cheney’in daha önceki Savunma Bakanlığı görevindeki,
bundan 15 sene önce başlattığı “ticari ürün kullanımı”
yaklaşımının geldiği yeri görüyoruz. Aslında IT sektörünün
ürettiği bir teknolojiyi şu anda savunma içeriye doğru alıyor ve
ucuzlaştırmaya, yaptıklarını basitleştirmeye çalışıyor.
Ağ merkezli savaşı
konuştuk.
Bize göre büyük bir
bütçe, pazar ve portföy de yine kamunun yürüttüğü Anayurt Ülke
Güvenliği projelerinde saklı duruyor.
Askeri veri linklerine
bir örnek; bu klasik “muhaberesiz muharebe olmaz” slaytları
arasına, kendimizi biraz iyi hissedelim diye koydum. Sahil
Güvenlik Komutanlığımız için sahil gözetlemede genel bir sistem
koymaya çalışıyoruz. Sensörler ve bunların haberleşme
sistemleriyle harekat odaları var. Bu konuda Denizcilik
Müsteşarlığımızla da koordineli bir çalışma yürütüyoruz, çünkü
onların da benzeri bir çalışmaları var. Bu yolla “su üstü trafik
izleme” sistemi kurulacak, yani bir radar üzerinden gelen bir
verinin hızlı bir şekilde bu merkezdeki karar vericilere
ulaştırılmasıyla bir anlam ifade ediyor.
Ağ merkezli savaşın
detayına girmiyorum.
Artan bir bilgi
paylaşımı var; çok ağır ve yoğun bir bilgi var, yani uydudan
indiriyorsunuz, haberleşme kanalına başka bir şey geliyor, karar
vericilerin önüne başka türlü ulaştırılması gerekiyor ve bunları
insan eliyle yapmanız çok zor. Kendinize, eşgüdüm sağlayan
sistemler kurmanız gerekiyor, sistemler kurmanız gerekiyor.
Bu da klasik bir
sistem; özellikle komuta kontrol sistemleriyle ilgili
şirketlerimizin çok çaba harcamalarını ve Ar-Ge yatırımları
yapmalarını bekliyoruz.
Son olarak da Anayurt
Güvenliği: Bu da İçişleri Bakanlığımızın koordinasyonunda
yürütülen, çok değişik kamu kuruluşlarının yürüttüğü projeleri
ifade ediyor. İçinde komuta kontrol, karar destek, analiz
planlama unsurları olan bir çok sensörün getirdiği bilginin
füzyonunu, birleştirilmesini sağlayan ve yerel, bölgesel merkezi
sistemlerle birleştiren büyük bir resim ve bu resmin içinde ICT
ve savunma sanayi şirketlerimizin çok ciddi roller alacağını
düşünüyorum. Geçen sene de zaten bununla ilgili bir konferans
düzenlemiştik. Bu sene de tekrarı olacak diye düşünüyorum.
Savunma sanayi,
gelişmesini büyük bir ivme ile sürdürüyor. Yüksek performans ve
kalite standartlarına sahip olmaya çalışıyoruz. Bu sayede de
uluslararası oyuncu olmanın gerekli olduğunu ve bizi daha sağlam
bir şekilde uluslararası arenaya taşıyacağını düşünüyoruz.
Buna paralel
olarak bilişim ve telekomünikasyon teknolojilerinin artık
günümüzün “olmazsa olmaz”ı olduğunu söylemek gereksiz. Bununla
ilgili olarak savunma sektör ile ICT sektörü oyuncularının
işbirliği içinde ve bir araya gelerek gerek Telekomünikasyon
Kurumunun regülasyon ve kurallar çerçevesinde gerekse
Telekomünikasyon Kurumunun koyduğu stratejik hedefler
doğrultusunda beraber çaba ve çalışmalarını sürdürmelerini
diliyoruz ve bu çabaların bir ilk adım olması ümidiyle bu
konferansın başarıyla tamamlamasını diliyor, saygılarımı
sunuyorum.
BİRİNCİ OTURUM
Oturum Başkanı: Mete Arslan (Daire Başkanı,
SSM)
Katılımcılar:
Sayın Ayhan Evren (Selkom), Sayın Hüseyin Çağlar (Globalstar),
Sayın Şenol Uzun (Aselsan), Sayın Yavuz Bartu (STM), Sayın
Turgay Maleri (Gate), Sayın Celal Sami Tüfekçi (Türksat)
OTURUM BAŞKANI:
Sayın Vekilim, Sayın Müsteşarım,
Sayın Başkanım, sayın katılımcılar; öncelikle hepinize hoş
geldiniz diyorum.
Lütfü bey, konuşmasında
Savunma Sanayi Müsteşarlığının faaliyetleri ve kuruluşuyla
–hatta projeleriyle- ilgili oldukça geniş bir bilgi arz ettiler.
Savunma Sanayi
Müsteşarlığının kuruluşundan bu yana 23 yıl kadar bir süre
geçti. Biz bu süre içinde, başlangıçta Türk Silahlı
Kuvvetlerinin ihtiyaçlarının bir kısmını direkt tedarik yoluyla,
bir kısmını ortak üretim, lisans altında üretim, ondan sonra
yerli savunma sanayinin kabiliyetlerinin gelişmesine paralel
olarak, yerli ana müteahhitlerinin önderliğinde ortak üretim ve
artık son on yıl içinde de silahlı kuvvetlerimizin
ihtiyaçlarını, kendi özgün geliştirmelerimiz veya platformların
içine koyduğumuz, komuta kontrol bilgi sistemleri ve en azından
sensör sistemlerini yurt içinde üretmek ve bunların entegrasyon
kabiliyetlerini kazanmak olarak gerçekleştirdik.
Bu son on yıl içinde
kendi özgün ürünlerimizi geliştirirken, iki elin parmakları
kadar olan savunma sanayi firmalarımızdaki imkan ve
kabiliyetlerimizi değerlendirdik ve baktık. Son yıllarda, gördük
ki özellikle savunma sanayimiz sivil elektronik ve bilişim
sektörleriyle yani komşu sektörlerle oldukça yakın bir etkileşim
içinde ve savunma sanayimizin elimizdeki mevcut proje
potansiyelini ve ileride gerçekleştirilecek projeleri
gerçekleştirmek için gerek insan kaynakları ve gerekse üretim
altyapısı olarak imkanlarının kısıtlı olduğunu biliyoruz.
Şiddetle, savunma sanayi sektöründeki şirketlerle birlikte
çalışabilecek sivil sektörler, özellikle bilişim, telekom ve
telekomünikasyon alanında çalışan şirketlerle işbirliği
yapmasının gerekli olduğunu değerlendiriyoruz.
Bu konferansımızın
amaçlarının en başta gelen nedenlerinden birisi budur. Bu
amaçla, bundan bir buçuk ay kadar önce de İstanbul’da deniz
platformlarıyla ilgili bir konferans gerçekleştirdik. Oradaki
amacımız da, askeri tersanelerimizin yanında mevcut deniz
platformlarıyla ilgili projelerimizin sivil tersanelerde de
gerçekleştirilmesi, hatta bu platformda kullanılan alt sistem
üreticilerinin de ürettikleri ürün ve kabiliyetlerin gerekli
askeri standartlar, kalite güvence sistemleri uygulanarak ve
gerekli sözleşme şartlarına uygunlukları da sağlanarak savunma
sanayiinde de çalışmalarının mümkün olması.
Bugün, savunma sanayinin
yanında telekom ve bilişim sektöründe çalışan firmalarımızı da
buraya davet ettik. Bu, bizim bu alanda düzenlediğimiz ilk
konferanstır. Buradaki amacımız bir farkındalık yaratmak ve siz
katılımcılar aracılığıyla bunu, komşu sektörlerimize
yaygınlaştırmaktır.
Bugün bu konuyla ilgili
üç oturum yapacağız. Oturumlarımızdan birisi öğleden önceki
programımızda, diğer iki tanesi de öğleden sonra gerçekleşecek.
Elinizdeki programlara bakarsanız oturumların belirli bir konusu
yok; çünkü, firmalarımızın –ilk konferans olması nedeniyle-
belirli konularla sınırlamak istemedik. Öncelikle onların kendi
düşüncelerini sivil ve savunma sanayinde etkileşimin nasıl
sağlanacağıyla ilgili, insan kaynaklarının ve üretimin
altyapısının nasıl kullanılacağına ilişkin görüş ve önerilerini
dinlemek istedik. Bugünkü ilk oturumdaki konuşmacılarımız biraz
savunma sanayi ağırlıklı kuruluşlardır.
Yanımızda Aselsan var;
askeri elektronik sahasında Türkiye’nin en büyük firması.
Selkom,
daha çok savunma sanayi ağırlıklı olarak çalışan bir firmamız,
ama sivil sahada da faaliyet gösteriyor.
STM
ve Gate var; onlar artık ürünlerini –yüzde 50, yüzde 50 diyelim-
çeşitlendirdiler. Savunma sanayinin yanında, hem sivil sektörde
çalışıyorlar hem de diğer kamu kuruluşlarıyla projeleri var.
Bunun yanında Globalstar
firmamız var; o da telekom sektöründe çalışan bir firmamız.
Bu kuruluşlarımızın
deneyimlerini, tecrübelerini, bu konferanstan beklentilerini
dinlemek üzere, müsaadenizle oturumu başlatıyor, konuşmasını
yapmak üzere ilk sözü Aselsan HC Elektronik Tasarım Direktörü
Şenol Uzun’a veriyorum.
ŞENOL UZUN (Aselsan)-
Sayın Vekilim, Sayın Başkanım, Sayın Müsteşarım ve değerli
konuklar; hepiniz hoş geldiniz.
Ben konuşmamda,
“Aselsan’ın haber çözüm sistemleri nelerdir?” konusunda sizlere
bilgi vermeye çalışacağım.
Aselsan’ın
haberleşme ana faaliyet alanlarını sıralayacak olursam, askeri
haberleşme cihazları ve sistemleri alanında taktik saha muharebe
sistemleri, taktik telli/telsiz haberleşme sistemleri, taktik
mobil kontrol komuta kontrol sistemleri, tanıma/tanıtma
sistemleri, uydu haberleşme sistemleri, deniz haberleşme,
avionik sistemler, kripto cihazları.
Askeri haberleşme
sahasına baktığınızda, Aselsan’ın tüm alanlarda faaliyetleri
var. Bunun dışında kamu güvenliği haberleşme cihazları
sistemleri faaliyet alanında da çalışıyoruz. Bunların en
önemlileri profesyonel telsiz sistemleri, telli/telsiz entegre
haberleşme sistemleri ve profesyonel telsizler.
Askeri haberleşme
çözümlerine baktığınızda en üst seviyede stratejik haberleşme
sistemleri var. Bunun dışında taktik saha haberleşme sistemleri,
üçüncü seviyede de taktik telsiz ve uydu haberleşme sistemleri
mevcut.
“Bunlar nerelere hizmet
veriyor?” diye bakacak olursak; taktik komuta kontrol unsurları
bir tarafta, diğer tarafta da harekat merkezleri yer alıyor.
Bunlar, ses, veri ve video anlamında tüm kullanıcılara hizmet
sağlıyorlar.
Aselsan’ın
askeri haberleşme çözümlerinde en önemli projemiz taktik saha
muhabere sistemi. Bunun dışında müşterek harekat alanı veri
haberleşme sistemi var. Taktik haberleşme cihazları ve kripto
bilgi güvenliği ürünlerimiz mevcut.
Taktik saha haberleşme
sistemleri alanında 2000 yılında faaliyetlere başladık. Şu anda
4 Tasmus paketini teslim ettik, önümüzdeki yıllarda da Tasmus’un
yeni halini teslim edeceğiz.
Taktik telsizler
faaliyet alanında ise 1980 yılında üretimle başladığımız
faaliyetlerimizi, kendi özgün ürünlerimizi tasarlayarak
geliştirdik. Şu anda yazılım tabanlı telsiz aleti ailesini
geliştirme ve üretim faaliyetlerini yürütüyoruz.
Bunun yanı sıra, en alt
düzeyde el seviyesinde haberleşme için kullanılan Manga Telsizi
ürünümüzü de geçen yıl itibarıyla gerçekleştirdik ve ilk
teslimatını Aralık ayı itibarıyla yaptık. Önümüzdeki aylarda da
kalan teslimatlarını yapacağız.
Kamu güvenliği
haberleşme çözümlerine baktığımız zaman kamu güvenliği ve acil
yardım haberleşme sistemlerimiz mevcut. VHF ve UHF bantlarında
çalışan profesyonel haberleşme cihazlarımız var. Ayrıca da
bunların tamamını yönetmek için kullanılan “Frekans Yönetim
Sistemimiz” de mevcut.
Profesyonel telsiz
sahasında en önemli projemiz geçmişte yaptığımız SK-2 telsiz
sistemiydi. Milli sayısal kriptolu ses ve veri iletişimi
amacıyla kullanılıyor. Çalışma frekans bantları 146, 174 ve 406,
470 Mhz.
81 ilde kurulu 600
aktarıcı ile hücresel kaplama sağlıyor. Ayrıca Türk Silahlı
Kuvvetleri ve kamu kurumları hizmetinde 70 bin adet kriptolu
telsiz kullanımda.
Havadan kripto anahtar
dağıtımı yasaklama gibi özellikleri var. Ayrıca bu ürünleri
Kıbrıs, Pakistan, Kazakistan, Türkmenistan, Gürcistan,
Azerbaycan, Bosna-Hersek, Kosova ve Arnavutluk’a ihraç etmiş
bulunuyoruz.
Aselsan
kamu güvenliği telsiz sisteminin özelliklerine bakacak olursak,
kamu güvenliği ve acil yardım kurumlarının normal, kriz ve afet
durumlarındaki sayısal telsiz haberleşme ihtiyaçlarını
karşılamak üzere tasarlanmıştır.
Kamu güvenliği ve acil
yardım kurumları telsiz kullanılıcılarının yaratacak oldukları
haberleşme trafiğini karşılıyor.
APCO25 standartlara
uygun olarak tasarlandı, ses ve veri haberleşme hizmetlerini
sağlıyor.
Kamu güvenliği sistemi
olarak en önemli projemiz JEMUS sistemidir; Jandarma Genel
Komutanlığının bir projesidir. İlk teslimat Aydın bölgesine
gerçekleştirildi. Şu anda İstanbul ve Ankara bölge çalışmaları
yürütülüyor, ilk teslimat da Kırıkkale’ye gerçekleştirilmiş
durumda. Hedef, bütün ülkeyi bu JEMUS telsiz sistemiyle
kaplamaktır.
Yine Aydın bölgeye –JEMUS
sistemine- entegre olarak çalışacak, Sahil Güvenlik
Komutanlığının kullanacağı TAHMUS projesi ile tüm Ege Denizinin
haberleşme anlamında kapsama alınması hedefleniyor.
Yine Savunma Sanayi
Müsteşarlığımızla birlikte yürütülen TSK XBand uydu haberleşme
sistemi projesi gerçekleştirildi. Projede bir adet ana kontrol
sistemi merkezi, bir adet yedek kontrol merkezi ve 16 gemi, 19
adet araç, 35 adet sırt ve 1 adet sabit uydu yer terminali
mevcut idi. Proje, programa uygun olarak devam etmekte ve son
iki teslimat bu yıl içerisinde gerçekleştirilecek.
Bu proje ile elde
etmiş olduğumuz deneyimler doğrultusunda şu anda Milgem’in XBand
uydu haberleşme terminalini kendi imkanlarımızla
gerçekleştiriyoruz. Buna ilave olarak da yeni Tasmus Projesinde
kullanılmak üzere taşınabilir XBand uydu haberleşme terminali
tasarımının yürütüyoruz. Ayrıca hedef olarak da deniz altı
XBand uydu haberleşme terminali ve küçük tonajlı gemi
platformları XBand uydu haberleşme terminalini gerçekleştirmeyi
hedefliyoruz.
İşlemsel VHF uydu
aktarıcısı ve test ortamı geliştirilmesi projesini yürütüyoruz.
Projedeki son durum, geçen sene 21 Mart 2007 tarihinde Savunma
Sanayi Müsteşarlığı ile bir protokol imzalandı. Tübitak
panelleri sonrası projenin desteklenmesi kararı alındı.
Deniz haberleşme
sistemleri üzerinde çalışıyoruz. Halen yürütmekte olduğumuz
projeler şemanın sol tarafında, bunun dışında yapmayı
hedeflediğimiz projeler ise şemanın sağ tarafında yer alıyor.
Yürüyen projelerden,
rüzgar sınıfı hücum botların harici muhabere sistemi
modernizasyonu gerçekleştirildi. Türk tipi 80 sınıfı sahil
güvenlik botu harici haberleşme projesi devam ediyor.
Yine Milgem’deki entegre
muhabere sistemi de Aselsan tarafından gerçekleştirilecek.
Yani tip karakol botu
projesi entegre muhabere sistemi ise yeni imzalandı. Buradaki
projeler de hedef projelerimizdir.
Bunun dışında, sadece
haberleşme değil, haberleşmenin güvenliği de önemli bir
husustur. Aselsan olarak tüm üretmiş olduğumuz ürünlerdeki
haberleşme güvenliğini sağlamak üzere kripto ürünlerini
geliştiriyoruz.
Burada, sadece yeni
popüler kripto ürünlerimizi sergilemek istedik. Aslında bütün
taktik saha muhabere sistemi telsizlerimizin tamamında entegre
kripto yeteneği var. Bunlardan bir tanesi olan 2049 PCMCIA/USB
Kripto cihazı genel olarak offline kriptolama şeklinde
çalışıyor. Taşınabilir olan bilginin güvenli şekilde
bilgisayarınızda saklanması hedefleniyor. Yani, bir Laptop
bilgisayara PCMSI ara yüzünden ya da USB ara yüzü üzerinden
bağladığınızda bilgisayar ortamınızdaki herhangi bir dosyayı
–kripto birimi yardımıyla- kriptolama şansına sahip oluyorsunuz.
Bu sayede, bilgisayarınızı kaybetseniz de veya internet
üzerinden dosyaları paylaşsanız da bilginin güvenliğini sağlamış
oluyorsunuz. Tamamıyla taşınabilir yapısıyla oldukça da
kullanışlı olduğunu düşünüyoruz.
Yeni bir projemiz;
emniyetli cep telefonu çözümü. Bu konuda da piyasada çeşitli
ürünler olmasına rağmen, çalışma prensipleri genelde GSM
sistemleri üzerinden data haberleşme altyapısını kullanarak
çalışıyorlar.
Burada da, bizim
geliştirdiğimiz bir yöntem ile normal ses kanalları üzerinden bu
kriptolamanın yapılmasını sağlıyoruz. Bu, bize ne fayda
sağlıyor; herhangi bir şebekenin, bir GSM şebekesinin –yurt
dışına gittiğinizde- data haberleşme desteği olmayabilir, olan
data haberleşme desteğini siz kullanamıyor olabilirsiniz,
standart ses kanalları üzerinden kriptolanmış bilgiyi taşıyarak,
sayısal hale getirilmiş sesi kriptolayarak, ses kanalları
üzerinden, şebekeden bağımsız, şebeke tarafından sunulan data
servisinden bağımsız olarak emniyetli bir şekilde haberleşmenizi
sağlıyor.
Bunun için de iki tip
modül geliştirmeyi düşünüyoruz; bunlardan bir tanesi, herhangi
bir bluetooth üzerinden, bluetooth desteği olan cep telefonu ile
çalışan kripto birimi, diğeri de kendisi telefon olan birim
olacak.
Şu ana kadar anlatmış
olduklarım, Aselsan’ın haberleşme alanında üretmiş olduğu
projelerdi. Şu anda yeni olarak neler yapıyoruz, bunlara da
kısaca değineceğim.
Haberleşme alanındaki
yeniliklere bakacak olursak, IP dünyasındaki gelişmeler çok
hızlı. Bilginin hızlı bir şekilde, çeşitli servisler
vasıtasıyla, FTP gibi, SMTP gibi, http gibi uygulamalarla
paylaşılması mümkün hale geldi.
Ayrıca, gerçek zamanlı
uygulamalar olan ses, video haberleşmesi gibi uygulamalar da IP
altyapı üzerinden sağlanabilir hale geldi.
Bunun dışında da artık
mobil ortamda hızlı haberleşme yapmak için çözümler mevcut.
Bunlar nelerdir; 3G, Wiessline, WıMAX, CDMA-2000 gibi, günümüzde
yaygın olarak kullanılmaya çalışılan sistemlerdir.
Ayrıca Türk Silahlı
Kuvvetlerimizin yeni haberleşme gereksinimleri de var. Özellikle
ortak harekatlarda bulunulduğunda, bir şebeke üzerinden birden
fazla güvenlik seviyesine sahip şebekenin taşınması gereksinimi
var. Örneğin, bir başka ülkede ortak çalışma yaptığınızda, ülke
ile haberleşebilmek için tsknet’i buraya taşımanız gerekiyor.
Ortak operasyon yürüttüğünüz için Natonet’i taşımanız gerekiyor.
Ayrıca internetten sosyal amaçlı faydalanılması gerekiyor ve bir
de sadece Nato ülkeleriyle sınırlı olmayabiliyor; PFB bunların
katılması durumunda ayrı bir şebeke kurulması ve bu tür
destekleri de aynı şebeke üzerinden sağlamanız gerekiyor.
Bunların her birisi için ayrı bir şebeke kurmanın maliyeti çok
yüksek. Bunu da, sağlamış olduğunuz haberleşme alt yapısıyla
kullanıcılara sunmanız gerekiyor.
Tasmus
projesinde yeni gelişmelerimiz var; biraz önce saymış olduğum
yeni gelişmelere paralel olarak biz Tasmus’a neler kazandırdık,
kısaca bundan bahsetmek istiyorum.
Özelikle Tasmus’un
önceki halinde -şemada yeşil renkte görmüş olduğunuz birimler
mevcuttu- harekat merkezlerinde, özellikle “esas komuta yeri”
veya “geri komuta yeri” diye kurulan harekat merkezlerinde
kurulan, harekat merkezlerine yönelik bir altyapısı yoktu.
“Mobil Abone Giriş Noktası” diye adlandırılan yerden, hepsine
ayrı ayrı terminal taşımanız gerekiyordu.
Harekat merkezlerinde
tamamıyla mobil erişim santralini Netaş ile birlikte ortaklaşa
geliştiriyoruz. Bu, tamamıyla IP tabanlı olacak ve CB ethernet
üzerinden sisteme bağlanacak. Ayrıca link hızları da oldukça
yüksek hale getirildi. Burada da, özellikle yukarıdaki linklerde
Selex ile birlikte çalışıyoruz. 8 MB linki de üniversite ile
birlikte geliştiriyoruz.
Tasmus,
yüksek hızlı IP haberleşmesini sunmak üzere taktik emniyetli
kablosuz yerel alan ağı sistemi, Wireless tabanlı, emniyetli bir
sistem Aselsan tarafından geliştirilen, PCMS üzerinden herhangi
bir bilgisayara bağlanabiliyor, yüksek hızlarda da IP
haberleşmesini yapabiliyorsunuz. Kablosuz tarafta da bir çözüm
getirilmiş oldu.
Bunun dışında, biraz
önce saymış olduğum Natonet, tsknet, görevnet, internet gibi
farklı güvenlik seviyelerine sahip şebekelerin Tasmus üzerinden
taşınabilmesi için IP, VoIP teknolojisi Tasmus’a kazandırılıyor
ve bu sayede her ayrı şebekeyi Tasmus üzerinden en uçtaki
noktaya kadar güvenli bir şekilde, diğer şebekelerle birlikte
bir güvenlik zafiyeti oluşturmadan taşımak mümkün hale geliyor.
Yeni bir projemiz var;
emniyetli taktik VoIP terminal projesi. Bu da tamamıyla IP
şebeke üzerinden çalışabilir bir terminal olacak. Hedefimiz,
burada görmüş olduğunuz tüm ürünlerle bu terminalin uçtan uca
emniyetli ya da açık olarak çalışmasıdır. Emniyetli çalışmadan
kastettiğimiz, VoIP terminali kullanıcısı yazılım tabanlı
telsizle de Tasmus’un unsurları olan sayısal telefon ya da
yüksek hızlı IP terminal olarak adlandırdığımız terminal ile
uçtan uca kriptolu IP haberleşmesini yapabilecek.
Aynı zamanda ses
haberleşmesine hizmet verdiği gibi, kendi arkasında kurulacak
olan bir yerel alan ağı üzerinden, kullanıcıların, diğer
kullanıcılarla IP veri haberleşmesi yapmasını sağlayabilecek.
Bunu bir şebeke üzerinde
göstermek gerekirse, Tasmus’un parçası olan tanışabilir santral
ve mobil abone giriş noktası santraline doğrudan bağlanabilme
imkanına sahip olacak, kullanıcısız haberleşmesi yapabilecek,
arkasında, ethernet üzerinden bağlayacağı terminal ya da
terminal gruplarını emniyetli olarak birbirleriyle
haberleştirebilecek. Bunu aynı zamanda yazılım tabanlı
telsizlerle uyumlu olarak yapabilecek. Yazılım tabanlı bir
telsizle, VoIP kullanıcısı, sadece taktik alanla sınırlı değil,
stratejik taraftaki VoIP kullanıcısı da en uçtaki askerde
bulunan yazılım tabanlı telsiz ile ses ve veri haberleşmesini
emniyetli bir şekilde gerçekleştirebilecek.
Taşınabilir komuta yeri
haberleşme projemiz var. Yine Tasmus’ta da kullanılacak IP
santral ve geliştirilen VoIP terminalle birlikte çalışacak
entegre bir sistem olacak. Tamamıyla taşınabilir bir yapıda
tasarlanıyor. Herhangi bir şeye ihtiyaç duymadan, sadece
sandıklarını alıp götürerek, istediğiniz yerde hızlıca kurup
çalıştırabileceksiniz.
Aynı zamanda bant ya
da xbant üzerinden uydu haberleşmesi yapabileceksiniz. Yani
özellikle yurt dışı operasyonlarda oldukça verimli bir sistem
olarak kullanılabileceğini düşünüyoruz.
Biraz önce bahsettiğim
taktik emniyetli kablosuz yerel alan ağı sistemimiz mevcut.
Emniyetli veri haberleşmesini yapmak üzere tasarlandı. Bunu,
taktik alan dışında, aynı zamanda stratejik şebekeye bağlı
olarak da kullanmak mümkün.
Kısaca, yazılım tabanlı
telsiz ailesinden bahsedeceğim. Özellikle bu taktik alandaki
mobil kullanıcıların terminali olarak tasarlandı.
Yazılım tabanlı telsiz
neler sağlıyor; geniş bant üzerinde alternatif haberleşmeler
sağlanarak zorlu elektronik harp tehdidine karşı daha fazla beka
kabiliyetini, taktik sahada kullanım esnekliği sağlıyor. Sunmuş
olduğu değişik haberleşme yetenekleriyle kullanım esnekliğini
getiriyor. Yeni ihtiyaçlara cevap verecek yeni dalga
şekillerinin veya özelliklerinin sağlanmasında esnek bir yapısı
var.
Lojistik destek avantajı
getiriyor. Lojistik destek avantajı ile daha önceden farklı
amaçlar için farklı ürünler kullanırken, bu ürün ile bir tane
ürün kullanarak bütün haberleşme hizmetini sağlamış oluyorsunuz.
Bu da bir tane ürüne lojistik destek sağlamak anlamına geliyor
ve yine kullanıcılara da bir tane cihaz öğretiyorsunuz; birden
fazla farklı cihaz öğretmek yerine, eğitim anlamında bir farklı
avantaj getiriyor.
Projede yer alan
cihazlar neler; kara platformu için sırt-araç konfigürasyonları
mevcut. El telsizini geliştirmiştik, zaten Türk Silahlı
Kuvvetlerine oldukça yüklü miktarda teslim ettik.
Deniz platformlarında
VHF ve UHF gemi platformlarını geliştireceğiz, geliştirmeye
devam ediyoruz.
Hava platformunda da
yine VHF ve UHF sistemlerini geliştireceğiz.
Desteklenecek dalga
şekilleri şu anlama geliyor: Aslında her bir dalga şeklini bir
telsiz olarak düşünebilirsiniz. Burada baktığınızda, her bir
dalga şekli bir telsiz anlamına geliyor. Örnek verecek olursam
VHF’te 9600, Aselsan tarafından gerçekleştirilen frekans
atlamalı bir telsiz idi ve bu telsizle de konuşabiliyor olacak.
Aynı zamanda SK2 telsizle de konuşabiliyor.
JEMUS
Projesinde kullanılan telsizler de konuşabilir olacak. Yine
hava/yer’de Tasmus’un uzantısı olarak TDMI dalga şeklini
destekleyerek Tasmus’u kullanabilecek. Bütün bu dalga
şekillerini sağladığı gibi, gelecekte de yeni dalga şekillerini
geliştirme imkanı sunuyor.
Sonuç olarak, Aselsan
haberleşme teknolojilerinde çok önemli kazanımlar elde etmiş ve
dünya pazarında ürünleri ile muhabere mimarisinin ve “CFRI”
ihtiyaçlarını karşılayabilen çok az sayıda firmadan birisi
haline gelmiştir.
Aselsan,
haberleşme alanındaki 25 yılı aşkın deneyimiyle haberleşme
sistemlerinin özellikle gönderme ortamlarındaki kısıtlı bant
genişliğini en etkin şekilde kullanarak günümüz ağ merkezli
muhabere konseptini karşılayabilmek için gerekli her türlü
tasarım, üretim imkanına ve kabiliyetine sahiptir.
Aselsan,
bugün olduğu gibi gelecekte de Türk Silahlı Kuvvetlerimizin
ihtiyaç duyacağı “CFRI” kabiliyetini en üst düzeye çıkarmak için
en son teknolojileri kullanarak tasarım geliştirme ve üretim
çalışmalarına devam edecektir.
Yürütülen ve
gerçekleştirilen projeler kapsamında edinmiş olduğu kazanımlar,
sahip olduğu bilgi birikimi ve deneyim ile Türk Silahlı
Kuvvetlerinin ve profesyonel kullanıcıların ihtiyaç duyacağı
emniyetli haberleşme, ağ ve sistemlerin gerçekleştirilmesine
yönelik gerekli altyapıya sahiptir.
Beni dinlediğiniz
hepinize çok teşekkür ediyorum, sağ olun.
OTURUM BAŞKANI-
Şenol beye teşekkür ediyoruz.
Aselsan’ın
faaliyet sahaları çok geniş ama, bugünkü konferansın amacına
uygun olarak burada, genelde haberleşme sistemleriyle ilgili,
özellikle yeni gelişen projelerle alakalı konularda bilgi arz
ettiler.
Salonda bulunan
katılımcılarımızın mevcut bu projelerde yer alabilecekleri
hususlardan istifade edebileceklerini düşünüyoruz. Tabiî,
Aselsan’ın da kapılarını, bu konuda alt yapısı olan
firmalarımıza açabileceği yönünde fikirlerimiz var. Bilhassa
bizimle yapmış oldukları projelerde, mevcut sanayinin
altyapısını kullanmak üzere de sözleşmelerimizde gerekli
tedbirleri alıyoruz, onlara yön gösteriyoruz. Belirli, sanayi
katılım payını sağlamaları için hedefler koyuyoruz.
Dr.TAYFUN ACARER
(Telekomünikasyon Kurumu Başkanı)- Sayın Başkanım, izin verir
misiniz?..
OTURUM BAŞKANI-
Buyurun Sayın Başkan.
Dr. TAYFUN ACARER-
Teşekkür ediyorum.
Bir-iki dakikada sorumu
soracağım, bu arada da düşüncelerimi sizinle paylaşmak
istiyorum.
Aselsan,
bugün burada bulunan kuruluşların içerisinde bence apayrı bir
yeri olan bir kuruluş. Kurulduğu günden bu yana kadar olan
çalışmaları gerçekten de takdire şayandır. Bunun tartışılacak,
eleştirilecek bir yanı da yok.
Öğrenmek istediğim
konulardan birisi, Sayın Başkan da ifade ettiler ki, benim de
öğrenmek ve temenni ettiğim bir husustur. Çok güzel projeler
var. Bana göre mükemmel. Bu projeleri hayata geçirirken sektörün
diğer oyuncularıyla öncelikle paylaşıyor musunuz?
İyi bildiğime inandığım
bir konu var; mesela Ege’yi kapsayacak bir projeniz var. Doğal
olarak, Aselsan’ın o çok yoğun iş temposu içerisinde bu konuda
uzmanlaşmış birisinin olması çok zor; ama, bu proje bir gruba
verildiğinde o grup bunu araştırarak, üzerinde çalışarak en
mükemmel çözümü getirebiliyor. Ancak, ben size şunu söylüyorum,
Ege yıllar önce zaten kapsama alanına alındı. Bu teorik değil,
bunun tatbikatı da yapıldı. Benim katıldığım bir askeri
tatbikatta –ismi de vereyim Caner Gönyeli Tatbikatında- fiilen
70 milden 5 – 5 görüşme temin edildi. Yani şu anda zaten bu
var. Bu proje ile daha farklı haberleşme şekilleri içerik olarak
geliştirilebilir. Ama şu andaki mevcut durumu eğer bilseniz,
özellikle altyapıyı çok daha rahat kullanabilirsiniz; yani,
altyapıdan kastettiğim, binası, enerjisi, yedek enerjisi, data
kanalları, planı… Zaten mevcut olan sistemler var, bunlardan
yararlanılabilir veya bu sistemler modifiye edilebilir.
Dolayısıyla bunu hem çok daha ucuza mal edebilirsiniz, hem de
daha düşük bir maliyet söz konusu olacaktır.
Ben bu salondaki üç
kuruluşumuzun da bu yapıyı çok iyi bildiklerine eminim. Eğer bu
bahsettiğimiz projeleri tümüyle Aselsan gerçekleştirmek yerine,
projeyi sektöre açıp o projenin altında 8-10 tane segmenlerin
her birini veya bir kaçını birkaç kuruluş yapma eğilimine
girse, yine ana üstlenici Aselsan olabilir, çok hızlı ve düşük
maliyetle bu projeler gerçekleştirilebilir düşüncesindeyim.
Başka söyleyeceklerim de
var ama, fazla vakitlerinizi almak istemiyorum. Böyle mi hareket
ediyorsunuz, benim temennim –Başkanın da sorduğu o- benim
gönlümden geçen, aslında bu projeler faaliyete geçmeden sektörle
paylaşmanız ve oradaki oyuncuları alarak çok daha kısa sürede ve
çok az maliyetle gerçekleştirmenizdir.
Teşekkür ederim.
OTURUM BAŞKANI-
Sayın Başkana teşekkür ediyoruz.
Buyurun Sayın Uzun.
ŞENOL UZUN (Aselsan)-
İzin verirseniz, öncelikle bir örnekle yanıt vermeye çalışayım;
1996 yılında Tasmus Projesinin Milli Savunma Bakanlığıyla
sözleşmesini imzaladığımız zaman bu projeyi sadece Aselsan
olarak değil, o dönemde sektörde yer alan neredeyse bütün
kuruluşlarla birlikte teklif ettik ve sözleşmeyi onlarla
birlikte imzaladık. Tasmus projesinde biz Aselsan olarak ana
yüklenici ve ana sistem entegratörü olarak çalıştık.
Sırayla örnekleri
vereyim; projenin santralleri Netaş tarafından gerçekleştirildi.
Sistem tasarımında biz bulunduk. Tüm santralin donanım ve
yazılımı Netaş tarafından geliştirildi.
“Telli Terminaller” diye
adlandırabileceğim sayısal terminal, yüksek hızlı IP
terminalinin kriptosu yine Aselsan tarafından tüm yazılım ve
donanımı Netaş tarafından geliştirildi.
Demet kripto cihazları
Savronik AŞ tarafından geliştirildi.
Bant 3 Radyolink cihazı
Bilkent Üniversitesi tarafından geliştirildi, Aselsan tarafından
üretildi.
Bunun dışında üst
seviyede kullanılan radyolink cihazları da Selex firması
tarafından üretildi.
Aslında, dışarıdan
görüldüğü gibi, “tüm işi Aselsan yapıyor” durumu söz konusu
değil. Bunu özellikle vurgulamak istiyorum.
Biz başta da, bir proje
geldiğinde, bu projeyi ne kadar çok ortakla yaparsak o kadar
hızla hayata geçirebileceğimizi düşünüyoruz. Aselsan olarak bu
deneyimimiz var, oldukça da iyi işler yaptık. Yine aynı
oyuncularla benzer projelerde devam ediyoruz. Yeni bir proje
geldiğinde de bunu kimlerle paylaşıp, kimlerle neler
yapabileceğimizi değerlendiriyoruz; yani, burada gördüğünüz gemi
muhabere sistemleri gibi projelerde de diğer firmalarla ortak
çalışmalar yürütülüyor.
Ege Denizi kaplama
konusunda da şunu söyleyebilirim: Bu proje, tamamıyla Sahil
Güvenlik Komutanlığının ihtiyaçlarını gidermek üzere
geliştirildi. Sunumunda söylemiştim, sadece ona spesifik olarak
geliştirilmiş bir proje değil, JEMUS ile entegre çalışıyor,
JEMUS’un altyapısını kullanıyor. Yani, Aydın bölgede jandarma
için kurulmuş sistemin altyapısından da faydalanılıyor. Sadece
ona yönelik var olan bir sistemin replikası olarak kullanılmak
yerine, entegre bir çözüm olarak sunuluyor.
Yani, var olan
altyapıdan faydalanıyoruz, o konuda bir kuşkunuz olmasın diye
sorunuzu yanıtlamaya çalışmış olayım istedim.
OTURUM BAŞKANI-
Şenol beye tekrar çok teşekkür ediyoruz.
Birinci oturumumuzun
ikinci konuşmacısı STM’den Sayın Yavuz Bartu olacak.
23 yıl evvel, 1985
yılında Savunma Sanayi Müsteşarlığının kuruluşundan bahsettim..
STM de Savunma Sanayi Müsteşarlığının kuruluşuna paralel olarak
özellikle müsteşarlığımızın yürüttüğü elektronik harp ve mobil
kompleksi projesinin bir kısmının yazımının idamesi amacıyla,
1991 yılında bir danışmanlık şirketi olarak kuruldu. Yani,
yaklaşık olarak 17 sene olmuş. Fakat, bu arada geçen süre
içerisinde, savunma sanayine verdiği hizmetin yanında, oradan
edindiği ve kazandığı tecrübelerle kamunun diğer sektörlerine de
hizmet veren, sivil sahada da çalışan bir şirket haline geldi.
Bu nedenle, bugünkü
konferansımızın amacına uygun olarak her iki sektörde de çalışan
bir firmamız olarak, bu konuda ellerindeki projeleri ve bu
projelere yaklaşımlarını aktaracaklar.
M.YAVUZ BARTU (STM)- Teşekkür
ediyorum.
Sayın Müsteşarım, Sayın
Başkan, değerli dinleyiciler; hepinize saygılar sunuyorum.
Konuşmamda sizlere
savunma sanayi ile ICT sektörünün kesişme noktaları arasında
bazı tespit ve değerlendirmeler yapmak istiyorum.
Bu konuşmam ürün
ağırlıklı değil, daha çok teknoloji katmanında mevcut durum ve
dünya ölçeğinde gelecek hakkında bazı değerlendirmeleri
içerecektir.
Bu anlamda, günümüz
savunma sanayine bu bakış açısıyla baktığımızda, önceki
dönemlerde savunma sanayiinde üretilen bilişim ya da teknoloji
ürünlerinin sivil sektörlere yaygınlaştırıldığını ve orada
kullanılmaya başlandığını biliyoruz.
Ancak, günümüzde sivil
sektördeki birtakım gelişmelerin de, teknolojik edinimlerin,
kazançların da savunma sistemlerine aktarıldığı görülüyor. Bu da
bilişim ve telekomünikasyon sektöründeki, teknolojilerindeki
ilerlemelerin ve özellikle mevcut platformların
modernizasyonları ile etkinliklerinin artırılması yönünde fayda
sağladığını görüyoruz.
Burada, savunma
sektörünün dışında olan dinleyiciler açısından platformları,
kara-deniz-hava araçları, uçak, denizaltı, helikopter, tank ve
buna benzer zırhlı araçlar olarak nitelendirsek, bunların yeni
üretimlerinin çok maliyetli ve uzun süreçler gerektiren çabalar
olduğunu düşündüğümüzde, bu teknolojilerin mevcut platformların
modernizasyonunda ne kadar büyük bir katma değer yarattığının
farkında olabiliriz diye düşünüyorum.
Bunun ötesinde, bu
teknolojilerin günümüz savunma sanayine getirdiği bir değer
de, entegrasyon konusudur. Özellikle dağıtık ve bağımsız
sistemlerin sayılarının artması, bizde, teknolojinin, bunları
entegre edebilme isteğini canlandırdı ve bunun devamında da
“kapalı sistemler” yerine “açık ve entegre sistemler”
yaklaşımıyla ortaya çıkan bir eko sistemi getirdi ve bu eko
sistem içerisinde dolaşan yoğun ve çok karmaşık bir datanın,
zamanında doğru bilginin önemini ve bu şekilde önümüze gelmesi
ihtiyacını artırdı.
Biraz da askeri
anlamdaki konseptlere, bu teknolojinin kopsept alanında nereyi
etkilediğine baktığımızda, büyük ve ağır birlik anlayışı yerine,
küçük, etkili ve teknoloji ağırlıklı, vuruş kabiliyeti yüksek
birlik anlayışına geçişi sağladığını görebiliyoruz.
Etkinliğin
telekomünikasyon tarafından baktığımızda, Gartner’ın 2007
yılında yayınlanmış bir rapordan alınmış bazı veriler var. Yine
savunma sanayine olan etkisine daha sonra geleceğim. Dünya
telekomünikasyon pazar büyüklüğüne bakarsak, 2006 yılı kapanış
verilerine göre 1.69 trilyon Dolarlık bir pazardan bahsediyoruz.
Bu, bir önceki yıla göre yüzde 8.2 oranında büyümüş. Geleceğe de
bu anlamda bakıldığında, her yıl yaklaşık yüzde 10 büyüyerek
2010 yılında 2.16 trilyon Dolara çıkması bekleniyor. Burada
Kuzey Amerika liderliği sürdürüyor ve ilginç bir yaklaşım,
pazarın büyüme hızı anlamında bölgelere baktığımızda,
Afrika’nın, Ortadoğu ve Asya/Pasifik’in diğer bölgelere oranla
uzak ara önde gittiklerini görüyoruz.
Bir diğer önemli husus
da, bu pazarda kazanılan her 5 doların 4 doları da hizmet
sektöründen kazanılıyor. Bunun Türkiye’ye yansımasına da şöyle
bir örnek verebilirim: Bildiğiniz gibi her yıl Diloc Türkiye’de
Fast 50 diye bir araştırması oluyor. Teknoloji firmalarının o
dönem içindeki en hızlı büyüyenlerinin sıralandığı bir liste bu.
Orada da, benim bildiğim, iki senedir ilk üç sırayı telekom veya
ICT sektöründe hizmet üreten kuruluşların yer aldığını
biliyoruz.
Bu anlamda geleceğe
bakarsak, savunma sanayi açısından trendler neler olacak,
bilişim, telekomünikasyon ve teknoloji alanında, bu gelişimde
trendler ne olacak noktasında baktığımızda otonom ve insansız
platformların ön plana çıkacağı –Lütfü beyin sabahki
konuşmasında da bu vardı- Türkiye’nin de ortak olduğu CSF
Uçağının, müşterek taarruz savaş uçağının son insanlı savaş
uçağı olacağı söyleniyor.
Hızlı ve detaylı
istihbarat bilgisi ihtiyacı genel ön plana çıkıyor. Dağıtık ve
entegre komuta kontrol sistemleri de aynı şekilde.
Yüksek çözünülürlükte
görüntü ve ses iletişiminin gelişimi bekleniyor.
“Üst seviyede durumsal
farkındalık ihtiyacı” ve “küçük ve etkili yeni birlik” tanımları
gibi trendler ön plana çıkıyor. Aslında bu alanlar birbirini
tetikleyen alanlar. Eğer sizin detaylı istihbarat bilgisine
ihtiyacınız varsa yüksek çözünülürlükte görüntüye ihtiyacınız
oluyor. Bunu, dağıtık ve entegre kontrol sistemleriyle ancak
besleyebiliyorsunuz. En üstte de durumsal farkındalık
ihtiyacınız gittikçe artıyor.
Burada, bu alanların
hedeflediği aslında tek bir şey var; o da “sayısallaştırılmış
muhasebe sahası”. Bu muharebe sahasının iletişim boyutu var,
bilişim boyutu, birtakım yetenekler ve standartlar boyutları
var. Bunun iletişim boyutu konusunda hızlı ve yüksek
kapasiteli bir muhabereden bahsetmiş oluyoruz.
Bilişim boyutunda servis
odaklı mimarilerle ortak servis altyapısının öne çıktığı bir
yapıdan bahsediyoruz.
“Yeteneklerimiz” dedik;
daha önceki konuşmalarda belirtildi, gene ağ destekli yetenek
veya birlikte çalışılabilirlik gibi, birtakım yeteneklerin
platformlara kazanılması ve bunların tek bir sistem gibi
çalışmalarından bahsediyoruz.
Aslında biraz sonra da
değineceğim; “güvenilir” ve “güvenlilik” ihtiyaçları, gene
buradaki kısıtları oluşturduğu gibi, fırsatları da oluşturuyor.
Kısa bir bilgi olarak,
sayısallaştırılmış muhabere alanı konseptine baktığımızda,
burada görüldüğü gibi, denizdeki, yerdeki ve havadaki, uzaydaki
tüm sistemlerin, sensörlerin aynı zamanda insan boyutuyla
birleşmesinden, zamanında doğru bilgiyle hızlı, güvenilir ve
entegre bir muhabere alanının yaratılması konseptinden
bahsediyoruz. Bu noktada uzun bir konu olduğu için- çok detaya
girmiyorum.
Biraz evvel güvenlik,
güvenilirlik konularını ifade ettim. Esasında günümüz
teknolojilerinde sivil sistemlerle savunma sistemlerinin
ayrıştığı nokta buradan kaynaklanıyor. Biz tüm sistemlerde
fonksiyonellik, erişilebilirlik, kapasite, kullanılabilirlik ve
entegrasyon konularında AmI (Ambient Intelligence) en üst
seviyelere ulaşmayı hedefliyoruz. Fakat, savunma sistemlerinde
güvenlik, güvenilirlik, gizlilik ihtiyaçları ise buradaki
ilerlemeleri ve buradaki artışlarla çelişen, onları kısıtlayan
unsurlar olarak önümüze çıkıyor. Eğersiz kapasitenizi çok
artırmak istiyorsanız güvenilirlik konusunda başka şeyler
yapmanız gerekiyor.
Erişebilirlik konusunda
çok ileri safhalara gitmek istiyorsanız güvenilirlik-gizlilik
konularında kısıtlarınız ortaya çıkıyor. Savunma alanındaki bu
kısıtları ortadan kaldırmak için oldukça fazla para harcamak
durumundasınız.
Bu noktada da biraz da
geleceğe bakmak gerekirse, ben yine Gartner’ın 2007 yılında
yayınlanan bir başka raporundan bir alıntı yaptım. Geleceği
belirleyecek telekomünikasyon trendleri olarak sektörde 4
faktörün bize yön göstereceğini görüyoruz. Bunlardan bir tanesi;
“Birleştirilmiş İletişim” hakkında “Unifications Communication”
cümlesini tercüme ederek buraya aldım. Aslında bütün iletişim
altyapılarının tek bir yapı altında toplamasını öngörüyor. Yani,
sivil sektördeki IP telefonları örnek verebiliriz. Başlangıcında
ses ve data iletişimini tek bir altyapı üzerinden
gerçekleştirmek için geliştirilmiş teknolojilerdir. Gelecekte de
tüm ağların tek ve bütünleşik bir yapı kazanacağının açık bir
örneği oluyor.
Bir diğeri, “Ağların
Yakınsaması” kavramı, “Network Conversation” gerçeği var. Bu da,
altyapı teknolojileri ne olursa olsun, kullanıcının, yani
insanın, bireyin bunu tek bir altyapı olarak algılaması ve
buradaki servislerin kesintisiz bir geçişle ihtiyacın
karşılanması olayıdır. Yani, sizin fiber optikten telli ya da
WiMAX gibi ortamlardan kullanıcı olarak haberiniz olmadan tek
bir altyapı kullanırcasına ağların birbirine yakınsamasından
bahsediyoruz.
Bir diğeri, “Dağıtık
Mimariler”. Bu da geçmişi olan bir konu. Buna eklenen “Service
Orientate Architecture” dediğimiz yeni kavramlar söz konusudur.
Kullanıcı ihtiyaçlarının hızlı ve verimli bir şekilde
adreslendirilebilmesi için oluşturulmuş yapıları teşkil ediyor.
Son trend ise, esasında,
şu anda günümüzün mobil yaşam tarzını simgeliyor; çoklu kanal ve
mobil hayat!
Bütün bu trendlere
baktığımızda -geniş bir araştırmanın bir sonucu olarak
söylüyorum- telekomünikasyon sektörünün karmaşık alt
sistemlerinin üzerinde, basit ve esnek üst yapıların gelecekte
bizi beklediğini görüyoruz.
Yine aynı şekilde, başta
da söylemiştim, servis hizmetleri pazar paylarının büyük bir
parçasını oluşturuyor. Şu anda 5/4 gibi gelirin büyük bir
parçasını oluşturuyor ve böyle devam edecek. “Bu servislerin,
kişiye göre gelişimi nerede olacak?” diye sorulacak olursa,
kişilere göre özelleştirilen ve son kullanıcıya yönelik olması
burada önem kazanıyor ve bununla ilgili Avrupa Birliğinin de Ar-Ge
projeleri var. Biraz sonra oraya da geleceğim, STM de bunlardan
bir tanesine dahil. Gelişmiş medya seçenekleri ve lokasyon
tavanlı bilgi sistemleri burada ön plana çıkıyor.
Firma reklamı anlamında
söylemiyorum ama, kişilere göre özelleştirilen ve son
kullanıcıya yönelik servisler şu anda Windows Wista ile gelen
bazı servislerde olduğunu biliyoruz.
Buradaki mimari yapıda
ise göstermek istediğim, yine geleceğin mimarisi olarak bunun
altyapıları şimdiden oluşturuluyor, telekomünikasyon altyapısı
üzerinde bir ortak işletim ortamı var. Kullanıcılardan bağımsız
bir ortak işletim var. Bunun üzerinde de servislerin
orkestrasyonunun yapıldığı ve entegrasyon çatısının mimarisinin
kurulduğu bir yapı var. Buna, “dış sistemler” dediğimiz, artık
bunlar sentetik ve fiziksel olabiliyor ve bunları kendi içinde
barındıran hem sentetik hem fiziksel sistemler de olabiliyor;
kişiler, insanlar, araçlar olabiliyor.
Servisleri, artık tek
tek kullanılarak bilgilendirildiği ortamlarda değil,
servislerin bir arada çalıştığı daha akıllı ortamlardan
bahsediyoruz.
Lokasyon,
bağımsız, yedekli ve güvenilir oluyor, olacak diyoruz. “Akıllı
ortam” dediğim gibi, esasında kişiye özel ve kişiyi tanıyan
ortamlardan oluşacak. Bunların değişik örneklerini vermek
mümkün.
Aslında “akıllı ortam”
dediğimizde, MI olarak bunun kısa söylemi yapılıyor; “Ortam
Zekası” 1960’larda çok kullanımlı merkezi sistemlerle başladı ve
daha sonra belirli bir dönem sonunda PC’ye geçti. Ben şahsen iş
hayatımda bunların içinde bulundum; hem PC tarafında hem de
M….. tarafında bulundum.
Daha sonra bu ilişki,
“insan-bilgisayar-elektronik cihazlar” arasındaki bu ilişki
giderek kişiselleşti ve “bire bir” insan ilişkilerine dayandı.
Bugün ise gelinen noktada, mobil cihazların geldiği noktada ve
bunun yardımcı, destekleyen cihazlar, tamamlayan teknolojiler
noktasında ise artık “bire-çoklu” ilişkiye doğru gidiyor.
Burada şunu söylemek
istiyorum ki –aranızda okumuş olanlar mutlaka vardır- Amerikan
Savunma Bakanlığının “Açık Sistemler Geliştirilmesi Yol
Haritası” geçenlerde yayınlandı. Onun yönetim özetinde bir açış
cümlesi var. Konuyu yeterince açıkladığını düşünüyorum. William
Gibson isimli bir yazarın bir cümlesinden alıntı yapılmış.
Kendisi “Science-fiction” alanında bir yazar. “Gelecek burada;
sadece düzenli olarak dağıtılabilmiş değil” diye bir ifadesi
var. Bence bütün bu anlattıklarımızı yeterince açıklıyor.
Bütün bu fiziksel ve
sentetik dünya esasında savunma sektörünü de aynı şekilde
etkileyecek ve ağların gerçek potansiyellerinden faydalanılan
yeni bir küresel ve çapraz platformu doğuruyor. Bu platform,
aslında kullanıcı odaklı bir platform, fakat bu fiziksel ve
sentetik dünyanın tüm unsurlarını bir arada toplayıp iletişime
geçmelerini de sağlıyor.
Burada, gene “ortak
akıl” veya “akıllı dünya” altyapılarının da devreye girmesi
hedefleniyor. Bu platform; kullanıcı ihtiyaçlarına göre
kendisini adapte ederek ve bu ihtiyaçlara cevap vermesi
konusunda esnek çözümler oluşturacak bir ortam sunuyor.
Bu söylediklerim sadece
geleceğe ilişkin öngörüler değil, gerçek hayata geçirilen
araştırma-geliştirme projeleri de var. STM olarak biz de bu
projelerden bir tanesinin içindeyiz. Bu proje, “Osami” diye
adlandırılan bir AB projesi. “Open Source Ambiante Intelligence
Project”te yer alıyor. Esasında bu proje, söylediğimiz fiziksel
ve sentetik ortamları akıllı ortamla bağdaştıran ve kişiye özgü
platformları, altyapıların kurulmasını sağlayan bir Ar-Ge
projesi.
Özetlersek, burada
askeri bir network altyapısı altında sensörleri ve hareket alanı
görüyor olabiliriz. “Telekomünikasyon teknolojileri askeri
ihtiyaçlarla doğmuştur” dedik ama günümüzde –biraz evvel de
söylediğim gibi- güvenilirlik, güvenlik ve gizlilik
ihtiyaçlarının artık telekomünikasyon teknolojilerinin itici
gücüyle savunma sektörüne yönlendiğini görüyoruz.
Fakat bu hizmet
sektöründeki gelişmelerle sivil ve askeri telekomünikasyon
teknolojilerinin birbirlerine yakınsamasının beklenildiği bir
durum söz konusu ve gelecekte yine, daha öncesi gibi, askeri
ihtiyaçlarla sivil ihtiyaçlar birbirlerini “drive” eden bir
konuma gelecekler.
Bu slaytta da buradaki
askerleri çıkardığınızda, yerine cep telefonu ile konuşan bir
kız çocuğu koysanız, diğer tarafa da bir lojistik dağıtım ağını
koyduğunuzda, oradaki akıllı sistemlere karar destek
fonksiyonlarını kurduğunuzda, esasında altyapıların bire bir
aynı teknolojilere dayandığını görebileceğimiz bir geleceğe
doğru gidiyoruz.
Teşekkür ediyorum.
OTURUM BAŞKANI-
Yavuz beye çok teşekkür ediyoruz.
Sayın katılımcılar,
biliyorsunuz artık Türkiye, kendi uydularına sahip olma
konusunda yeni projeler başlattı. Savunma Sanayi Müsteşarlığı
tarafından yürütülen bir askeri uydu projesi var; Göktürk-1.
Bunun yanında kendi uydumuzu geliştirmekle alakalı yine Milli
Savunma Bakanlığı tarafından yürütülen bir Göktürk-2 uydu
projemiz var. Aynı zamanda Türksat’ın da kendi uydu projeleri
var. Bunların tedarik ve üretim safhaları devam ediyor
Yine bu konferansımızın
amacına uygun olarak biz, Türksat ile birlikte, Savunma Sanayi
Müsteşarlığı olarak bir çalışma başlattık. TAI’de oluşturulacak,
uydu test ve entegrasyon merkezinin kurulması ile ilgili olarak
bu merkezden hem askeri uydular için faydalanalacağız hem de
Türksat kendi sivil amaçlı uyduları için faydalanacak.
Son 4-5 aydır birlikte
çalışıyoruz. Biz, onların usul ve yöntemlerini; onlar da bizim
usul ve yöntemlerimizle ilgili farkındalık içerisinde bu
çalışmalar yürüyor.
Bu amaçla, şimdi de
Türksat adına Sayın Celal Sami Tüfekçi’yi, konuşmasını yapmak
üzere davet ediyorum.
CELAL SAMİ TÜFEKÇİ (Türksat
AŞ)-
Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Müsteşarım, Sayın
Telekomünikasyon Başkanım, Sayın Savunma Sanayi Müsteşarlığı
Başkanım ve değerli katılımcılar; hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
Ben konuşmamda kısaca
Türksat’ı tanıtacağım. Biz, savunma sanayi ile ilgili direkt bir
şirket değiliz aslında; ama haliyle günümüzde savunma sanayinin
önemi, savunmanın önemi ister istemez her kademesine
yansımaktadır.
Türksat’ı
kısaca tanıttıktan sonra, Türkiye’nin uydu ihtiyacını
vurgulayıp, ardından Savunma Sanayi Müsteşarlığı ile girdiğimiz
işbirlikleri konusunda bilgiler vermek istiyorum. Sonrasında da
gelecek teknolojilerle ilgili de konuşmaya çalışacağım.
Türksat,
temel olarak tamamen yaptığımız işlerin ana başlığı değil ama,
ana olarak bir uydu hizmetleri veriyoruz. Türksat, Türkiye
uydularına sahip bir kuruluş. Tabiî ki tamamıyla kamuya ait bir
kuruluş. Uydularımızla bu hizmetleri vermekte, ayrıca kablolu TV
hizmetleri de Türksat tarafından verilmektedir. Bunun üstüne bir
de devlet veya özel sektör olsun bir kapı altında hem
vatandaşımıza hem özel sektöre, işletmeciye ve hem de hükümet
yetkililerine hizmet verebilmesi amacıyla bir e-devlet projesi
mevcuttur. Bunun yanında da, benim de içerisinde bulunduğum Uydu
Tasarım ve Üretim Projesi olarak faaliyetlerimizi
özetleyebiliriz.
Şu anda 2A uydusu aktif
olarak devam etmektedir. Türksat 1C ömrünü tamamlamak üzeredir.
Bu lokasyonda Türksat3A uydusu yakın bir zamanda fırlatılacak.
Bunun dışında da yine orbital lokasyon haklarımız var. Bunların
bütün ayrıntılarına girmedim. Şu anda Türksat’ın sipariş verdiği
ve aktif olarak işlettiği ve işleteceği üç ayrı uyduyu burada
sıraladım.
Uydu hizmetlerinden
kastımız, tv ve radyo yayın hizmetleri, ulusal ve uluslararası
telefon, faks, veri, internet, teleks servisleri, ülke ve
organizasyonlarla işbirliği ve koordinasyon, uydu kontrol yer
sistemlerinin işletme ve bakımını söyleyebilirim.
Bizim Gölbaşı’nda ve
ODTÜ’deki Bekap yedek istasyon olmak üzere iki kontrol
istasyonumuz vardır. Uydular üzerindeki servislerimizi bu
istasyonlar üzerinden takip etmekteyiz ve ayrıca World Tracking
Network üyesiyiz. Bu sistem, herhangi bir uydu fırlatıldığında,
uyduları izleyen yer istasyonlarını, bu kabiliyeti olan yer
istasyonlarını ifade etmektedir. Türksat da zaman zaman gelen
teklifler ışığında, fırlatılan uyduların takibini bu kontrol
istasyonlar üzerinden yapabilmektedir.
Ayrıca, geniş bantlı
VSAT çok popüler ve önemli bir uydu iletişim aracıdır.
Avantajları; kesintisiz
erişim, yüksek hız, düşük maliyet.
Uygulamalar; internet
erişimli video konferans, uzaktan eğitimli kurumsal tv yayını,
internet üzerinden ses iletimi…
Örnek olarak savunma
sanayinde nasıl kullanılıyor; geçenlerde bir konuşmada şahit
oldum, bizim Afganistan’daki bir askerimiz oradan ailesine veya
stratejik olarak yapılması gereken şifreli iletişimi Türksat
uyduları üzerinden rahatlıkla yapabilmektedir.
Kablo Tv ve internet
hizmetlerine gelince; kablo TV şu anda analog yayın yapıyor.
Eminim, içinizden bir çok kişi kablo Tv üyesidir ve “kardeşim
yeter artık, ne zaman bu kanallar akacak?” diye söyleniyordur.
Gerçekten de oradaki arkadaşlarımız tarafından büyük bir çaba
sarf ediliyor. Şu anda -ilden ile değişse de- yaklaşık 50 kanal
analog yayın yapmaktadır. Yine yaklaşık olarak 1 milyon 150 bin
televizyon abonesi, İnternet servisinin de 40-50 bin abonesi
vardır.
Dijital yayın için
altyapı yatırımları yapılmakta ve 250’e yakın kanala
çıkartılması planlanmaktadır. Bu konuda -çok yakında olduğu
söyleniyor ama- bir çok sınırlamalar var tabiî ki.
E-devlet projesi de
şekilde görüldüğü üzere, e-devlet kapısı bir web portalı olarak
hizmet, bilgi –varsa- ödeme işlemlerinin yapılabileceği değişik
işletmeler, kamu kurumları, bankalar, dijital, sayısal kablo,
mobil platform, çağrı merkezi, internet gibi iletişim
araçlarının birleştirilebileceği bir kapı halinde
tasarlanmaktadır.
AB’nin STESTA Projesi
dahilinde güvenli bir şekilde oraya da iletişim bağı kurularak
e-devlet kapısı içinde yapılandırılması çalışmaları devam
etmektedir.
Uydu tasarım
aktiviteleri olarak, şirketimizin 4 üncü bölümü olarak
başlangıçta sıralamıştım.
Uydu tasarım
aktivitelerinde neler yapıyoruz?.. Uydu tasarım aktivitelerinin
başlangıcı Türksat Uçağı Uydusu Tales Alina firmasına
verilmiştir. Bunun dahilinde bir teknoloji transfer programı
uygulanıp mühendislerimizin –bu grubun içinde ben de vardım-
direkt olarak, bizzat uydunun tasarım ve entegrasyon
aktivitelerine katılmasıyla Fransa’da bulunmamız şekliyle
başlamıştır.
Biz, bu program
dahilinde bir haberleşme uydusu tasarımında bulunduk. Bu uydu
Geosencron Yörüngede 20 transfonder’ı olan, manevra ömrü en az
16 yıl, kullanım ömrü en az 15 yıl olan, aynı şu anda
fırlatacağımız Türksat uydusunu mesela ming eden bir tasarımdır.
Fıtratım tarihi olarak 2014 yılı düşünülmektedir. İnşallah
Savunma Sanayi Müsteşarlığı ile girdiğimiz işbirliği sonucu TAI
tesislerinde kurulacak olan AIT merkezinde üretilmesi
planlanmaktadır.
Bazı sürdürülebilirlik
sayıları –oldukça yüksek reliability olması gerekiyor- bu uydu
da diğer 2 Türksat uydusu ile –ki, bunlar Türksat 2A ve 3A olmuş
olacak- çünkü 1C ömrünü tamamlamak üzeredir. Aynı orbital
pozisyonu kolekasyon yapacak şekilde paylaşacağı tasarlanmıştır.
Ön tasarım seviyesinde
bir tasarımı bitirmiş durumdayız. Bu tasarımı itale ederek diğer
üretici firmalarla da görüşüp alternatif ekipman konusunda da
arayışlarımız sürmektedir.
Türkiye’nin
uydu ihtiyacı konusuna gelince; tabiî ki teknoloji hızla
ilerliyor ve Türkiye’de –şekilde kısaca gösterildiği gibi-
askeri gözlem uyduları veya gözetim uyduları, alçak yörüngede,
dünyaya oldukça yakın yörüngede uçuyorlar. Uzay istasyonunu
buraya koydum; çünkü şu anda International Space Station,
yaklaşık olarak 350-500 km arasında uçuyor. Yer, hava gözlem
uyduları yörüngeleri yaklaşık olarak 700-850 km. ve jeosenkron
yörünge 35 bin km’de.
Haberleşme uyduları
kaçınılmaz ihtiyaçtır. Bunun üstüne gözlem uyduları da büyük
ihtiyaçtır. Sayın Lütfü Varol sabahleyin ifade ettiler; Göktürk
ihalesi tamamlanmak üzere. Zaten EIT kurulumu da bu ihalenin
peşinden gelen bir oluşum.
Bunun üstüne, yine
Türkiye’nin gözlem uydusu ile ilgili sadece bir ihale ile
kalmayıp kendisinin de bu işle çaba sarf eden kuruluşlarımız
var; TAI, Tübitak-Uzay ve Meteksan-Uzay, bu konuda çalışma ve
iletişim içerisindeler.
Savunma Sanayi
Müsteşarlığı ile yaptığımız işbirlikleri, uydu entegrasyon ve
test merkezi projesi, TAI kampüsünde kurulacak olan bu test
merkezinin ihale aşamasının sonlandırılmasında bizim uzman
mühendis arkadaşlarımızın destek verdiği bir proje olmuştur.
Sonuçlanmak üzeredir, artık firmalar tekliflerini veriyorlar.
Hayırlısı ile birisi seçilecek.
Askeri Payload
tasarımında ihtiyaçlar var. Askeriyenin ihtiyaçları tabiî ki
devam ediyor çünkü uyduların belli ömürleri var. Yeni ihtiyaca
binaen hangi teknolojilerin uydu üzerinde kullanılabileceği ve
bu teknolojilerin ticari ve askeri kanatlarının birbiriyle uyumu
konusunda da Savunma Sanayi Müsteşarlığı ile işbirliği
içindeyiz.
Savunma sanayine yönelik
çalışmalarımız UHF / x / EHF bantlarında ITU başvuruları
yapıyoruz. Bu, direkt olarak Savunma Sanayi Müsteşarlığını da
ilgilendiriyor. Bunların koordinasyon süreçleri devam ediyor.
Hakikaten de karmaşık bir koordinasyon süreci vardır.
Arkadaşlarımız bunu çok sıkı bir şekilde takip ederek gerekli
hakları korumamıza veya yeni haklar elde etmemiz için gayret
sarf etmektedirler.
Yerli sanayi ile
işbirliği yapılarak bu bantlarda gerekli uydu ve yer istasyonu
ekipmanları konusunu Türksat desteklemek istemektedir. Çünkü
sadece frekanslara sahip olmak önemli değil, bunu destekleyecek
olan hem uydunun hem uydu ekipmanlarının tasarımı ve üterimi,
belki de tedariğinin yapılması gerekmektedir.
Gelecek teknolojilerde
geniş bantlı haberleşme sistemleri, kapasite anlamında sürekli
genişleme ihtiyacı malumunuzdur. Esneklik ve mobilite anlamında
kapsama alanının değiştirilebilmesi “switchable” dijital işleme,
küçük fakat yüksek veri hızlarında terminaller “mobility” için
çok önemlidir.
Korunma, “Anti-jamming”
halihazırda askeri frekans seçenekleri, savunma sanayii frekans
seçeneklerinin de avantaj ve dezavantajlarını kısaca özetlemiş
bulunuyorum.
X bant, genelde Nato
kullanımı, en fazla paylaşım, diğer Nato üyesi ülkelerle de
-işbirliği içinde olduğumuz üyelerle- paylaşımın hızlı olmasını,
X banttaki avantajı “Anti-Jamming” ve “Geniş Bant” arasındaki
bir uzlaşma olarak adlandırıyoruz.
Dezavantajları ise; bant
genişliği olarak orta kapasite, “Anti-Jamming” için yeterince
korumalı ama orta seviyede adlandırılıyor. Terminaller daha
geniştir.
UHF’ye baktığımızda,
avantajlar; daha ucuz, hafif ağırlıklı terminaller, kolay
mobilite ve geriye dönük uyumluluk diyebiliriz.
Dezavantajlar ise; Her
ne kadar ihtiyaçları karşılamış olsa da veri hızı ister istemez
düşük kapasitede ve “Anti-Jamming” korumasız olarak
adlandırılabilir.
EHF
ise; yüksek frekansından dolayı çok iyi “Anti-Jamming” özelliğe
sahiptir.
Dezavantajı ise;
atmosferik kayıp anlamında en kötü teknoloji diyebiliriz.
Ka
Bandı; son yıllarda gelişen geniş bant ile küçük terminaller ve
yüksek kapasite avantajı sağlayan ve yine atmosferde –UHF kadar
olmasa da- kayıp veren bir teknolojidir.
Bu frekans seçenekleri
konusunda Savunma Sanayi Müsteşarlığı ile askeriyenin ihtiyacı
için tabiî ki bir ticari uydunun üzerinde paylaşımı askeri
servisler ve normal telekomünikasyon servisleri olacağı için
iletişim içindeyiz.
Buradaki son slayt da,
Türkiye’deki uzay ve işbirliği modeli ile ilgili olarak neler
yapılabilir konusunda küçük bir grafiği sizinle paylaşmak
isterim.
Bu grafikte, uydu
sistemlerinde ekipman tasarımı, yerli ya da Türk sanayicisi
kastediliyor. Sol taraf ekipman, sağ taraf sistem tasarımıdır.
Burada ismi olmayanlar veya ismi şurada burada olanlar
alınmasın, bu tamamen filozofik bir çizimdir.
Sistem ve ekipman
tasarımı yapanlar ile sürekli işbirliği içinde olacak ve son
zamanlarda yaptığımız girişimlerle Türkiye’nin çifti yatırım
yapılmasını engellemek, çünkü herkesin ihtiyaçları farklı.
Telekomünikasyon uydularının dizaynı ve çalışma prensipleriyle
alçak yörüngeli gözlem uydularının, askeri gözlem uydularının
ihtiyaçları farklı olabilir, ama bunlar benzer veya ortak bir IT
tesisi üretilebilirler. Onun için zaten sonradan girişimde
bulundum ve size daha önceden anlattığım, ortak bir AIT kurulumu
için çalışmalar burada yapılmıştır. Bunun yanında, yapılacak
araştırma ve geliştirme laboratuarları ile ekipman tasarımı ve
sistem entegrasyonu sürekli olarak desteklenmelidir.
Yabancı sağlayıcıdan
alınacak ekipmanlar, onlarla sürekli iletişim içinde olarak
ekipman tasarımcıları ve bizim AIT ve Ar-Ge laboratuarları
iletişim içinde olarak benzer ekipmanları yeni teknolojiler ve
yeni fikirleri ortaya koyarak onlardan öğrenmek –çünkü burada
geri olduğumuz aşikardır- ve onlardan bir adım öne geçmek diye
her zaman kendimize söylememiz gerekiyor.
Şu paralelde bütün
uydularımızı hemen, anında yapamayacağımız için, yabancı uydu
tedarikçisinden bu bilgileri bir iletişim kanalı içinde
paylaşarak asıl hedefin Türkiye ve dünyadaki müşteriler olduğunu
hiçbir zaman aklımızdan çıkartmadan, telekom operatörleri,
hükümetler, özel şirketler ve diğer potansiyel müşterileri hedef
alarak hem ekipman hem uydu sistemleri tasarımında yol alınması
gerektiğini düşünüyoruz.
Teşekkür ediyorum.
OTURUM BAŞKANI-
Celal Sami Tüfekçi beyefendiye, Türksat adına yapmış olduğu
konuşma için teşekkür ediyor, konuşmasını yapmak üzere, telekom
sektöründen Global Star firmasını temsilen Hüseyin Çağlar beyi
davet ediyorum.
HÜSEYİN ÇAĞLAR (Global Star,
Genel Müdür)-
Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
Sayın Müsteşarım, Sayın
Başkanım, değerli katılımcılar; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Çanakkale Savaşının
yıldönümü olması sebebiyle, tüm şehitlerimizi ve gazilerimizi
bir kez daha saygıyla anıyorum.
“Muhaberesiz Muharebe
Olmaz” ifadesini en iyi destekleyen bir cümle olarak da Ulu
Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün, “Ben, İstiklal Harbini
telgraf telleriyle kazandım” cümlesini burada bir kez daha
herkese hatırlatarak sunumuma başlamak istiyorum.
Artık telgraf telleri
kalmadı; bunun yerine, çok gelişmiş kablosuz sistemler yer aldı.
Benim konum da bu sistemlerin birisi uydu haberleşmesi ve
Globalstar olacak.
Uydu haberleşmesi
konusunda ülkemizin yaşadığı kısa tarihçeyi detaylı olarak
Oturum Başkanımız ve Sami bey de özetlediler. 1979 yılında yer
istasyonu kurarak uydu haberleşmesine başladık. Kısa adı AKA-1
sistemi, Türksat AŞ’ye gidenler de bilirler, oradaki 32 metre
boyundaki en büyük anten ilk kurulan yer istasyonudur, şu anda
içinde bulunduğumuz salon kadar da bir sistemi vardır. Kendi
uydumuzu fırlatmamız, 1994 yılında Türksat-1A ile başlayan, daha
sonra en büyük adım olarak da bence yerli keşif ve gözlem
uydumuz olan Göktürk Projesi var. Oturum Başkanımız da hem
Göktürk1’i hem de Göktürk2’yi çok güzel özetlediler. İnşallah bu
çalışmaların getireceği meyvelerle de tüm bu sistemleri tamamen
yerli sermaye ile yapıp, savunma sanayiimizde yerli sermayeyi
yüzde 100 anlamda kullanmayı sağlarız.
Savunma Sanayinde
haberleşme sistemlerinin haricinde ve keşif gözlem uydularının
haricinde uydu haberleşme üzerine kullanılan başka neler
yapılabilir? Ben burada aklıma gelen bir temenni olarak yazdım,
konu belirleme sistemleri savunma sanayiinde çok önemlidir.
Füzeler artık otomatik olarak GPS sistemleriyle belli hedefleri
vurabiliyor. Bunlar hep yabancı ülkelerin elinde; “GPS”
Amerikalıların, “Galileo” Avrupalıların başlattığı projelerdir.
Rusların soğuk savaş döneminden kalma “Glonass” projeleri var.
Belki çok az uydusu kaldı, ama hala kullanılıyor diye tahmin
ediyorum.
Ülkemizin, belki dünyayı
kapsayacak böyle bir yüksek maliyeti karşılayacak durumu
şimdilik olmayabilir, ama belki bölge ülkeleriyle, Türk
Cumhuriyetlerle birlikte sadece bölgemiz üzerinde dolanacak
belli sayıda uydu ile de belki kendi küresel konum belirleme
sistemimizi ileride yapmaya başlarız diye temenni olarak burada
yer verdim.
Küresel Konum Belirleme
Sistemi haricinde ne yapılabilir; ülkemiz “Jeosenkron” uydular
olarak Türksat’ı yapabiliyor. Bunun haricinde de Yakın Yörünge
Uydu Sistemlerinin kendilerine has avantajları vardır. Özellikle
dağlık bölgelerde belki yine tüm dünyayı kapsayacak bir uydu
kümesi oluşturulamaza ama yine de bölge ülkeleriyle, Türk
Cumhuriyetleriyle ya da sadece Türkiye üzerinden geçecek belli
sayıda uydu ile de Yakın Yörünge Uydu Haberleşme Sistemimizi de
ülkemizin yapmasını temenni ediyorum. Böyle bir şey
gerçekleşirse de hem biz özel şirketler –Türksat’ta olduğu gibi-
gerekse kamu, ülkemize ait uydu kümesini işletir, ortak
kullanabilir diye düşünüyorum.
Buraya, Yakın Yörünge
Uydu Sistemini ülkemizin yapması gerekliliğini yazdım. Şu anda
Yakın Yörünge Uydu Sistemini Iridium ve Globalstar kullanıyor.
Avantajını burada tekrar hatırlatmak gerekirse, özellikle askeri
avantaj konusunda, bildiğiniz gibi Jeosenkron Uydu Sistemleri
özellikle Türkiye’den baktığınızda güney tarafta yer alırlar ve
36 bin km. uzaktadır. Güneyle aranıza herhangi bir engel
geldiğinde de iletişiminizi kuramayabilirsiniz, çünkü iletişimi
kurabilmeniz için Jeosenkron uyduları birebir görmeniz lazım.
GSM’deki gibi, kapalı bir alanda kullanamazsınız.
Eğer bir asker, dağın
kuzey tarafında ise ve önündeki bu dağ, Jeosenkron uyduyu
görmesini engelliyorsa, haberleşmesini yapamayacaktır.
Yakın Yörünge Uydu
Sistemlerinde ise; uydular sürekli hareket halinde oldukları ve
yeryüzüne daha yakın oldukları için, mutlaka bir şekilde
buradaki kişi, konumunu değiştirmeden haberleşmesini
sağlayacaktır.
Yakın Yörünge Uyduları
çok hızlı hareket eder. Bizim Globalstar uyduları en uzun geçiş
süresi 17 dakika. 5 dakikalık geçişler de vardır.
İdeal Uydu
Haberleşmesinden bahsedersek, gökyüzünde yöne bağlı sistemlerin
olmaması en iyisidir. Gökyüzünde ne kadar uydu alternatifi
varsa, kullanıcı alternatifi açısından o kadar iyidir.
Yüksek frekans
kullanmaması tercih ediliyor çünkü, kar ve yağmur gibi değişik
hava koşullarından haberleşmenin etkilenmesi çok mümkün.
Globalstar da LBant kullanıyor; 1800 Mhz. Bu tür coğrafi
koşullardan etkilenmez.
Birden fazla yer
istasyonunun olması her zaman için bir alternatiftir ve
iletişimde de tamamen dijital bir modülasyon yapısının
kullanılması, üzerinde kripto çalışması için ve ses kalitesinin
iyi olması için, data kalitesi açısından da önemli bir
özelliktir.
Globalstar’ı
bilmeyenler için, çok kısa olarak tekrar hatırlatmak istediğim
husus olarak şunu söylemek istiyorum, dünya üzerinde 26 adet
Globalstar yer istasyonu var. 2 adet de kurulmak üzere olan;
birisi Nijerya’ya, diğeri Singapur’a anlaşmaları yapılmış olan
istasyonlar var. Bununla ilgili haberleri Globalstar’ın web
sayfasında bulabilirsiniz.
26 istasyonun 9 tanesi
de bağımsız operatöre ait. Bizim gibi operatörler tamamen
bağımsızdır. Örnek vereceksek olursak, Güney Kore’de Dacom
şirketi, Çin’de Chinaspacecom, ülkemizde de Globalstar Avrasya.
Biz de yüzde 100 yerli bir şirketiz.
İstasyonumuz
Gölbaşı’nda. Tamamen milli sermaye ile işletilmektedir. Sadece
Globalstar uydu kümesine servis anlaşmamız gereği, kullandığımız
ölçüde bir ücret ödüyoruz.
Kapsama alanımız da
gayet iyi; Türk Cumhuriyetlerinin çoğunu kapsıyoruz. Kazakistan
sanıyorum biraz sonlara kalıyor. Ortadoğu’nun tamamı, Avrupa,
İskandinavya’ya kadar çok geniş bir kapsama alanımız var.
Globalstar,
ikinci jenerasyon uydularını yakında fırlatacak. Birinci
jenerasyon uyduların ömrü tamamlanmak üzere. 2010 yılında
başlayacak olan İkinci Jenerasyon Uydusu 2025 yılına kadar
hizmet verecek. Bu konuda gerekli uydu üretimi için Alcatel ve
uydu fırlatma için de Alema Space ile Globalstar anlaşmalarını
imzalamış durumdadır. Bu konudaki bilgiler de web sayfasında
vardır.
Globalstar’ın
yer istasyonlarındaki mevcut santrallere IP tabanlı santraller
eklenecek ve bundan sonra da mobil uydu haberleşmesinde data
hızı minimum 1 mb/s çıkacak ve görüntülü uydu haberleşmesi de
yaptırabilecek.
Bunun haricinde
bluetooth’u destekleyen yeni kit’lerle de şirketimizin sim
kartını GSM’li telefonunuza taktığınız zaman bu kit’i kullanarak
kendi GSM telefonunuzu bir uydu telefonu gibi
kullanabileceksiniz. Bu konudaki çalışmalar da son noktasına
gelmiştir.
Sunumu kapatmadan önce
bir cihazdan bahsetmek istiyorum. Globalstar’ın geçen Ocak
ayında Las Vegas’ta, International Consumer Electronics Show’da
ödül alan bir ürünüdür. Kişi takipte kullanılmaktadır ve dalında
bir ilk olduğu için de Inovasyon2008 ödülü almıştır.
Bunu neden burada
yazdım; çünkü belki savunma sanayiinde de kullanılabilir diye
düşündük. İnsan takibi artık uydular üzerinden mümkün. Bunun
içindeki etkin sistem, çok küçük simplex modem uyduları kullanan
ve bunu kullanarak da askeri amaçlı, yine kişi takip
uygulamaları buradaki firmalarla yapılabilir. Çünkü bu çok küçük
ve her türlü yapıya kolay entegre olabiliyor, çok az enerji
harcıyor. İçindeki ufak pillerle yıllarca dayanabiliyor ve her
yerden de uyduya kolay ulaşabiliyor.
Bu uygulamanın benzeri
askeri anlamda yapılabilir ve burada da şirketlerle işbirliğine
açığız.
Teşekkür ediyorum.
OTURUM BAŞKANI-
Yapmış olduğu konuşma için Hüseyin beye teşekkür ediyoruz.
1985, 1986 yılları;
Savunma Sanayi Müsteşarlığı kurulduğunda ilk yürürlüğe
koyduğumuz haberleşme projesinin ismi FGF SSP Telsiz Sisteminin
tedariğiyle ilgiliydi. O zaman bunu gerçekleştirmek üzere
Türkiye’de bir Joint-Venture Company, Markoni Communication AŞ
adında kurulmuştu. Bu projenin gerçekleştirilmesinden sonra
Markoni Communication AŞ, faaliyet sahalarıyla ilgili olarak da
bir dönüşüm gerçekleştirdi. Kendi geliştirdiği ürünleri de
hizmete sunmayı amaç edindi ve Selcom ismini aldı.
Şimdi, Selkom firmasını
temsilen Ayhan Evren beyi, konuşmasını yapmak üzere kürsüye
davet ediyoruz.
AYHAN EVREN (Selkom)-
Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Sayın Müsteşarım, Sayın
Başkanım, değerli konuklar; hoş geldiniz.
Selkom,
Selex Komünikasyon AŞ 1989 yılında Markoni Communication AŞ
olarak kurulmuştu ve şirketin kuruluş amacı, yaklaşık 3 bin tane
HF SSP telsizin değişik özelliklerde Türk Silahlı Kuvvetlerine
teslim etmekti. Geçen süre içerisinde bu projeye ilave olarak,
Şenol beyin de ifade ettiği gibi, Tasmus projesinde Aselsan’ın
bir alt yüklenicisi olarak Bant-4 radyoların tedariği, Deniz
Kuvvetlerinin Kuvvetlerinin Sahil Telsiz İstasyonları
Modernizasyonları veya gemilerde entegre muhabere sistemi
entegrasyonları gibi değişik projelerde anahtar teslimi çözümler
sundu.
Son alarak yeni bir
açılımla, A400M uçaklarının yarı iletken tabanlı aydınlatma
sistemlerinin tasarımı ve imalatını yapmaktayız ve bu kapsamda
yeni bir iş ve faaliyet alanı olarak C130’un da aydınlatma
sistemlerin gece görüş dönüşümü modernizasyonu alanında faaliyet
gösteriyoruz ve bunların tasarımı, imalatı şirketimiz tarafından
yapılmaktadır.
Bugünkü toplantının
içeriğine uygun olarak, genel anlamda savunma sanayiinde
geleceğin haberleşme teknolojilerinden bahsederken teknolojik
gelişmelerin ya çevresel koşullardan ya da ihtiyaçlardan
kaynaklandığını gözardı etmeden hemen hemen bütün kullanıcıların
bahsettiği noktalara da bir miktar değinerek, ama bazı
sıkıntıları ve o sıkıntıların getirdiği yeni teknolojik
gelişmeleri de anlatmaya çalışacağım.
Burada temel olarak
değineceğim noktalar frekans spektrumu kullanımı için artan
talep konusudur. Hemen hemen her konuşmacı geniş bant, ağ
merkezli haberleşme olanaklarından bahsetti ama bir de fiziksel
bir ortamımız var. Bunları konuşmak güzel, ama frekans spektrumu
gerçekten sınırlı. Bu anlamda birtakım zorluklar var; işletme
anlamında ve kullanım anlamında zorluklar var. Bunlardan
bahsetmezsek bence bir şeyleri eksik yapmış oluruz.
Dünyada bu anlamda neler
yapılıyor; JTRS ve ona yeni bir konsept olarak Cognitive Radio (SDR)
gündemdedir.
Bahsetmek istediğim bir
diğer konu, özellikle mobil haberleşme alanında, bataryalardan
yaşanan sıkıntılardan dolayı gündeme gelen Betavoltaic veya
Radyoaktif bataryalar konusuna kabaca değinmeye çalışacağım.
Hemen hemen herkes
bahsetti ve herkesin de hemfikir olduğu anlaşıldı ki, evet ağ
merkezli operasyonlar bir ihtiyaç. Özellikle sensörlerden en uç
noktaya kadar bilginin hızlı, güvenli ve anında iletilmesi çok
kritik. Özelikle muharebe alanında böyle. Fakat frekans spektrum
anlamında da birtakım sıkıntıları beraberinde getirdiğini
gözardı edemeyiz. Çünkü, frekans spektrumu şu anda dünyada belli
bir fiziksel altyapı ve bunun ötesinde, bunu değiştirme şansımız
maalesef yok ve bütün devletler içinde şu anda en temel, en
önemli sınırlı ulusal kaynağın başında yer almaktadır.
Özellikle değişik
coğrafyalarda yapılan operasyonlarla bu frekans spektrumun etkin
kullanımı çok daha önemli hale gelmeye başladı. Gelecekte ne
yaparsak yapalım, gidişat öyle ki frekans spektrumundaki yaşanan
sıkıntılara çözüm bulmadan sağlıklı çözümler üretilebilmesi çok
da mümkün değil.
Baktığımızda, 50 yıl
içinde –ki, insanlık hayatını düşündüğünüzde çok kısa bir
süreçtir- teknolojik gelişmeler inanılmaz boyuttadır. MS 2000
yılda yapılanların yanında son 50 yılda yapılanların hakikaten
bir çok insanın hayal gücünü zorladığını söylemek mümkün.
Dolayısıyla, artan bir
talep var. Telgraf görüşmelerinden başlayarak geldiğimiz nokta
3G’ler, kablosuz, her ortamda haberleşme ve bunlar çok güzel
gelişmeler olarak söylenebiliyor. Dediğim gibi, frekans
spektrumunun kullanımı anlamında da ciddi sıkıntılar söz
konusudur.
Bunun için dünyada
birtakım yaklaşımlar, planlar bugünden yapılmaya başlandı.
Bugünkü sistemlere baktığınızda, önceden belirlenmiş sabit
frekanslarda haberleşen sistemler, çok da kendi aralarında
uyumlu olmayan ve her bir fonksiyonun her bir dalga şekli veya
her bir servis için ayrı cihazların kullanıldığı ortamlardan
bahsediyoruz; ama dediğim gibi, frekans bandımız, spektrumumuz
oldukça sınırlı.
Bunun en etkin şekilde
kullanılması için gelecekteki sistemlerde spektrumu etkin
kullanan, içinde bulunduğu her durumu, koşulu net tespit eden,
hangi frekansta ne tür yayınlar olduğunu, konumunu, iletişim
kurması için gerekli güç seviyesini, ihtiyaç duyduğu dalga
şeklini belirleyebilen ve bunlar için de operatörden bağımsız
hareket edebilen sistemlere doğru bir gidiş var. Bunu, Amerikan
Milli Savunma Bakanlığının ifadesiyle öngördükleri sistemin adı,
yeni terminolojiyle, “Cognitive Radio”dur.
Şu anda hedefledikleri
sistem, 2020 ve 2025 ötesi sistemlerdir. Şu anda kullandıkları
sistemlerde, mobil haberleşmede genelde analog tabanlı sistemler
söz konusudur. Frekanslar, önceden tahsis edilmiş durumda,
değişik dalga şekillerde, değişik servisler için değişik
cihazlar kullanılmaktadır. Bunun üstesinden gelmek adına orta
vadede sivil alandaki adıyla “Software Defined Radio”. Amerikan
Silahlı Kuvvetlerinin öngördüğü ve “Software Defined Radio”
üzerine geliştirdiği, JTRS. Bu sistemler 2012 ve 2016 yılları
için öngörülmekle birlikte genel anlamda donanımdan bağımsız,
tamamen yazılım üzerinde koşabilen sistemler, çok kaba tabirle
PC gibi, aldığınız bir yazılımla istediğiniz dalga şeklini,
istediğiniz servisi yükleyebildiğiniz veya yüklediğiniz
servisleri çağırarak kullanabildiğiniz sistemlere bir geçiş var.
Geniş bantlı
uygulamalar, yüksek data ihtiyaçları gene bu sistemler üzerinde
öngörülen uygulamalar olacaktır.
Bir sonraki aşamada
özellikle muhabere alanlarında yaşanan frekans bandı sıkıntıları
yüzünden daha optimize edilmiş, daha akıllı radyo çözümleri
üzerinde şu an için konsept bile olsa birtakım ön çalışmalar ve
hazırlıklar yapılmakta.
Burada, artık bulunduğu
konumu, haberleşme ihtiyacını, güç seviyesini, frekansını, dalga
şeklini otomatik olarak belirleyen, örnek vermek gerekirse belki
burada De… gibi çalışıp, dışarıda GSM konumuna geçebilen daha
akıllı ama, frekans spektrumunda gerek güç gerek frekans seçimi
olarak önceden set edilmiş değerlerle değil, o anki ihtiyaca
göre kullanılabilecek sistemler hedeflenmektedir.
Bu bağlamda, az önce
bahsettiğim gibi, SDR aslında 1997’li yıllarda gündeme gelmişti.
Aynı yıllarda Amerikan Savunma Bakanlığında JTRS programı da
gündeme gelmişti. Az önce bahsettiğim gibi, SDR’nin genel
konsepti donanımdan bağımsız, tamamen yazılım tabanlı bir
yazılımın, bir başka cihaz üzerinde de koşabileceği, port
edebileceği, IBM PC benzeri veya herhangi bir PS benzeri
sistemlere ulaşmaktır.
Dolayısıyla, gidişat o
ki, eğer bu gerçekleşirse tek bir donanım üzerinde sadece telsiz
yerine bir CD almak gibi bir durumla karşı karşıya gelmek; hedef
buydu. Tabiî ki bunun RF tarafında analog tarafları da gündemde
ve bunlar da birtakım geniş bant uygulamalarla desteklenmek
durumundadır.
SDR
Forum nihai hedef olarak ve aşağı yukarı 5 basamaklı bir konsept
veya kendisine bir yol haritası belirlemiş durumdadır. Hedef,
aslında Cognitive Radio’dan çok da uzak olmayan –başka bir
terminoloji ile- bütün trafik kontrol, aradaki frekans
spektrumun kullanımı, güç seviyelerini belirleyen ve
kullanıcının bunlarla hiçbir interfasiel’ının olmadığı, sadece
haberleşmeyi sağladığı bir sisteme ulaşmaktır.
Aynı şekilde JTRS
programı da aslında herkesin bahsettiği gibi, çıkış noktasıdır.
Aslında ağ destekli haberleşme ve ağ merkezli çalışmayı
destekleyecek bir sistem oluşturma hedefi vardı.
Bunun yanında lojistik
hedefler de söz konusuydu; çünkü, Amerikan Silahlı Kuvvetlerinde
yaklaşık 25-30 değişik aileden 750 bin ayrı telsiz veya Wirless
sistemden bahsediyoruz. Bunların işletme sıkıntıları, bunların
bir arada kullanılma sıkıntılarından dolayı böyle bir problem
gündeme gelmişti.
1997 yılında projenin,
programın tahmini bütçesi 37 milyar dolardı. Fakat, 2006 yılına
gelindiğinde, projede ciddi birtakım sıkıntılar söz konusu oldu
ve yeni bir organizasyon ve yeni bir yapıyla –ki, bu
sıkıntıların temelinde değişen ihtiyaç ve gereksinimler- bir
türlü sabitlenemedi. Sürekli olarak yeni ihtiyaçlar yüzünden ve
teknolojinin yeteri kadar meşhur olmaması nedeniyle hedeflere
ulaşılamaması, programı çok zor bir duruma getirmişti. Akabinde,
Mart 2005 tarihinden sonra yeni bir yapılanma ile proje birtakım
bölümlere ayrıldı ve şu andaki ilk aşama olarak 180 bin telsizle
sınırlı ve ilave 5.5 milyar dolarlık bir harcama ile bunu
tamamlamayı düşünülmektedir.
Bu yeni yapılanmada en
önemli özellik, birtakım dalga şekillerinin belirlenmiş olması
ve birtakım hedeflerin net ve açıklanmış olmasıydı. Çünkü ucu
açık gereksinimler veya tam tanımlanmamış gereksinimlerle çok
ciddi sıkıntılar gündeme gelmişti.
Şu andaki yol haritaları
–ki, JTRS’ten sonraki planları, hedefleri Cognitive Radio- 2011
yılı gibi hedefledikleri 180 bin adet sistemin üretimine
başlanmasıdır.
Hiçbir sorun yok,
mutlaka olacak; çünkü geniş bantlı dalga şekillerinden
bahsediyoruz, frekans spektrumu kullanımının sıkıntıları mutlaka
olacaktır. Teknolojiler boyut ve ağırlık olarak mutlaka
zorluklar çıkaracaktır ama sonuçta, gidilecek noktada frekans
spektrumun etkin kullanıldığı birtakım sistem çözümlerine
gelmektir.
Bahsetmek istediğim bir
diğer konu, gelecekte özellikle mobil iletişim alanında dikkat
edilmesi gereken ya da şu andan itibaren düşünülmesi gereken bir
konu olarak, son Irak Harekatı, Körfez savaşları veya
Afganistan’daki harekatlar şunu gösterdi ki, milyon dolarlık
mobil sistemlerin bataryaları bittiğinde hiçbir işe
yaramamaktadır. Bu nedenle de özellikle savaş alanında çok ciddi
birtakım sıkıntılar yaşandı. Her birimiz cep telefonlarında da
benzeri sıkıntıları yaşıyoruz.
Yeni bir proje
gündemdedir; New York Cornell Üniversitesine verilen bu projede
“Betavoltaic Bataryalar” veya başka bir tabirle Radyoaktif
Bataryalar”. Böylelikle mobil sistemlerin ömrünün, batarya şarj
etme derdi olmaksızın, batarya bitme derdi olmaksızın, mümkün
olduğu kadar ürün kullanılması hedeflenmektedir.
Çok yakın bir gelecekte,
görünen o ki her birimiz birer atom bombası benzeri bir şeyi
kendi cep telefonlarımızda veya cebimizde taşıyor olacağız.
Bu yapılan çalışmalarda
şu ana kadar elde edilen sonuçlar açıkçası oldukça umut verici.
Çok teknik detaya girmeden söylenebilir, yapılan çalışmalarda,
bir kalp pilinin şu anda kesintisiz 20-30 yıl çalışmasını
sağlayacak sürelere erişilmiştir.
Bu tür bataryaların bir
avantajı da çok düşük radyoaktif emisyonu olduğu için
ambalajlanması, yalıtılması çok daha kolaydır. Dolayısıyla da
mobil olarak kişiye zarar vermeden kullanılabileceği
düşünülmektedir.
Benim bahsedeceğim iki
temel konu, bunlardan ibaret ama, görünen o ki bundan sonraki
teknolojik gelişmeler ve özellikle haberleşme alanındaki
teknolojik gelişmeleri düşündüğümüzde, mevcut fiziksel
sıkıntıların gerek frekans spektrumu olsun, gerekse batarya
olsun veya diğer şartlar olsun, bunları göz ardı etmeden dikkate
alarak birtakım gelişmeleri bu paralelde yürütmemiz gerekeceğini
düşünüyorum.
Teşekkür ediyorum.
OTURUM BAŞKANI-
Sayın Ayhan Evren beye, yapmış oldukları konuşma için çok
teşekkür ediyoruz.
Bugün oldukça uzun bir
sabah oturumu oldu. Yine bu oturumumuzu, zihinlerde bir hoş seda
ile kapamak üzere, Gate firmasını temsilen Turgay beyi
konuşmalarını yapmak üzere davet ediyorum.
TURGAY MALERİ (Gate)-
Sayın Müsteşarım, Başkanım, değerli konuklar; ben Gate
Elektronik Yönetim Kurulu Başkanıyım. Kurucusuyum.
Gate
Elektronik’in kuruluşunda telekom sektörünün önemi çok büyük.
Kuruluş şekli aslında telekomünikasyon ile başladı. Ben, aynı
zamanda Aselsan’ın eski Ar-Ge mühendislerindenim ve orada
araştırma geliştirme yapmakla, bir şeyi tasarımlamakla onun
onarımını yapmak veya arızasını bulmanın çok farklı şeyler
olduğunu yaşadım.
Kuruluş şekli olarak da,
ODTÜ’de Teknoloji Geliştirme Merkezi, Türkiye’nin ilk
Tekmer’idir ve bizler de Gate olarak oranın ilk şirketiyiz.
Orada, telsizlerdeki arızaları, dokümanı olmadan, veri şeması
olmadan nasıl bulunur, bunun üzerine bir proje hazırladık ve
oraya müracaat ettik.
Bizim başlangıcımız,
aslında telsizlerde elektronik katların, özellikle Markoni’nin
vermiş olduğu ve Savunma Sanayi Müsteşarlığımız ile ilk
tanışmamız da orada oldu. Orada, Depo Seviyesi Bakım Projesi adı
altında bir firmaya bir proje verilmişti ve ben de o firmanın
alt yüklenicisi olarak orada görev aldım.
Firmamız o zamanlar 3-4
kişiden oluşan bir aile şirketi idi. Aile şirketi denildiğinde,
para yoksa aile fertlerini çalıştırıyorsunuz. Onları bedava
çalışacak personelle birlikte arıza bulma şeklini,
telsizlerdeki, telekomünikasyon kartlarındaki arızaların
dokümanı ve veri şeması olmadan nasıl bulunabileceğini
araştırdık ve bununla ilgili test programlarını hazırladık ve
halihazırda şu anda kullanılıyor. Bizim girişimimiz ve
başlangıcımız böyle oldu.
Bizim, Savunma Sanayi
Müsteşarlığımızla ve kuvvetlerle orada tanışmamız konusunu da
sizlere kısaca söylemek istiyorum. Bir gün beni Hava Kuvvetleri
Komutanlığımızdan çağırdılar, bir brifing istediler; “ODTÜ’de
çocuklar veri şemasız, dokümansız arıza buluyorlarmış, şunları
çağırın da bir dinleyelim” demişler. Zamanın Kurmay Başkanı
Sayın Fırtına Paşam başkanlığında bir heyetin karşısına
çıktığımda neredeyse 50’ye yakın üst rütbseli subay vardı. Orada
bir brifing verdik. Dediler ki, “çok güzel şeyler söylüyorsunuz,
bizim F16 kartları var, şunları alın bir bakın, yapın da
görelim.”
Bizim, ODTÜ Tekmer’de
alt katta 70 m2’lik bir yerimiz vardı, orada 2 astsubay
eşliğinde bu kartlar geldi. Biz, yarım saat içinde soğuk
lehimlerini tespit ettik ve Mürted’deki atölyede onlar
tarafından denendi ve bir yazı geldi. “Bize, bu kabiliyetin
kazandırılması ve bunun bedelinin bildirilmesi” denildi. O zaman
cahillik(!) ettik, Savunma Sanayi Müsteşarlığımızla
tanışmıyorduk, oraya “100 bin” yazmıştık. Bugün yaklaşık 100 bin
dolara denk geliyor. O ara çok cüzi bir bedeldi. Şu anda Üçüncü
Hava İkmal Bakım Merkezimize bunu kazandırmış olduk.
Söylemek istediğim, bu
elektronik komünikasyon sistemlerini tasarımlamadık ama, bizim
ana işimiz bu arızaların bulunması, dokümanı yoksa bunların
problemlerinin çözülmesi.
Biz, Savunma Sanayi
Müsteşarlığımıza gelinceye kadar çeşitli evrelerden geçtik.
Savunma sanayi, aslında sivil sektöre geçiş için çok güzel bir
basamak, çünkü savunma sanayi denilince öyle yüzlerle, binlerle
ifade edilen ürünler yok; birkaç ürün üretiyorsunuz ve bunları
satmaya çalışıyorsunuz. Sonra bakıyorsunuz ki bu, aslında sivil
sektörde de çok güzel kullanılabilecek ürünler. İşte bunlardan
bir tanesini biz gerçekleştirdik.
Deniz Kuvvetlerini
İstanbul’da ziyaret ettik. “Bizim radar skenkonventor’ümüz var,
bu karta 80 bin Paund ödüyoruz, bu kartın benzerini yapabilir
misiniz?” dediler. Biz bunun üzerinde bir yıla yakın çalıştık.
Baktık ki bu sistem sonuçta –bilemediniz- 100 gemide
kullanılacak. Ama, çok güzel bir IP Tv olabiliyor, video
gönderiyor, data gönderiyor, ses gönderiyor… Biz bunu otellerde
veya başka bir yerde neden kullanmayalım dedik ve şu anda 10
binin üzerinde otel odasında kullanıma geçti.
Bunun yanında, bizler
yine şu anda ODTÜ’de başladığımız çalışmalara 85 kişilik
mühendislik kadrosu, yaklaşık olarak–KOBİ vasfını kaybetmeyelim
diye 250 olmuyor- 249 kişilik kadromuzla şu anda Ayaş
Kavşağındaki 20 bin m2’lik üretim tesislerimizde devam ediyoruz.
Bunun yanında şunu da
hedef aldık: Üniversitelerle işbirliği yapmayı, bu kapsamda da
ODTÜ, Bilkent Park, Anadolu Üniversitesi Teknopark’ında, İTÜ Arı
Teknopark’ında, bunun yanında Tübitak ile Adana Çukurova
Üniversitesinde bir ortaklık yaptık, orada Elektronik
Mühendisliği içinde bir ofis açtık. Adana bölgesindeki tüm
sanayiye hizmet verelim istedik.
Bunun yanında Konya’da,
medikal sistemler üzerine, Selçuk Üniversitesi içinde bir yer
açtık. Kıbrıs’ta bir yer açtık; Kıbrıs’ta bulunan bütün
operatörlere, servis sağlayan GSM operatörlerinin tüm haberleşme
sistemlerinin bakım onarımları servisi verme üzerine bir çalışma
başlatıldı ve orada şu anda çalışmalarımız devam ediyor.
Bizlerin savunma
sanayine verdiğimiz hizmetler arasında benim en çek sevdiğim ve
beğendiğim bölüm, “Offset”. Burada bilişim sektöründen, telekom
sektöründen arkadaşlar var, bilgi vermek istiyorum, bizler yurt
dışına açılımı Offset sayesinde yaşadık. Savunma Sanayi
Müsteşarlığımızın bazı isterleri var; yurt dışından yabancı bir
şey aldığınız zaman, muhakkak onlardan yurt dışına bir şeylerin
satılmasını talep ediyor. Bu kapsamda da bizler yerli sanayi
olarak çok büyük bir avantaj sağlıyoruz. Bizim bugüne kadar
gidip getiremediğimiz firmalar, offset sayesinde bizleri ziyaret
etmeye başladılar. Yeter ki bir alt yapınız ve kabiliyetiniz
olsun.
İşte bu altyapı
sayesinde –bizlerin alt yapımıza bakarak- bizlere iş vermeye
başladılar. Bizler bu kapsamda da şu ana kadar yapılmış olan 10
milyon doların üzerinde, offset kapsamında ihracatlarımız var,
bunların yarısı telekomünikasyon üzerinedir.
Daha önce yapmış
olduğumuz role üzerine ihracatlar var. Mesela Japonya’ya role
ihraç ettik. Bunun yanında baktık ki biz bu roleyi daha da
geliştirebiliriz, Tübitak desteği ile yaklaşık 1 milyon doların
üzerinde bize destek verdiler, yazılım tabanlı bir role
geliştirdik ve şu anda onun ihracatıyla ilgili çalışıyoruz. Bu
da sivil alanda yapılan çalışmalarımızdandır.
Savunma sanayiinde
genelde Müsteşarlık olarak –bizim gördüğümüz- hep sistem bazında
alımlar mümkün ama, bizim beklentimiz, bizler KOBİ şirketleri
olarak bu kapsamda lider firmalarımızdan bizleri daha verimli
kullanmasını ve sahip olduğumuz altyapıyı değerlendirilmesidir.
Özellikle firmam olarak söylüyorum, benim wairless konusunda çok
iyi bir altyapımın olduğunu düşünüyorum, çünkü Milli Savunma
Bakanlığımız ve Türk Silahlı Kuvvetleri, Genel Kurmay
Başkanlığı, bize bir mobildeskom’da uydu terminallerinin bakım
faaliyetleriyle ilgili bir fırsat verdi. Bir gün paşamız ve
beraberindekiler “Şu kartı yapabilir misiniz?” diye bir uydu
kartı getirdiler. “Deneyelim” dedik ve baktık, 2 gün sonra da
“test edin” diyerek verdik. Çalıştığını gördüler. “Biz bunu yurt
dışına gönderiyoruz, 6 aydan önce de yurt dışından gelmiyor”
dediler.
Özellikle silahlı
kuvvetlerde, uyduyla ilgili olan ürünler, Türksat’ın kullandığı,
Türk Telekom’un kullandıkları, Amerika’ya gittiğinde bunlar son
kullanıcıya tabidir; yani, yurt dışına göndermek kolay da, yurt
dışından almak zor. Şimdi tabiî ki Telekomünikasyon Kurumu’nın
izni olmadan gidip gelmesi kolay değil, bu da ayrı bir konu ama,
yurt dışından gelmesi altı ay zaman alıyor.
Bizler bu alt yapıyı
burada oluşturduk. Daha sonra bir ihale açıldı ve 4 yıllık
kontratlar verilmeye başlandı. Beklentilerimiz ve bu kabiliyet
silahlı kuvvetler sayesinde kazanılmış oldu. Biz ne yaptık;
bugün Türk Telekom’un –Türksat ile başladık, yer terminalleri,
visat terminalleri olsun..- çağrı merkezi dahil olmak üzere,
benim kendi bünyemdedir; satın almasını ben yapıyorum,
stoklarını bizler tutuyoruz, arızaları biz gideriyoruz. Demek ki
biz bu işi Türkiye’de yapabiliyoruz.
Biz profesyonelce bu işi
yapıyorsak, bizlerin beklentisi de şudur: Profesyonel firmalar
oluşturalım, bu firmaları da büyüklerimiz, lider firmalarımız
uluslararası alanlara taşısın. Çünkü bizlerin beklentisi
çerçevesinde, bizler kendi başımıza birkaç yüz milyon dolarlık
projelere orada giremeyiz; ama, ben geçen yıllarda GSF
kapsamında Lockhed’e gittim. Elektronik iş almak istedim.
Vermiyorlar; yazılım, elektronik işi vermiyorlar!.. Ama orada
şunu gördüm; orada “bizimle görüşmeyin, alt yüklenicilerimizle
görüşün” diyorlar. 20 tane alt yükleniciyi oraya oturtmuş, bizim
onlarla görüştürüyor. Biz Türkiye olarak bunu niye yapmayalım.
Bizleri de oralara taşısınlar. Bizlerin sahip olduğu profesyonel
altyapıyı kullansınlar.
İyi üretici, iyi bakımcı
olmak demek değildir, öncelikle bunu anlamak lazım.
Bizim Telekomünikasyon
Kurumundan beklentimiz şu: Ben GSM sektöründe özellikle
görüyorum. Biz yaklaşık olarak 7 yıldır Telsim Vodafone’nun
bakımcısıyız. Yani Telsim nasıl idame oldu derseniz, biz Telsim
içinde ayrı bir firma kurduk ve binasının içinde bu işi yaptık.
Baktık ki, yabancılar şirketleri almaya başladıklarında
bakımları yurt dışına gönderiyorlar. Türkiye’den para çıkarmanın
en güzel yanı, yurt dışına gönder, istediğiniz faturayı kesin!..
Bizim beklentimiz, bu
konseptin biraz zorlaştırılması. Çünkü, Türkiye’de bu
kabiliyetler var. Özellikler kurumların bu telekomünikasyon
ürünlerini yurt dışına gönderirken en azından Türkiye’de bu
altyapı, bu kabiliyetler var mı, bunların kullanılması
sağlanabilir mi konusuna bakılmalı. Hatta biz şunu da
öneriyoruz: Yurt dışına gidip gelme parasına ben bunu yapacağım.
Ama, gel gelelim, özellikle yurt dışında yaptırma şeklinde
gayretleri var ve bunun için de sizin kurumunuzun izni olmadan
bu ürünlerin yurtdışına çıkması söz konusu değil. Şu anda
sizlerin izni ve sertifikasyonu olmadan zaten bizlerin de bu
işleri yapması söz konusu değil. Sizler, bizleri
sertifikalandırdınız; geldiniz bütün tesislerimizi gezdiniz,
belgeler verdiniz. Madem bu belgeler bizde var, gelin biz
bunları, ulusal sahaya hizmet vererek kullanalım.
Biz Umman
Telekomünikasyon Kurumu ile anlaşma yaptık. Ummantel’in bütün
uydu terminallerini, visat terminallerini, kablobant
terminallerinin bütün bakımlarını yapıyoruz. Ben bunları
yapabiliyorum. Şu anda Türkiye’de hiçbir uydu terminalinin yurt
dışına çıktığını düşünmüyorum, çünkü özel sektör dahil, bunu
kullanıyoruz.
Bizlerin beklentisi,
özellikle uydu terminalleri konusunda Türkiye’de çalışan
firmaların da bu altyapıları kullanmasının sağlanması, bu konuda
da offset bölümüne ayrıca teşekkür etmek istiyorum. Özellikle şu
anda 22 personelim hem İspanya’da A400M kapsamında çalışıyor,
aynı zamanda da EADS’nin Airus tesislerinde, üç şehirde şu anda
çalışmaları sürüyor.
Özellikle Sayın
Müsteşarlığımıza, bu konuda böyle bir fırsat verdikleri için de
çok teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum.
OTURUM BAŞKANI-
Turgay beye çok teşekkür ediyoruz.
Bugün oldukça uzun bir
sabah bölümümüz oldu. Öğleden sonra da önemli konu ve
konuşmacılarımız var. Aynı katılımı, hatta artarak, yemekten
sonra, diğer oturumlarımız için bekliyoruz.
Katıldığınız için
hepinize tekrar saygılarımızı sunuyoruz.
İKİNCİ OTURUM
Oturum
Başkanı: Ertuğrul Karaçuha (SSM, Başkan Yardımcısı)
Katılımcılar:
Abdurrahman Keklik (Compro), Ejder
Varol (İdeal Teknoloji), Ediz Çelik (SDT), Kaya Bağ (Spintek),
Görkem Güven (Hittite), Levent Özbilgin (Telenity)
OTURUM BAŞKANI-
Sayın Müsteşarım, değerli katılımcılar; öğleden sonraki oturumu
açıyorum.
Ben de konuşmacılara söz
hakkı vermeden önce Telekomünikasyon Kurumunun bir kaç
fonksiyonundan bahsetmek istiyorum. Çünkü burada farklı
sektörlerden arkadaşlarımız da var. Telekomünikasyon sektöründe
çalışan arkadaşlarımız bunu biliyorlar ama, bizim
Telekomünikasyon Kurumu olarak dört tane ana fonksiyonumuz var.
Bunlardan bir tanesi, telekomünikasyon hizmeti vermek üzere
sektörde at koşturup para kazanmak isteyenlere bir yetki
veriyoruz. Bu yetkiyi almayan işletmeciler veya şirketler böyle
bir telekomünikasyon hizmeti sunamıyorlar.
İkinci olarak da,
sektöre giren oyuncuların uyması gereken kurallar var, bu
kuralları belirliyoruz. Yetki verdiğimiz zaman birtakım koşullar
getiriyoruz. Bunun en basit örneklerinden birisi 3G popüler
lisansı verdiğimiz zaman birtakım koşullar getirilmiştir.
Bugünkü gündemimizde de anlamlı olabileceğini düşündüğüm bir
husus olarak da şunu söylemek istiyorum ki, bu lisansı alan
işletmeciler bir mal, ürün aldıkları şirketin Ar-Ge merkezi
olması koşulunu arayacaklar ve dolayısıyla dünya şirketlerinin
burada bir Ar-Ge merkezi açması, belli sayıda personel
çalıştırmak koşuluyla, buna benzer yaptırımlarla koşulları
belirleyerek ülkemizde de Ar-Ge faaliyetlerinin etkin şekilde
sürdürülebilmesi, küçük ve orta boy işletmecilerden birtakım mal
tedariklerinin elde edilmesi için koşullar getirebiliyoruz.
Bunların girmiş
oldukları piyasada uymaları gereken tarife rejimi, ara bağlantı
rejimi, ortak kullanım tesis paylaşımı, tüketici hakları
yönetmeliği gibi birtakım düzenlemeler yapıyoruz. Bunun
ötesinde, insanın olduğu yerde, oyuna girdikleri zaman –hele ki
bizim ülkemizde- muhakkak anlaşmazlıklar farklı boyut ve
derinliklerde olabiliyor. Operatörler birbirlerini yemeye
başlıyorlar; “şu şöyle dedi, bu böyle dedi..” Hakem rolü
üstlenmek gerekiyor ve orada da hakemlik rolümüz var. Zaman
zaman da vermiş olduğumuz yetkiler konusunda, koşullara uygun
çalışılıp çalışılmadığı konularında operatörlerin denetlendiği
kısımlar var. Bunlar, telekomünikasyon sektöründeki
telekomünikasyon hizmetlerine yönelik ana fonksiyonlarımızdır.
Bunları ifade ettikten
sonra değerli panelist arkadaşlarıma söz vereceğim, bundan
sonraki oturumun süresini da kaydırmamak için kendilerine 12’şer
dakikalık süreler vermek istiyorum. Konuşmalardan sonra da
sorularınız varsa, arkadaşlarımız soruları cevaplayacaklar.
İlk konuşmacı olarak
İdeal Teknoloji’den Sayın Ejder Varol’a söz hakkı veriyorum.
EJDER VAROL (iDeal Teknoloji)-
Sayın Müsteşarım, değerli konuklar; bildiğiniz gibi dün,
Çanakkale Deniz Zaferimizin 93 üncü yıldönümüydü. Ben bir kez
daha kahramanlarımızı minnet ve rahmetle anmak istiyorum.
Ruhları şad olsun.
Ne hazindir ki, bir
deniz zaferi, maalesef deniz muharebesiyle denizden kazanılmadı.
Emektar Nusrat Gemisini bir kenara koyarsanız, bu savaş tamamen
kahraman Türk topçusunun çabalarıyla karadan kazanıldı. Bunun
önemli bir sebebi, Osmanlı donanmasının çok yaşlı ve çok zayıf
olmasıydı. Keza, tarihçilere göre Çanakkale savaşlarının bu
kadar uzaması ve bizim açımızdan bu kadar çok zayiat vermemizin
önemli sebeplerinden bir tanesi Osmanlı Donanmasının güçlü
olmaması olarak gösterilmektedir.
1915 yılından bugüne
donanmamız tabiî ki büyük mesafeler kaydetti, ancak deniz
elektroniği açısından baktığımız zaman, maalesef gerek askeri ve
gerekse sivil kullanım için deniz elektroniği alanında halen çok
ciddi şekilde yurtdışı bağımlılığımız sürmektedir. Bu, bizim
yola çıkış noktamızdır. Motivasyonumuzdur. Asla unutulmaması
gereken bir tarihten kendimize çıkardığımız ders ve vazifedir.
Bu anlamda çok kısa
olarak kendimizi tanıtmak istiyorum. Sadece mühendislik yaparak
kendi geliştirdiği ürünlerle sektöre hizmet sunmayı hedefleyen
bir teknoloji firmasıyız. Hızlı büyüyen bir firmayız.
Çalışmalarımızda farklılaşma ihtiyacımızı bütünleşik teknoloji
çözümleri sunma tarafında konsantre olarak göstermeye
çalışıyoruz. Faaliyet alanlarımız, aslında bir anayurt güvenliği
sağlayıcısı firma profiline uyuyor. Çünkü, gerek analog,
sayısal, RF, güç elektroniği tarafında her tür devre tasarımı;
gerek gömülü düşük seviyeli ve yüksek seviyeli yazılım
geliştirme kısmından baktığımız zaman konsantre olduğumuz
yetkinlikler ile tüm bu ürünlerin geliştirilmesinden itibaren
üretimi, satış sonrası desteği içine alan bir portföyde şu an
dört şirket, iki departman halinde çalışmalarımızı sürdürüyoruz.
Şu anda Türkiye’deki en büyük araç takip filo yönetimi üreticisi
olarak, özellikle mobil kontrol tarafında 40 binin üzerinde
referansı bulunmaktadır.
Endüstriyel otomasyon
tarafında akıllı bina, endüstri, otomasyon gibi pek çok proje
gerçekleştirdik ve devam ediyoruz.
İnsansız araçlar
kısmında daha çok insansız su altı aracına konsantre olduk ve bu
konuda ilk ticari ürünümüzü bugünlerde sahaya sunmak üzereyiz.
Deniz teknolojileri ve
su altı araştırmaları sizlere esas anlatmak istediğim konudur.
Her şey 2005 yılında başladı. Burada, bu vesile ile bizi bu
konuya yönlendirdikleri için Telekomünikasyon Kurumu ve
Denizcilik Müsteşarlığına bir kez daha teşekkürlerimi iletmek
isterim. Bizden, “Otomatik Tanımlama” diye bir cihaz
geliştirmemiz istendi. Bu cihaz aslında 2 tane VHF alıcı, 1 DS
VHF alıcı ve VHF vericiden oluşan bir VHF radyo. Çok net
tanımlanmış birtakım standartlar çerçevesinde, takılı olduğu
deniz aracının Klas-B için bilgilerini veriyorum; birtakım künye
bilgilerini, statik bilgileri –ki, bunlar sunumda gördüğünüz
gibi- çağrı işareti, sınıf, MMSI kodu gibi ve anlık hesaplanan
dinamik verileri, rotası, hızı, yönü gibi, bahsettiğim kendine
özel VHF kanallarından düzenli olarak yayınlanması esası
üzerinde çalışıyor.
Bizler, 2005 yılında,
özellikle Denizcilik Müsteşarlığının talebiyle başladığımız
faaliyetlere, 18 Temmuz 2006 tarihinde prototip itibarıyla bugün
de Telekomünikasyon Kurumu onaylı tüm yurtdışı testleri,
Denizcilik Müsteşarlığı Uygunluk Belgesi içinde olmak kaydıyla
tüm sertifikasyonu tamamlamış, ticari ürün haline dönüştürmüş
bir deniz elektroniği üreticisiyiz ve bildiğimiz kadarıyla bu
cihaz da, Türkiye’de seri üretimi yapılan ilk ve tek deniz
elektroniği ürünüdür.
Uygulamanın kanuni,
hukuki tabanı Başbakanlık Genelgesi ve 11 Eylül 2007 tarihli
Tebliğ ile belirlenmiş, İstanbul, Çanakkale Boğazları ve Marmara
Denizi başta olmak üzere tebliğ detayında gördüğünüz ve “solas”a
tabi olmayan yani, lokal sularımızda, kendi yerel trafiğimizde
seyir yapan 10 binin üzerinde deniz aracının bulundurması
gereken bir cihaz olarak tanımlanmış ve mecburi kullanım temmuz
2008 itibarıyla başlayacaktır.
Burada altını çizmek
istediğim husus, gerçekleştirilen sistem, aslında ilk seri
üretilen deniz elektroniği cihazı olmasının ötesinde, dünyada
otomatik tanımlama sistemi sadece izleme amacıyla kullanılan bir
seyir yardımcısıdır. Oysa, Denizcilik Müsteşarlığının
ihtiyaçları doğrultusunda, burada, otomatik tanımlama sistemine
“izleme” dışında “denetim” fonksiyonu da kazandırılarak dünyada
bir ilk gerçekleştirilecek, yani otomatik tanımlama sistemiyle
ilgili uluslararası standartların tamamını sağlarken burada
gördüğünüz 11 ilave fonksiyon ile birlikte hem kapsam olarak 10
binin üzerinde deniz aracı tarafından kullanılması itibarıyla
hem de bu ilave özelliklerle dünyada ilk uygulama olacaktır.
Gerçekleştirilen bu
ilave ulusal yazılım fonksiyonları, otomatik tanımlama
sisteminin kıyı istasyonları tarafından belli trafik mesajları,
belli bölge ve tarihleri belirterek burada gördüğünüz hız
tahdidi, hız aşımı uyarısı vs. bir kural olarak yayınlanacak ve
“transponder”’lar, kuralın devreye girdiği andan itibaren bir
ihlal durumunda, merkezdeki ya da operatörün doğrudan bu ihlali
tespit edip müdahale etmesine imkan sağlayacak haberleşmeyi
gerçekleştirecektir.
İlgili uluslararası
standartlarda Klas-B CS olarak taşıyacağınız standartta çıkış
gücü 2 watt olarak belirlenmiştir ama bu, bizim koşullarımıza
uymuyordu, çünkü 2 watt, örneğin Marmara’nın tamamını kapsama
altına almamızı menzil itibarıyla engelliyordu. Bu yüzden
adaptif bir çıkış gücü ayarlaması mekanizması öngörüldü ve belli
bölgelerde kapsamayı genişletebilmek için 12.5 watt’a adaptif
yayın gücünü artırabilme özelliği getirildi.
Sistemin kasıtlı enerji
kesimlerine karşı kendini koruma özelliği var. Tıpkı uçaklardaki
kara kutu gibi, son 15 günün bütün seyir verileri sistemin
içinde kayıt ediliyor ve son iki gün kayıt verileri 5’er saniye
hassasiyetle, yayın yapımında çok daha yüksek hassasiyetle kayıt
ediliyor durumda olabiliyor.
Özel bir kanal
dinlenerek kanal lokasyonlarının daha iyi yapılması sağlanıyor.
ÖTV’siz
yakıt uygulaması var biliyorsunuz; ticari gemiler için yüzde
60’ın üzerinde indirimle alınan yakıtta maalesef bazı
suiistimaller yaşanıyor ve bu sistem, bir akıllı kart
entegrasyonu yapılması suretiyle, deniz aracının yaklaşık yakıt
tüketimini hesaplayarak bu suiistimalin önüne geçme tarafından
önemli işleri yerine getirecektir.
Balıkçı tekneleri için
özel bir ihtiyaç ortaya konuldu. Aslında savaş gemilerinde bunun
tersi uygulanır; birbirlerinin avlandığı alanları tespit
etmemeleri amacıyla “2 balıkçının birbirini görmüyor olması”
istendi. Sisteme, “bütün sivil gemiler balıkçıları, balıkçılar
bütün sivil gemileri görecek, sadece 2 balıkçı birbirini
görmeyecek” bir özellik kazandırıldı.
Bir çatışma engelleme
uyarısı, her bir “transponder”’ın etrafındaki trafiği sürekli
analiz ederek “çatışma tehlikesi olan diğer deniz araçlarına
karşı belli bir hızla, belli bir rotada, şu kadar saniye sonra
çatışma tehlikesi vermesi” gibi bir özellik kazandırıldı ki,
yine bildiğimiz kadarıyla ilk olacak bir uygulamadır.
Arama-Kurtarma
fonksiyonları oldukça geliştirildi; 4 ayrı arama-kurtarma
fonksiyonu için özel tuş tanımıyla doğrudan Sahil Güvenlik ya da
ilgili kıyı emniyeti birimlerinin arama-kurtarma, acil durum
mesajı yayınlayan geminin bütün statik ve dinamik bilgilerle
birlikte ihtiyacının hangi yönde olduğu mesajını otomatik olarak
üretilmesi sağlandı.
NMEA,
deniz elektroniğinde standart bir ara yüzdür. Sistemin diğer
seyir yardımcıları haberleşmesi için standart bir ara yüz
sağlandı ve ileriye yönelik bütün uygulamalara açık bir yazılım
altyapısı öngörüldü.
Keza, bu bahsettiğim
“transponder”ın aldığı verileri gösteriyor olması için
denizcilikte ECS ek sistemleri olarak geçen sistemlere
ihtiyacımız vardı, bunları geliştirdik.
Seyir hidrografi
tarafından üretilen S57 deniz haritalarını –tahmin ediyorum-
onlardan doğrudan alabilen ve işleyebilen tek firma olduk.
Müsteşarlığımızın bizden
talebi, aslında tek bir “transponder” geliştiriyor olmamız idi,
ama bu “transponder”ı hayata geçiriyor olmak için bir sistem
ortaya koymamız gerektiği için, gördüğünüz gibi 20’nin üzerinde
otomatik tanımlama sistemi teknosu içeren ürün geliştiriyor olma
şansına kavuştuk ve doğal olarak bu ürünlerin tamamının dünyada
satış haklarını da, almış olduğumuz uluslararası
sertifikasyonlar dolayısıyla kazanmış olduk ve bu anlamda ülke
olarak bir pazar olmak yerine, önde gelen üreticilerden birisi
olmak gibi bir avantaja sahip olduğumuzu düşünüyoruz.
Otomatik tanımlama
sisteminin askeri gemilerde kullanılmasına Warship-AIS
deniliyor. İşin içerisine AIS 128 özel bir kripto mekanizması
giriyor. Aslında bu, sadece “transponder” değil, “transponder”ın
gemideki diğer seyir yardımcılarıyla NMEA üzerinden entegre
olduğu ve aynı şekilde tüm bu entegre edilmiş verilerin, seyir
verilerinin bir deniz haritası üzerinde gösterildiği bir
platformla birlikte kullanılması gerekiyor. Bu nedenle WAIS tek
başına kullanılmaz, bahsettiğim gibi, bu tür bir platform
üzerinde kullanılır.
Yapılan iş, biraz önce
de bahsettiğim gibi, eğer bir savaş gemisindeki “AIS transponder”
söz konusu ise, kapalı mod dışında 3 temel mod vardır; sadece
güvenli mod’da 2 askeri gemi birbirini görebilir. Sivil gemiler
ancak askeri gemi isterse, askeri gemileri tespit edebilir ki,
burada askeri gemi yine uygun görürse olmayan “feyk” hedefler
üretebilir. Bu anlamda kıyı istasyonları hangi moda olursa olsun
yapılan haberleşmeyi toplar ve komuta merkezlerinden gerekli
denetimin yapılıyor olmasını sağlar.
AIS
veya WAIS istasyonlar ister sivil kullanımlar için, ister askeri
kullanım olarak düşünün, GSM baz istasyonları gibi
düşünebilirsiniz. Sistemin toplamda çalışıyor olması için, yani
gemiden karaya haberleşmenin toplandığı sistemlerdir.
Seyir yardımcıları aynı
sistemlere uyarlanabilir. Ahırkapı Feneri ya da klasik deniz
fenerleri, biliyorsunuz, görsel etkiyle işini yaparken, artık
otomatik tanımlama işin içine girdiği zaman bilgilerini UHF
üzerinden yayabildikleri için, örneğin 12.5 W yayın gücünde 70
millik bir alan içerisinde geminin VHF radyo üzerinden görüş
koşullarından bağımsız şekilde seyir yardımcısının mesajlarını
alarak seyrini yapma ihtimali vardır.
Tüm bu seyir
yardımcılarına oşinografik ve meteorolojik ölçümler de adapte
edilebiliyor. Burada gördüğünüz 10 ayrı parametrede su altından
ve meteorolojik koşullar ölçülerek AIS mesajına gömülüp, yayın
yapıldığı durumda artık 10-12 saat gibi kısa menziller için hava
tahmini almasına gerek olmaksızın, çünkü doğrudan görerek
gidebileceği bir altyapının oluşturuluyor alması mümkün ki,
Denizcilik Müsteşarlığı ile şu anda bu yönde çalışmalarımız
sürüyor.
Bütün bu çalışmaları bir
koordinasyon merkezi altında toplarsanız, gördüğünüz gibi
parametreler bir araya geliyor ve bir koordinasyon yazılımı
altında bitiyor. Bu anlamda bir VTS merkezi oluşturuyorsunuz. Bu
yönde bazı çalışmalarımız var.
Son olarak göstermek
istediğim slayt, askeri deniz trafik kontrol platformunda WAIS
ve diğer seyir yardımcıları entegre edilmiş yapı, kıyı
istasyonları üzerinde toplanıyor. İster sivil, ister askeri
amaçlı, keza kıyı istasyonlarında diğer kıyı gözlem sistemlerine
bu yapıyı entegre edebilirsiniz ve kendi altyapıları üzerinden
topladığınız karargah merkezlerinde, uçtan uca deniz kontrolleri
sistemlerini askeri uygulamalar için de koyabilirsiniz.
“Beklenti ve
önerilerimiz” kısmında, sanıyorum bu salondaki herkesin hemfikir
olduğu, Ar-Ge, üretim ve sanayi projelerinde, savunma sanayi
projelerinde ulusal sistemlerin özendiriliyor olması beklentimiz
vardır.
Teşekkür ediyorum.
OTURUM BAŞKANI-
Sayın Varol’a teşekkür ediyoruz.
İkinci konuşmacı olarak,
Compro’dan Sayın Abdurrahman Keklik’e söz veriyorum.
ABDURRAHMAN KEKLİK (Compro)-
Sayın Müsteşarım, değerli konuklar; özellikle bugün burada
bulunmaktan gerçekten çok mutluyum. Şu ana kadar yapılan
sunumlarda şunu gördüm ki, sektörün en uzağında olan, aslında
biraz benim temsil etmiş olacağım bilişim sektörünün kendisidir.
Özellikle birinci oturumda gördüğüm kadarıyla, savunma sanayinde
çok büyük projeler yapan, çok büyük işler yapan çok değerli
firmaların sunumları oldu.
Benim konum, savunma ve
güvenliğin dönüşümüyle ilgili olacak.
Sunumuma başlamadan önce
kendimden kısaca bahsetmek istiyorum: Adım, Abdurrahman Keklik.
Bu aralar “Abdurrahman” olmak nasıldır bilmiyorum. Lisans
eğitimimi elektronik ve haberleşme mühendisliğinde aldım, yüksek
lisans eğitimimi bilgisayar mühendisliğinde yaptım. Yaklaşık 20
yıldır sektörün içindeyim. Compro Bilgi Teknolojilerinin Genel
Müdürlüğünü yapmaktayım.
Compro,
bilgi teknolojileri alanında danışmanlık, destek ve çözüm
hizmetlerini sunmaktadır. İstanbul ve Ankara’da ofisleri
bulunmakta, yaklaşık on yıllık bir süredir de sektörün içinde
yer almaktadır.
Konu olarak, “savunma ve
güvenliğin dönüşümü, savunma ve güvenlik entegrasyon altyapısı”
konusunu seçtim. Zamanı da dikkate alarak hızlı bir şekilde
sunumumu yapacağım.
“Savunma ve güvenlik
pazarının bileşenleri nelerdir?” diye baktığımız zaman,
gördüğünüz gibi, burada savunma ve güvenlik bir de sistem
entegratörleri var. Aslında şimdiye kadarki sunumları yapan tüm
arkadaşlarımız sistem entegratörleri grubuna dahil oluyor.
Yine baktığımızda,
Savunma Bakanlığı, Nato, AB Koalisyon Organizasyonu, istihbarat
birimleri; güvenlik tarafında da iç güvenlik, gümrükler,
limanlar, sınırlar, polis ve acil servisler karşımıza
çıkmaktadır.
Güvenlik ve savunma
ihtiyaçlarının yakınsaması konusuna bakacağım. Güvenlik ve
savunmanın gereksinimlerinin çakışması konusunda şunları
söyleyebilirim: Biz artık savunma ve güvenlik gereksinimlerini
çok yakınsadığını, birbirleriyle çakıştığını düşünüyoruz. Burada
karşımıza neler çıkıyor; dağınık asetlerin kontrol edilmesi,
birimler arası işbirliği, mevcut sistemlerin entegrasyonu, data
kaynaklarının yönetimi, istihbarat aktiviteleri ve bulguların
değerlendirilmesi ve şebeke güvenliği.
Buradan baktığımız
zaman, savunma ve güvenlik misyonlarının da ortak hale geldiğini
görüyoruz. Bu misyonlar nelerde çakışıyor diye baktığımızda da,
bunların barış ve birlikteliğin korunmasında, kriz ve afet
yönetimlerinde, istihbaratta ve toplum güvenliği konularında
olduğunu görüyoruz.
Bu slaytı olduğu gibi
aldım ve sizlerle paylaşmak istedim. Savunma sanayinde birimler
arası bilgi entegrasyonu veya uçtan uca bilgi entegrasyonu ve
bütünlüğünün önemini ve gerekliliğini ortaya koymak istiyorum.
Burada da gördüğünüz gibi, “sabit birimler” ve “yarı sabit
birimler” diye tarif ettiğimiz kumanda merkezleri, komuta
merkezleri ve bir de operasyonel birimler veya saha operasyonu
mevcuttur.
Sabit birimlerde neler
var; görüldüğü gibi, resmi birimler, askeri birimler, özel ve
kamu birimleri, endüstriyel birimler, eğitim kurumları, finansal
birimler. Aslında her türlü veriyi sağlayan, bilgiyi sağlayan
birimleri kastediyor.
Komuta merkezinde ise,
kumanda merkezleri, gemiler, uçaklar ve yine taşınabilir kumanda
merkezleri söz konusudur.
Saha operasyonuna
baktığımız zaman ise, kara Kuvvetleri, Hava Kuvvetleri, Deniz
Kuvvetleri, özel birlikler ve diğer savunma birimleri karşımıza
çıkıyor.
Bu slaytı da şöyle
değerlendiriyorum: Kumanda merkezi bilgiyi değerlendirme ve
karar verme birimidir. Bilgi akışı bu birime olur. Bu birim her
türlü bilgiyi değerlendirir ve saha birliklerini de harekete
geçirir. Bilgi teknolojilerinde bu durumun şu senaryoya eşdeğer
olacağını düşünüyorum: Sabit birimler, servis sunan bilişim
birimlerini temsil eder. Kumanda merkezi de bilgi yönetiminin
esas alındığı iç süreçlerin proseslerini, taşınabilir birlikler
de servis kullanıcılarını temsil eder.
Sabahki konuşmacılarımız
konuya değindiler, bir servis odaklı mimari, bir “soa”
altyapısının mevcut olduğunu görüyoruz. Soa altyapısı, servis
odaklı mimari, bilişim servis altyapısının temelini teşkil
etmektedir.
Benim demin arz etmeye
çalıştığım, bilgi teknolojileri olmadan, istenilen seviyede
kullanılmadan bu kadar büyük yatırımların, kritik ve hayati
konuların istenen seviyede yürümesinin mümkün olamayacağı
gerçektir.
Bu soa savunma ve
güvenliğin servis altyapısına bir göz atacak olursak; iş
gereksinimleri, bilişim teknolojilerini bağlayan servis
altyapısını görürüz. Servisler yeni bir operasyonu desteklemek
için kolayca yeniden yorumlanabilir. Sanıyorum savunma sanayi
sektöründe herkes bu konuları benden çok daha iyi biliyor. Bu
yorumlama, operasyon anında dinamik olarak yapılabilir. Ani ve
kritik savunma kararları bu şekilde hızlıca verilebilir.
Herhangi bir operasyon anında da bu olabilir, çok ani ve kritik
durumlarda bu verilerin alınıp, değerlendirilip, işlenip geri
gitmesi gerekiyor.
Bir önemli konu daha
var, bu da yeni ürünlerin entegrasyonunun kolayca
yapılabilmesidir. Yeni ürünlerin entegrasyonu konusuna bakacak
olursak çok önemli bir konu olarak karşımıza çıktığını görürüz.
Çünkü, son derece ciddi bir modernizasyon yapıları, yenilemeler
söz konusudur. Bunlar her gün, her dakika yapılıyor. Bu
servislerin, bu sistemlerin birbirlerine entegre olabilmeleri ve
kolayca bunu gerçekleştirip sorunsuz olabilmelerini sağlamak son
derece önem kazanmaktadır.
Bahsettiğim örnek bu
şekildedir; burada, soa temelli bir altyapı var. Burada da iç
güvenlik, Savunma Bakanlığı, Nato, AB, koalisyon
organizasyonları, istihbarat servisleri, gümrükler, limanlar,
sınırlar, entegratörler –ki, bu işe müdahale etmesi gereken-
polis ve acil servis dahil bir çok birim var. Bunların
birbirleriyle bilgi alışverişlerini bildirmek, harekete geçirmek
gibi bir sürü senaryolar zaten biliniyor.
Bunları nasıl yapacağız,
bunları bir servis odaklı mimaride nasıl ele alacağız, bu konuya
da kısaca bakmak istiyorum.
Burada gördüğünüz gibi,
kullanıcı ara katman servisleri var. Prosesler, bilgi
servisleri, temel veri servisleri, analiz servisleri ve bilgi
entegrasyon servisleri mevcut. Bir de önemli olan bir
“Enterprise Service Bus” var.
Kullanıcı ara katman
servisleri dinamik takım yönetimini sağlıyorlar. Burada sabit
veya dinamik halde olan, hareket halinde olan bütün
kullanıcıların yönetimini sağlıyor. Prosesler ve bilgi
servislerine baktığımızda da bilgilerin toplanması, analizi,
ilişkilendirilmesi, bir araya getirilmesi, dağıtılması gibi
konuları içeriyor.
Bu genel bir soa
altyapısı örneğine bakacak olursak, öncelikle BPM dediğimiz iş
süreçleri yönetimi, iş gereksinimleri ve optimizasyonu kısmında
öncelikle iş süreçlerinin yönetimi önem arz ediyor. Akabinde,
geliştirme servisleri, burada ihtiyaç analizleri, tasarımlar,
her türlü geliştirme ve test ortamlarından sonra sistemlerimizi,
milyon dolarlık emek ve para kaynağının harcandığı o sistemleri
sağlıklı altyapı servisleri üzerine kurmak durumundayız.
Aslına baktığımızda da
belki bu altyapı servisleri çok önemsiz gibi görünebilir ama,
istenen performansın, erişebilirliğin, sürekliğin sağlanabilmesi
konusunun büyük bir önem arz ettiğini düşünüyorum.
Ayrıca, bununla birlikte
bu sistemlerin, bu karmaşık, son derece dağıtık ve büyük olan bu
yapıların yönetilmesinin de büyük bir önem arz ettiğini
düşünüyorum. Gerçi bunlar artık son derece iyi örnekler olarak
ülkemizde de çıkıyor, know-how’lar da gelişiyor. Buradan
hareketle, oluşan bu know-how’lar ile de gerekli desteklerin
alınabileceğini düşünüyorum.
Sunumumu genel olarak
böyle toparladım ama bir iki şeyi daha ilave etmek istiyorum.
“Savunma Sanayinde Bilişimin Yeri ve Geleceği” konusunu
işliyoruz. Burada bilişimin yeri nedir, gerçekten de ne kadar
bir yer ve önem arz ediyor? Bir bilişim firması olarak ilk kez
savunma sanayi sektör içinde bulunmaktan keyif aldım. Bu imkanı
tanıyan herkese çok teşekkür ediyorum. Fakat, burada bir
maruzatım olacak; kapılar bize kapalı, içeri giremiyoruz. Çünkü
nereye gideceğimizi hakikaten bilmiyoruz. Bu konuda
yardımlarınızı istirham ediyoruz.
Beni dinlediğiniz için
çok teşekkür ediyorum. Benim için biraz da heyecanlı oldu,
kusura bakmayınız. Ben ilk kez böyle seçkin bir topluluğa hitap
ediyorum. Tekrar hepinize çok teşekkür ediyorum.
OTURUM BAŞKANI-
Biz de Sayın Keklik’e teşekkür ediyoruz.
Zaten bu panelin ana
amaçlarından birisi bu; gerek Mete bey ve gerekse Lütfi bey
olsun, zaman zaman bir araya geldik ve hep şu yaklaşımda
bulunduk: Bu ülkenin çok güzel beyinleri var, yapılabilecek çok
işler var. Biz ne yapalım edelim de bu beyinleri aktif hale
getirecek yollar, yöntemler bulalım.
Biraz önce de söyledim;
telekomünikasyon sektöründe oyuncularımız var. Biz de
pehlivanlarımızı aldık, mindere çıkıyoruz. Savunma sanayisiyle
ilgilenenler de bu arkadaşlarımızın imkan ve kabiliyetlerini
görecekler, artık önce yurt içindeki güreş ve oyunlarla
başlayalım, yavaş yavaş da uluslararası üne sahip olabilecek,
marka olabilecek pehlivanlarımızı yetiştireceğimizi umut
ediyoruz. Amacımız da budur.
Dinleyenler sizleri
tanıdılar. Konuşmacı arkadaşlarımız kendi da imkan ve
kabiliyetlerinden bahsederlerse, eminim savunma sanayine ilişkin
ilgili arkadaşlarımız da bunları not edeceklerdir. Zaten bu
panelin asıl ana amaçlarından birisi de buydu.
Şimdi sözü SDT’den Ediz
Çelik’e veriyorum.
EDİZ ÇELİK (SDT)-
Sayın Müsteşarım, değerli konuklar; hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
SDT
Uzay ve Savunma Teknolojileri A.Ş. yüzde yüz yerli sermaye
olarak 2005 yılında kurulmuştur. Yerleşimimiz ODTÜ Teknokent
binası içinde 800 metrekarelik bir alanda çalışıyoruz. “Milli
Gizli” Gizlilik Dereceli Tesis Güvenlik Belgesi ve ISO 9001:2000
Kalite Belgesi belgemiz var.
Personel Mevcudu olarak
55+ (40+ Müh.) Bu sene sonunda da 80 kişi olmayı hedefliyoruz.
Şu anda imzalı
Sözleşmelerin Hacmi (kümülatif) mevcut 20 M USD, 2008 sonu 31 M
USD’dır.
İlgi alanları ve
kabiliyetlerimiz olarak ana faaliyet alanlarımızı 3 grupta
toplayabiliriz; Radar Sinyal İşleme ve Uzaktan Algılama
Sistemleri/Yazılımları üretiyoruz. Bu anlamda Türkiye için yeni
olan, Sentetik Açıklıklı Radar (SAR) Teknolojileri ve
Uygulamaları, Görüntü İşleme ve Hedef Tanıma ile ilgili
çalışmalarımız ve bu konuyla ilgili birikimle personelimiz
oluşmuş durumda.
Sonar Sistemleri ve
Elektronik Harp Sistemleri de ilgi ve kabiliyet alanlarımız
arasına girmektedir.
Görev Yönetimi ve Destek
Sistemleri Gömülü Yazılımlar/Sistemler diğer çalıştığımız
alanlar arasında yer almaktadır.
Bu anlamda bir ürün
olarak koyduğumuz, Sayısal Veri/Video Kayıt Sistemleri cihazımız
var. Bu cihazımızın çok değişik platformlarda, projelerde hem şu
an için süren hem de gelecekteki projelerimizde kullanmayı
düşünüyoruz.
Veri ve Görev Yönetimi
Yazılımları/Sistemleri üretiyoruz ve Dijital, Analog Veri
Kaynaklarının Enstrümantasyonu ve Entegrasyonu konuları da yine
kabiliyet alanlarımız arasındadır.
Bunun yanında Simülasyon
ve Eğitim Sistemleri üretiyoruz.
Daha öce yaptığımız
projelerde elde etmiş olduğumuz çok önemli 3D Modelleme ve
Görselleştirme birikimimiz var. Değişik simülasyon platformları
yaparak geniş bir kütüphane oluşturmuş durumdayız.
Gömülü Aviyonik
Simülasyon Sistemleri, Taktik Çevre Modelleme ve Simülasyon ile
Harp Oyunları veya Taktik Seviye Eğitim Simülasyonları
gerçekleştiriyoruz.
Telekom ve bilişim
teknolojilerindeki gelişmeler neticesinde yaşanan Bilgi Devrimi,
dünyayı ve hepimizin yaşamını tümden değiştirdi. Bunun yanında
yakın dönemde yaşanan Körfez Savaşı, Bosna, Afganistan, 11 Eylül
vb. olaylar yeni güvenlik ihtiyaçlarının belirlenmesinde ve
bilgiye anında ve bir bütün olarak ulaşma isteğinde önemli
etkilere yol açtılar. Bu gelişmeler neticesinde ortaya güvenlik,
bilgiye hızlı erişim gibi yeni ihtiyaçlar çıktı ve bilgi
teknolojilerinin ucuzlaması, kolay erişilebilir olması vb yeni
fırsatlar oluştu.
Bu durum, geliştirilen
yeni teknolojilerin savunma alanında daha çok kullanılmasını
gündeme getirmiştir. Böylece telekom ve bilgi teknolojileri
sayesinde elde edilen yeteneğin savaş sahasında avantaja
dönüştürülmesi amaçlanmaktadır.
Ağ Merkezli Savaş
(Network Centric Warfare) ile Ağ Tabanlı Operasyon (Network
Centric Operations) kavramlar giderek daha çok uygulama imkanı
bulmaya başlamıştır.
Bilgi, askeri
operasyonlarda stratejinin oluşturulması ve karar mekanizmaları
için en önemli araçtır. Harp sahasındaki keşif ve gözetleme
işlevine sahip algılayıcı sistemlerden gelen bilgilerin
toplanması, saklanması, paylaşımı; bu bilgilerin daha etkin
karar verme sürecinde birleştirilmesi, analizi, kullanılması ve
alınan kararların uygulanmak üzere uygulayıcı birimlere
iletilmesi amacıyla bilgi teknolojilerine ve tüm birimlerin
birbirlerine ağ yapısı ile bağlı olduğu bir altyapıya ihtiyaç
duyulmaktadır.
Bu denli hızlı bir
büyüme ve gelişme ile başa çıkabilmek için birçok ülkede Savunma
Sanayi ihtiyaç duyduğu ürün ve çözümlerin bir kısmını ticari,
hazır (COTS) kaynaklardan sağlamaktadır.
Bu doğrultuda askeri
teknoloji üreten şirketler ile sivil telekomünikasyon ve bilişim
şirketleri arasındaki işbirliği desteklenmekte, bunun sonucunda
ürün ve çözüm geliştirme süre ve maliyetlerinin giderek
azaltılması amaçlanmaktadır.
Bu strateji değişimi
neler getirdi; baktığımızda yine kabaca bildiğimiz şeyleri
görebiliyoruz; geçmişte sadece özel ses iletimlerini şebekeler
yerine bilgileri sayısallaştırıp veri iletimi yaptığımız
şebekeler ortaya çıktı.
Demin anlatılan ağlar
yerine, artık her bir ağın değerli olduğu bir yapıda paket
anahtarlı ağlar kullanma zorunluluğu ortaya çıktı. Eskiden özel
sistemler üretiyorduk, savunma sanayinde de bu tür şeyler vardı,
artık açık standartları kullandığımız, birbiriyle daha rahat
çalışabilir ürünlere açık sistemler üretmeye başladık.
Askeri standartlar
yerine sivil standartları kullanıyoruz ve birlikte
çalışabilirlik çok büyük önem kazandı. Sabahki sunumda da bahsi
geçti, bir telsiz onunla da konuşuyor, bununla da konuşuyor,
bütün sistemlerin birlikte çalışmak zorunluluğu ortaya çıktı. Bu
aslında bizim iş yapış şeklimizi, düşünce şeklimizi değiştirdi.
Bir sonraki adım,
bugünkü yapıyı biraz daha iyileştirmek ve bugün geçiş döneminde
yaşadığımız durum sonucunda yakın merkezli ağ merkezli harp veya
ağ destekli yetenek noktasına bizi götürecek olan yapıdır.
Gelecekte uygulanması
olası yeni tip mimari yapı olan Hizmete Özel Mimari yapısında,
Ağ üzerinden birbirine bağlı birimler, sahip oldukları bilgi ve
servisleri tüm ağın kullanımına uygun halde yayınlayacak, bu
bilgi veya servise ihtiyaç duyan uç birimler de ihtiyaçları
doğrultusunda faydalanacaktır. Bilgi kaynaklarını ağ üzerinden
keşfedilebilir ve kullanılabilir servisler olarak gören bir
yaklaşımdır. Gerekli işlevselliği sağlarken, altlarında yatan
gerçekleştirim (implementation) detayları saklanmaktadır.
Monolitik sistemlerin aksine, birbirinden mümkün olduğunca
bağımsız ayrı sistemleri birleştirerek amaca ulaşılmasını
hedefleyen bir mimari yaklaşımdır.
Burada, bizim öne
çıktığını gördüğümüz birkaç teknolojik alanı sıralamak istedik;
Şebeke altyapısı, bilgi
güvenliği, standart arayüzler, sensör füzyonu, bilgi
entegrasyonu, karar destek yazılımları, coğrafi bilgi
sistemleri. Bu şekilde uzun bir liste çıkabilir ama, bunlar ilk
anda öne çıkan teknolojik alanlardır.
Telekomünikasyon
hizmetleri son yıllarda hacim ve çeşitlilik açısından oldukça
büyümüştür. Telekomünikasyon şebeke teknolojileri çok hızlı
gelişen enformasyon teknolojileri ile birleşerek,
telekomünikasyon hizmetleriyle enformasyon hizmetlerinin iç içe
girerek bütünleşmesini sağlamıştır. Bu sayede, telekomünikasyon
şebekesi üzerinden sunulan temel hizmetlerin yanı sıra katma
değerli hizmetler de gelişmiş, böylece yeni kullanım sahaları
ile birlikte yeni uzmanlık alanları oluşmaya başlamıştır.
Savunma Sanayi
şirketleri yüksek kalitede yetişmiş insan kaynağı ve yüksek
teknolojili uygulama geliştirme tecrübesi ile Telekom ve Bilişim
Sektörlerinde oyuncu olarak yer alabilirler. Özellikle askeri
projelerin gerektirdiği standartların ve tanımlı süreçlerin
uygulanması ile yüksek kalitede yazılım ve donanım ürünlerinin
üretilmesi savunma şirketlerine avantaj sağlamaktadır. KOBİ
özellikleri ile odaklandıkları konularda büyük işletmelere
oranla çok daha verimli çalışırlar.
Savunma Sanayi
Şirketlerinin Yer Alabilecekleri Alanlar: Katma değerli Telekom
hizmetleri, otomasyon projeleri, uygulama yazılımları,
simülasyon uygulamaları, haberleşme sistem ve yazılımları,
e-öğrenme uygulamaları, veri işleme, değerlendirme yazılımları
olarak sıralanabilir.
Telekomünikasyon
Sektöründe SDT’nin Potansiyel Yeri konusunda şunları söylemek
istiyorum: Sahip olduğu mühendislik gücü sayesinde askeri ve
sivil sektör arasında köprü görevi üstlenip iki taraf da hizmet
sunabilir, sistemler arası ara bağlantı tasarımlayabilir, ağ
Destekli uygulamalarda görev alabilir, ses işleme ürünleri
geliştirebilir, sinyal işleme ve simülasyon; gözlem ve idare
merkezi, trafik analizi, arayüz, veri Kayıt Sistemi (VKS): Her
türlü canlı veri için esnek platform ve veri kaydı yapılabilir.
İş ortaklıkları,
sektörleri bir araya getirmek için çok şey söylenebilir;
birlikte kullanılabilecek standartların oluşturulması,
kullanılması, ortak fiziksel alanların –Teknokentler gibi-
desteklenmesi ve teknokentlerde birlikte yer alma, birlikte
etkinlikler düzenleme, projelerde birlikte çalışma fırsatları
yaratılmasını ümit ediyoruz.
Teşekkür ediyorum.
OTURUM BAŞKANI-
Biz de Sayın Çelik’e teşekkür ediyoruz.
Değerli konuklar, şimdi
de sözü Spintek Firmasından Sayın Kaya Bağ’a veriyorum.
KAYA BAĞ (Spintek)-
Sayın Müsteşarım, değerli misafirler; hepinize öncelikle selam
ve saygılarımı sunuyorum.
Spintek
olarak bilişim sektöründen bu foruma davet edilen bir firmayız.
Benden önceki konuşmacı arkadaşımız Abdurrahman bey biraz sonra
anlatacağım birkaç uygulamayı duyunca eminim çok memnun
olacaktır. Bilişim sektöründen de savunma sanayine yönelik veya
kamu çözümlerine yönelik birtakım ürünleri aslında
geliştirilmişti.
Spintek
olarak 1996 yılından beri bilişim sektöründe entegrasyon
çözümleri üzerinde çalışıyoruz. 2001 yılı bizim için bir dönüm
noktası oldu. Kazandığımız para ve edindiğimiz insan kaynakları
fazlasıyla biz de hayallerimizdeki birtakım projeleri hayata
geçirme olanağı bulduk.
Bunun sonucu olarak 2008
yılına geldik, inşallah 2008 yılının da bu seminer ve buna
benzer toplantılarla birlikte bilişim veya savunma sanayi
sektörünün zaten oluşmuş olan savunma sanayi sektörünün
Türkiye’de yerel çözümleri daha fazla kullanma, sağlam bir temel
oluşturma ve sonra da yurt dışına açılmak için yeni bir dönüm
noktası olmasını ümit ediyorum.
Firmamız, 2001 yılından
beri –üzerinde çalıştığımız birtakım projeler var demiştim-
bunlardan ön önemlisi video görüntü sistemleri, takip ve kayıt
sistemi yönümüz birkaç değişik ortam ve şekilde yaklaşık 4
yıldır saha uygulamasına tabi olmuştur. Video takip ve kayıt
sistemleri denildiği zaman aslında en basiti olarak bir binanın
güvenlik amaçlarına hizmet eden kayıtların saklanması ve arzu
edildiğinde bulunması olarak düşünülebilir.
2001 yılındaki çözüm
anlamında söylediğim, şu anda birkaç yerde binlerce adetlik
video kayıt sistemleriyle düşünüldüğünde, bunları büyük ölçekli
çözümler olarak düşünebiliriz. Ayrıca 2005 yılında gelişen
teknoloji ile birlikte normal video sinyali kaydederken, 2005
yılında ve şu anda son versiyonuyla MPEG4 olarak kaydediyoruz.
Bu kayıtlar binlerce, on binlerce video sinyallerini aynı anda
içerebilmekte ve yine firmamız tarafından geliştirilen cihaz
işletim sistemleri “server”larda işletilmekte, saklanmakta ve
video teknolojileriyle kullanıcılara ulaştırılmaktadır.
Telekomünikasyon
Kurumunun kapı geçiş sistemini düşünün, kişinin kullandığı kapı
geçiş kartından alınan bilgiler o anda video görüntüsü içerisine
meta data olarak işlenmekte ve o görüntünün kime ait olduğu
kayıtlara alınmaktadır.
MPEG4 formatında
yaptığımız için de çok az yer kapladığı için yıllarca bu
kayıtları saklayabilmek çok fazla maliyet gerektirmeden mümkün
olabilmektedir. Eğer otomatik bilgi alınamıyorsa birkaç
uygulamamızı da bu şekilde yapıyoruz. Operatörler tarafından her
an gösterilmekte olan video kayıtlarına, arzu edilen türden
tanımlamalar ve veriler eklenmekte ve bu görüntü o verilerle
birlikte senkronize olarak saklanmaktadır.
Kaydedilen bu görüntüler
aynı zamanda sadece kayıt amaçlı değil, biraz önce söylediğim
gibi, okumak, çalmak veya buradan görüntüyü göstermek amaçlı da
kullanılmaktadır. İki versiyonu olan sistemimizin “canlı” ve
“neredeyse canlı” (30 saniye gecikme ile) çalışabilen
sistemlerin altyapısını kullandığımız sistemlerin yeteneklerine
göre verebilmekteyiz.
Bunun video görüntüleri
teknolojilerine göre yayın yapılmasının ne tür avantajları oldu;
yaptığımız saha uygulamalarında, kullanıcıların artık bu
görüntüleri görmek için başka bir medyaya ihtiyaç duymadan bu
görüntüleri görmelerini sağladık. Bunun için geliştirdiğimiz,
kişilerin bilgisayarlarında çalışan bir program sayesinde
istenilen görüntülere kolayca ulaşılabilmekte, bilgisayarlarında
birtakım arama kriterlerini girerek, aklınıza gelebilecek her
türlü arama kriterlerini girerek bu görüntüleri arayıp, tabiî ki
hiyerarşi ve yetkilerine göre bazı görüntülerini görebilmekte ve
kayıt ederek başka bir kişiye de izin verilmesi durumunda
gönderebilme olanağı sağlamaktadır.
Dolayısıyla, bu yöntemle
çalışan toplam sistem, bir de arşivleme ünitesini içermekte,
söylediğim gibi, arzu edildiği şekilde yıllarca
saklanabilmektedir.
Bizim bu sistemi
geliştirmemize ön ayak olan birkaç televizyon kanalı hali
hazırda birtakım yayınlarını da önceden bir yayın platformu
kullanmaktayken, ayrıca yayın platformu yanında bir de arşivleme
platformu kullanmaktayken bizim kurduğumuz bu sistemle arşivleme
ve yayınlama platformunu tek platforma indirme imkanı sağlamış
ve böylece yatırımlarında ciddi avantajlar elde etmişlerdir.
Şu anda üzerinde
çalıştığımız, özelliklerini geliştirme fonksiyonları anlamında
Aselsan’dan Şenol beyin bahsettiği askeri uygulamalarda gerek
mobil ünitelerin gerekse piyadelerin kasklarındaki görüntülerin
merkeze taşınması, dünyadaki diğer ordularda gelişen trenddir.
Bunlar, en yakın komuta merkezine taşınmaktadır.
Bizim şu anda üzerinde
çalışmakta olduğumuz uygulamalar ve bu yıl içinde daha da
hızlandıracağımız ve Savunma Sanayi Müsteşarlığının önderliğinde
geliştirmek isteyeceğimiz bir uygulama, bu tür görüntülerin hem
komuta merkezlerine hem de arzu edildiğinde birden çok merkeze
anında görüntülenebilecek veya daha önce örneğini verdiğim gibi,
o görüntüyü yaratan kişinin profilini de eklenerek bununla
ilgili herhangi bir geriye dönük arama yapıldığında çok hızlı
ulaştırılabilecek ve birtakım eylem ve acil kaza müdahaleleri
için eskalasyonlara çok hızlı imkan sağlayacaktır. Aynı zamanda
bunlar kayıt edilerek daha sonra hukuki amaçlı kullanılmak
istenmesi durumunda uzun yıllar saklanabilecektir.
Video olarak anlattım.
Aslında bunun nedeni, saha uygulamamamızın bu alanda
olmasındandır. Bütün bu söylediklerim, sabahki oturumda da
konuşmacıların bahsettikleri, kriptolanmış ses kayıtlarının da
aynı şekilde saklanabilmesinin ve aynı yönteme, aynı platforma
dahil edilebilmesinin olanaklı olduğunu belirtmek isterim.
Saha uygulamasında, şu
anda canlı olarak bir kaç televizyonda çalıştığını söylemiştim,
önemli bir uygulama alanı da televizyon kanallarının veya
birtakım kamu kuruluşlarının yayınlanan televizyon kanallarının,
Türkiye’de veya dünyada değişik ülkelerden Türkiye’ye yönelik
yayınlanan kanal yayınlarının kaydedilmesi, bunların da tekrar
çok hızlı ulaşılabilen MPEG formatında kaydedilmesi ve uzaktan
kontrol etme imkanı verebilmesidir. Dolayısıyla çoklu kanal
konusunda bir limit söz konusu değildir, 250 kanal da olabilir.
Şu andaki uygulamalarımız 50-10 televizyon kanalından televizyon
ve radyoyu kaydediyoruz, aynı anda birkaç yüz çağrı merkezi
elemanının bunları izlemesine, denetlemesine veya meta data
eklemesine olanak sağlıyoruz.
Bu, medyada çok talep
gören bir uygulama. Bunun nedeni, konuşmacılar hakkında birtakım
bilgiler girip, daha sonra ileriye dönük, önceki konuşmalarında
neler dediklerini, eğer keyword’lerini, anahtar kelimelerini bu
dataya eklemişsek çok kolay şekilde, birkaç saniye içerisinde o
görüntüye ulaşma imkanı sağlamaktadır.
Konuşmamın başında
söylediğim gibi, her iki uygulamanın da çalıştığı, aslında
sadece software yeteneği değil, üzerinde çalıştığı cihaz,
server, server üzerindeki yönetim kartları, bu kartlar üzerinde
çalışan farmwarex, bizi başlı başına çok uğraştıran bir alan
oldu. Bunun da belirtmek isterim.
Bütün bu ürünler tamamen
kendi üretimimiz olup, bunların chipset’lerini elde edip
kendimiz sağladık. Bunların arşivleme ünitelerinin disklerini
alıp kendimiz entegre ettik. Kontrol yazılımları da firmamız
mühendislerimiz tarafından geliştirildi.
Konuşmamın başında
söylediğim hususu tekrar edersem, üzerinde çalışılan cihaz,
platform, arşivleme ünitesi, ana yazılım birlikte ve bütün
olarak çalışmakta veya parça parça da çalıştırılabilmektedir. Bu
sözlerimle de video kayıt yönetim ve gösterme sistemini böylece
tamamlamış oldum.
Üzerinde birkaç yıldır
çalıştığımız önemli bir uygulamamızdan da kısaca bahsetmek
istiyorum: İnsan kaynakları yönetimi yapan profil ve hiyerarşiye
göre personelin birden çok noktadan ulaşılabilmesini,
yönetilebilmesini sağlayan binlerce parametreye sahip,
bordrosundan izinlerine veya grup görevlerine kadar yönetimini
sağlayan bir uygulamamız var. Bu uygulama da sektörde 50’ye
yakın firma tarafından kullanılmaktadır.
Otomatik olarak bunun en
önemli özelliği –aslında bunu piyasada yapan muhasebe ve ARP
programları var- bizim yaptığımız uygulamanın en önemli
özelliği, sektörden buna yönelik talepler ve ihtiyaç
saptadığımızdan dolayı eklediğimiz en önemli akıl diyeyim, bunun
otomatik olarak kişilerin hiyerarşi ve profillerine göre
raporlar üretmesi ve canlı bir sistem olması, soru formlarıyla
personeli veya gruptaki bütün çalışanları sürekli olarak
görevleriyle ilgili veya motivasyonları veya kendilerine
verilmiş her türlü işlerle ilgili, verecekleri feedback’leri
otomatik olarak belirli zamanlarda üstlerine rapor edebilmesi
önemlidir.
Bu ürünümüzü önümüzdeki
yıllarda kamuda ve savunma sanayi yönetiminde, belki de askeri
uygulamalarda geliştirmek bizim için önemli bir meydan okuma
olacaktır. Biz bu özellikleri de buna katmak isteriz. Ürünümüze
yurt dışından da ciddi talepler var. Biz, henüz yurt dışı
pazarlama aktivitelerine girmememize rağmen bu talepleri
alıyoruz. Zaten halihazırda bunu geliştirirken iki dilde
geliştirmiştik. Bu taleplere de cevap verdiğimizi sizinle
paylaşmak isterim.
Bizlere bu toplantı
imkanını sağladığı için, öncelikle Savunma Sanayi
Müsteşarlığına, Telekomünikasyon Kurumuna ve Telekom Dünyası
Dergisine çok teşekkür ediyorum. Buna benzer toplantı
isteklerimizi geçmiş yıllarda bilumum platformlarda çok rica
etmiştik ve son yıllarda artan sayı ile devam etmesinden dolayı
memnun oldum. Gerek bilişim sektörü ve gerekse araç gereç
geliştirme anlamında daha çok yoğunlaşmış olan savunma sanayi
sektörünün buluşması, yeni teknolojik fikirlerin, yeni yazılım
uygulamalarının ortaya çıkmasına ilham ve güç verecektir.
Bu sektörün önündeki en
önemli engel, bence önce finansman ve ikinci olarak da
işbirliğidir. Geçmişte önemli bir üçüncü engel daha vardı; biz
hiçbir uygulamamızı Türkiye’deki özel kurumlarda neredeyse
uygulayamazdık, çünkü hepsi uluslararası referans sorarlardı.
Şimdi kendi kendimize geliştirdiğimiz bir ürünün, ilk kez pazara
çıkardığımız bir ürünün uluslararası referans olması mümkün
değil. Gerçekten de yıllarca kamu kurumlarında dahi bizim
ürünlerimize –saydıklarımın dışında başka ürünlerimize de-
uluslararası referans sorulmuştur. Özel sektörümüz de keza bu
şekildedir. Bu trendin son yıllarda azalmış olduğunu görmekten
çok memnunum ve bunun Türkiye’de teknoloji üretimine büyük katkı
sağlayacağına inanıyorum.
Bu yönde, gerek
Ulaştırma Bakanlığının gerekse Savunma Sanayi Müsteşarlığının,
özellikle her ortamda bunu her vesile ile savunan
Telekomünikasyon Kurumunun çok büyük katkılarının olduğuna,
olacağına canı gönülden inanıyorum.
Şu anda Savunma Sanayi
Müsteşarlığından bu vesile ile acizane şu önerilerde bulunmak
istiyorum: Bu toplantının verimli hale gelmesi, bizlerin daha
fazla üretebilmesi ve hatta ciddi bir uygulama alanını
gerçekleştirdikten sonra, yurt dışına açılabilmemizin olmazsa
olmaz şartları, bence kontrat bazlı proje anlaşmaları yapılması
olarak gereklidir. Yurtdışına baktığımızda savunma sanayinden
birtakım teknolojilerin neredeyse hepsinin, daha önceden hiç
ürün olmadan savunma sanayi ile kontrat yapımlı şirketlerin
ürünlerinden ortaya çıktığını görüyoruz.
Bizim ürünümüzün,
örneğin herhangi bir ihtiyaca yüzde 20, 30, 60.. oranında cevap
vermesi durumunda cesaretle, bizimle veya benzer ürünlerle,
başka firmalarla kontratlar yapılmalı, taahhütler alınmalı,
ihtiyaçlar tam olarak saptanmalıdır. Bence ilk yapılması
gerekenler bunlardır.
İkinci olarak, bu
anlaşmalar yapıldıktan sonra gerekirse teminat alarak mutlaka
finansman desteği sağlanmalı. Bunu da gerekirse avans
ödemeleriyle desteklemelidir, çünkü sektörde ciddi anlamda çözüm
sunacak firmaların hiçbirisi üç-beş kuruş avans alıp da oradan
avantaj elde etme amacıyla bu platformlara gelmezler,
geleceklerine ihtimal vermiyorum. Ama, gerekirse de teminat
alarak, mutlaka finansman desteği, proje ön finansman desteği
sağlanmalıdır.
Üçüncüsü ise,
sertifikalara referans istemeden bizleri cesaretlendirmeli,
hatta ve hatta kendileri referans olmalı ve bizim Türkiye’den
başlatılarak, sertifikalı ürün ve üreticiler olmaya başlamamıza
olanak sağlanmalıdır.
Bu üç adımın atılması
durumunda yerli teknolojilerin üretiminin tüketimdeki payı
artacaktır ve sadece bununla kalmayacak, birkaç sene içinde
çevremizdeki ülkelerden başlayıp, yurt dışına hızlı bir açılım
imkanı bulacağımıza inanıyorum.
Teşekkür ederim.
OTURUM BAŞKANI-
Biz de Sayın Bağ’a teşekkür ediyoruz.
Son konuşmacımız
Telenity Firmasından Sayın Levent Özbilgin olacak. Buyurun Sayın
Özbilgin.
LEVENT ÖZBİLGİN (Telenity)-
Sayın Müsteşar, Sayın Başkanım,
değerli konuklar; hepiniz tekrar hoş geldiniz.
Bu oturumun son
konuşmasında sözlerimi, sizleri sıkmadan kısa keseceğim. Bu
toplantıya çağrıldığımız için Telenity firması adına tekrar
teşekkürlerimizi sunuyoruz.
Biz, telekom sektöründe
faaliyet gösteren bir firmayız; yani telekom sektöründe telekom
operatörlerine altyapı yazılımı sağlayan bir firmayız ve bu
konuda hem yerel hem de uluslararası pazarda birtakım
müşterilerimiz var.
Savunma sanayi ile
şimdiye kadar çok fazla bir ilişkimiz olmadı; ilişkimiz daha çok
sivil savunmayı yakınsayacak şekilde birkaç projede gelişti.
Bundan dolayı daha çok firma tanıtımına ve savunma sanayi ile
ilgili neler yaptığımız konusunda birkaç örnek vererek sunumumu
tamamlamak istiyorum.
Kısaca Telenity hakkında
bir şeyler söyleyeceğim. Genel olarak Telenity olarak kendimizi,
gelecek neslin katma değerli servislerle birleşik servis
platformları ve bunlar üzerinde çalışan multimedya yazılım
ürünlerinde lider bir firma olarak tanımlıyoruz.
2000 yılında kurulduk.
Merkezimiz, Amerika’da. 2 adet bölgesel ofisimiz var; Yeni Delhi
ve İstanbul. Aslında kağıt üzerinde her ne kadar böyle gözükse
de, Ar-Ge’mizin yüzde 98’ine yakın bir kısmı şu anda İstanbul
Yeşilköy Serbest Bölge Ofisimizde gerçekleşmektedir.
Global müşteri
portföyümüz var; 20’den fazla ülkede 100 milyondan fazla aboneye
sahibiz. Servislerimiz şu anda kurulu durumda ve müşterilerimiz
arasında 30’dan fazla telekom operatörü var. Global iş
ortaklarımız arasında HP, Nokia, Nortel, Oracle gibi değişik
pazarlarda iş yapmış olmamız söz konusudur.
Odağımız, verdiğimiz
ürünlerle müşteri başarısını mümkün olduğu kadar yükseltmek.
Bunun yolu da bizim telekom operatörlerinin gelirlerini
artıracak ve daha da önemlisi, bu operatörlerin gelirlerini
artırabilmeleri için pazara yeni sunacakları servislerin, pazara
sunum zamanını mümkün olduğu kadar azaltmak şeklindedir; hem
zamanını azaltmak hem de maliyetlerini düşürerek bu servislerden
bir an önce para kazanmalarını sağlamaya çalışmaktır.
Aslında bizim genel
olarak telekom operatörlerine verdiğimiz ürünlerin ana odağı bu
şekildedir. Bunun için de bizi ürünlerimizin şu andaki telekom
operatörlerine sağladığımız platformların ana misyonu –ki, bu
bizim aynı zamanda firmamızın misyonudur- telekom şebekelerinin
mümkün olduğu kadar programlanabilir bir hale getirmektir.
Biliyorsunuz, telekom
şebekeleri bir çok standartlar üzerine kuruludur; gerek ses
servislerini, gerek mesajlaşma servislerini ve gerekse de
lokasyon veya video servislerini verebilen networkler, bu
servisleri verebilmek için bu konularda çok özelleşmiş yazılım
ve donanım mühendislerini bünyelerinde bulundurmak zorundadır.
Bizim yaptığımız platform yazılımlarıyla bu standartlar ile
mümkün olduğu kadar bu teknolojilerin üzerinde servis
yazılmasını kolaylaştırmak, pazara sunulmasını hızlandırmak ve
böylece de operatörlerin gelirlerini artırmak gibi bir
misyonumuz var.
Kısa geçmişimizden
bahsedersek, 2000 yılında kurulduk. 2002 yılı sonlarına doğru,
2003 yılına kadar kendi içimizde birtakım geliştirmeler yaptık.
Bundan sonra bizim servis sunum platformu, yani “Service
Delivery Platform” dediğimiz ana ürünümüzün ana konsepti olan
kurulumumuz 2004 yılında, Azerbaycan’da Azercell’de gerçekleşti.
Bunu takiben değişik operatörlerle değişik sistemler kurduk.
Bu arada HP ile bir
yakınlığımız oldu; özellikle telekom altyapı hizmetlerinde gerek
sinyalleşme olsun gerekse medya ses ve video servislerinde
olsun, birtakım HP yazılımlarını ortak kullanarak ortak çözümler
geliştirdik.
2004 yılında satışını
sonlandırdığımız bir Hindistan satışımız oldu. BSN ile lokasyon
tabanlı servis portföyü sattık. Bu, bizim için dönüm
noktalarından birisiydi. Bunun üzerine Hindistan’da da satış ve
destek ofisi kurduk. Oradaki kurulumumuzu tamamladık.
2006 yılında servis
platformumuzun yeni neslini Turkcell’deki SDP parçası olarak
Turkcell’e verdik. Bunun yanı sıra müşteri portföyümüze de
sürekli olarak yeni müşteriler katmaya devam ettik.
30’dan fazla global
müşteri ve iş ortağımız var. Dünyanın hemen hemen her tarafında
telekom operatörlerine ürünlerimizin kurumunu gerçekleştirdik.
Ortadoğu, Ortaasya, Avrupa, Doğu Avrupa bölgesine bakarsak,
listedeki operatörler gibi, müşteri portföyümüz var. Orta ve
Kuzey Amerika’da birtakım müşterilerimiz var. Aynı zamanda da
Doğu ve Güney Doğu Asya’da da kurulumlarımız mevcut.
Odağımız, altyapı
yazılım ürünleri dedik; yani, telekom operatörlerine mümkün
olduğu kadar altyapı yazılımları geliştirmeyi çalışıyoruz. Bu
ürünlerimizi üç grup halinde müşterilerimize veriyoruz;
birincisi, Servis Sunum Platformu. Gelecek nesil servislerin
çoklu platformlar üzerinde yaratım, kurulum ve çalışmalarını
sağlayan bir platform. Çoklu platform derken, burada “çok”
olarak kastettiğim şey, aynı platform üzerinde şebekenin değişik
kanallarına bağlanarak belirli standartlar üzerinden değişik
servisleri programlanabilir şekilde yukarıya çıkartabilmek.
Bunlar nelerdir; ses servisleri, mesajlaşma servisleri, bunun
üzerine video servisleri ve lokasyon servisleri şeklinde
gelişiyor.
Daha sonra, bu platform
üzerinde bizim kendi hazır olarak geliştirdiğimiz birtakım
servisleri de operatörlere sağlıyoruz. Bu servislerle –bunlara
Converged Value Added Services diyoruz- ki aslında bizim
gerçekten içinde bulunduğumuz alan bu olarak tanımlanabilir,
yani katma değerli servislerdir. Bunlar nelerdir; bir operatörün
kurduğu şebekede ses iletişiminden geri kalan, ses iletişimi
için kurulan şebeke üzerinde bu servislerin dışındaki bütün
servislerde bizim altyapı yazılım ürünlerimizin payı var. Bu
servislere örnek olarak ses mesajlaşması örnek verilebilir;
telesekreter servisi gibi veya kim aramış vs. gibi servisler
örnek verilebiliyor.
Son olarak da bu servis
sunum platformu ve bunun üzerine çalışan servislere ek olarak
bir de şebekede bu servislerin sunulmasını sağlayan “Core”
dediğimiz –şebekenin alt kısmında çalışan- birtakım
uygulamalarımız da mevcut. Bu uygulamalarımız da bizim katma
değerli servisler çerçevesinde sağladığımız uygulamalardır.
Bunlar nelerdir; bir şebekede SMS, MMS sunucuları veya değişik
servislerin sabit hatlardan SMS atılmasını sağlayan mesajlaşma
sunucularını örnek olarak gösterebiliriz.
Bu üç ana ürün grubunun
altında da kısaca buradaki ürünleri sıralayabiliriz. Özellikle
SDP, yani servis sunum platformu altında bizim şu anda
müşterilere sağladığımız grafiksel bir servis yaratım ortamı ve
bu servisin çalıştığı standartlar üzerine kurulmuş bir ortam
var. SDP’nin operatörün değişik servislere bağlandığı, yine
arkadaşlarımızın bahsettiği “COE framework”unu baz alan
uygulaması ve daha sonra da bu SDP’nin, şebekenin değişik
servislerinebağlanması için değişik geçit uygulamaları var.
“Geçit”ten kastım, “Location Gateway” veya “Network Gateway”
gibi, operatörün değişik sistemlerle entegrasyonunu sağlayan
ürünlerdir.
Bütün bu
uygulamalarımızda, 2000 yılında kurulup 2002 yılına kadar
firmamız içinde, kendi içimizde mühendislerimiz tarafından
uygulanan COE üzerinde bu uygulamaların geliştirilmesi ile
pazara sunumları söz konusu oldu. COE denilen altyapı veya
çerçeve ile kendi içimizde yaptığımız servisle uygulamaların
kısa sürede piyasaya sürülmesini sağlayabildik. Bunun üzerine de
COE’nin genişleyebilirlik gibi birtakım özelliklerinden
faydalanarak telekom ihtiyaçlarını karşılayacak uygulamaları
geliştirebildik.
Savunma sanayinde ise
Telenity olarak birtakım girişimlerimiz oldu. Bu özellikle acil
durum senaryolarında ABD’de UTStarcom ile Cualcom firmaları ile
ortaklaşa geliştirdiğimiz bir proje sayesinde oldu. Bu proje ile
acil durumlarda mobil mesajlaşma ile haberleşme çözümünü
piyasaya sunduk. Cualcom firmasının hem hükümetlere hem de özel
girişimlere –acil durum kurtarma birlikleri gibi- ünitelere
böyle bir sistemi satışları söz konusu oldu. Bu sistemle
Cualcom’un başka bir firmadan UTStancom’dan aldığı mobil
santral ile bizim SMS ve MMS sunucumuzun aynı paket içinde, bir
kamyonun arkasına konularak acil durum felaket senaryolarında
kurulmasına ve bu kurulumdan sonra bu kapalı şebekenin değişik
kullanıcılar arasında hem ses hem de SMS, MMS gibi iletişimin
sağlanmasına katkıda bulunduk.
Bunun pratik olarak en
iyi yanlarından bir tanesi olarak aslında ilk kez şöyle başladı:
Siz bu kamyonu bir yere götürüyorsunuz, arama kurtarma
personeline veya askeri personele sadece bu kamyonun servis
verdiği cep telefonunu veriyorsunuz, servis verdiği ve bu cep
telefonlarına istediğiniz kadar mesaj cast edebiliyorsunuz.
Fakat daha sonra değişik uygulamalarına geçtik. Mesela acil
durumlarda acil durumun veya personelin veya oradaki durumun
resminin veya videosunun çekilmesi ve bu resim ve videonun
derhal belirli merkezlere gönderilmesi gibi birtakım ekstra
uygulamaları da bunun içine dahil ettik.
Daha sonra, bu projenin
bir sonraki aşamasında da bu mobil şebekelerin sadece kendi
kapalı alanlarında değil, yurt içi veya uluslar arası bir
şekilde diğer şebekelerle de intercontiated edilmesi sağlandı ve
böylece, böyle bir acil durum esnasında eğer orada cep telefonu
şebekesi çalışmıyorsa kamyon oraya konulduğu, “deployed”
edildiği zaman oraya kurulan şebekenin sadece kendi içinde
değil, dünyanın geri kalan kısmıyla da öncelikli –belirli
önceliklere göre- haberleşebilmesi de sağlanmış oldu. Bizim
sivil savunma adına dahil olduğumuz projelerden bir tanesi
buydu.
Diğeri de, yine içinde
bulunduğumuz GSM bazlı konumlandırma uygulamaları. Biz aslında
Telenity olarak dünyanın en geniş çaplı GSM bazlı konumlandırma
servislerini Hindistan’da kurduk ve çalıştırıyoruz. BSNL,
Hindistan’da çok büyük bir operatör olarak çalışıyor. Aslında 4
büyük operatör olarak, Kuzey, Güney, Doğu, Batı olarak
çalışıyor. Biz bu 4 operatörün 3’üne konumlandırma
teknolojilerimizi kurduk.
Bu teknolojiler,
bildiğiniz gibi, her ne kadar GPS kadar hassas sonuçlar vermese
bile, GPS şu anda hala telefonlarda standart olarak verilen bir
özellik olmadığı için GPS sonuçlarını yakınsayacak ve “hiç
yoktan iyidir” denilebilecek konumlandırma bilgisini merkeze
gönderebiliyor ve böylece biz bu konumlandırma bilgisini GSM’den
aldığımız konumlandırma bilgisini proses edip, bunun değişik
uygulamaları çıkartabiliyoruz .
Bu değişik uygulamalar
arasında yine katma değerli servisler kategorisinde
değerlendirebileceğimiz bir çok uygulama var; arkadaş bulma,
aile fertlerini bulma, navigation, reklam uygulamaları veya
biraz daha değişik uygulamalar olarak, mesela kurum bazlı
ücretlendirme, yani telefonunuza, “şuradaysan şu tarifeden
konuşabilirsin, buradaysan bu tarifeden konuşabilirsin” şeklinde
uygulamalar yüklemek ve bugünkü konferansın konusuna uygun daha
acil durum alarm servisleri veya kamu güvenliği servisleri
gibi, tabanlı servisleri operatörlerin hizmetine sunmuş
durumdayız.
En başta söylediğim
gibi, SDP’miz üzerinde lokasyon teknolojileri baz alınarak
servis yazılabilmesi de mümkün, yani lokasyon teknolojilerini
SMS, MMS veya ses teknolojilerini birleştirerek bir servis akışı
yazıp, burada listelediğimiz servislere ek olarak çok daha yeni
“innovatied” servislerin yazılabilmesi de mümkün.
Yazılım teknolojileri
altyapısı olarak da aslında bu konferansa konu olan bir ortak
altyapı düşündüğümde de bizim, Telenity olarak telekom alanında
kullandığımız altyapı yazılım teknoloji ve süreçleriyle savunma
sanayi yazılımları arasında bir çok ortak nokta aslında
görülebiliyor.
Bizim burada
kullandığımız teknolojiler arasında en önemlisi çok yüksek
hızlarda, yani saniyede on binlerle ölçülen veya işlem
kapasitelerinde gerçek zamanlı çalışan sistemlerin tasarımı, bu
sistemlerin servis yedeklilik ve elverişliliği, yüksek servis
yedekliliği ve bu sistemlerin mümkün olduğu kadar dağıtık; hem
lokal hem de coğrafi anlamda dağıtık olarak çalışabilmesi ve bu
kadar hassas sistemlerin CMMI yazılım geliştirme süreçleri
dahilinde yapılması ve bu sistemlerin yine savunma sanayiine
ilişkili olabilecek kanuni izleme veya gereksinim ve ara yüzleri
bizim şimdiye kadar ortak gördüğümüz noktalardır.
Beni dinlediğiniz için
tekrar hepinize teşekkür ediyor, iyi konferanslar diliyorum.
OTURUM BAŞKANI-
Biz de çok teşekkür ediyoruz.
Değerli
katılımcılarımızdan soru sormak isteyen var mı?.. Yok.
Hepinize tekrar çok
teşekkür ediyorum.
ÜÇÜNCÜ OTURUM
Oturum
Başkanı: Lütfi VAROĞLU (SSM, Daire Başkanı)
OTURUM BAŞKANI-
Değerli katılımcılarımız, hepinize iyi öğleden sonraları
diliyorum.
Sabahleyin geniş
katılımlı başlattığımız toplantıyı ümit ederim yine geniş
katılım ve aynı heyecanla bitireceğiz.
Bu oturumumuzda da çok
kıymetli konuşmacılarımızla beraberiz.
Bu oturumlarımızın her
birinin birer ismi vardı. Sabahleyin Mete bey bahsetmiş
olabilir; sonradan silmeye karar verdik. Bu oturumun gizli
başlığı “Savunma Sanayi ve ICT Sektörünün İşbirlikleri ve
KOBİ’lerin Bu İşbirliklerindeki Rolleri” idi.
Aramızda Kobi’ler var,
savunma sanayi şirketleri, ICT şirketleri var.. Bu seçmenin
altında da böyle bir plan var, öncelikle bunu söylemek
istiyorum.
Gerçi konuşmacılarımızla
konunun üzerinden geçemedik ama, küçük bir oylama ile saptamak
istediğim bir husus var. Her konuşmacı, konuşması sırasında
mutlaka bir reklam yapıyor, şirketini tanıtıyor. Arzu ederseniz
önce biz bu kısa turu yapalım, sonrasında beklentiler ve diğer
konuşmalar için bir konuşma turumuz olsun diyorum..
Evet, önerimiz kabul
gördü, teşekkür ediyorum.
Sayın Mehmet Toros,
Telekom alanında çok önemli bir kuruluş olan Türk Telekom
temsilcisi olarak şu anda aramızda bulunuyor.
Önce Türk Telekom’un
Havelsan ile bir işbirliği var. Bu çerçevede yapılan çalışmaları
aslında Sayın Genel Müdürden de rica edeciğim. İsterseniz
birinci rauntta neler yapıyoruz, onu konuşalım, ikinci turda
diğer görüşlerimizi açıklayalım.
Buyurun Sayın Toros.
MEHMET TOROS (Türk Telekom)-
Herkese merhaba.
Sayın Müsteşarım,
değerli konuklar, bu son oturumda biraz daha canlı tutmaya
çalışacağız, bu anlamda Lütfi beye de çok teşekkür ediyorum.
Türk Telekom’u tanıtmaya
gerek var mı bilmiyorum; ama en azından eve gelen faturalardan
tanıyorsunuzdur.
Türk Telekom, PTT ile
birlikte 168 yıllık bir geçmişe sahip. 1995 yılında
telekomünikasyon ve postacılık hizmetleri birbirinden ayrıldı ve
2005 yılında da yüzde 55 hissesinin devriyle birlikte
özelleşmesi tamamlandı. Bu ay içinde açıklandığı gibi, 10 Mayıs
2008 tarihinde de halka arza çıkılmış olacak; yani, yüzde 45’in
yüzde 17.5’ luk kamuya ait bir hisse de borsalarda satışa
sunulacak. Bu yıl sonunda da bu satışların tamamlanmasından
itibaren yatırımlara ve faaliyetlere, ürünlere çok farklı bir
yön vermeyi düşünüyoruz.
Bu anlamda savunma
sanayi ve silahlı kuvvetler ile de çok yakın bir işbirliğimiz
var. Bir Tafics Projesi var; Türk Silahlı Kuvvetleri “Bilgi ve
Haberleşme Sistemleri” adı altında, çok uzun süre önce başlamış
ve halen devam eden bir proje. Bunun dışında da birtakım
işbirliklerimiz var, bunlara da kısaca değineceğim.
OTURUM BAŞKANI-
Değerli konuklar, şimdi masanın diğer ucuna uzanıyoruz;
“Sektörün Duayeni” ifadesini kullanmayacağız, Bülent beye söz
veriyorum.
BÜLENT GÖNÇ (Gantek)-
Teşekkür ediyorum.
Esasında biz Gantek
olarak savunma sanayi konusun yeni hedef olarak koyup, bu konuda
yatırım yapmaya hazırlanan bir şirketiz. Dolayısıyla, Gantek’i
anlatırken savunma sanayiindeki faaliyetlerinden
bahsedemeyeceğim; ama, ancak niye böyle bir hedef yaptık
diyerek, Gantek konusunda çok kısa bir özgeçmiş yapacak ve daha
sonra da bilgi ve iletişim teknolojileriyle savunma sanayi
ilişkileri konusundaki görüşlerimi aktaracağım.
Gantek
Şirketimizi çok hızlı anlatmak istiyorum; belirli sektöre
odaklanan, bilgi ve iletişim şirketi. Telekomünikasyon konusunda
uzun yıllardır çalışıyoruz. Finans sektöründe çalışıyoruz.
Savunma konusunda da yeni hedeflerimiz var ve bu konuda da
yatırım yapmaya, yazılım geliştirmeyi hedefliyoruz.
İş hacmimiz 40 milyon.
100 profesyonelle çalışıyoruz. Burada çok önemli bir kelimeyi
kullanmak istiyorum; boyut olarak orta boyutta bir bilgi ve
iletişim teknoloji şirketi olmakla birlikte kurumsal yönetim
prensiplerine göre yönetilen nadir şirketlerden bir tanesiyiz.
Gantek
tarihçesine baktığımızda, yaklaşık olarak 1987 yılında başlayan
ve 2007 yılına kadar devam eden bir süreçten bahsediyoruz. 1987
yılında üçüncü parti hizmet verme şeklinde kurulmuş bir
şirketten bahsediliyor ama, görülüyor ki 1999 yılından itibaren
yazılım konusunda Ar-Ge çalışması yapan, Ar-Ge kültürü
oluşturan, değişik ürünleri piyasaya sunabilen bir kurum olarak
pozisyonlanıyor. Bunlar hakkında biraz daha fazla bilgi
vereceğim.
Kurumsal yönetimi çok
önemsiyoruz; kurumsal yönetim olarak hakikaten bağımsız yönetim
kurulu üyeleriyle çalışıyoruz. Bir tanesi benim; hem icra kurulu
başkanlığını yapıyorum hem de aynı zamanda yönetim kurulunda
bağımsız kişi olarak görev yapıyorum. Yönetim Kurulu
sorumluluklarını strateji-insan kaynakları-denetim olarak
değerlendiriyoruz. Gerçek olarak şeffaflık ilkesini yüzde 100
uygulayan bir şirketiz.
“Deloitte’un 2006-2007
teknoloji Fast Top 50 Türkiye” araştırmasında ciddi anlamda yer
ve belli pozisyonlar aldık. Belirli konularda da Interpro’nun
yaptığı çalışmalarda, özellikle büyük “server” ve bekaplama ve
data konularında birinci sırada yer aldık.
Sun Microsystem’in en
önemli, en büyük iş ortağıyız.
Sizinle Gantek’in bir
özelliğini paylaşmak istiyorum; Gantek’te esas hedef müşteri
mutluluğudur. Gerçekten de her sene müşterilerimizle çok ciddi
anlamda bir müşteri memnuniyet araştırması yapıyoruz ve buradaki
hedeflerimizi yükseltmeye çalışıyoruz. Ben, Gantek’e
katıldığımda müşteri memnuniyet seviyelerinde pek tatmin
olmadım; bu gerçek olamaz diye düşündüm. 3 yıl önce katıldım ve
bağımsız araştırma şirketlerine tekrar müşteri memnuniyet
araştırmasını yaptırınca daha da iyi sonuçlar aldık.
Gantek’in
en önemli özelliği, müşteri memnuniyetini belirli bir seviyenin
üzerinde tutmaktır. Bunda da gerçekten başarılı olabiliyoruz.
Çözümlerimizden pek
fazla bahsetmeyeceğim; ama, burada baktığınızda üç ana faktör
üzerinde çalıştığımız görülebilir ve daha da önemli olarak 21
yıllık bir deneyim söz konusudur. Çok ciddi bir Ar-Ge
kabiliyetimizin olduğunu söyleyebilirim. Biz, katma değer
yaratmadığımız herhangi bir konuya girmemeye çalışıyoruz ve aynı
zamanda teknoloji alanda çok ciddi ölçüde know-how transferi
gerçekleştirebiliyoruz.
Bunun üzerinde biraz
durmak istiyorum; 1999 yılında Smartek’in La Mer Projesi, AB
5.Çerçeve Projesidir. Burada Smart Card, PK1 ve e-ticaret
güvenilirliği konusunda çok önemli bir yazılım proje
gerçekleştirdik. Yanlış hatırlamıyorsam da AB 5.Çerçevede ilk
Türk ortak olarak yer aldık.
Daha sonra “AbaQus
Yazılımı”nı yaptık; telekom ücretlendirmesi üzerinde olan bir
yazılımımızdı. Bu yazılımı 2001-2002 yılında ürettik.
2003-2005 yılında
Primespot, geniş bant servis üreticisini geliştirdik ve
2006-2007 yılında da finans sektörü ve reel sektör için risk
yönetimi konusunda komple entegre bir risk yönetim paketini
geliştirdik.
Buradan da gördüğünüz
gibi, devamlı olarak ürün ve yazılım geliştiren, katma değer
katan bir kurumsal yaklaşımımız var. 2008 ve 2009 senelerinde de
savunma sanayi konusunda yazılım üretmek olarak bir hedef
koyduk, bunun üzerinde çalışmalarımıza başladık.
Gantek’in
bir başka özelliği de, müşterilerinin devamlılığı ve uzunluğu.
Burada bir sürü müşterimizi görüyorsunuz; 14 yıldır, devamlı
çalıştığımız müşterilerimiz var. Bu da bizim, müşteri
memnuniyeti konusunda göstermiş olduğumuz hassasiyetin bir
sonucudur. Bir müşteri ile çalışmaya başlıyorsak, bunu uzun
vadeli olarak planlıyor ve bunu gerçekleştirmeye çalışıyoruz.
Reklam ve tanıtım
kısmımızı kısaca geçmiş bulunuyorum. Esas zamanımı, bu iş
birliğimizi nasıl geliştireceğimiz konusunda harcamak istiyor,
teşekkür ediyorum.
OTURUM BAŞKANI-
Teşekkür ediyoruz Bülent bey.
Tarihin en hızlı
panelini yapmak zorunda değiliz, ama zamana uygun olarak
gidiyoruz.
Söz sırası, AnelTech
adına Suat Baysan’da.
SUAT BAYSAN (AnelTech)-
Ev sahipliği için Savunma Sanayi Müsteşarlığına,
Telekomünikasyon Kurumuna ve Telekom Dünyası Dergisine çok
teşekkür ediyorum.
Anel
Grubunu çok kısaca sizlere tanıtmak istiyorum: Anel grubunun
çalışan sayısı 1421 kişi. Kuruluşumuzda 1200 tane mühendisimiz
var. Çok önemli projelere imza atıyoruz: özellikle kurduğumuz
projelerde güvenilirlik ve projenin sağlamlığı bizleri çok
önemli yerlere getiriyor.
2007 yılında 175 milyon
dolar ciro yaptık. Yüzde 100 yerli bir şirketiz. 2 şirketimiz
İMKB’de; AnelTech ve PlastKart. Tahmin ediyorum dün itibarıyla
AnelTech pazarda 125 milyon YTL idi. PlastKart da 50 milyon YTL
civarındaydı.
Çeşitli ülkelerle
çalışıyoruz. Mısır, Rusya Federasyonu, Katar, Ürdün gibi
ülkelerde de çok büyük projelere imza atıyoruz. Kongre
merkezleri, hava limanları gibi, spor kompleksleri gibi…
Bütün sertifikalarımızı
aldık; işçi sağlığı güvenliğinden çevreye saygı ve duyarlı olma
konularına kadar her türlü sertifikamız mevcut.
Pazar konumlanmamıza
baktığımızda; aslında 4 alanda çalışıyoruz. Bu alanlardan
birincisi “Araştırma Geliştirme ve Özgün Ürün Tasarımı”
alanıdır. Bu alanda yeni kurduğumuz ve çalışmaya başlayan
şirketimiz Anel Ar-Ge’dir. Şu anda Hakan Çağlar arkadaşımız bir
şirketimizde yönetici olarak Nisan ayında göreve başlıyor.
İkincisi, “Aklım Fikrim
Merkezi”. Biraz sonra slaytta size tanıtacağım.
Dailab;
Berlin Üniversitesi ile “Dağınık Yapay Zeka” konusunda
çalışıyoruz.
“Proje Taahhüt ve Sistem
Entegrasyonu” konusunda aşağı yukarı aynı işi yapıyoruz;
elektrik, mekanik, elektronik ve bilişim sistemleri çözümleri
sunuyoruz ve aşağıda gördüğünüz şirketlerimiz bu hizmetleri
veriyorlar. Özellikle AnelMarin, savunma sektöründe aldığı Ar-Ge
ve üretim projeleriyle savunma sektörüne adım atmış bulunuyor.
Üretim tarafında ise
yine AnelTech, elektronik üretim; AnelSis, enerji sistemleri
üretimi; PlastKart da akıllı kartlar üretim şirketi olarak
görevlerini yapıyorlar.
Anel
Grubunun en önemli bileşenlerinden birisi serbest hizmette
işletmedir. Bir dış kaynak grubu olarak çalışıyoruz. Özellikle
telekom operatörlerinin altyapılarını, onlar adına işletip bakım
ve hizmetini veriyoruz.
Pazarlarımız, biraz
evvel bahsettiğim gibi, taahhüt, telekom, enerji, savunma,
bilişim çözümleri, profesyonel ve endüstriyel elektronik
alanlarında çalışıyoruz. Çalıştığımız pazarları listemizde
görüyorsunuz. Grubumuzu, bir teknoloji ve mühendislik platformu
olarak adlandırıyoruz.
Şirketler olarak
baktığımızda, AnelTech, telekom, yenilenebilir enerji alanında
yatırımlarımız sürüyor. Özellikle güneş enerjisi konusunda kendi
markalı ürünümüzü tasarlayarak piyasaya sunduk. Türk Telekom’un
bir ihalesinde 2400 tane güneş enerjisi panelini, özellikle
iletim merkezlerine kurduk. Solera markasıyla sektörde faaliyet
gösteriyor.
Ar-Ge
faaliyetlerimiz üç aylanda devam ediyor; Anel , Dailab ve
Platformlarda, Aklım Fikrim Merkezi. Sistem entegrasyonu,
servisler ve üretim.
Üretim alanında da tahmin ediyorum sizler de izliyorsunuzdur,
Niyet Mektubunu imzaladık. Solektro Türkiye firmasının satın
alınması konusunda bir ilerleme sağladık ve böylelikle üretim
kapasitemizi 1’den 5’e çıkartmış olacağız.
En önemli
projelerimizden bir tanesi olarak, Denizcilik Müsteşarlığının
açmış olduğu Otomatik Tanımlama Sistemi ihalesini aldık,
gerçekletirdik ve sistemlerin kurulumunu tamamlayarak
Türkiye’nin etrafındaki bütün deniz trafiğinin Ankara’dan
izlenmesi konusundaki projeyi tamamladık. Böylelikle bir yerli
şirket iş bitirme belgesine sahip oldu. Denizcilik
Müsteşarlığına bu konuda teşekkürlerimizi sunuyoruz. Çok güzel
bir proje oldu ve Türksat üzerinden iletişim kuruyoruz.
Ankara’da kurmuş olduğumuz veri merkezinde de bütün deniz
trafiğini iki yıl süre ile depolama imkanına kavuşmuş oluyoruz.
Yine bir referans proje
olarak Bakü-Ceyhan Botaş Projesini yaptık. Türk Telekom’un güneş
enerjisi sistemini ve yine servisler tarafında da
Telekomünikasyon Kurumunun milli monitöring sistemine elimizden
geldiği kadar destek vermeye çalışıyoruz.
Üretim ve Ar-Ge alanında
çeşitli firmalarla üretim yapıyoruz. Kendi ürünlerimiz,
özellikle AIS Transporder’ın tasarımını bitirdik, önümüzdeki
aydan itibaren de üretimine başlıyoruz. Tüm sertifika süreçleri
de başarıyla tamamlandı. İsmini, marka olarak “Serenity” koyduk.
“Drive” ürünlerimiz,
yine kendi ürünümüz, bir enerji ürünü. Güneş enerjisi ve diğer
sistemlerin şebekeye bağlanmasını sağlıyor. “Solara” da kendi
markalı ürünümüzdür. Güneş enerji sistemleri konusunda hem
kurumsal müşterilerimize hem de bireysel müşterilerimize hitap
eden bir ürünümüzdür.
En kısa zamanda yeni
merkezimize taşınıyoruz. Ümraniye’deki 67 bin metrekarelik yeni
yerimizde faaliyet göstereceğiz. Bu alanın 15 bin metrekaresi
üretim alanı olacak. Böylelikle Türkiye’nin en profesyonel ve
ciddi üretim merkezini kurmuş oluyoruz. 1500 metrekarelik de bir
Ar-Ge tesisimiz olacak.
Burada yine Akredite
Kalibrasyon Laboratuarı, bağımsız marka ve tesis güvenlik
belgemizle savunma sanayi sektörüne hizmet etme konusunda adım
atmış bulunuyoruz.
Kısaca AnelMarin
Projelerinden bahsetmek istiyorum: AnelMarin hem tasarım hem de
üretim anlamında üç projeye imza attı; Marin Avlama Gemileri,
Genesis Projesi ve MilGem’in elektrik ve tasarım projelerini
aldı ve başarıyla yürütüyor. Gurur duyuyoruz, Savunma Sanayi
Müsteşarlığına da teşekkür ediyoruz
AnelMarin’in
faaliyet alanlarının hepsini okumayacağım, ama burada önemli
birtakım konular var; acil durum elektroniği gibi çok ciddi,
profesyonelce tasarlanan projeler hazırlanıyor ve üretime
geçiriliyor.
AnelAr-Ge
konusunda da kısa bir bilgi vermek istiyorum; AnelAr-Ge’nin
kurulma amaçlarından bir tanesi savunma sistemleri konusunda
tasarım ve araştırma faaliyetlerini yürütmek, yenilikçi ürün
geliştirmek ve de Almanya’da kurulu Dai-Labor ile işbirliği
yaparak birtakım projelerin Türkiye’de gerçekleşmesini
sağlamaktır.
Dai-Labor,
DAI Laboratories adı altında geçiyor. Almanya Federal Hükümeti,
Berlin Üniversitesi ve Deutsche Telecom gibi iş ortaklarıyla
dağınık-yapay zeka konusunda özgün ürünler üretiyor ve biz de
onlarla işbirliği yaparak bu projeleri Türkiye’de
gerçekleştirmek istiyoruz. İlk etapta 55 mühendis ve uzman
kadrosuna çıkacağız ve bu kadronun büyük bir kısmı da doktoralı
arkadaşlarımız olacak.
Tübitak
ile işbirliğimiz devam ediyor; Sayısal Radyolink konusunda
özellikle üçüncü nesil hizmet verecek olan projeler üretiyoruz.
İleriye dönük olarak da yakıt hücresi ve yakıt pilleri konusunda
da projeler üretmeye çalışıyoruz.
PlatformA,
bizim grup şirketlerimize yeni katıldı; PlatformA’nın amacı da
Ar-Ge şirketleriyle ihtiyaç sahiplerini bir araya getirerek
araştırma geliştirmeyi daha aşağılara indirebilmek, Kobi
seviyesine indirebilmek, proje yönetmek, Ar-Ge kaynağı yaratmak
ve malzeme mühendisliği ile Ar-Ge projelerini Türkiye’de
desteklemek, onların aramıza katılmasıyla da daha küçük
şirketlerle işbirliği olanaklarımızı artırmaya çalışıyoruz.
“Aklım-Fikrim Merkezi”
bir sosyal sorumluluk projesi olarak başladı. Fikri olan,
prototipi olan insanların başvurduğu bir merkezimiz var. Burada
birtakım özellikler var; projeleri, telekom, savunma, enerji,
sağlık sektöründe de bekliyoruz. Elektronik nano teknolojide Bio-Teknoloji
projelerin başvurmasını istiyoruz.
Özellikle,
paketlenebilir uç teknoloji benzersiz, görüntülenebilir olsun
istiyoruz. Sanal ortamda geliştirilen projeleri desteklemiyoruz.
Süreç de şu şekilde işliyor: Başvurular geliyor, ön
değerlendirme kurulundan geçiyor, çeşitli kaynaklar buluyoruz,
kendimiz destekleyebiliyoruz, AB fonlarına gidebiliyoruz, süreç
yönetimi desteği veriyoruz, üniversitelerle işbirliği yapıyoruz,
değerlendirme kurulumuzda iki tane üniversitemiz var; Yıldız
Teknik Üniversitesi ve Kocaeli Üniversitesi ile birlikte, proje
onaylandığı takdirde, elimizden geldiğince bu genç arkadaşları,
fikri olan insanları desteklemeye çalışıyoruz. Yaklaşık 9 aydır
çalışıyor; 320 tane başvuru oldu. Şu anda da 6 tane patent
başvurumuz var. Eminim ki Türkiye’nin bu eksiğini de bu şekilde
gidereceğiz. Patent sayısını da elimizden geldiği kadar
artırmaya çalışacağız.
Savunma sanayi konusunda
neler yapabiliriz; proje üretebiliriz, alt sistem entegrasyonunu
yapabiliriz, bakım-onarım bekası için destek verebiliriz, Ar-Ge
faaliyetlerinde bulunabiliriz –ki, şu anda bulunmaya başladık-
Ar-Ge yapanları destekliyoruz.
Sistem üretimi konusunda
çok ciddi bir üretim kapasitemiz var şu anda; elektronik üretim,
elektro-mekanik üretim, kablo gibi. Yurt içi ve yurt dışında çok
yaygın bir bakım teşkilatımız mevcut.
Hedefimiz, milli bir
kuruluş olarak savunma sektör içinde görev almak, işbirliğine
katkıda bulunmak, özgün ürünleri geliştirmek, projelerde
işbirliği yapmak, yurt içi ihtiyaçların karşılanmasında görev
almak, ama belki ikinci turda bazı rakamlar vermek istiyorum.
İhracat potansiyelimizi de değerlendirerek savunma sektöründe
daha çok ihracat yapabilmenin olanaklarını bulmak, hedeflerimiz
arasında yer almaktadır.
OTURUM BAŞKANI-
Teşekkür ediyoruz.
Aramızda taşıyıcı şirket
olarak telekom alanında önemli bir rolü olan Turkcell’in
oluşturduğu, Turkcell teknolojinin temsilcisi yeni bir şirketin
temsilcisi olarak Semih İncedayı var.
Semih beyden, öncelikle
bizim için de yeni olan, Turkcell Teknolojinin hedeflerini
öğrenelim, sonra, ikinci turda diğer konulara girelim.
SEMİN İNCEDAYI (Turkcell
Teknoloji Genel Müdürü)-
Turkcell Teknoloji, resmi olarak Gebze Tübitak Marmara Araştırma
Merkezinde haziran ayında resmi kuruluşu yapılmış bir oluşumdur.
Aslında Nisan ayı itibarıyla faaliyet gösteren bir şirkettir.
2007 Nisan ayından beri faaliyet gösteriyor. Henüz bir yaşında
değil, ama Turkcell içinde yıllarca Ar-Ge faaliyeti
sürdürülüyordu. Biz sadece bunları bir çatı altında
birleştirdik.
Vizyonumuz, Turkcell’in
vizyonuyla aslında çok örtüşüyor. Kendi alanımızda öncü ve örnek
olmak. Bu sabahtan beri hepimizin konuştuğu gibi, aslında
hepimizin hedefi aynı; yerli işgücüyle teknoloji üreten uluslar
arası bir liderlik bizimde en büyük hedefimizdir.
Bizim stratejik anlamda
bu şirketi kurarken hedeflediğimiz amaçlarımızın en önemlileri;
global rekabette stratejik fark yaratmak, yerli işgücüyle
teknoloji üretmek ve bunu ihraç etmek. Şirketimizi küresel
çerçevede, teknoloji merkezi haline getirerek tersine beyin göçü
sağlamak. Zaten son zamanlarda, biliyorsunuz, Amerika’daki
resesyon sayesinde ciddi anlamda Türk mühendisi Türkiye’ye doğru
tersine bir göçe yöneldi. Bunlar için bir cazibe merkezi
oluşturmak istiyoruz. Bu konuda, resesyonun başladığı günden bu
yana çok değerli başvurular yapılmış durumda ve biz bunları
değerlendirmeye çalışıyoruz.
Üniversiteler, araştırma
merkezleri ve ekosistemimizdeki paydaşlarımızla işbirliği
yaparak teknolojik birikimimizi büyütmek istiyoruz.
En çok neye
odaklanacağımız konusuna geldiğimizde, tabiî ki Ar-Ge ve
inovasyondur diyoruz. Çünkü bu sayede ancak dışa bağımlılığımızı
azaltabiliriz. Bugüne kadar telekom sektöründe özellikle GSM
sektöründe dışa bağımlılık oldukça yüksek oranlardaydı. Turkcell
Teknoloji’nin en önemli araçlarından birisi, dışa bağımlılığı
azaltabilmek için içeride yazılım geliştirmek, patentli yazılım
geliştirmek ve bunun da ülke varlığına değer katmasını
sağlamaktır.
Özellikle uluslararası
çalışma gruplarında ciddi anlamda faaliyet gösterme çabalarımız
var. Ekosistemimiz küçüklü büyüklü bir çok firmadan oluşuyor.
Oldukça yeni ama, Turkcell’in daha evvel kurmuş olduğu katma
değerli servisler ekosisteminden bize doğru akan ciddi anlamda
firma var. Oralarda büyük başarılar elde etmiş, ülke ve hatta
bölge çapında önemli başarılar elde etmiş, az önce de duydunuz,
Telenity gibi firmalar şu anda bizim ekosistemimizde bulunmakta
ve biz bu firmalarla birlikte yeni Ar-Ge faaliyetlerini birlikte
yapma çabamız sürmektedir.
Nasıl bir çalışan
profilimiz var? Aslında oldukça büyük bir Ar-Ge şirketiyiz.
Baktığınızda yeni ama, şu anda 250 civarında olan sayımız 2008
yılı sonunda yaklaşık 300 kişi olacak. Bunların sadece 79 tanesi
Gebze’de. Şu anda 30 yıllığına kiraladığımız bir alanda Gebze’de
yeni yerimizi yapmaktayız.
Yaş ortalamamız 27.
Biliyorsunuz inovasyon için önemli bir yaş. Hep söylüyoruz;
inovasyonda yaş sınırı var. Bir süre sonra insanlar bir şeyler
bulamıyorlar. Ama, gençlerin yapacağını umuyoruz ve bunun için
onları bir araya toplamaya çalışıyoruz.
Cinsiyet dağılımımız
biraz kötü. İnşallah onu düzelteceğiz. Savunma sanayinde de çok
farklı değilmiş, bugün onu da gördüm.
Mezuniyet durumuna
baktığımızda oldukça iyi durumda olduğumuzu görüyoruz;
çalışanların yüzde 43’ü bilgisayar mühendisi. Türkiye’nin birçok
seçkin üniversitesinden mezun kişileri bir araya getirdik ve
gerçekten de en iyileri bir araya toplamaya çalışıyoruz.
Okullardan mezun olmadan, derece ile mezun olabilecek
öğrencilerle görüşüyoruz. Bu, Microsoft’un uyguladığı bir
taktik, belki bilirsiniz, Eylül ayında geliyorlar, o sene mezun
olacak birinci, ikinci ve üçüncüleri alıp, imza attırıp,
Seatle’da çalışması için sözleşmelerini verip gidiyorlar. Biz
Eylül ayına yetişemedik ama Şubat ayında yaptık ve gelecek sene
epeyce dereceli arkadaşımızı aramızda göreceğiz inşallah.
Avrupa Birliği Çerçeve
7’de faaliyet göstermeye çalışıyoruz. Tabiî bunu, daha çok
Turkcell teknolojisine geçmemiş Ar-Ge kısmımızla yürütüyoruz,
çünkü asıl kaynağımız orada. 150’den fazla kişimiz var. Şu ana
kadar birinci çağrıda 9 projeye başvurduk. Bunlardan birisi
kabul edildi; WiMax’in ilerideki standartlarını oluşturmak üzere
kurulan bir WiMagic Projesi, Avrupa’da cidden oldukça ileri bir
proje. Bu işle uğraşan firmalarla birlikte aslında bu projeyi
aldık. Bunların arasında Alcatell Lu. Var. Türkiye’den Bilkent
Üniversitesi ve Kadir Has Üniversitesi ve yine Avrupa’dan da
firmalar var. Bunlarla birlikte Turkcell de WiMax’ın geleceğini
şekillendirmeye çalışacak grubun içindeyiz.
İkinci çağrı döneminde
de 2 projede yer aldık; Eureka tarafında da gerçekten ciddi
çalışmalar yapıyoruz. LOOP isimli bir projemiz var. Sabah
oturumunda konusu geçti, bulunduğunuz ortamda bir çok erişim
şebekesi var. Bunlar WiFi olabiliyor, GSM olabiliyor, 3G
olabiliyor vs. Bu projenin amaçlarından birisi, en kaliteli
hizmeti hangi şebekeden alıyorsanız onu sağlayabilmektir ve
tamamen bir Ar-Ge projesidir.
Bizim asıl alanımız
ITEA2. Yani, Turkcell Teknoloji’nin alanı Eureka’da “ITEA”, yani
yazılım kümesinde faaliyetlere katılmaya çalışıyoruz.
Patent başvuruları
yaptık. Şu ana kadar bir çok projemiz içinde Teydep başvurusu
yaptık. Dediğim gibi, bunları Nisan 2007 tarihinden beri
yaptıklarımız olarak görmenizi istiyoruz.
Üniversitelerle ciddi
işbirlikleri yapıyoruz. Bu üniversite işbirliklerine çok önem
veriyoruz, çünkü gerçekten ileri giden tüm uluslara baktığımızda
en önemli noktanın üniversite işbirliklerinden geçtiğini, boşa
üretilen doktora tezlerinin, raflarda çürüyen master ve doktora
tezlerinin aslında en değerli zamanımızda ürettiklerimin
çürümesi olarak görüyoruz. Bunları değerlendirmek için
üniversitelerin master ve doktora öğrencilerine zaten Turkcell
olarak burs veriyoruz ve bu burs verdiğimiz öğrencileri de bazı
projeler için neredeyse zorluyoruz, çünkü gerçeklerden de o
konularda bir şey yaptıklarında bunlar bizim tarafımızdan ürüne
dönüştürülebilecek ve bu ürün de ülke içinde kullanılacak ve
patent haline gelebilecek. Buna çok önem veriyoruz. Bu nedenle
de üniversitelerle çok yakından çalışıyoruz.
Burada bir çok proje
var; “M-Learning”, İTÜ Bilgisayar ve Boğaziçi Bilgisayar
Mühendisliği bölümleriyle birlikte yapılan bir proje olup, e-learning’in
mobil hali. Yakında testler başlayacak. Umarım ülkemiz de bundan
faydalanacak. Bu kadar sınav dolu bir ülkede herkesin bundan
faydalanabileceğini düşünüyorum.
Yine yazılım ve testin
ölçümlenmesine dair Boğaziçi ile bir çalışma yapıyoruz. Bu
tamamen teorik bir çalışma olarak başladı. Şu anda pratiğe doğru
gidiyor. Ürettiğimiz için ne kadar büyüklükte bir iş olduğunu ve
ne kadar test edersek nasıl bir riskle piyasaya
çıkartabileceğimizi bu proje ile şekillendirmeye çalışıyoruz.
Bunun dışında, biraz
evvel saydığım WiMagıc projesi var. Turkcell Ar-Ge olarak bu
projeyi yaptık. Turkcell’in çok büyük, çok geniş, dünyanın
sayılı “Software Delivery Platform”u var, yani servis ürün
geliştirme platformu. Turkcell burada ürün geliştiriyor. Bu
platformu 9 değişik “vender” yaptı. Bu platformda Turkcell
servislerini geliştirirken “neden üniversite öğrencileri burada
servis geliştirmesin?” dedik ve bu projedeki test sistemlerini
üniversite öğrencilerine açtık. Biz bu öğrencilerden özellikle
öğrenci kolları bu konularda oldukça aktif, hep söylenir, bizim
zamanımızda böyle bir şey yoktu, ama şu anda geliyorlar ve biz
de bu proje ile birlikte bize de çok şey katıyorlar, biz de
onlara katmaya çalışıyoruz.
Üniversitedeki
öğrencilerin servis geliştirmelerini –illa bilgisayar mühendisi,
elektronik mühendisi olmasını gerektirmiyor- bunlar psikoloji,
tıp.. her türlü üniversiteden her türlü servisi geliştirebilecek
bir ortamdan olabilir. Aklında servisi olan herkes gelip burada
geliştirecek. Doğrudan rektörlüklerle imzalanan protokollerle
aslında bu süreç işliyor. Geliştirilen servisler hakkındaki tüm
fikri-mülki haklar geliştiren kişiye aittir. Arkasından da, eğer
bu kişi bundan para kazanacağını düşünüyorsa ve Turkcell de buna
inanıyorsa tabiî ki birlikte şirketleşmesi söz konusudur. Bu
eğer bir Ar-Ge projesi olacaksa da, yani patent üretimine
geçecekse de o konuda Turkcell Teknoloji olarak ilgili
öğrencilere yardımcı olmaya çalışacağız. Bundan da umutluyuz. 13
Aralık 2007 tarihinde bunun basın duyurusu yapıldı. En azından
35 üniversitede bunun kullanılacağını düşünüyoruz.
14 yılı geçen bu süre
içerisinde gelişen yeteneklerimizi burada sıralamaya çalıştık;
şebeke çözümleri, servis platformları, SIM bazlı çözümler, kanal
yönetimi, veri madenciliği, ücretlendirme, faturalandırma,
kampanya yönetim sistemleri ve yeni nesil iletişim
teknolojileri…
Yapmaya çalıştığımız
binanın görüntülerini size sunuyorum. Haziran ayında açılışı
düşünülüyor. Sizleri de davet edeceğiz. Söyleyeceklerim şimdilik
bu kadardır, hepinize teşekkür ediyorum.
OTURUM BAŞKANI-
İstanbul ciddi manada burs atağına geçmiş gibi geldi bana.
Aklım-Fikrim Merkezi.. Ben TBD üyesi olduğum için oradan da
ortaklığımız var; TBD-Turkcell ortaklığında ciddi bir üniversite
bursu veriliyor. Bu konuda Turkcell oldukça iyi bir kaynak
ayırdı. Bu da takdire şayan bir durumdur.
Biz de Ankara’da boş
durmuyoruz; bunun da reklamını yapayım izin verirseniz. ODTÜ
Teknokent’de “Yeni Fikirler, Yeni İşler” yarışması var. Bu
yarışma üç yıldır yapılıyor. Bu sene biz de 50 bin YTL’lik
oldukça iddialı bir bütçe ile bir ödül koyduk. Ödülü, savunma
sanayimizin önder kuruluşu Havelsan verecek!.. Biraz evvel
burada onu bağladık. Arada, yarışmaya bütçesiz çıktığımızı fark
ettik, orada “Savunma Sanayi Özel Ödülü” var. Engin Kan Vakfının
“Inovasyon Ödülü” devam ediyor. Aynısını, Hacettepe Teknokent
Biomedical konusunda yapıyor.
Aslında öğrencilik
dönemlerinde bunları yaşayamamış bizim gibi bir jenerasyon için
çok heyecan verici. Ben geçen hafta kurucu başkanı olduğum, ODTÜ
Öğrenci Kolu toplantısındaydım. Arkadaşlar hakikaten de
söylediğiniz kadar heyecanlı ve teknoloji şirketlerini neredeyse
itecek kadar da istekliler. Bunun farkına iş dünyası da varmış
durumda. Bunu pozitif bir enerjiye döndürecekler gibi görünüyor.
Multitek
Ar-Ge ile devam edeceğiz. Ensar Gül, buyurun.
ENSAR GÜL (Multitek Ar-Ge)-
Teşekkür ediyorum.
Efendim, Multitek 1989
yılında kurulmuş bir şirkettir. Telefon santrali üretiyor.
İkinci bir ürün grubu var; apartman interkom sistemleri. Bu
sistemlerde Türkiye’de bir numara, santral pazarında ise iki
numaradır. Pek fazla adı duyulmamış bir şirket olabilir;
“Multitek kimdir?” diye sorduklarında, biz, “Karel diye bir
firma var, onu biliyor musunuz?” diye soruyor, “biliyoruz”
derlerse, “işte biz onun küçüğüyüz” diyoruz.
Multitek
Ar-Ge, üç yıldan beri Multitek’in Ar-Ge’sini yürütüyor. Multitek;
donanım ve yazılımın tamamını Türkiye’de geliştiriyor. Üretim de
yerli. Telefon üretimini iki sene önce Çin’e kaydırdı. Diğer
ürünler ise, santraller ve interkom sistemleri hala Türkiye’de
üretiliyor.
Multitek
Ar-Ge olarak; Multitek için iki ürün üzerinde çalıştık; birisi
Royce URP Gateway, bu tamamlandı ve üretime girdi. İkincisi,
Hibritsantral. Analog ve TDM altyapısı ve hem de IP altyapısı
var santralde. Hepsini birleştiriyor. Bu ürün de tamamlandı.
Resmen açıklanmasa da şu anda satılmaya başlandı.
Bu santrallerin bir
özelliği var; ölçeklenebilir. Yani diyelim ki siz 16 aboneden
başlıyorsunuz, bin küsur aboneye çıkıyorsunuz. Aynı kartları
kullanıyorsunuz. Başka böyle bir santral var mı bilmiyorum. Bu
da yeni geliştirdiğimiz santralin özelliklerinden birisidir.
Multitek
şu ana kadar savunma sanayinde benden önce bir iş yaptı mı bunu
bilmiyorum, yapmadı ama şu andaki birikim itibarıyla yapacak
güçtedir. Hem donanım ve hem de yazılım yerli olarak yerli
olarak yaptığımız için büyük bir birikim oluştu.
Ayrıca, yine
bahsetmediğim küçük ürünler var; örneğin, Multitek’in ürettiği
FCT cihazları var.
ADSL
modem üretti. Şu anda da çok az sayıda üretiyor. Bu tür yan
ürünleri de var.
Bir de büyüklüğünden
bahsetmek gerekirse çok büyük bir firma değil; Ar-Ge’de yaklaşık
olarak 8 kişi çalışıyor. Bunlardan 2 tanesi doktoralı, yüksek
lisans olan arkadaşlarımız da var. Teknisyen ve işçilerin sayısı
da 70 civarında. Bu kadar kişiyle, 70 teknisyen ve işçi, artı
7-8 kişilik Ar-Ge, yaptığımız ciro, senede 14 milyon küsur
dolar. Ayrıca, Multitek’in 20 ülkeye de ihracatı var.
Söyleyeceklerim bu
kadar, teşekkür ediyorum.
OTURUM BAŞKANI-
Gayet mütevazı başladığınız sunuşu
bir darbe ile bitirdiniz; çünkü, kişi başına ciroda ve
ihracatta, yanınızda oturan devlerin tamamını solladınız, bunu
söyleyebilirim. 8 kişilik Ar-Ge ile 14 milyon dolar!.. Sanıyorum
Turkcell bile bunu katlayamaz!
Savunma sanayinde önemli
bir oyuncu; Havelsan Genel Müdürü Sayın Faruk Yarman, buyurun
efendim.
Prof.Dr. FARUK YARMAN (Havelsan
Genel Müdürü)- Reklamlar kısmında benim söyleyeceğim bir tek şey
var; Havelsan, bir Türk Silahlı Kuvvetleri Güçlendirme Vakfı
kuruluşudur.
Benim bir huyum var;
sevgili Başkan çok iyi bilir, böyle yerlere hazırlanmadan
gelmem. Çalışırken, “Telekom’un savunma sanayiindeki yeri”
sorusu için ayrıca müsteşarlığımıza şükranlarımı arz ediyorum,
çünkü ben aşağı yukarı 30 senedir bu sektördeyim. İhracatımız o
kadar büyük değil, ama 30 yıldır dile getirmeye çalıştığımız bir
kriz var; doğru dürüst savunma sanayisi olan hiçbir ülkenin top
yekûn sanayi –batan Sovyetler Birliği hariç- entegrasyona
gitmeden yaşayamaz.
Geçenlerde İstanbul’da
deniz projeleriyle ilgili olarak katıldığım bir yerde de ifade
etmiştim; İstanbul sanayi aldı başını gitti, biz de bürokrasiye
ihaleler yoluyla mal ittirmeye çalışıyoruz. Burada, İstanbul
sanayi ile Ankara’daki savunmayı harmanlama fikri, buna Anadolu
sanayini de eklersek, çok ciddi anlamda Türkiye Cumhuriyeti
açısından bir fırsattır diye düşünüyorum.
Burada sihirli sözcük, “Diversification”.
Rahmetli Porter’ın çok güzel stratejileri var. Bunlardan birisi
“yayılarak büyüme”. Türkler nedense müteahhitlikten kalma bir
anlayışla, yaygın ama derinliği olma bir büyümeden yanalar.
Birisi “daralarak derinleşme”, ki maalesef bu şirketleri biz
küçük kalmaya mahkum ediyoruz, çünkü yayılarak büyüyenler yurt
içinden daralarak derinleşenlerden almak yerine, yurt dışında
yayılarak ve derinleşen devlerden almayı tercih ediyorlar. Bu,
ciddi bir sorun.
Dolayısıyla, top yekûn
sanayi ile savunma sanayini bir araya getirmek ve burada top
yekûn sanayinin belki ağababası durumunda olan telekom
sanayisini resme çekmeye çalışmak fevkalade yerinde bir
stratejidir. Haddim olmayarak bunu söylüyorum.
Havelsan
ne yapar; bir ana faaliyeti, iki yan faaliyeti olmak üzere
toplam üç faaliyeti var. Ana faaliyeti ki ben ona şöyle diyorum:
Havelsan, bir yüksek bilişim müteahhididir!.. Bu lafı ilk defa
duymuyorsunuz, hep benden duyuyorsunuz. Literatürde geçmiyor,
çünkü yüksek inşaat mühendisi var, yüksek elektronik mühendisi
var, niçin yüksek müteahhit olmasın? Hele de “bilişim
müteahhidi” neden olmasın?
Havelsan,
Türk Silahlı Kuvvetlerinin CFORISR alanında yazılım geliştirmek
üzere 1990’lı yılların sonuna doğru, 1997 yılında verdiği proje
üzerinde kurulmuş, ondan sonra pragmatizmle oportünizm arasında
bir çizgi benimseyerek oradan edindiği birikimleri dört alana
yaymaya çalışmıştır. Bunlardan bir tanesi hava ve savunma
sistemleridir. Biraz sonra bununla ilgili bazı şeyleri
söyleyeceğim.
Diğeri deniz savaş
sistemleridir. Bunları birbirlerinin türevi gibi de
algılayabilirsiniz. Simülasyon ve eğitim sistemleri ve yönetim
bilgi sistemleri.
Bu yönetim bilgi
sistemlerine ayrıca değineceğim, çünkü panelin ilk cümlesi “Türk
Telekom Havelsan ile ne yapıyor?” idi. Aslında bunu ben
anlamadım, keşke Paul de burada olsa, konuşsak.
Hava Kuvvetleri Bilgi
Sistemi Projesinin ağırlıklı bileşeni lojistik yönetimidir. O da
bir ERP paketini hızlıca, kurumsal kaynak yönetim paketine
dayalı birtakım uygulamalar gelişmiştir. Biz, aslında ana yüksek
bilişim müteahhidi olarak iki yan dalda; bir tarafta yazılım
geliştirirken bir taraftan da mühendislik destek hizmetleri
veriyoruz ve bu bağlamda da askeri alanda edindiğimiz
birikimleri sivil sektöre aktarmaya çalışıyoruz. Zannediyorum
Havelsan’ın en çarpıcı özelliği olarak, diğer savunma sanayi
şirketlerine baktığımız zaman bu olduğunu görüyoruz.
Bu yansının müellifi
aramızda; bir başka şirkette yer alıyor ama Hakan Çağlar’ı kote
etmezsek akademik disiplinde ayıp olacak, bu stratejiyi yapan en
kıymetli arkadaşlarımızdan birisidir. Sol tarafta sensörler, sağ
tarafta da silahlar var. Sensörler bir barış kartalı gibi, bir
Awacs uçağı olabileceği gibi, bir radar olabileceği gibi, bir
dürbün de olabilir, meltem uçağı da olabilir, deniz platformu da
olabilir. Bu sensörlerden çeşitli birimlere inanılmaz bir veri
trafiği akmaktadır. Bu veri trafiği bir şekilde, birtakım ara
kademelerden geçerek – Havelsan bunları yapıyor- entegre ediyor,
bir komuta kontrol sistemi içinde eritip karar destek sistemine
dönüştürüp, komutanlara, sağ yanda gördüğünüz, hangi silahlara
emir vereceğini söylüyor.
HVBS
devreye girdikten sonra bunun üzerine oturduğu, Türk Silahlı
Kuvvetlerimizin medarı iftiharı, Türk telekom sunumunda adı
geçen, Tafics projesinin üzerine oturuyor. Bir iletişim
sisteminin transmisyon katmanındaki trafik kaldırma yüküne
bakarsanız HVBS gibi iki uygulama olması halinde çok ciddi
altyapıya, yeni yatırımlara, ama daha önemlisi telekomünikasyon
dünyasında bir şekilde yeni fasilitelere, yeni hizmetlere
ihtiyaç olacaktır.
Havelsan
bu yaramazlıkla da kalmadı, dedim ya, askeri alandan sivil alana
atlama konusunda enteresan bir dirayet gösterdi ve e-devlet
projelerine girdi. E-devlet projeleri aslında bizim MSI
uygulamalarımızın, e-dönüşüm Türkiye fırsatına aktarılmasıdır.
Bir taraftan da –o ne kadar sivilse- İçişleri Bakanlığına bağlı
olduğu için söylüyoruz, anayurt güvenliğine girdi. Türkiye’nin
önümüzdeki on yıl içinde bu yatırımları yapması halinde, enayi
gibi, karakucak, telekomünikasyon backbone’nun milyonlarca dolar
yatırım yapması bir çılgınlık gibi görünüyor.
Ne yapmaya çalışıyoruz
Havelsan’da; bir vizyon koymaya ve bu yapıyı mümkün olduğu kadar
fraktalize etmeye çalışıyoruz. Aşağıda sensör seviyesi
sistemler, ondan sonra platform seviyesinde bir entegrasyon
–burada fazla bir iletişim yok- onun üstünde entegre komuta
kontrol sistemi, ister anayurt güvenliği olsun, örneğin
Antalya’nın kent güvenlik sistemini Aselsan ile birlikte yaptık.
Orada WiMax mı kullanacağız, fiber mi kullanacağız, sabit hat
mı, dağıtık yapı mı, bütünleşik yapı mı?... Bunlar önemli değil
ama siz 81 vilayetin kent güvenlik sistemini kuracaksınız,
Ankara’da, Kızılay’da ıslık çalarak dolaşan adam kameralara
yakalanacak, Diyarbakır polisi tarafından aranıyor olacak ve
bulunamayacak! Hep aynı örneği veriyorum; İstanbul köprüsünün
Avrupa yakasından kameraya plaka girecek, çalıntı bir araç
olacak, diğer uçta polis bekliyor olacak ama bir veri tabanına
inip, interaparabilite esasına göre, o aracın çalıntı olduğunu
tespit edip durduramayacak. Böyle bir şey yok!
Türkiye’nin, önümüzdeki
on yıl içerisinde savunma sektöründeki birikimleriyle
birbirinden tamamıyla bağımsız olarak geliştirdiği komünikasyon
sektöründeki birikimlerini sentezlemek zorundadır.
Türkiye ve dünyadaki
bilgi teknolojileri pazarına şöyle bir bakıyorsunuz, 2004
yılında 15.2 milyar dolardan 2006 yılında 20 milyar dolara
çıkmış. Çok büyük bir para. Sonra, dünya ile mukayese ediyorum,
2010’a iz düşürüyorum, aslında büyüme bizde çok yüksek, ama alt
sektörler bazında bakarsanız Türkiye’nin ICT pazarı 2006 yılında
20.9 milyar dolar. Müthiş bir büyüme, ama bunun 5.5 milyar
doları, dünya pazarının binde 3.7’si, en hızlı büyüyen bileşen,
yüzde 42.5 ile yazılım pazarı. Ama dikkat; bizim Türklerin
kendini kandırma konusundaki maharetleri karşısında hayretler
içinde kalıyorum. El alemin yazılımını alıp üzerine marka çakmak
Türkiye’yi kurtarmaz arkadaşlar; sadece cari açığı büyütür,
ekonomiyi büyütür ve sonra hep beraber çakılırsınız. En hızlı
büyüyen yazılım pazarında en baba mühendislerimiz pazarlama
mühendisi olarak çalışıyor. Bu bir ayıptır.
Bizlerin yaş ortalaması
27’dir. Bu, inovasyoncuların ilk inovasyonu, “27’yi geçenler
inovasyon yapamaz” demek oluyor. Ben onun için iki tane 27 ile
duble inovasyoncuyum diyorum!..
Hanımlar meselesine
gelince, bu arada bir rekorumuz var, Havelsan’da hanım nüfus
oranı yüzde 27’dir. Ama, Allah’tan, çapkın erkek nüfusunun oranı
yüzde 1 civarında ve onları da hemen evlendirdik.
Şimdi, patlamaya
bakıyorsunuz; bilgisayarlar, audio video falan derken hızlı
büyüme ADSL hizmetlerinde oluyor. Ben düşünüyorum; acaba Türk
Telekom ve mobil taşıyıcıları savunma ve anayurt güvenliği
pazarına sokmalı mıyız?. Nasıl sokmalıyız, yani hatları haki
renge mi boyayacağız, buna iyi bakmamız lazım. Keza, yazılım
pazarındaki büyüme AIP endüstriyel yazılım ve mobil uygulama
konuları da dikkate ve değerlendirmeye değer.
Konuşan Türkiye
nerede?.. Allah selamet versin, eski bir Cumhurbaşkanımızın
ifadesidir, konuşmak konusunda eyvallah, ama konuşarak para
kazanıyor muyuz buna bakalım, ben böyle yapıyorum.
Mobil hizmetler 7
milyar dolar. Sabit telefon, mobil telefon kurulumunu
görüyorsunuz, internet hizmetleri, destek hizmetleri vs..
Herkes felsefe yapıyor
izninizle ben de felsefe yapmaya devam edeceğim. Tamam, un var,
yağ var, su var da helvayı karmak için hangi sistematiğe
sahibiz? Savunma Sanayi Müsteşarlığımız anayurt güvenliği
projelerinin ihalelerini yapabiliyor mu? Ben İçişleri Bakanına
dedim ki, Sayın Bakanım, 3238 sayılı yasa var, onu
kullanmazsanız 1 liralık şeyi bir yılda alırsanız, kabul
muayeneleri de 2 yıl sürer.
Dünya bilişim pazarına
baktığımız zaman Türkiye’de taşıyıcı hizmetlerin dünyadaki yüzde
43’e karşı daha büyük, yüzde 61 olduğunu görüyoruz. Konuşan
Türkiye diyoruz da, ne konuştuğumuz da çok önemli. Diğer tarafa
baktığımız zaman IT donanımları yüzde 14. Yukarıda, dünyadaki
oranı görüyorsunuz. Yazılıma bakıyorsunuz bizde yüzde 4, hizmet
yüzde 8, sarf malzeme, telekom donanımları yüzde 12. Bu cihazlar
konusunda Karel gibi bir şirketi niçin önümüzdeki günlerde,
terminal cihazlarında savunma sektöründe görmeyelim?..
Görmeliyiz. Bakın, Gantek “geliyorum” diyor, Multitek
“geliyorum” diyor.
Reklamlar kısmını daha
ileri götürmek istemiyorum; bence yapılması gereken şey evvela
bir strateji formülasyonudur. O strateji de şudur: Savunma
ihtiyaçlarımızın, özellikle CFORSI sebebiyle, bugün artık deniz,
hava, kara, denizaltı, sahil koruma, jandarmanın inanılmaz bir
veri trafiğine ve bunun üzerine konuşlandırılacak yeni
servislere ihtiyacı var.
Bununla ilgili olarak da
nasıl ki 1970’li yılların sonunda başladı, 1987-88’e kadar
sürdü, o zaman Genelkurmay’da TAPO diye bir ofis vardı, bir ofis
kuralım, TAFO’yu beklemeyelim, burada yapalım, belki bir
yerlerde yapalım ama şunu yapalım: Modern Türkiye’nin e-devlet
hizmetlerinde güvenli bir iletişim ve data altyapısına ihtiyaç
var. Örneğin UYAP’ta biz, bütün vilayetlerde mobilize olduk, 40
bin kullanıcıya bir network çektik. Hava Kuvvetlerinde bu rakam
30 bindir. Toplam 70 bin etti. Tapu Kadastro’da uygulamayı
görüyorum, 100 bin kişi. E-devlet de devreye girdiği andan
itibaren ADSL vs. bu haliyle hiçbir işe yaramaz. Unutmayın ki,
kalitesiz telekomünikasyon hizmetini eski Sovyet Blokundan başka
kimse almak istemez.
Sonuçta, savunmada
gerçekten inanılmaz bir başlık oluşturup; “Telekomünikasyonun
Savunmaya Sanayine Muhtemel Katkıları ve Savunmanın
Telekomünikasyonla İlişkileri” konusunda bir stratejik plan
yapalım, konuşalım ve burada da savunma sanayimizin dev
oyuncuları ve alt yüklenicileriyle bilişim dünyamızın
oyuncularını bir araya getirelim.
Ama, ne olur bize şunu
yapmasınlar: Yurt dışında araklayıp getirip, Türkiye’ye
kakışlamasınlar! Gerçekten de katma değer yaratalım ve şu
çılgınlığı da yapmayalım: Orada Türk Telekom’un sabit hatları
dururken, burada Turkcell’in GSM şebekesi dururken, 3G kapımıza
dayanmışken deliler gibi yeniden bir tasarım yapmak değil,
mevcudun üzerine maliyet müessir olarak neyi koyacağız, buna
karar verelim.
Çok teşekkür ediyorum.
OTURUM BAŞKANI-
Teşekkür ediyoruz.
Aslında bu toplantının
organizasyonuna ilk başladığımızda Telekom Dünyası Dergisi ve
Telekomünikasyon Kurumundan arkadaşlarımızla konuştuğumuz zaman
her iki taraf da masaya kendi oyuncularını getirdi. Önce
listeler çarpıştı, o listelerde –açık söyleyeyim- benim
tanımadığım bir hayli şirket vardı. İtiraf edeyim, hani biz
kendimizi sektörler üstü falan gören bir kurumuz, epey bir zaman
harcamışlığımız var ama, mesela biraz evvel Ensar beyin rakamı,
çarpıcı bir rakam olarak hafızalarımızda yer etti.
Bir çok oyuncuyu da bu
oturumlar sayesinde öğrendik. Yani, ben sözlerinize katılıyorum,
bu bir başlangıçtır. Bir araya gelme şansını bulduk. Aslında
klasik olarak yaptığımızı gene yapalım. Bu bir istatistik
çalışmasıdır; bu toplantıya gelip de salonda en az bir yeni
firma ve oyuncuyu tanıdığını kabul edecek cesarette kaç kişi
var? Mükemmel! Cesur bir toplulukla karşı karşıyayız. Herkes
elini kaldırdığına göre en azından bir şirket tanımış veya bir
oyuncuyla ilgili fikir edinmiş oldu. Bu da iyi bir şeydir.
İkincisi, AB
projelerinde 7. Çerçeveye değinildi. Özellikle Turkcell
Teknoloji buna değindi, güvenlik tarafını geçen sene bir hayli
“drive” etmeye çalıştık. O konuda da güvenlik tarafında
şirketlerimizle birlikte birtakım çalışmalara katıldık. Bazı
şirketlerimiz, sizin ICT tarafında aldığınıza benzer rolleri
aldılar. Bence güvenlik ve ICT’de AB projelerinde ortak çalışma
kültürünü geliştirecek bir altyapı da bugün ortaya çıktı. Yani,
ICT tarafına bizim savunmacılarımız pek bulaşmıyorlar. Savunmaya
da ICT’ciler pek bulaşmıyorlar, yani iki tarafın eksiklerini bir
arada değerlendirecekleri bir nokta olarak duruyor.
Şimdi konuşmaların
ikinci raunduna geçeceğiz. “Bu raunt için konuşacak konum
kalmadı” diyenlere serbest atış! Şöyle bir şey yapabiliriz: Ne
tür bir işbirliği bekliyorsunuz, ne beklentiniz var?
Ben Anayurt Güvenliği
ile ilgili heyeti hazırlamıştım. O konuda bir hazırlık var.
Gelecek vaat ediyor. Ağ Merkezli Yetenek konusunda, örneğin,
Türkiye tarafında bir “Network Centric Operations Industry
Consorcium” oluşturduk. Bununla ilgili dairemiz bir çalışma
yürütüyor. O çalışmaya telekom bazlı şirketleri katabiliriz.
Benim aklıma gelen bir öneri de bu.
Türk Telekom olarak bu
toplantının sonunda ne görüyorsunuz, yakın gelecekte Türkiye’de
savunmaya ne tür katma değerli servisler sağlayabilirsiniz ve bu
konudaki bakış açılarınız nelerdir?
MEHMET TOROS (Türk Telekom)-
Teşekkür ederim.
Türkiye’de
telekomünikasyonun serbestleşmesi de çok yeni; resmi olarak
serbestleşmesi 2004 yılına dayanıyor. 2004 yılından bu yana, o
tarihte lisans alan operatörlere, şirketlere baktığımız zaman,
yanlış hatırlamıyorsam 46 adet lisans verilmişti. Bugün ayakta
kalan, faaliyet gösteren lisanslı telekomünikasyon işletmecileri
12-14 arasındadır. Internet servis sağlayıcılarına baktığımız
zaman yine aynı düzeydedir. Bugün yine internet servis
sağlayıcısı ciddi anlamda bakarsanız 6-8 arasındadır.
AB entegrasyonuyla
ilgili olarak gerçekten de Türk Telekom hala Türkiye pazarında,
telekomünikasyon ve veri pazarında dominant pozisyonunu
sürdürüyor. Bizim bu senenin sonundan 2009 yılı sonuna kadar
özellikle geniş banttaki Pazar payını veya ASDL ile DSL ürünü
veya daha hızlı internet teknolojilerindeki pazar payını yüzde
95’i, yüzde 5’lerden; yüzde 80’lerden yüzde 20’lere çekmeye
çalışıyoruz. Bu da yatırımla orantılı bir şeydir.
Bu arada Türk Telekom’un
özellikle Türkiye’ye ADSL getirme ile ilgili yapmış olduğu
yatırım 450-500 milyon dolarların çok üzerine çıkmış durumdadır
ve her sene de bu rakam gittikçe artıyor. Ancak, biz şu anda
Türk Telekom olarak geniş bant hizmetlerinde sadece kablonun
ucunu veriyoruz. Daha doğrusu hazır olan bir kabloya DSL
teknolojisiyle internete erişim hizmeti sunuyoruz. Şu anda
servis sağlayıcılar veya bizim kendi servis sağlayıcı şirketimiz
olan TTNet aracılığı ile herhangi bir içerik sağlamıyoruz, ancak
bu yılki hedeflerimiz daha agresif. Sadece TTNet olarak değil,
diğer internet servis sağlayıcısı kuruluşların, şirketlerin de
çeşitli yazılımları “inhouse” olarak oluşturulması veya katma
değerli servislerin üretilmesi.
Buraya kadar
anlattıklarım ticari olarak düşüncelerimizdir.
Savunma teknolojileri ve
Türk Telekom’un Türk Silahlı Kuvvetleri ile, Savunma Sanayi
Müsteşarlığı ile ilişkileri çok eskiye dayanıyor, ama yeterli
mi; hayır, biz bunu yeterli görmüyoruz. Bu arada Savunma Sanayi
Müsteşarlığı ile en son kurduğumuz ilişki, bu geçici binaya
fiberoptik kabloyu iki hafta içinde döşeyip servise vermekti.
Bu, bizim kurum ve şirketlere, daha doğrusu kurumsal şirketlere
yapmamız gereken olağan bir hizmet ama, bunun dışında
Türkiye’nin coğrafi konumuna baktığınız zaman, gerçekten de bir
köprü durumundayız ve dolayısıyla da bir ateşten gömlek giymiş
durumdayız. Sürekli olarak da gözlerimiz –insan olarak, kişi
olarak değil- elektronik olarak gözlerimizin açık olması
gerekiyor.
Bilişim teknolojileriyle
ilgili olarak, özellikle telekomünikasyon, bilişim ve savunma
sanayi arasındaki işbirliği, diğer konuşmacıların da bahsettiği
gibi, bir çok etkinlikler, faaliyetler ve yeni katılan
şirketlerle de gerçekten gurur duyuyoruz ama, aralarında bir
işbirliğinin olmadığını görüyoruz.
Turkcell’in
biraz önce bahsettiği, üniversitelerle yapılan işbirliği, onlar
da belli noktalarda hem Ar-Ge ye yönelik ticari ürünler
sunabilme, ama diğer dünya ülkeleriyle karşılaştırdığımız zaman
savunmaya yönelik bir ciddi atılımın yok denecek kadar da az
olduğunu görüyoruz.
Özellikle Almanya,
Japonya ve Çin’e baktığımızda, savunma sanayi ve savunma
teknolojilerine yapmış oldukları harcamaların genel bütçeye veya
genel giderlere oranı yüzde 30-40’ların çok daha üstünde
olduğunu görüyoruz. Bilişim ve telekomünikasyon olarak özellikle
belirtiyorum. Bir alıntı yapacağım; Çin Savunma Birimi,
Teknoloji ve Sanayi Komitesi Genel Sekreteri Sui Lay Yan.
Çin’deki savunma sanayi ve teknoloji işbirliğini, bilişim ve
telekomünikasyon işbirliğini şöyle özetliyor: “Savunma sanayimiz
makineleşmeden artık entegrasyon bilgi ve internet özelliğine
sahip, sayısal, askeri, sanayi yönüne doğru ilerliyor.” Çin, bu
konularda çok daha süper güçlerin arasına girmeye aday bir ülke,
ancak burada da bahsedildiği gibi, kopyalama yapmak suretiyle de
bunu geliştiriyor. Bizim de Türkiye içinde bu tür teknolojileri
üretir ve kullanır durumda olmamız şarttır.
Türk Telekom açısından
baktığımız zaman, bir tafics proje var. Bu proje 1985’lerde,
yanlış hatırlamıyorsam -Sayın Gözüm de buradalar- projeyi
başlatanlardan bir tanesidir, o yıllarda sadece ses
iletişimiyle, yani askeri birliklerin artık yavaş yavaş Türk
telekom veya o dönemdeki PTT’nin ticari şebekesinden ayırma ile
yapılmış olan ve aynı zamanda da Nato destekli bir projedir. O
tarihlerde “data” dediğimiz, sadece faks iletişimiydi veya çok
düşük hızlarda veri iletişimiydi. O tarihte yapılan şebeke hem
sadece fiberoptik altyapı sağlanmasıyla ilgilidir. Mikrodalga
sistemleri üzerinden de bu tür tafics projesi desteklenmiştir.
Projenin aslı tamamen
PDH ve SDH teknolojilerine dayanıyor. Daha sonra teknolojideki
ihtiyaçların, dana doğrusu silahlı kuvvetlerin ihtiyaçlarının
gelişmesiyle birlikte bugün DwDM ve ISDM teknolojileri ile
desteklendi. Ancak, komuta kontrol merkezleri, tatbikat veya
harekatların tek bir komuta kontrol merkezinden yönlendirilmesi
veri akışıyla orantılı olacağı için bu şebeke aynen korunarak
fiberoptik iletim sistemleriyle radyolink mikro dalga iletim
sistemlerinin uç teçhizatları ab…. edilmek suretiyle IPMPLS ki,
bugün dünyada en yaygın olarak kullanılan veri iletişim
şebekelerinden biri olan IPMPLS teknolojisinde biz tafics’e
acouple ettik. Yani bugün tafics ile de bugün IPMPLS şebekesi
üzerinden veri iletişimi sağlanır hale geldi. Bu da bant
genişliğinin çok fizıbl hale gelmesini sağlayan bir teknoloji
oldu.
Faruk hocam haklı; eğer
bir MPNS teknolojisi ile tafics projesini ap… etmeseydik, iki
uygulama ile bu şebeke kullanılmaz hale gelir ve veriyi
taşıyamaz hale gelebilirdi. Dolayısıyla, ihtiyaçlara paralel
olarak bu iletişim sistemlerimizde müşterek çalışmalar
yapıyoruz.
Bunun öncesinde Savunma
Sanayi Müsteşarlığı ile gerçek anlamda birlikte yapmış olduğumuz
en büyük projelerden birisi de Türksat Uyduları Projesidir. 1998
yılında başlamış olan çalışmalar 2001 yılında Türksat 2A
uydusunun uzaya gönderilmesiyle birlikte hayata geçti. Onun
içinde ne vardı; sabah Türksat adına konuşan arkadaşlarım
bahsetmiş olabilirler, Türk Silahlı Kuvvetlerinin uydu iletişim
ihtiyacını karşılayacak şekilde “transponder”’lar yerleştirildi
ki, bu ticari bantlar olan frekans bantları dışında xbant olarak
yerleştirildi ve tamamen transopder’ın da monitör edilmesi,
kontrol edilmesi de silahlı kuvvetlerin komuta merkezine
bırakılmıştı. Bazısında Türk Telekom için çok önemli ve güçlü
bir başlangıç oldu.
İnanıyoruz ki bu
toplantının, bu panellerin bütün katılımcı şirketlere, savunma
sanayine, silahlı kuvvetlere ve bizlere çok farklı hedefler
göstereceğini ve farklı yönlerde birlikte, müşterek çalışma
fırsatı yaratacağına inanıyoruz.
Bu arada, müsaade
ederseniz yaşanmış bir olaydan bir diyalog aktarmak istiyorum.
Buna benzer örnekleri çoğaltmak mümkün. Herkesin yaşadığı veya
dinlediği birtakım örnekler vardır. Telekomünikasyon ve
bilişimle Türkiye’de silahlı kuvvetlerin ilişkisinin güçlenmesi
temel olarak 1970’lere dayanıyor, yani 70’lerin başı. Bu da 1974
yılındaki Kıbrıs Barış Harekatıdır. Bu harekat sonrasında zaten
Aselsan’ın kurulma çalışmaları başlıyor ve ondan sonra zaten
teknoloji olarak da silahlı kuvvetlerin ihtiyaçlarının
giderilmesi konusunda çalışmalar yapılıyor.
Ben bu yaşanmış olayı o
tarihte helikopter tabur komutanı olarak fiilen harekata
katılmış bir silahlı kuvvetler mensubundan dinledim ve sizlerle
paylaşmak istiyorum. Harekatın ikinci gününde Anamur’dan 70-75
helikopter cephane, silah ve o arada cephe gidecek askerleri
havadan, denizden Kıbrıs’a taşıyorlar. İndirdikleri yer,
Beşparmak Dağlarının hemen arkası. Silahlı Kuvvetler
mensuplarımız –özellikle Hava Kuvvetleri mensupları- çok daha
iyi bilirler. Bir uçar birlik harekatı yapılıyor ve filolar
halinde uçuluyor. Herkesin uçuş yeri ve koordinatları belli.
Ancak, tek eksik telsiz haberleşmesi.
Bana anlattığına göre,
sadece tabur komutanlarının ve filo komutanlarının
helikopterlerinde telsiz var. Filoda uçan diğer helikopterlerde
haberleşme cihazı yok. O zaman şunu sordum: Peki, bu önemli bir
harekat. Nasıl koordine sağlanıyor?.. “Uçuş lideri ne yaparsa,
arkasındaki de ona uyup, onun yaptığı şekilde davranıyor;
iniyorsa iniyor, kalkıyorsa kalkıyor, geri dönüyorsa dönüyor..”
O tarihteki telsizler FM frekansında. Bir anons geliyor; “Yunan
uçakları sizin filonuza doğru saldırıya geçti, bütün
helikopterler Türkiye’ye geri dönsün.” Bu anons alınınca herkes
geri dönüyor. Telsizi olmayanlar da denizin ortasında, havada,
onlar da Türkiye’ye geri geliyorlar. Kıbrıs tarafında da asker
desteği bekleniyor. Cephane ve havadan operasyon desteği
bekleniyor. İki saat sonra bir emir geliyor; “Helikopterler
kalksın, aynı planı gerçekleştirsin, Beşparmak Dağları arkasına
asker ve cephaneyi indirsinler.” 70-75 helikopteri bir düşünün;
arı sürüsü gibi, tam o bölgeye iniş yaparlarken, iki saat
sonrasında da Hava Kuvvetleri aynı bölgeye paraşütle indirme
yapıyor. Düşünebiliyor musunuz?.. Bir yandan helikopterin
pervaneleri, diğer yandan havadan atlayan askerler!.. O gün çok
sayıda şehit verilmiş. Birkaç helikopter de kaçamamış ve zayiat
verilmiş.
Buradan çıkarılacak
büyük dersler var ki, bunlar Harp Akademilerinde de okutuluyor.
Bir komuta kontrol merkezi olsaydı, gerçek anlamda haberleşme
olsaydı, tahmin ediyorum o günkü operasyon çok farklı bir
şekilde gerçekleşirdi.
Son olarak, Türk Telekom
ve grup şirketlerimiz Avea, TTNet, Ar-Gela, Inola ve IC olarak
savunma sanayinde üstümüze düşen görevi ve diğer sektör
oyuncularıyla işbirliği yapmaya hazırız.
Teşekkür ediyorum.
OTURUM BAŞKANI-
Bahsettiğiniz o dönemden sonra çok yol alındı. Malum, Kardak
Krizi sırasında da benzeri haberleşme krizleri yaşandı.
Bahsettiğiniz 2 transmoder kiralama sözleşmesini imzalayan
taraflardan birisi olarak o zamanki Türk Telekom ilgili
dairesiyle, Türksat’tan arkadaşım arada anlattı, hakikaten bugün
Amerikalıların Afganistan’daki, ISAF’taki askerlerinin sahip
olmadığı imkanlara Türk Silahlı Kuvvetleri sahiptir. Herkesin
odasına hat çekiliyor, konuşuyorlar. İki transmoder üzerinden 16
g.., 32 araç ve çok sayıda sırt terminali Ankara merkez ve
Eskişehir yedekli olarak xbant haberleşmesini kullanıyorlar. Bu,
Türksat’ın kapsama sahasının tamamı için geçerli. Çok gurur
verici bir çalışma. Aynı şey şimdi Aselsan ile yeni nesil bir
telsiz sistemiyle devam edecek.
Bülent bey, neler
söyleyeceksiniz?
BÜLENT GÖNÇ (Gantek)-
Teşekkür ederim.
Konuşmamı hazırlamıştım
ama, buna pek sadık kalmayacağım. Bütün bu anlatımlarda şöyle
bir şey hatırladım: Ben Ankara TED mezunuyum. Lise sonda bir
İngilizce hocamız vardı. Yaklaşık 10 yıldır da Türkiye’de görev
yapan bir kişiydi. Bir gün bize şunu söyledi: “Bir Türk, bir
Batılı; Türk her zaman galip.. İki Türk, iki Batılı; berabere..
Üç Türk, Üç Batılı; Türk mağlup!..” Biz o zaman genciz. Çok
sinirlendik bu açıklamaya. “Neden mağlup olalım?” diye sorduk.
“Çünkü, siz kendi aranızda anlaşıp koordinasyon yapacağınıza,
birbirinizi yersiniz, Batılı da kendi arasında işbirliği yapar”
demişti.
Bundan alınacak bir ders
var; o günden bu güne birtakım gelişmeler sağladık ama biz hala
işbirliğinin temel kavramları konusunda aynı kültürü
taşıyamıyoruz. Hele şu anda bilgi ve iletişim teknolojisinde
çalışıyorsak, savunma sanayinde bilgi ve iletişim
teknolojilerini tartışıyorsak, işbirliği çok önemli bir kavram
olarak ortaya geliyor.
Şöyle bir görüşüm var:
Bilgi ve iletişim teknolojileri stratejik bir sektördür. Buna
“hayır” diyen var mı?.. Yani, savunma sanayi de çok stratejik,
devletlerin ana stratejilerinde de çok stratejik bir sektör.
Bugün baktığımızda, gelişmiş ülkelerde bilgi ve iletişim
teknolojileri stratejik sektör olarak tarif edilir, planlamalar
da buna göre yapılır. Dışa bağımlılık, bu sektörlerde minimize
edilmeye çalışılır.
Global ekonominin,
serbest piyasa kurallarının çok geçerli olduğu günümüzde dahi
burada stratejik sektörlerde ayrımcılık yapılır. Ben “pozitif
ayrımcılık” ifadesini çok seviyorum. Sabahleyin sevinerek gördüm
–tam olarak görmüyorum ama- yavaş yavaş anlamaya çalışıyorum ki,
Sayın Müsteşarımızın ve burada bir pozitif ayrımcılık niyeti
var. Katılıyor musunuz?..
OTURUM BAŞKANI-
Kim için pozitif ayrımcılık?
BÜLENT GÖNÇ
- Yerli sanayi için.
Efendim, buradaki mesele
şu: Özellikle bilgi ve iletişim sektöründe çalışan Kobi’lerin
savunma sanayinin içine alınması ve bir işbirliği ortamı
yaratılması için pozitif ayrımcılık bence çok önemli, ama bunun
planlı ve düzenli bir şekilde yapılması gerekiyor. Bu plan ve
düzene, hedefe ihtiyacımız var.
Ben biraz daha somut
konuşayım; bugün bu sektöre girmek isteyen Kobi’ler gerekli
güvenlik filtresinden geçtikten sonra Savunma Sanayi
Müsteşarlığı tarafından önümüzdeki 3-4 yıldaki hedeflerde A, B,
C konularında çalışma yapmaları şeklinde yönlendirilmeleri
gerekiyor. “Efendim, siz bu çalışmayı yaparsanız ben size 3 sene
sonraki bu işi vereceğim” diye bir konudan bahsetmiyoruz; bu,
ticari bir risktir, ama siz hangi konuda ihtiyacınız olduğunu,
hangi konularda çalışma yapılması gerektiğini, hangi konularda
yerli sanayinin gelişmesi gerektiği konusunda bu firmalara
bunları açtığınız takdirde ve bu kapıları ortaya koymanız
halinde bu firmalar bu konuda ciddi çalışma yapabilirler.
Bugün için en büyük
eksiğimiz, stratejisini koyan, vizyonunu koyan şirketlerin
buraya geldiklerinde –bazı konuşmacı arkadaşlarımız da bunu
sordu- kapıların arkasında ne olduğu hakkında çok fazla fikir
sahibi değiller. Yatırım yapmak istiyorlar, niyetleri ciddi.
Süreçleri, hedefleri ciddi olan –ki, siz bunu başlangıçta bir
filtreden geçirebilirsiniz- firmalar için ondan sonraki beş
yıllık planlarınızı beraberce paylaşıp, hangi konularda,
özellikle yazılım konusunda neler yapılacağı konusunda hedef
tayin etmeniz lazım. Bence bu en önemli işbirliği prosedürüdür.
İkinci noktamız, hepimiz
gayet iyi biliyoruz ki, her türlü teknolojiyi burada yerli
olarak üretemeyiz. Dolayısıyla, bazı teknolojilerde, bilgi ve
iletişim teknolojilerini de dışarıdan almak zorundayız. “Yüzde
100 yerli olmak” diye bir iddiamız olamaz. Ancak, dışarıdan
transfer ettiğimiz teknolojilerde de birtakım katı kuralların
konulması taraftarıyım. Bu katı kuralların konulmasında da
muhakkak Türkiye’deki yerli bir ortağın olması ve bu yerli
ortağın da ciddi bir katma değer yaratması gerekir. Bunu çok net
olarak ortaya koymak lazım.
Şöyle söyleyeyim:
Gelişmiş, global ekonominin önemli oyuncuları olan bir sürü
devlete baktığımızda, orada yerli sanayisini hiçbir kayda-kuyda
tabi tutmadan nasıl kolladığını sonuç istatistiklerinden
görebiliyorsunuz. Eğer 100 bin yatırım yapılmışsa, 50-60 birimin
yerli sanayiye gittiğini görüyorsunuz. Ama böyle bir kanun,
talimat ve kural da yok. Müşterek bir anlayış var. Yerleşmiş bir
kültür var. Çünkü şöyle bir şey daha var: Bugün biz koordineli
çalışmadığımız için istediğimiz verimliliği sağlayamıyoruz.
Faruk hocama katılıyorum, verimli çalışmamız lazım. Ben
hatırlıyorum, 90’lı yılların ortasında Türkiye’de 32 tane
kamunet projesi vardı ve bunların 5-6 tanesi hayata geçebildi
ama 32 tanesine yatırım yapıldı ve bazı yatırımlar da bütçe
yetersizliği dolayısıyla sonuçlandırılamadı.
Bu bakımdan, koordineli
çalışıp daha verimli olmak zorundayız, çünkü bizim kaynaklarımız
kısıtlı.
Son olarak şunu söylemek
istiyorum: İnsan kaynağımız son derece önemli. Ben uzun
yıllardır bu sektördeyim ve sektör içinde benim ilk günden beri
var olan inancım her geçen gün daha kuvvetlenerek gidiyor. Son
yıllarda da bir şansım oldu, İstanbul Teknik Üniversitesinde
Bilgisayar Mühendisliğinde ders veriyorum. Başka bir konudan
anlamam. Bu dersler bana büyük bir keyif veriyor. Çok kıymetli,
çok yetenekli bir insan kaynağımız var ama, maalesef biz iyi
yönlendiremediğimiz için, bu insanları iyi şekilde
planlayamadığımız için gerekli verimi de alamıyoruz. Türkcell’e
teşekkür ediyorum, Ar-Ge için adamları seçiyorsunuz,
planlıyorsunuz. Ben dördüncü sınıf talebelerine soruyorum, ne
yapacaksınız diyorum, yaklaşık olarak yüzde 50’si satış
mühendisi olmayı düşünüyor. Bu çok ciddi bir kayıptır. Onların
da önünü açabilecek çok iyi planlarla gitmemiz lazım. Bence
burada kamuya ve büyük özel şirketlere de kesinkes büyük bir
görev düşüyor.
Son bir konu,
“işbirliği” derken, savunma sanayinde Havelsan gibi büyük
oyuncularımız var. Dolayısıyla, yavaş yavaş bir kültür
değişimini orada hissediyoruz. Yani, Kobi’lerle birlikte iş
ortaklığının yapılması son derece önemlidir. Savunma Sanayi
Müsteşarlığımıza teşekkür etmemiz lazım, çünkü bu gayet
doğaldır. Özellikle bizim gibi yüksek teknolojide çalışanların
egosu çok yüksektir. “Her şeyi biz yaparız” deriz. Mühendis
olarak zaten bilgisayarcı olduğunuz zaman egonuz otomatik olarak
iki katına çıkıyor, ama lütfen bu konuda çok ısrarcı olun. Eko
sisteminin ortaya çıkarılması, ileride Türk ekonomisinde de çok
ciddi katma değer yaratacaktır.
Teşekkür ediyorum.
OTURUM BAŞKANI-
Toplamda herkesten çok konuşacakmışım gibi hissediyorum ama, çok
kısa notlar vermek istiyorum: Herkes kendi endüstrisini
kolluyor. Amerika’da geçen, iki hafta evvel Boeing’in solsource
olduğu bir alana, tanker uçaklarıyla ilgili EADS bir ihale
kazandı. Amerika ayaklanmış durumda. Tarihinde ilk kez böyle bir
şey oluyor.
AB’de savunma alımları
halen klasik ortak pazar alımlarının dışında bir muafiyetle
ülkelere bırakılıyor. Pozitif ayrımcılık her yerde var. ICT
sektörü ile ilgili olarak her konferansta söylüyoruz, bir gün
kızıp davet etmeyecekler ama, savunmacılarda da var, bu bir
kültürel zenginliktir, “yapamazsan yaptırma” kültürünün isim
babası benim. Yapamıyorsan yaptırmıyorsun. O ihaleyi iptal
ettirmeler, arkadan birtakım çalışmalar falan.. Bu kültürü
aşmak, el sıkmayı öğrenmek lazım.
İnsan kaynağı konusunda,
satış mühendisliği konusunda söylediğiniz doğru da, yine bizim
ICT oyuncuları Hintli mühendis ithal ediyorlardı bir ara, devam
ediyor mu bilmiyorum ama, Hintli mühendis ithal eden ülkenin çok
akıllı çocukları ne düşünürler, bunu bilmiyorum.
Suat bey, buyurun.
SUAT BAYSAN (Anel)-
Teşekkür ediyorum.
Ben ilk turda biraz
fazla zaman kullandım ama, müsaadenizle birkaç tane durum
tespiti yapmak istiyorum.
Türkiye’nin elektronik
ithalatı 2006 yılında 12.5 milyar dolar. Bu ithalata ürün olarak
baktığınız zaman yaklaşık eşit ağırlıkla, telekom, savunma,
tüketim elektroniği diye dağılıyor. Biz bu ithalatın yaklaşık
9.5 milyar dolarını, katma değer sağlayarak Türkiye’de üretime
çeviriyoruz. Ancak, sadece 5.5 milyar dolar ihraç edebiliyoruz.
Yani, bizim elektronik sektörümüz her yıl 7.5 milyar dolar cari
açık veriyor. Demek ki hepimizin üzerine düşen birtakım görevler
var.
Rakamlara biraz daha
bakıp birkaç konuda yaşanmış birkaç olayı anlatmak istiyorum.
Elektronik sektöründeki ithalatımızın ağırlığı, yüzde 50’nin
üzerinde, Uzakdoğu’ya, diğer ülkelere de aşağı yukarı eşit
olarak dağılıyor.
İhracatımıza baktığımız
zaman, ihracatımızın yüzde 70’i ise Avrupa Birliği ülkelerine.
Demek ki biz biraz elektronik sektöründe Uzakdoğu’dan ithal
edip, AB’ye ihracat yapıyoruz. Ancak, ihracat yaptığımız rakam
5.5 milyar doların kısa rakamlarını sizlere vereceğim,
detaylarını Tesid web sitesinden alabilirsiniz, durum hiç de iç
açıcı değil.
5.5 milyar dolar
ihracatımızın en büyük rakamı 3.8 milyar dolar ile televizyon ve
tüketim elektroniği ihracatıdır. Bu da görüntü güdümlerinden
kaynaklanıyor. Bu konuda yaşadığımız en son Plazma Tv ve LCD
televizyon ile katma değerimizde muhteşem bir düşüş yaşıyoruz.
Yani, biz ithal ettiğimiz ürünlere katma değer sağlamadan ihraç
eder durumdayız.
İhracatımızda savunma
sektörüne bakarsak, 5.5 milyar dolar içinde sadece 71 milyon
dolar savunma sektörü ihracatımız var. Bileşenler 150, telekom
800 milyon ama telekom ihracatımızda elektronik değil, daha çok
kablo, optik kablo ve telekomda kullanılan diğer kablolar. Demek
ki bizim hem üretimde hem de ihracatta çok önemli görevlerimiz
var demektir.
Biraz evvel Mehmet Toros
Bey Tafics’ten bahsetti. Tafics’in tarihi 1985 yılıdır ve bu çok
önemli bir yıldır. Çünkü 1985 yılında Türk Telekom PTT çok
önemli bir karar verdi ve “biz mekanik sistemlerden bir-iki
kademe ileri giderek sayısal teknolojiye geçeceğiz” dedi. Arada
başka teknolojilere geçebilirlerdi. O zaman İngilizce deyimle
“SP” deniliyordu, Stok Program deniliyordu, ama şirketleri
çağırarak “biz sayısal teknoloji yapmak istiyoruz” dediler.
Şirketler “elbette yapabilirsiniz, hiç sorun değil, hemen kurup
size satalım” dediler. Telekom, “hayır kardeşim, satamazsınız;
önce burada üreteceksiniz, burada ürettiğiniz ürünlerle ilgili
özellikle yazılım konusunda laboratuarlar kurup burada yazılımın
yerli üretilmesini istiyoruz” dediler. Üçüncü aşamada da
yazılımın tasarlanması istendi.
Bununla da kalmayıp,
“evet, şehirlere sayısal santraller kuracağız ama, kırsal alanda
kuracağımız sistemlerin özgün tasarım olmasını istiyoruz”
dediler. Ben o zaman Netaş’ta araştırma geliştirmeden sorumlu
genel müdür yardımcısıydım, ciddi bir plan yaptık. Ekiplerimizi
yurt dışına gönderdik. Eğitimler aldık. Ekiplerimiz bir sene
Kanada’da kaldı. Geldiler, Türkiye’de yazılım tasarlamaya ve
üretmeye başladılar. Ürettiğimiz, tasarladığımız özgün ürünler,
Netaş’tan çıkan Dicle ve Keban; Alcatell’den çıkan Mert ve
Levent; Sıemens’ten çıkan Anadolu Santralleri dünyanın her
yerine ihraç edildi. Demek ki hakikaten orada bir lider çıktı ve
dedi ki, “biz bunları yerli istiyoruz.” Bu sayede inanılmaz Ar-Ge
laboratuarları kuruldu, çok iyi insanlar yetişti ve Türkiye’ye
büyük bir katma değer sağlandı.
Ben daha sonra Siscom’da
Genel Müdürlük yaptım. IP teknolojisi Türkiye’ye 1990’lı
yıllarda çok hızlı geldi. Türkiye’ye de IP teknolojisi ile
ilgili çeşitli ürünler geldi. Bunlardan bir tanesi de IP telefon
idi. Bunu Türkiye’ye getirdiğimizde gördük ki, bu telefon
Türkiye’de uyumlu çalışmıyor. Ar-Ge yapmak, bir şeyleri
değiştirmek lazım. Mesela Türkçe voicep. koymak lazım. Biz
bunların hepsini yurt dışına, San Fransisco’ya bildirdik. Siscom,
dünyada satışlarının yüzde 17’sini Ar-Ge’ye ayıran bir şirket.
Yaklaşık bizim ihracatımız kadar, 5.5 milyar dolarlık Ar-Ge
bütçeleri var. “Biz bunları yaparız ama bunlar bizim öncelik
sıralamamızda 350. sırada. Bekleyeceksiniz” dediler. Türkiye’ye
bu ürünleri sokmamız lazım, nasıl bekleriz?.. Bir şekilde
bunları Türkiye’de tasarlamamız lazım, burada bir şeyler
koymamız lazım dedik. Büyük bir mücadele verdik. Hatırladığım
kadarıyla da 300 bin dolarlık bir kaynak aldık, Neotek diye bir
firma kurduk ve birtakım katma değerli yazılımları Türkiye’de
geliştirmeye başladık.
Avrupa’daki tek
araştırma ve tasarım merkezi Siskom, Türkiye’dedir, çünkü bu
inatçılığımızla bunu yaptırabildik.
Şuraya gelmek istiyorum:
Uzun zaman Türk Telekom’un yaptığı model Türkiye’de uygulanmadı,
ama şimdi bakıyorum yavaş yavaş oraya doğru gidiyoruz. Aslında
bu güzel bir gelişme; Telekomünikasyon Kurumumuz “üçüncü nesli
veriyorum ama, sayısal link yerli tasarlansın” diyor. Savunma
Sanayi Müsteşarlığımız 2012 yılına kadar yerli üretimi ve
tasarımı “iki misline çıkartalım” diyor. Çok güzel bir gelişme.
Yeni Ar-Ge Yasasıyla,
“Yerinde Ar-Ge”, 55 mühendisle teşvikler verilecek diyor. Demek
ki doğru bir yerde ilerliyoruz. Ben bundan çok memnunum;
işbirliklerimizin artması devam edecek.
Ancak, yine Türkiye’de
çalışan çok uluslu şirketlerin yöneticilerine de bir görev
düşüyor; her şeyi Telekomünikasyon Kurumu ve Savunma Sanayi
Müsteşarlığından beklememeliyiz, onların da bir şeyler yapması
gerekiyor. Ben, onların bilişim sektöründe uzun seneler
çalıştım. Biraz evvel Başkanımızın da dediği gibi, hakikaten
bilişim ve telekom sektörü birbirlerinin lisanını bile
anlamazlar. Konuşmaları, kısaltmaları bile farklıdır. Bilişim
Sektöründe, biraz evvel Bülent beyin dediği gibi, mutlaka onları
da “burada bir şeyler yapın, burada bir iş ortağı bulun, Ar-Ge
yapın, geliştirin, sizin en tepedeki şirketlerinizde her şey
yolunda gidiyor olabilir, milyonlarca dolarlık Ar-Ge yapıyor
olabilirsiniz ama Türkiye’de de bir katma değer yaratın” diye
ikna etmemiz ve karşılıklı olarak el sıkışarak hem devlet
tarafından hem özel sektörden bu problemi çözmemiz gerekiyor.
Ben, gelişmelerden
memnunum, iyi gidiyoruz ve inşallah bu konuda da daha
ilerleyeceğiz.
Teşekkür ederim.
OTURUM BAŞKANI-
Teşekkür ediyoruz.
Ensar
bey ile devam ediyoruz. Ensar bey, yakın dönemde kendi
sektörünüzden veya diğer yan sektörlerden sizin beklentileriniz
nelerdir?
ENSAR GÜL (Multitek)-
Beklentilerimizi söylemeden önce, belki hepimizin bildiği, fakat
benim de ders verirken sık sık tekrarladığım bir husus var, onu
gündeme getirmek istiyorum.
Tarihin seyrine şöyle
bir bakacak olursak, ilk ve orta çağlarda savunma sanayi
nasıl?.. İyi bir kılıcınız varsa, iyi okçularınız varsa ve
onları iyi kullanıyorsanız, iyi atlarınız varsa ve organizasyonu
da iyi yapıyorsanız –askeri alanlara aslında pek girmek
istemiyorum ama, sadece teknolojik açıdan konuşuyorum- güçlü
oluyorsunuz.
Sizin iyi bir kılıcınız
var ve siz benim düşmanımsınız diyelim. Ben bir şekilde o kılıcı
elime geçirirsem ve o kılıcı kullanmayı bilirsem, ne olur; ben
de aynı gücü elde etmiş olurum.
Daha sonra teknoloji
gelişiyor ve barut kullanılmaya başlanıyor. Atalarımız da barutu
çok iyi kullanabiliyorlar. İstanbul’da Tophane semtinde son
derece güçlü toplar yapılıyor. Teknolojide “delikli demir”e
geçildikten sonra ne oluyor; yine siz o topa ve mühimmatına
sahip olursanız onu etkili şekilde kullanabilirsiniz.
Gerek haberleşme
teknolojilerinde gerekse silah teknolojilerinde şu andaki durum
nedir; elektronik aşaması var. O aşamada, yine bir ölçüde
elektromanyetik interprans var ama, yine bir ölçüde başkasının
yaptığı cihazları kullanabilirsiniz. Mesela sistemde bir tank
varsa, tankın da elektronik devrelerinde bir kontrol ünitesi
varsa, o tankı satın alır, mühimmatını da kendiniz üretirsiniz
ve o gücü elde edersiniz.
1945 yılından sonra
“yazılım” denilen bir şey icat oldu. “Yazılım” nedir; bizim
kafamızdaki bilgilerin birtakım cihazlara aktarılması.
Başkasının yaptığı yazılımla çalışan bir cihazı siz satın alıp
kullanamazsınız. Ben buna yüzde yüz inanıyorum. Diyelim ki ben
santral işiyle uğraşıyorum, telefon santrali yapıyorum. Alcatel
büyük telefon santrali yapıyor, Sisko büyük trafolar yapıyor.
Bunun kaynak kodlarını size vermiyorlar. Verseler bile siz onun
ne yaptığını anlayamazsınız. Orada öyle bir kod parçası olur ki,
bir kriz esnasında sizin santrallerinizi telefonla arayıp,
belirli kodları tuşlayarak santrali çalışmaz hale getirebilirim.
Yani, yazılımın girmediği bir haberleşme cihazı var mı; yok!.. O
zaman biz bu cihazları satın alarak kullanamayız. Diyelim ki bir
savaş çıktı. Bu cihazlar en çok o zaman lazım olacak. Bu
cihazlar uzaktan durdurulabilir, kullanılamaz hale
getirilebilir.
Siz, dediğim gibi,
mekanik cihazları alabilirsiniz. O devir geçti, artık bütün
cihazlarda yazılım var. Artık bundan sonra yazılımın milli
olması şarttır. Bunun alternatifini göremiyorum.
Yazılımın milli olması,
bazı sistemlerin Türkiye’de üretilmesi şart. Özel sektörde
birikim yok, bu işi devlet üstleniyor. Atalarımızın dediği gibi,
“bir musibet bin nasihatten iyidir” diyerek, Kıbrıs
çıkartmasından sonra Aselsan kuruldu ve çok büyük işler yaptı.
Sonra devletin Havelsan gibi şirketleri oluştu.
Buradaki tehlike şu:
Sonu, Sovyet Rusya’daki gibi olmasın. Orada ne yapılıyordu;
bilimsel olarak çok iyiydiler, çok iyi mühendisler
yetiştiriyorlardı ve her şeyi kendileri yapıyorlardı. Adamların
uçak ve füze teknolojileri son derece iyiydi. Gerçi yazılım ve
elektronikte bu başarıyı sağlayamadılar ama ne oldu, ne pahasına
olursa olsun, yani serbest piyasa şartlarını göz önüne
almadıkları için her şeyi yaptılar ama sistemi götüremediler.
Yani, 90 yılında uçakları uçuramadılar. Neden; çünkü benzine
ödeyecek paraları yok. Ekonomik yönden başarılı olamadılar ve
sistem çöktü.
Devlet bazı şeylerini
yapsın. Yapmasını da ben gerekli buluyorum, fakat bu mantıkla
gitmeden, Sovyet Rusya’dan ders almamız gerekiyor. Sonu hüsran
olabilir!..
Peki, ne yapılmalı?..
Sayın hocamızın da dediği gibi, paylaşım yapılmalı. Ben kendi
alanımız itibarıyla paralel sistemlerle uğraşıyoruz. Bir sistemi
tasarladığımız zaman, bunu tek işlemciyle tasarlarsanız tasarım
daha kolaydır; ama, üç veya beş işlemci kullanırsanız, yani
dağıtık bir sistem tasarlarsanız bunun tasarımı zordur. Böyle
bir sistem, daha kararlı çalışır. Diyelim işlemcilerden birisi
durur, diğerleri işine devam eder. Yani bu işi başarmak zordur,
ama çok sağlıklı bir sistem, dağıtık sistem mantığı kullanılarak
yapılabilir.
Diyelim Aselsan veya
Havelsan gibi büyük şirketler, küçük şirketlerle çalışmayı –yine
Hocamızın belirttiği gibi- öğrenmeleri gerekiyor. Örnek
veriyorum; Aselsan sadece bir cihazın kutusunu değil de çekirdek
ailesini de herhangi bir cihazdan başka firmaya vermesini de
öğrenmelidir. O firma, alt yüklenici de o işi aldığı zaman o işi
yapmasını öğrenmelidir.
Diyelim ki Aselsan –veya
herhangi bir x firması- “her şeyi ben yaparım” mantığından çıkıp
yüzlerce firma ile çalışıyor. Bilgiyi dağıtıyorsunuz. Diyelim ki
bir işin 500 alt yüklenicisi var. Bilgi, 500 yükleniciye
dağıtılıyor, bu birincisi.
İkincisi, bu firmalar
devletin firması olmadığı için piyasa şartlarına göre
çalışıyorlar. Çok verimli çalışmak zorundalar yoksa piyasada
kalmaları mümkün değil, batarlar. O zaman da çok çevik
firmalarla çalışmış olacaklar ve bu bilgileri toplayacaklar, bir
araya getirecekler. Zaten baktığımızda –diyelim ki- Japon
firmalarından Sony’nin belki binlerce alt yüklenicisi var. Sony,
sadece bir marka. Bunları bir araya getiriyor; televizyonun bir
parçasını bir alt yüklenici yapıyor, başka bir parçasını başka
bir alt yüklenici yapıyor ve en iyi şekilde yapıyorlar, sonra
bunları bir araya getirerek televizyonu yapıp bütün dünyaya
satıyor. Bu, dünyada denenmiş ve çalışan bir sistemdir.
Türkiye’de de bu şekilde olmasını talep ediyoruz.
Bir başka husus olarak
şunu söylemek istiyorum; ben elektronik veya yazılımla
uğraşanlara baktığım zaman halkalar olarak çok ama çok küçüğüz.
Ben bir toplantıya gidiyorum, aynı arkadaşları ve aynı yüzleri
görüyorum; bir başka sempozyuma gidiyorum, yine aynı arkadaşları
ve aynı yüzleri görüyorum. Çok küçüğüz! Elektronikle uğraşan
arkadaşlar, elektronik üretimi yapan firmalar bir düzine bile
değiliz Türkiye’de. Yüzlerce olması lazım. Veya yazılımla
uğraşan firmalar da aynı şekilde; ODTÜ Teknokent’te firmalar
var, ama kaç tane? Binlerce olması lazım. Bu konuda teşviklerde
olsun, büyük firmaların iş paylaşımlarında olsun, bu firmaların
sayılarının artması gerekiyor.
Savunma Sanayi
Müsteşarlığı ne yapabilir?.. Yeteneklerine göre bir bilgi
bankası oluşturabilir. “Şurada şu isimli bir firma var ve şu
konularda çok yetenekliymiş.” Veya “Şu firma işlemci tasarımını
çok iyi yapıyormuş” ya da “gömülü sistemlerde yazılımı çok iyi
yapıyormuş, sistemleri hiç bozulmuyormuş” gibi bir bilgi bankası
tutabilir ve sonra da ihaleyi verdiği zaman da, “işin şu
kadarını yerli firmalara yaptırmak zorundasınız” veya “benim
veri tabanımda firma isimleri var, onlara gidip iş birliği
yapın” diyebilir.
Diğer bir konu; maalesef
ben uzun yıllar üniversitede çalıştığım için biliyorum,
üniversitelerde şimdi şimdi savunma sanayi ile ilgili projeler
yapılıyor. Ben gerçeği söyleyeyim; yurt dışında arkadaşlarımız
doktora yapıyorlar –kendim de bu gruba dahilim- geliyorlar,
enerji dolu bir şekilde bir şeyler yapmak istiyorlar, fakat
üniversitede o araştırma ortamını bulamıyor. Aradan yıllar
geçiyor, doçent veya profesör olması için de yayın yapması
lazım. Nasıl yayın yapacak?.. Oturuyor, kafasından bir araştırma
konusunu buluyor veya doktorada işlediği konuyu biraz daha
geliştirerek birkaç yayın yapıyor, doçent oluyor. Ondan sonra
aradan bir beş sene geçiyor, birkaç yayın daha yapıyor, profesör
oluyor, ondan sonra da araştırma faaliyeti bitiyor. 67 yaşına
kadar da ders anlatarak zamanını harcamış oluyor. Yani,
Türkiye’deki üniversitelerdeki potansiyel maalesef
kullanılmıyor.
Üniversitelerde kimler
var, en iyi beyinler var. Bu arkadaşlar burslar kazanmışlar,
çeşitli sınavları başararak yurt dışına gitmişler, doktora
yapmışlar. Geliyorlar ve bu beyin potansiyelini –bunun sistemini
kuramadığımız için- kullanamıyoruz. Çünkü sanayi ile üniversite
arasında hiçbir bağ yok. Üniversiteler gerçek dünyanın dışında,
kendi kabukları içerisinde, etraflarındaki duvarın dışına
çıkamıyorlar. Aslında yeni yeni çıkıyorlar; mesela ODTÜ, Bilkent
gibi bazı üniversitelerde araştırmaların yapıldığını, sanayiye
yönelik araştırma yapıldığını biliyoruz.
Bu konuda ne
yapabiliriz? Tübitak olabilir, Savunma Sanayi Müsteşarlığı
olabilir. Mesela Amerika’da Darpa isimli bir kuruluş var ve
geçen hafta bu kuruluşun başındaki kişi gidip Senato’da “Biz
sizin şu kadar milyon dolar paranızı alıyoruz ama, şu alanlarda
yatırım yapacağız” diyerek bir sunum yaptı. Benim elimdeki
yazıda yaklaşık 11 yatırım alanı var ve bunların yaklaşık olarak
8 tanesi de haberleşme ve bilgisayar ağları ile ilgili. Yani,
öncelikli alanlar tespit edilebilir. Doğrudan ürüne yönelik Ar-Ge
çalışmaları yapılabilir veya “geleceğin teknolojisi budur”
diyerek Savunma Sanayi Müsteşarlığı, Tübitak bu konularda
üniversitelere Ar-Ge destekleri verebilir. Yani bizim aklımıza
gelen bir konuyu araştırmak yerine, belirli konularda
yoğunlaşmamız lazım.
Böyle belirli konulara
yoğunlaşırsak, bunun hem Türkiye için faydası olacak hem de çoğu
konularda biz de hocalar olarak yayınlar yapacağız, sonra
doçent, profesör olacağız. Yani kaybedeceğimiz bir şey yok. Ben
aklıma gelen bir konu üzerinde çalışma yapmak yerine, Tübitak
veya Savunma Sanayi Müsteşarlığının belirlediği bir konuda
çalışmayı herkes gibi tercih edeceğim.
Son olarak, Darpa
Başkanının bahsettiği konuların başlıklarını okuyayım, diğer
arkadaşlar da bahsettiler; Network Sentric Radio System (NSRS),
Next Generation Communications… Arkadaşlarımız, “burada spektrum
doluyor” dediler. Spektrum kullanılmadığı anda, o andaki
spektrumu kullanarak on katına çıkarma projesi, Kablosuz Next
Generation Programe. Diyelim ki bir muharebe alanında bütün
cihazların ve tüm kişilerin –askerler dahil- birbirleriyle
çalışmasını sağlayacak bilgisayar ağının kurulması.
Altyapı konusunda da
şunu söylemek istiyorum; çok yüksek hızda çalışan optik ağın
kurulması, optik dağıtım yapılması, CPS çalışmadığı zaman
kullanılacak olan atomik pilot yapılması, data verilerinin
depolanması için kullanılmak üzere ışığın yavaşlatılması,
bilgisayar virüslerine karşı tedbir alınması, süper
bilgisayarların geliştirilmesi ve Sony malzemelerinin
bilgisayarda emülasyonunun yapılması, modellenmesi konuları da
bize belki bir fikir verebilir diye saymış oldum.
Beni bu geç vakitte
dinlediğiniz için hepinize tekrar teşekkür ediyorum.
OTURUM BAŞKANI-
Ensar bey, Kobi falan ama, bütün savunma sanayi ile ilgili
kodları, şifreleri çözmüşsünüz, bunu da söylemek istiyorum.
Ben sabahki konuşmamda
da söyledim; Kobilerin iş paylarıyla ilgili konular yapılıyor,
Sayın Genel Müdürü referans vererek Havelsan ile ilgili bir
örneği de gösterdik. Yüzdesel iş dağıtım payı mecburiyeti
getiriyoruz. Firma ismi zikredersek yanlış anlaşılıyor; kamuda
en esnek kuruluş olmamıza rağmen firma ismi zikretmemiz yerine
bu ana yüklenicilerimize, “havuzdan şu kadar yüzde ile iş
dağıtımı” diyerek bir mecburiyet koyuyoruz.
Veri tabanımız var;
sanayileşme dairemiz zaten bir veri tabanı tutuyor. Bununla
ilgili CD’lerimiz de var, orada mutlaka yer almanızı istiyoruz.
Ama bizden daha çok şirketlerin de veri tabanı tutması lazım;
yani, bu işlerde bizden çok onların da sahip çıkması lazım.
Mesela Faruk bey sizin veri tabanınız var mı?
Prof.Dr.FARUK YARMAN (Havelsan)
- Olmaz mı?!..
OTURUM BAŞKANI-
Evet, güzel. Bunların yanı sıra Kobi konferansları yapıyoruz,
oraya katılmanızı öneririm çünkü savunma sanayi, bunlarla ilgili
olarak ince ince kafa yorulan bir sektördür.
Son sözü Semih beye
veriyorum, buyurun.
SEMİH İNCEDAYI (Turkcell
Teknoloji)-
Teşekkür ederim.
“Neler yapılabilir?”
sorusuna biraz kafa yorduğumuz zaman, herkes de bahsetti, bir
“convergence” olayı var ve bu bir çok şeyi bir araya getiriyor.
Artık, IT, telekom dünyası, fiks ile mobil bir araya geliyor.
Burada da askeri ve sivil sanayinin bir “convergence”ı
gerekiyor.
Bu “convergence” nelerde
yapılabilir; biraz evvel Türk Telekom da bahsetti, tabiî ki
kapasitede, yani her şeyin üstünden aktığı veri yolunda bu fix
de olabilir mobil de olabilir, aslında var olanın üstüne bir
şeyler kurmak lazım. Biz oturup yeni bir şeyler yapmak yerine,
bugüne kadar yaptığımız yatırımları, teknolojileri belki birkaç
çıt yukarı taşıyarak, bunun üzerinden ülkede savunma sanayini de
destekleyecek altyapıları kurmaya çalışmamız lazım.
Bunun dışında, yine
biraz evvel de bahsettim, üniversitelerle çok yakın çalışmamız
lazım. Savunma sanayiimiz çalışıyor, biz de yavaş yavaş
çalışmaya başladık. Bunun artı değer yaratacağını düşünüyorum.
Şirketleri
yetkinliklerini çok iyi kullanmak lazım. Bir örnek vereyim;
savunma sanayi veya askeri alandaki büyüklükleri bilmiyorum ama,
Turkcell’de 1.5 PB üzerinde data var. Turkcell böyle bir datayı
handle edebilecek kapasiteye sahip ve Beta Mineing olsun, Beta
Verhouse olsun, bütün bunları bu büyüklükteki datalar üzerinden
yürütüyor. Bu gerçekten büyük olduğunu düşündüğümüz ya da en
azından bizim sektörde büyük olduğunu düşündüğümüz data, belki
sizler için de büyüktür ve bunu, buradaki kabiliyetlerimizle
birlikte kullanabiliriz diye düşünüyorum.
“Kompleks ağ yapısı”
dedik. Biliyorsunuz 35 milyon kişinin on-line olduğu bir sistemi
yönetiyoruz, yani herkes her an kullanabilir ve kullandığında da
düzgün bir şekilde kullanabilmeli. Bu da bir kompleks ağ
yapısının planlanması, işletimi, testi ve simülasyonu gerçekten
önemli bir konu. Bunun, bu kabiliyetin de burada
kullanılabileceğini düşünüyoruz.
Sabahleyin aslında
Başkanımız “tüm bunları yapmak için ne gerekiyor?” konusunda
güzel bir konuya değinmişti; birilerinin risk alması
gerekiyor!.. Kimse risk almazsa, burada herkes oturur, konuşur,
tabiî ki vatan savunmasını riske atmayacağız ama, bir şekilde
yazılımın da bizler tarafından yapılabildiğini ve bunun da
gerekirse bir risk alınarak bu fırsatların Türk yazılımcılarına
sağlanması gerektiğini düşünüyorum.
Gerektiğinde bizler
kariyerimizi de riske atarak bazı projelere imza atmaya
çalışıyoruz. Ben Telsim zamanında –şu anda hala Telsimde de
kullanılan- Bring altyapısını 6-7 kişilik bir ekibe
yazdırmıştım. Şu anda hala Vodafone tarafından da kullanılıyor.
Şu anda Turkcell’de de benzeri bir şeyi yapıyoruz; gene 6-7
kişilik bir ekiple Turkcell’in Bring’ini yazıyoruz.
Bu projelere cesaret
ederseniz ve arkasından da başarıyı görürseniz bir adım daha
ileri gitme cesaretiniz oluyor. Aksi halde her zaman için “Eller
Ay’a biz yaya” pozisyonumuzu koruruz(!), hiç gelişemeyiz. Benim
sözlerimi kapatmak istediğim cümle şu: Biraz risk almalıyız.
OTURUM BAŞKANI-
Teşekkür ediyoruz.
Son sözü, “Yüksek
Bilişim Müteahhidi” Profesör Doktor Faruk Yarman’a veriyorum.
Telekom dünyası sizi Profesör ilan etti, son söz sizin.
Prof. Dr. FARUK YARMAN (Havelsan)-
Esnar bey, sağ olsun çok güzel bir resim çizdi. Sovyetler’den de
bahsetti, anlattı.
Benim üniversitelerle
ilgili bir şakam var, hoca dostlarımız alınmasın. Ben,
profesörlerimizi üçe ayırıyorum; bunlar “Profesör”, çokça
çalışan “Parafesör” ve bir halta yaramayan “prüfesör”ler. Ancak
ben hepsine çok ihtiyacımızın olduğunu düşünüyorum. Çünkü
Türkiye bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olan insanlarla dolu.
Umarım Türkiye’nin sonu Sovyetler veya Osmanlı gibi olmaz, ama
söz savunma sanayinden açılmışken, bizim en büyük idealimiz,
savunma sanayiinde top yekûn sivil sanayiden sitayişle
bahsettim, katma değer yaratmak ama, katma değeri –bir
panelistimiz de söyledi- üretim ayağında değil; yani, Türk
sanayi, reel sektör de değimiz sektörel elektronik sanayiden
örnek verdiniz- 11 milyar dolar toplam satışın 7 milyar doları
iç pazara, 6 milyar doları dış pazara ait, 1 milyar dolara yakın
da dış ticaret açığı veriyor çünkü biz, başkalarının tasarladığı
ürünleri, başkalarının tasarladığı üretim altyapılarına lisans
parası verip, Türkiye’ye getirip imal etmekle övünen bir gariban
endüstriyiz.
Başkanımız söyledi,
Havelsan verimsiz bir işletme değil, bir KİT değil, Türk Silahlı
Kuvvetleri Vakfımızın bir şirketi. Biz KİT değiliz, Vakıf
Kanunuyla kurulmuş bir anonim şirketiz ve aldığımız işlerin
yüzde 70’ini ihale veya tek kaynak, dışarıya veririz. Aselsan da
buna yakın bir yerde duruyor.
Şunu da söyleyeyim,
Havelsan’ın raflarında 40 milyon satır kod duruyor!.. Dalga
geçmiyorum. Bunun yarıya yakını modifiye edilmiş koddur, bunun
yarısını da Hakan beyin Başkanlığında geliştirildi, ama geri
kalan 10 milyon satır kod için söylüyorum, Türkiye’nin en büyük
Java grubu bizdedir. Java başta olmak üzere neredeyse her dilde,
her teknolojide bir o kadar da veri tabanı bulunmaktadır.
Sovyetler Birliğinin
çöküşüne işaret edildi. Birliğin çözüşünden sonra sivil sektörle
askeri sektör arasında bir füzyon yaşanıyor. Referans olarak
söyleyeyim; 1989 Bengeme… kod. Internet’ten girerseniz
bulursunuz. Bu füzyon, teknolojide asker-sivil ayrımının
kalkışı, aynı zamanda savunma ve güvenlik dünyalarımızın bir
şekilde iç içe geçmesine neden oldu ve giderek bu fark da
azalıyor. Onun için ben konuşmanın ilk kısmında sivil sektör ile
askeri sektörün birbirini desteklemesi gerektiğini ve tabana
yayılması gerektiğini özenerek ve övünerek söyledim.
Ancak, son 20 yılda
dünya sanayilerindeki en dev atılım, bilişim ve iletişim
teknolojilerinde, yatırımın büyüğü de burada, bilgi
teknolojileri evet, her yere giriyor, bir sürü teoriler var, bu
bilgi teknolojilerinin her yere girmesi, yansıda gördüğünüz,
bizdeki “görev destek merkezi konseptine” gidiyor, yani içinde
bulunduğunuz ortam bir şehir meydanı olabilir, bir geminin
güvertesi olabilir, bir dağın tepesi olabilir; kendi ülkenizde
olabilir, başka bir ülkede olabilir, taktik verinin analizi,
sonrasında bir görev planlaması, planlanan görevin önceden
oynatılması ve görev personeline sunumu, sonrasında hazırlanan
görev planının platforma yüklenmesi, platform ile haberleşerek
görevin canlı görüntülenmesi, bilgi alışverişinin sağlanması,
görev sonrası, platformda kaydedilen tüm verinin analizi ve
tekrar oynatılması, taktik veri tabanının güncellenmesi hatta
simülasyon ve eğitiminin yapılması.
Bu liste size bir şey
hatırlatıyor mu? Bana, Kuzey Irak operasyonuda, televizyondan
seyrettiğimiz ekranları hatırlatıyor. Beyler, bu ekranlar ithal
edilmedi; birileri, gece-gündüz deliler gibi çalışarak o
ekranları yaptı, radarlardan gelen bilgileri oraya koydu,
uçaklar onun üzerinde uçtu. Aşağılık kompleksinden kurtulalım!
Yaptıklarımız da bizi
rehavete sürüklemesin, daha fazlasını yapalım.
“Barış Kartalı” diye bir
proje var. Burada, yansıda da görüyorsunuz. Demin çizdiğim
resmin ta kendisi burada oynatılıyor. Burada da şu anda 1.5
milyon satır/kod üretildi, bitti.
“Ağ merkezli savaş”
konusuyla başladım, öyle bitirmek istiyorum. Komuta kontrol
merkezine ulaşması için ne yapmalı; Türkiye’de gerçekten
komünikasyon alanı ile savunma alanlarını nasıl birleştirelim?
Havelsan’ın kendine ait bir yol haritası var, bunu dün gece
sabaha karşı çıkarmadım; çeşitli komuta kontrol projelerinde
kazandığımız birikimi Ar-Ge faaliyetleriyle kalıcı, tekrar
kullanılabilir ürünlerine dönüştürme ihtirasındayız. Bunu
yaparken de sadece şimdilik klasik platform temelli sistemleri
değilim, gelecek 20 yılın ağ merkezli savaş sistemlerini
düşünüyoruz. Bunun için de –altını çizerek söylüyorum- ulusal ve
teknoloji oyuncularıyla ittifak arayışı içindeyiz.
ODTÜ Teknopark’ta bunun
için 500’e yakın çalışanı olan bir merkezimiz var. 200’ün
üzerinde şirket var. Bir de demin Sayın Başkan sordu, evet, bir
veri tabanımız var ve bir de yeni kurduğumuz Sanayi İlişkileri
Grup Başkanlığımız var. Havelsan bunu yerli Kobilerle yapma
ihtirası içinde.
Bu çalışmanın iki
paralel koddan gerçekleştirilmesinin uygun olduğunu
değerlendiriyoruz ve bunun için de iki proje lanse ettik;
birinci proje, platform temelli olarak bileşenlerin ürün hattı
mantığı ile bir araya getirilmesi ve ortak olarak yürütülmesi,
İkinci proje de, “bu
ürün hattına ağ merkezli savaş yeteneğinin –CFCons. denilen bir
kavram var- bu mantıkla etkilenmesi.
Bunların üzerinde fazla
durmayacağım, ama buradan ne çıkıyor; dönüp dolaşıyor, yüksek
hızlı Internet Protokolü geliyor. Yani, ağ merkezli savaş,
asker-sivil demeden tüm hayatımıza girdiğine göre, geniş bantlı,
yüksek veri trafiği olan, yeni servisleri devreye sokacak olan
bir yaklaşıma ihtiyacımız var.
Bunları söyledik, tatmin
de olduk, birazdan kokteylden sonra çekip gideceğiz öyle mi?!..
Bakın, burada çok önemli bir eksikliğimiz var; olmayan pastanın
dilimleri için kavga etmeyi bir tarafa bırakıp, büyük bir pasta
tasarımına ve üretimine girişelim. O da nedir?.. Burada
müteahhitlerimize büyük rol düşüyor, Savunma Sanayi Müsteşarlığı
gibi bir kuruma büyük görev düşüyor, ihtiyaç sahibi olan
kurumlara da rol düşüyor. Madem ki savunma ve güvenlik alanı iç
içe giriyor ve madem ki İçişleri Bakanlığımızın ihtiyaçları,
sadece bu değil, e-devlet uygulamaları, madem ki güvenlik ve
savunma ihtiyaçları bu kadar tabana yayılıyor, noktasallıkla
zamanda ve mekanda uzama iç içe geçiyor, o zaman çok sıkı bir
iletişim ağına ihtiyacımız var.
Hedefimiz, mevcut
projelerde kazandığımız bilgi ve tecrübeleri modülerize ederek
kurumsallaştırmak, komuta kontrol sistemlerindeki ortak
bileşenler için milli ve genel amaçlı bir komuta kontrol ve
iletişim altyapısı için ürün hattı geliştirerek dışa
bağımlılıktan kurtulmak, silahlı kuvvetlerimizin ürün destek,
bakım, idare, idame saflarında yurt dışına bağımlılıktan
kurtulmasını sağlamak, yurt içi ve yurt dışı platform temelli ve
ağ destekli savaş komuta kontrol projelerinde olduğu gibi,
anayurt güvenliği, e-devlet projelerinde ana yüklenici olarak
görev almak ve platform üreticilerinin komuta kontrol ana
yüklenicisi olmaktır.
Bakın, biz ne yaptık?..
Sayın Genç “yatırım” dediniz, çok güzel söylediniz, Türk Telekom
ile bir anlaşma yaptık –bunun İngilizce olmasının sebebi şu: Ben
bunu Paul Doeny’ye yaptım- “bu e-devlet projelerinde tek kaynak
projeler alıyoruz diye bizi eleştiriyorlar. Havelsan’ın kanunla
verilmiş böyle bir imkanı var, bunu alt yüklenici olarak biz
Havelsan-Türk Telekom ortak girişimine taşere edelim ve ya
yap-işlet esasına göre telekom altyapısında telekom; bilişim
altyapısında Havelsan gelir yaratacak projeler oluşturalım,
e-devlet projelerine vatandaşın entegrasyonunu artırsın, trafik
yarattığı için de Türk Telekom’a “revenue” olsun. Büyüyen şebeke
ihtiyacı, büyüyen telekom pazarını tetiklesin, herkes daha iyi
bir noktada olsun.
Bizim insanlarımız
–maalesef- ister kamu ister özel şirket, en önde hizmeti almak
istiyor. Elle tutulur, gözle görülür, onun hayatını değiştirecek
olan hizmeti almak istiyor. Ama, bunun arkasında uygulama ve
hizmetler, onun altında da dev bir altyapı ve şebeke ihtiyacı
var. Zannediyorum savunma sanayi ve telekom sektörünün
kucaklaşacağı nokta burasıdır.
Sonuç olarak, komuta
kontrol alanındaki patlamanın iletişim kapasite ve servislerini
tetikleyeceğine inanıyoruz. Asker-sivil demeden bir uygulama
farkı yaratmayacağız. Bu farkın giderek azalacağını ve
bütünleşileceğini düşünüyoruz.
Türkiye’de hava, deniz,
denizaltı, kara ve uzay platformlarına yönelik platform temelli
ve ağ merkezli savaş komuta kontrol uygulamalarının yerli
katkılarla yapılabileceğine inanıyoruz. Bu altyapı vardır.
Servis sağlayıcılarımızın mevcut yatırım altyapılarını derhal
devreye almak zorundayız. Dışa bağımlılığı, her platforma
yönelik olarak ayrı ayrı tedarik, zaman ve para kaybına yol
açıyor ve tekrarlanan yatırımlara neden oluyor.
Artık mükerrer
yatırımlar yapılmasın ve bir de şuna dikkat edilsin: Bu altyapı
yatırımları kendi aralarında çalıştırılabilir hale gelmek
durumundadır. Sonunda platform temelli ve ağ merkezli savaş,
komuta kontrol ve iletişim sistemleri tedarikçilerinin ürün
hattı mantığını yakınsaması gerekiyor.
Türkiye Tafics’i yaptı,
Tasmus’u yaptı, Jmus’u yaptı, sabit ve kablosuz iletişim
altyapısı devasa; yılda 7 milyar dolar “revenue” yaratacak bir
noktada. Kapasite paylaşımına çok kapalıyız. Kamu kurum ve
kuruluşları “benim olsun, küçük olsun, mükerrer olsun”
ihtirasından bir türlü kurtulamıyorlar, savunma, anayurt
güvenliği ve e-devlet uygulamaları arasında fark kalmamıştır,
iletişimin her katmanında işbirliği, Türkiye’nin geleceğidir
diye düşünüyorum.
|