Son Sayıdan : Turkcell`in 2008 net kârı yüzde 36 artışla 1.8 milyar dolar....   GSM 900 İlave Frekans Bandı İmtiyaz Sözleşmeleri İmzalandı...  Hackerlerin online iş sitesi Monster’ı kullanan milyonlarca insanın kişisel bilgilerini çaldığına inanılıyor.
 
 
   

Sektörün İletişim Merkezi

 
 

- ETKİNLİKLER -

SAVUNMA SANAYİİNDE TELEKOMÜNİKASYON VE BİLİŞİMİN YERİ VE GELECEĞİ

 

19 Mart 2008

Savunma Sanayi Müsteşarlığı / Ankara

 ERDOĞAN TANRIÖVEN

Telekom Dünyası Dergisi Genel Yayın Yönetmeni:

              Bu tür toplantıları aslında uzun süredir sıkça yapıyoruz. Savunma Sanayi Müsteşarlığı ile ortak toplantıyı ise ilk defa yapıyoruz. Geçtiğimiz yıl “Erzincan Metni” olarak ortaya çıkan, “Sonuç Bildirgesi”nde yer alan kararları hayata geçirme noktasında da bir adım sayıyoruz. Dolayısıyla da bu toplantıyı çok önemsiyoruz.

Bununla birlikte, bazı hususlara kısaca değinerek, vaktinizi fazla almadan huzurlarınızdan ayrılacağım.

Bunlardan birincisi, gerçekten de Savunma Sanayi Müsteşarlığı ve Telekomünikasyon Kurumu’nun, kendi vazifelerinin de üzerinde destek ve katkı sağladıklarını burada açıkça ifade etmeliyim. Onun için her iki kuruma da çok samimi teşekkürlerimi iletmek istiyorum.

İkincisi, daha çok özel sektörler ve Ar-Ge yapan şirketler üzerine olacak. Biliyorsunuz, Telekom Dünyası Dergisi yayınlanmaya başladığı günden bu yana geçen altı yıldır, üretim konusunda çizgisini hiç bozmadı ve sonuna kadar da yapması gerekenleri yapmaya çalıştı.

Bu konuda birtakım gelişmelerin olduğunu bilmekle beraber Ar-Ge şirketleri büyüdükçe, kendilerine tavırlarının olduğunu görüyor, bunu özellikle dikkatlerinize sunmak istiyorum. O da şudur: Burada esas olan, tüm kesimlerin destek vermelerinin ana sebebi Türkiye’de yeni bir şeyler yapmak; yani uluslararası pastadan Türkiye’nin de hakkı olanı almasını sağlamaktır. Oysa , Ar-Ge şirketlerinin bir süre sonra Türkiye’de olanları görmezden gelmeyi bir hayat biçimine döndürdüklerini görüyoruz. Mesela şirketin birisi son derece açık bir şekilde şunu söylüyor: “Ben artık Türkiye’de kendimi ifade etmek istemiyorum çünkü, zaten Türkiye’de en büyük benim!”

Bunlar kabul edilebilecek şeyler değil. Bu desteği veren insanlar, kurumlar, beklentilerinin karşılığını görmek istiyorlar. Ben de bu konuda haklı olduklarını düşünüyorum, haklı olduğumuzu düşünüyorum.

Dolayısıyla,  burada esas olanın kamunun, özel sektörün ve üniversite camiasının el ele vererek sivil toplum anlayışıyla birlikte gerçekten Türkiye için, Türkiye’de bir katma değer yaratabilmek için, Türkiye’de daha iyi şeyler yapabilmek için çalışmalı ve bu birlikteliği, bu çabayı kimse bozmamalı diye düşünüyor, hepinize en derin saygılarımı sunuyor, teşekkürlerimi ifade ediyorum.

 DR. TAYFUN ACARER  Telekomünikasyon Kurumu Başkanı:

 

 Öncelikle böyle bir organizasyonu düzenledikleri, destek oldukları için Savunma Sanayi Müsteşarlığı’na ve Telekom Dünyası Dergisine teşekkürlerimi sunmak istiyorum.

Türkiye, çok önemli potansiyele sahip bir ülke. Genç, dinamik ve çok zeki bir nüfusumuz var. Tüm dünyanın ilgiyle takip ettiği önemli bir ülkeyiz. Halk olarak mizacımız son derece hırslı; ancak, hırsımızı kontrol etmek ve enerjimizi de doğru harcamak zorundayız.

Özellikle birbirimizle uğraşmak yerine, güçlerimizi ve enerjilerimizi birleştirerek işbirliği yapmamız gerekir.

Duygusal bir milletiz; bu nedenle de motive olduğumuzda, tahminlerin çok ötesinde, demoralize olduğumuzda ise son derece verimsiz hareketler yapıyoruz. Güvenildiğinde ve biraz da itelendiğinde, çok büyük işler yapıyoruz. Bugün burada, bilgi iletişim sektörünün bu özelliklere sahip emekçileri, mutfakta çalışanları var. Gerçekten inanarak söylüyorum ki, bu kişi ve kuruluşlara güvenilip imkan sağlandığında, tahminlerin çok ötesinde başarılar elde edeceklerdir. Bu başarılar sadece onların değil, Türkiye’nin de önünün açılmasına çok önemli katkı sağlayacaktır.

Bu rüzgar belki de yıllarca birbirimizle uğraşırken kaybettiğimiz zamanın da tekrar kazanılmasına ol açacaktır ve yine inanıyorum ki, lokomotif özellikli bu sektör, sadece kendini değil, diğer sektörleri de peşinden sürükleyip götürecektir.

Bu nedenle, biz kamu yöneticilerine, bu ivmeyi kazandırabilmek için büyük görev ve sorumlulukların düştüğüne inanıyorum. Bu konuda benzer duygu ve düşünceleri paylaşan Sayın Müsteşar ve ekibine de çok teşekkür etmek istiyorum.

Savunma Sanayi Müsteşarlığı’nın projelerinin Türkiye açısından ne kadar büyük önem taşıdığı konusunda hiç kimsenin tereddüdü yoktur diye düşünüyorum. Bu projelerin içinde veya bir bölümünde yer alacak olan telekomünikasyon sektörü üreticilerinin, araştırmacılarının bu projeler içinde yer almakla çok büyük bir moral ve ivme kazanacaklarını düşünüyorum.

Gerek bu projelerde ve gerekse birbirleriyle yapacakları işbirlikleri sonucunda temin edecekleri katma değer ve bunun ülkemize olumlu yansımalarını görmek, inanıyorum ki bu yöneticilerin bu ülkeye en büyük hizmetlerinden birisi olacaktır.

Şuna her zaman inandım ve savundum: Bu ülkeyi sevmek lafla değil, doğru olduğuna inandığımız hedeflere ulaşmak için alacağımız risk ve yapacağımız icraatlarla anlam ifade edecektir. Hepinize saygılar sunuyorum.

 MURAD BAYAR

Savunma Sanayi Müsteşarı

Telekomünikasyon Kurumu, Telekom Dünyası Dergisi ve Müsteşarlığımız işbirliğiyle düzenlediğimiz “Savunma Sanayiinde Telekomünikasyon” ve “Bilişimin Yeri ve Geleceği” konulu konferansımıza hoş geldiniz. Sizleri kurumumuzda görmek bizim için büyük bir onur ve mutluluktur.

Ben öncelikle Savunma Sanayi Müsteşarlığı hakkında bir iki cümle sarf etmek istiyorum. Gerçi benden sonra daire başkanı arkadaşım, teşkilatımızın görevleri hakkında çok detaylı bir sunum yapacak ama, bir–iki cümle ile kurumun misyonunu sizlere anlatmam, zannediyorum bugünkü konferansımızı daha iyi yorumlamamıza katkıda bulunacaktır diye düşünüyorum.

Bizim görevimiz, Türk Silahlı Kuvvetlerinin ihtiyaçlarının karşılanmasıdır. Bu konu yasada “modernizasyonun sağlanması” olarak geçiyor, ama aynı zamanda, yine yasamızda yer alan ikinci bir görevimiz var; Türkiye’de modern bir savunma sanayiinin geliştirilmesidir. Bu iki görevi, yani bir tarafta “tedarik” diyebileceğimiz bir görev ve diğer tarafta da “sanayi ve teknoloji” görevlerinin ikisini birden üstlenen, zannediyorum kamudaki nadir kurumlardan bir tanesiyiz. Kamu, değişik ihtiyaçları için tedarikler yapıyor, bunun için görevli teşkilatları var, fakat bize, buna ilave olarak, bir de bu tedariği yaparken, yani bu kamu alımını yaparken ülkedeki sanayiye bu alımın yönlendirilmesi yönünde bir yasa görevi verilmiş; yani, bu bizim kendi arzularımızla, tercihlerimizle yaptığımız bir şey değil, yasayla bize verilmiş bir görevdir.
Peki, biz bunu nasıl yapıyoruz? Türk Silahlı Kuvvetleri, bize ihtiyaçlarını tarif ediyor; modern silah sistemleri ve  bütün sektörlerde platformlar, araçlar, tanklar, gemiler, uçaklar olabilir, bunların üzerindeki elektronik sistemler, haberleşme sistemleri, sensörler, silahlar olabilir. Bütün bunların tedariğinde bizim birinci olarak baktığımız husus, bu ihtiyaçların karşılanmasında ülkedeki sanayiyi nasıl kullanabiliriz? Ve her bir proje için, o projenin özelliklerine uygun bir model tespit ediliyor. Burada, Türkiye’deki sanayinin gelişmişlik seviyesi, bunu bizim ne kadar etkili yapabileceğimiz konusuyla orantılıdır; yani, burada biraz da tavuk-yumurta ilişkisi var. Sanayimizin etkin ve yetkin olduğu alanlarda biz de Türk Silahlı Kuvvetlerimizin ihtiyaçlarını daha fazla içeriye döndürebiliyoruz. Bunu yaparak da aslında o etkinliğin gelişmesi için de bir fırsat yaratmış oluyoruz.

Savunma Sanayimize baktığımızda, son beş yıl içinde sadece rakamsal olarak, sektörün cirosu olarak, 1 milyar dolar civarından –sanıyorum son rakamlar derleniyor- 2 milyar doları aşan, belki de 2.5 milyar dolara yaklaşan bir cirodan bahsediyoruz. Sektörde büyük oyuncularımız var; herkesin bildiği, Aselsan gibi, TAI gibi, Roketsan gibi, Havelsan gibi, FNSS gibi, Otokar gibi… Bir de bunlara alt yüklenicilik yapan çok yaygın bir sektörümüz var. Savunma Sanayicileri Derneği SASAD’ın rakamlarına göre, SASAD üyesi olarak bu sektörde iş yapan şirket sayısı 93’tür. Bunların bir kısmı gözlemci ama büyük çoğunluğu asil üye olmak üzere en 93 şirketimiz bu konuda ciddi bir strateji belirlemiş, SASAD’a üye olmuş ve bunların hepsinin de bizimle doğrudan veya alt yüklenicilik olarak yaptıkları projeler ve işler var. Bugün de bu işbirliği yürüyor.

“Savunma Sanayi Sektörü” dediğimiz, aslında kendi başına bağımsız bir sektör değil, bütün sektörlerin savunma uygulamasından bahsediyoruz; yani, otomotiv sektörünün savunma uygulaması olduğu zaman, bunlar zırhlı araçlar, taktik araçlar oluyor; denizcilik sektörünün savunma uygulamaları savaş gemileri oluyor ve aynı şekilde telekom sektörünün savunma uygulamalarından bahsettiğimizde, görüldüğü gibi, “muhaberesiz muharebe olmaz” diyoruz. Bu da telekom sektörünün savunma uygulaması. Biz bunu şöyle tarif ediyoruz: Sektörümüzün komşu sektörleri var, yani ağırlıklı olarak, tek işi savunma sanayi olan şirketlerimiz var ama, bir de komşu sektörlerde bize çalışan çok sayıda şirket var. O komşularımızın başında da telekom sektörü geliyor; bir numaralı komşu sektörümüz aslında telekom sektörüdür. Diğerleri de, yine telekom ile ilgili, bilişim sektörüdür. Bunlar bizim komşularımız ve sektörlerde yer alan komşular aslında bizim sektörümüze de zaman zaman girip çıkıyor ve beli konularda görevler üstleniyorlar. Diğerleri, otomotiv, gemi inşa, yazılım, ama başta gelenlerden bir tanesi telekom sektörüdür.

Savunma sanayine de aslında  Kıbrıs ambargosundan sonra Aselsan’ın kuruluşu ve alınan ilk telsiz lisansıdır. Türk Silahlı Kuvvetleri ilk olarak zaten ihtiyaçlarını çözmek için bir atılım yaptı ve burada Aselsan’ın kuruluşunu görüyoruz. Aselsan o günden bugüne çok gelişti, ama “haberleşme” grubu, Aselsan’ın temel direklerinden birisidir ve telekom sektöründeki diğer şirketlerle de yaygın bir ilişkisinin olduğunu biliyoruz.

Bu iki sektör aynı zamanda teknolojinin de hızla geliştiği ve Ar-Ge ve innovasyonun  yüksek olduğu iki sektördür. Dolayısıyla, bu açıdan da bir birliktelik olmak durumunda ve aslında bir sinerjinin doğması için de her türlü fırsat müsaittir.

Eskiden, evimizde basit bir kablolu telefon veya silahlı kuvvetlerde mandallı bir telsizdi. Bundan ibaret diye de düşünülebilir; ama öyle değil. Haberleşme, silahlı kuvvetler için bugün dahi en önemli yetenek alanlarından bir tanesi ve sivil hayatımızda da en fazla teknolojik gelişmenin olduğu ve sivil hayatımızda en fazla gelişim sağlayan husus yine haberleşme oldu.

Savunmada örnek vermemiz gereken bugünün konsepti, İngilizce tabiriyle “Network Centric Wolfair” veya “Ağ Merkezli Harp” dediğimiz, aslında bütün silahlı kuvvetler unsurlarının çok etkin bir şekilde haberleşmesi ve bir ağ içerisinde tek bir unsur gibi hareket edebilmesi ve bunun da altyapısının temeli haberleşme ve haberleşme etkinliğidir.

Yakın zamanda silahlı kuvvetlerimizin önemli harekatları oldu, bunları takip ettiniz. Buradaki en önemli teknolojilerden birisi olarak kullanılan “sensör” ve “iletişim teknolojileri” olmuştur. Yani, “göreceksiniz”; gördüğünüz de “komuta merkezlerine, karargahlara, diğer birliklere aktaracaksınız” ve o da ses, veri, video haberleşmesi ve bunu gerçek zamanda yapabilmek, güvenli olarak yapabilmek, geniş tabanda yapabilmek. Bunların hepsi Sayın Başkanımızın çok iyi bildiği teknoloji alanları ve tamamen telekom sektöründen doğan teknolojilerdir.

İki sektöründe büyük bir iç pazarı var; silahlı kuvvetler sektörü dünyanın önde gelen ordularından birisini desteklemeye soyunmuş sektörlerden birisi olarak büyük bir iç pazara sahip. Bugün silahlı kuvvetlerin ihtiyaçlarını alt alta dizdiğiniz zaman çok geniş bir proje spektrumu karşınıza çıkıyor ve bu da süreklidir; yani,  “bugün bu ihtiyacımız var, yarın belki olmayabilir” diyeceğimiz bir durum yok. Türkiye’nin içinde bulunduğu ortam belli ve bizim savunma sektörü ihtiyaçlarımız süreklidir ve Türkiye’de bu alanda yatırım yapmak için gerekli pazar şartları vardır

Aynı şey telekom için de geçerli; telekom da büyük bir iç pazar var. Ben bunu katıldığım konferanslarda öğreniyorum, Türkiye’nin cep telefonu pazarı, yıllık 60 milyon gibi korkunç bir rakamdır. Bunlar çok yüksek rakamlardır. Yani, baktığınızda bu tür rakamlarla iç pazarda ciddi bir sektör yaratılabilir ve yaratılıyor da. Bugün de sizlerle birlikte olmamızın gerekçelerinden birisi de budur.

Sayın Başkanımızın da gayet güzel bir şekilde belirttiği gibi, bugünkü toplantımızın amacı, iki sektörde de aslında geçmişe dayanan bir işbirliği var ama, iki sektör de hızlı büyüyen, gelişen ve yeni oyuncular üreten sektörlerdir. Bugünkü ana amacımız, sektörlerimizi bir araya getirip “tanışıklığı-akrabalığı tazelemek” ve o sinerjiyi hep birlikte ileriye taşımak. Burada ve bu tür panellerde birbirimizi dinleyeceğiz ama bu paneller kadar ara sohbetlerde de –yine Sayın Başkanımızın ifadesiyle- aynı derecede önemlidir ve çalışmaya katkı yapacak, iki sektörün de ileriye dönük hedefleri var. Telekomünikasyon grubumuzun koyduğu hedefler var, savunma sanayimizin hedefleri var. Her ikisi de büyümeye ve yeni teknolojilere dönüktür. Bunlar bizim için önemdi hedefler ve önemli fırsatlardır diye düşünüyorum.

Bizim, Telekomünikasyon Kurumu Başkanlığımızda sağlıklı bir “ürünü, meyvesi” diyelim; büyük emekleri için, Sayın Başkanımız başta olmak üzere Telekomünikasyon Kurumu Başkanlığımıza, meslektaşlarımıza ve Telekom Dünyası Dergisine teşekkür ediyorum. Bu görmüş olduğunuz çalışma, gece saat 03.00’te tamamlandı. Gerçekten büyük bir emek harcandı. Arkadaşlarımıza da bu anlamda, bize güzel bir çalışma ortamı hazırladıkları için çok teşekkür ediyor, başarılı bir toplantı diliyorum. 

LÜTFİ VAROĞLU

Savunma Sanayi Müsteşarlığı, Daire Başkanı: 

Sayın Müsteşarım, Sayın Başkanım, Sayın Vekilim, değerli konuklar; hazırlıklarımızı, Sayın Müsteşarımızın da söylediği gibi, çok uzun süre alan hatta Sayın Başkanımızın sabrını da çok zorladığımızı düşünüyorum; üç kez iptal edilen toplantımıza hoş geldiniz diyoruz.

Hakikaten arkasında ciddi bir emek var. Başlangıcı Sayın Başkanımızın, Sayın Müsteşarımızı ziyaretiyle ilk kez gündeme geldi. Sektörlerin birbirini tanıması ve birbirleriyle kamu kuruluşunun da aslında birbirleriyle çalışması anlamında da çok iyi bir örnek olduğunu düşünüyorum. Değerli bürokrat arkadaşlarımızla birlikte çeşitli ortamlarda daha rahat ve yakın çalışma imkanı bulmaya başladık. Bu durum da doğal olarak sektöre yansıyor. Ümit ediyoruz ki bu toplantı da bu çalışmanın bir başlangıcı olabilir, olsun.

Hazırlıkları gerçekten ciddi zaman aldı; Sayın Müsteşarımızın ifade ettiği gibi, en yüksek bedelli iki sektör. Sağlık ve enerjiyi de bir kenara koyarsak, çok büyük iş olanaklı iki büyük sektör ile birlikte olmak bizim için de heyecan verici.

Ben genel anlamda bunu bir sistem olarak adlandırdım. İzin verirseniz bu sistemimizi anlatmak, orada neler yaptığımızı, telekom sektöründen, ICT’den, bizimle daha sonra çalışmayı düşünen firmalara bir bilgi vermek, çalışma yöntemimizi anlatmak açısından başlangıç bölümünde bunlara yer vereceğim. Ardın da ICT ve Savunma Sanayi açısından yakın dönemde ne tür imkanlar var, bu konularda kısaca bilgi vermeye çalışacağım.

Başlangıçta Savunma Sanayi Müsteşarlığımızın görev ve sorumlulukları konusunda, Milli Savunma Bakanlığımıza bağlı bir teşkilat olarak 1985 yılında kuruldu. Ağırlıklı ve ana görevimiz Aselsan ve savunma sanayinin desteklenmesidir. Özel bütçeli bir kurum ve yapısını itibarıyla da ayrı bir yasa ile bağımsız olarak çalışmalarını sürdürüyor. Milli Savunma Bakanlığımızın müsteşarlığı da kendi misyonu doğrultusunda, kendi lojistik çalışmalarını milli bütçeden yürütüyor.

3238 sayılı kanunla kurulan Savunma Sanayi Müsteşarlığımızın iki asli görevi var; birisi silahlı kuvvetlerin modernizasyonu, ikincisi de modern savunma sanayinin geliştirilmesidir. Aslında bunları da projeler yoluyla yapıyoruz. Silahlı Kuvvetlerimiz için ana sistemleri temin ederken savunma sanayiini yönlendiriyoruz, teknolojinin geliştirilmesi için –varsa- imkanları, silahlı kuvvetlerin beklemeye, zamana tahammülü olan projelerde imkan sağlıyoruz.

Off-set konusunda; Türkiye’de, kamuda aslında off-set’i  bir araç olarak kullanan yegane kuruluş olduğumuzu söylemekte fayda var. Off-set’te yabancı firmalarla imzaladığımız sözleşmelerde her 100 lira karşılığındaki en az 50 liranın yurt dışına Türk ürününün satılmasını sağlayacak bir araç olarak değerlendirebiliriz. Bu, doğal olarak ihracatı da tetikleyen bir mekanizma haline de geldi.

Kalite, test ve sertifikasyon çalışmalarımız var, bunlardan da kısaca bahsedeceğim. Teşkilatımızın en önemli yapısı, uzun yılların getirdiği birikimle şu anda 23 üncü yılımıza girdik. Proje yönetimi konusunda çok uzmanlaşmış, değişmeyen, sürekli, tamamıyla bu sektöre adapte olmuş, çalışmalarını bunlarla sürdüren ekibimiz var.

Bir de yıllara sari proje finansmanı yapabiliyoruz. Bu da herhalde kamuda büyük bir esnekliktir. Ayrıca belirli konularda da Kamu İhale Kanunundan muafiyetimizin, özellikle silahlı kuvvetlerin önemli ve acil alımları için bir esnek mevzuat yarattığını söylemekte fayda var.

İcra Komitesi, bizim karar organımızdır; fon, kaynakları sağlarken İcra Komitesi de karar organı olarak Müsteşarlığı denetliyor, değerlendiriyor. İcra Komitemizin üyeleri Sayın Başbakan, Sayın Genelkurmay Başkanımız ve Sayın Milli Savunma Bakanımızdır. Genel Sekreterliğini de Sayın Müsteşarımız yürütüyor.

Bütün kararlar, ihalelerin başlangıcı, sonuçlandırılması, kredilendirme mekanizması dahil tüm süreçler İcra Komitesinin –basınımıza da sık sık yansıyan, önümüzdeki dönemde de sanıyorum 9 Nisanda bir toplantımız daha olacak- gayet açık ve şeffaf şekilde ifade ediliyor, anlatılıyor.

Tedarik sisteminin üzerinden kısaca geçersek, üçlü bir sacayağı; ortada bir ihtiyacın olması gerekir ve bu ihtiyacı da Türk Silahlı Kuvvetlerimiz belirliyor. Silahlı Kuvvetlerin ihtiyacını sanayimiz, bizim tedarik mekanizmalarımız üzerinden karşılarken, aynı zamanda paralelde üniversiteler ve Ar-Ge enstitüleriyle, özellikle de Tübitak enstitüleriyle yakın bir işbirliği içinde çalışılıyor.

İhtiyaçların önceliklendirilmesi konusunda Genelkurmay Başkanlığının sorumluluğu var. Yani aslında bu döngü de bizim son dönemde yaptığımız çalışmalarla bir miktar değişmeye başladı. Muhakkak ki Türk Silahlı Kuvvetlerimiz ihtiyaçlarını hazırlıyor ama, sektörden gelen birikimlerle oluşturulmuş yeni ürünler de Türk Silahlı Kuvvetlerinin ihtiyaçlarını tetikleyen bir unsur olarak bulunuyor, yani illa ki yani silahlı kuvvetlerin bir ihtiyacının doğması için, bir “requirement” yazılması için sadece ihtiyacın oluşması gerekmiyor; … teknoloji, bir “driver” olarak bir yönlendirici olabiliyor.

Genelkurmay Başkanlığının değerlendirmelerinden sonra İcra Komitesine arz edilip, müsteşarlığımızın sorumluluğunda çalışmaya, komiteye dönem dönem arz edilerek konu sanayiye aksettiriliyor. Sanayi üzerinden.. yapılarak ürünler Türk Silahlı Kuvvetlerimize teslim ediliyor.

“Uzman Tedarik Kuruluşu” dedik. Bu terim aslında Batılı gelişmiş ülkelerde çok görülen; Almanya’da BWB, Fransa’da DGA, İngiltere’de DPA teşkilatlarına benzer bir yapılanma. Boyut olarak kıyaslanabilir bir boyutta değiliz; üzere kamunun “az elemanla çok iş yapma” Türkiye’ye özgü olan kültürü bize de yansımış durumda. Az elemanla çok .. çalışıyoruz ama, uzman tedarik mekanizmasını 22-23 yılın sonunda söylemek artık mümkün.

Müsteşarlığımızın genel teşkilatlanma yapısı –ekranda görüldüğü üzere- idari ve mali işler, Müsteşar yardımcılığında; sanayi ve iletişim, sanayileşme Ar-Ge, teknoloji, kalite test, uluslararası konuları Sanayi Hizmetleri Müsteşar Yardımcılığında’dır.

Bütün bunların, silahlı kuvvetlerin Proje Daire Başkanlıkları da Müsteşar Yardımcılığı adı altında konuşlandırılmış durumdadır.

Aslında bir çok değişik proje gerçekleştiriliyor. Bir örnek vermek gerekirse, klasik örnekler, kara araçlarında tanklar ve kara araçlarının modernizasyonudur. Bunlara en klasik örnek olarak Leopard Tanklarının atış kontrol sistemini ve M60 tanklarının modernizasyonunu verebiliriz.

Deniz araçlarında, sıfırdan geliştirdiğimiz “Milgem Projesi” dediğimiz Milli Gemi Projesi, karakol yeni tip denizaltı ve bunların modernizasyonlarıdır.

Hava araçlarında, gelecek nesil, son insanlı savaş uçağı GSF, insansız hava araçları, helikopterler sayılabilir.

Elektronik ve yazılım konusunda tabiî ki çok geniş bir liste var. Eşbaşkanımız Mete bey de oturum başlangıcında detaylı bilgi verecek ama, uydu, elektronik harp  gibi bir çok projeyi saymak mümkün. Roket füze mühimmat da, isminden anlaşılacağı üzere, genel çalışmaları içeriyor.

Aslında bu bir öğrenme düzeni; bizim yaşadıklarımızı özetliyor ama, Türkiye’nin de bir gerçeği. Ümit ediyoruz ki, sağlık ve enerji sektörü de bu cycle’ları bizimle birlikte yaşar. Geçmişte kaybolan yılları toparlamak için hala bir zaman var.

90’ların başında ancak hazır alımlarla başlayabildik, çünkü sanayi yoktu; olabildiğince Türkiye’de yerli katkıyı tutarak başlandı. 90-2000 arasını –bunlar kabaca belirlemeler oluyor, çünkü zamanlar bu kadar keskin hatlarla ayrılmış değil tabiî ki- üretim çabaları vardı. Ülkede yabancı sermaye desteğiyle kurulmuş ortak yatırım şirketlerinin eliyle birtakım şey geliştirildi.

2000’den sonra ise oyuncu sayısı arttı. Bugün  alt segmenlerde o kadar çok oyuncu var ki, o kadar değişik oyuncu var ki, her birisi için   yapma şansımız var ve bu da bizim için oyuncu sayısının artışıyla mümkün. Tasarım gücü ve bu tasarım gücünün gösterilmesi için   tazelenmesiyle birlikte içeriye doğru enjeksiyon yapılan müthiş bir bedel var. Bu da 2000 sonrasındaki çalışmaları özetliyor.

   Geldiği zaman yaptığı şey şu: Telekomünikasyon Kurumunun da yerli artırılması çabaları ve sektöre getirdiği regülasyonların farkındayız.  Aslında bu da bundan farklı değil; önümüze bir proje geldiği zaman “biz bunu yapabilir miyiz? Kendimiz ne kadar yapabiliriz?” diye başlıyor sorular. Uzman bir kuruluş olarak sanayinin elindeki imkanları bildiğimiz için olabildiğince özgün geliştirmeye önem veriyoruz. Eğer bunu yapamıyorsak, uluslararası birtakım birlikteliklerle bunu gerçekleştirmeye çalışıyoruz. Bu, bizim için şu bakımdan önemli; en azından işbirliği içinde, koyduğunuz para kadar bir iş alabiliyorsunuz. Biraz sonra bununla ilgili örnekleri vereceğim.

Artık dünyada –Amerika dahil- gelişmiş ülkeler tamamıyla kendi bütçeleriyle, kendi imkanlarıyla sistem geliştirmekten vazgeçiyorlar, yani artık çok uluslu konsorsiyum yaklaşımları var ve Türk şirketleri de bunlarda rol almakta gecikmemeliler.

Eğer ortak geliştirme imkanıyla birlikte bunları da yapamıyorsak,  tabiî ki silahlı kuvvetlerin ihtiyaçları bu kapsamda değerlendiriliyor. Silahlı Kuvvetlerin de sektöre güveninin gelişmesiyle birlikte, birinci ve ikinci tercihleri uygulamaya çalışıyoruz.

Demin söylediğimiz üçlü kategori, üç adımda çalışma yöntemini, elimizdeki geliştirdiğimiz, yürüttüğümüz veya sonlandırdığımız projeler üzerinden gidersek; zırhlı muharebe aracı, aslında geçmişi olan ilk projelerimizden birisidir. Ama ikinci kısmına Ekim 2000 tarihinde başladık. Bu bir ortak yatırım şirketi; FNSS, Nurol, ortaklığıdır. Proje tamamlandığında  gayet başarılı ve silahlı kuvvetlerin envanterinde yerini aldı.

Black Hawk Helikopterinin modernizasyonu. Aslında Türkiye’nin havacılık sektör için önemli, kilometre taşı olan bir proje. İçindeki avionic’leri söküp tamamıyla yeni yapıları oluşturmak, içine –hava radarı dahil- gerekli yeni unsurları koymak, haberleşme sistemlerini yenilemekle ilgili bir projedir. Halihazırda bu projeyi tamamlamak üzeredir.

C-130 Modernizasyonu: Bunlar da Hava Kuvvetlerimizin envanterinde bulunan naklîyi uçaklarıdır. Artık belli bir aşamadan sonra –Deniz Kuvvetlerimizin kullandığı deyimle- avionic unsurların gelişmesiyle birlikte bütün uçak kokpitinin yenilenmesi şeklinde bir çalışma yapılıyor ve bu proje de halihazırda yürüyor.

Leopard Tankları, demin de örneğini vermiştim, Aselsan’ın “inhouse” geliştirdiği birtakım sistemler ve ürünlerdir. Bunlar bir araya getirilerek bir ana kompüter üzerinden  kontrol  edilerek tankların atış kontrol sistemleri modernize ediliyor. Halihazırda teslimatları sürüyor.

Stinger, malumunuz 90’ların başında Hollanda’dan füze teknolojisi konusunda teknoloji transfer yoluyla Aselsan’da yaptığımız bir çalışmaydı ama, daha sonra bunu araçlara monte ederek kaideli, monteli bir sistem haline dönüştürerek Aselsan öyle bir ürün geliştirdi ki, geçen sene bunu Hollanda’ya ihraç etme imkanı bulundu. Bu, aslında üzerine bir know-how inovasyonla bir şey koyduğunuz zaman herhangi bir ülkeye herhangi bir şey satmanızın engel tanımayacağı güzel bir örnektir.

Bizim açımızdan önemli bir örnek; teknoloji. Bu konuda da Aselsan ile kapsamlı, büyük alt başlıkları olan bir projede çalışıyoruz. Halihazırda Irak operasyonunda da kullanılan helikopterlerimizde füze ikaz sistemleri, bunların karşı tedbir atma sistemleri ve mühimmatları üstlerine yüklenmiş şekilde uçuyorlar. Bu anlamda da silahlı kuvvetlerimize belli bir güvenlik sağlandı. Bu projenin devamı da peyderpey teslim edilecek.

Milli Gemi; Deniz Kuvvetleri Komutanlığımızın koordinasyonunda, tasarımı tamamen yerli imkanlarla gerçekleştirilen üzerine tüm elektronik cihazları Aselsan, Havelsan iş ortakılğı tarafından konulacak bir gemi. Bununla ilgili olarak bu yılın sonuna doğru geminin suya indirilmesi planlanıyor. Önümüzdeki yıldan itibaren de radarlarıyla birlikte diğer tüm elektronik unsurları gemide konuşlandırılacaktır.

Ani Müdahale Botu; bu da aslında çok önemli. Kendi sınıfında önemli bir ürün haline gelmiş, dünyada tanınmış, bir çok yere ihraç ettiğimiz bir üründür. 90 tonluk sahil botu, bunların çeşitli varyasyonları İstanbul’da mevcut bazı tersanelerimiz üzerinden silahlı kuvvetlerimize sağlanıyor.

Genesis, FFG Seven denilen, firkateynlerdeki komuta kontrol merkezlerinin modernizasyonu; Bunu,  Havelsan ve iş ortaklarıyla birlikte gerçekleştiriyoruz. Artık 25 yıllık olmuş gemilerin bütün komuta kontrol merkezleri, kumanda merkezleri şu anda yenileniyor.

Milli İnsansız Hava Aracı; bunların teslimatlarını yaptık. Daha doğrusu devam ediyor ve bölgede de kullanımları gerçekleştirildi.

Milli Eğitim Uçağı; keza TAI tarafından gerçekleştiriliyor.

Gelecek Nesil Ana Muharebe Tankları konusunda şu anda Otokar ile bir sözleşme aşamasındayız.

Bunlar, kendi geliştirdiğimiz projelere örneklerdir.

Uluslar arası projelere iki örnek vereceğim; JSF, Amerika ve Lockheed Martin önderliğinde ve ana yükleniciliğinde yapılıyor. Türkiye burada bir paydaştır. Bunun karşılığında da Türkiye, uçakta, TAI’nin birtakım parçalar üretmesi imkanını kazanıyor. Ayrıca  şu anda şirketlerimiz Lockheed Martin’e alt yüklenici olarak  konusunda da çalışmalarını sürdürüyorlar.

A400M; Çok önceden Avrupa’da başlamış, bir konsorsiyuma üye olmanın Türkiye tarafından bir kazanıma dönüştürülmesi mümkün oldu. Özellikle Airbus Military tarafından gerçekleştirilen bu projede Türkiye 10 uçak satın alacak ve bu 10 uçaklık satın almanın karşılığında da Türkiye’de şirketlerimize iş olanağı yaratıyoruz.

Ortak üretim projeleri de; yabancı birtakım şirketlerle geliştirilen projeler; mayın arama gemisi buna bir örnektir. Barış Awacs, Boeing ile birlikte yapılan

Attack Helikopteri, çok yakında yürürlüğe girmesi planlanan projede de İtalyan Agusta Western ile birlikte tamamıyla, ileride Türkiye’nin de satış olduğu bir helikopter tipini, elektronik unsurlarını da kendi imkanlarıyla yerleştirerek kullanacak.

Yakın dönemde karar verilmesi beklenen uydu projesi; bunda da yabancı ortak olacak ama, Türkiye’de TAI, Türksat, Roketsan, Aselsan gibi şirketlerimize de iş payı yaratarak bir sonraki    projesi için önemli bir kazanım elde etmeyi düşünüyoruz.

Bütün bu projeleri yaptığımız, silahlı kuvvetlerinin kabiliyetlerine baktığımız zaman, üç temel kategoriye ayırdığımızı görüyoruz. Bunlar, başlangıçta tabiî ki regülasyonlar oturmadan, imkanlar belli olmadan yerli sermaye parasını harcamıyor; yani, bunda bir yanlışlık yok. Ekonominin temel kuralları burada da geçerli. Başlangıçta silahlı kuvvetlere ait askeri fabrikalar –keza bunlar hala bir çok projede görev alıyorlar- ve Silahlı Kuvvetler Vakfı kuruluşları, ağırlıklı olarak TAI, Aselsan, Havelsan,’ı saymak mümkün, MKE statüyle çalışmalarını halen sürdürüyor. Bunlar önemli bir boyutta halihazırda projelerimizde rol alıyorlar.

1990 yılından itibaren yabancı firmalardan  bahsetmiştim. Onların, varlıklarını halen sürdüren sektörde rollerini devam ettiriyorlar. Özel kuruluşlar da özel sermayenin, özellikle bu büyük savunma portföyünün içeriye açılmasıyla birlikte oyuncu sayısının arttığını gördüğümüz bir alandır.

Sonuçta, kara, deniz, hava sistemleriyle askeri yazılım, simülasyon, savunma elektroniği, sivil   mühimmat, füze, roket ve  konularında Türkiye’de sanayinin temel kabiliyetlerinin oluşmaya başladığını görüyoruz.

Bunların üzerinden temel birtakım kavramlarla geçelim dersek,  tekerlekli taktik araçlarda BMC’yi, Otokar, FNSS, Nurol’u saymak mümkün.

Deniz sistemlerinde, İstanbul’da yerleşik bir grup tersane, ayrıca bunların komuta kontrol sistemlerini yapan birtakım şirketlerimiz var.

Havacılıkta ağırlıklı merkezimiz TAI. Ama, bunun yanında Eskişehir’de yabancı ortaklı, çok başarılı bir motor fabrikası olarak çalışmalarını sürdüren TEI ve Alp Havacılık’ı saymakta fayda var.

Askeri yazılım ve simülasyonda, burada, görünenden fazla oyuncu var, ancak  önde olanları, ana entegratörlük görevi verdiğimiz firmaları buraya yazdık. Artık bu projelerde hiçbir şekilde yurt dışına ihaleye çıkmıyoruz. 15 sene önce bunu söylemek çok da kolay değildi, ama s on 6-7 senedir hiçbir ihalemizde yabancı firmalar yer almıyor.

 Savunma elektroniğinde de keza, bir kısmı lisans altında ama önemli bir kısmı da özgün tasarım yöntemiyle cihazlar geliştiriyoruz.

Silah ve mühimmat bu sektörü, çok fazla ana konusu olmadığı için hızlı geçiyorum.

Füze ve roketler de keza.. Eğer ilgilenenler varsa, kendilerine detaylı bilgi verebiliriz.

Lojistik de aynı şekilde…

Bütün bunları yaparken de Müsteşarlık da kendini değiştirmek, dönüştürmek zorunda hissediyor. Doğal olarak, sektörü yönetirken önceleri 6-7 firmayı yönetirken şimdi 93 üyesi olan Sasad’ı yönetmek, keza bugünkü toplantıda konuştuğumuz telekom ve otomotiv yan sektörlerini yönetmek kolay değil. Müsteşarlığımız da kendi iç  yazarak, bilgi yönetimi daha somut, anlaşılır ve tekrarlanan uygulamalarla öğrenen bir kurum olma yolunda adımlar atıyor. Bunlar son 2-3 yılımıza damgasını vuran çalışmalardır.

Bu yolla da “maliyet/etkin” bir çalışma geliştirdiğimizi düşünüyoruz. Kamu kuruluşlarının kendilerine artık bir ayna tutmaları açısından da biz kendimizi böyle bir kategoriye yerleştiriyoruz.

Bilgi yönetimi konusunda da iyileştirmelerimiz özellikle bu yıl artarak sürecek.

Off-set; bu konuda detaya girmeyeceğim, yine web sitesi üzerinden detayları öğrenilebilecek bir konu, ama bu önemli bir araç. Bunu, yabancı şirketlerin Türk ürünlerini dışarıya ihraç etme konusunda sıkıntıya düştüğümüz bazı konularda   olarak kullanıyoruz.

   Sadece genel bir bilgi; halen yürürlükte olan çalışma var. Bunun boyutlarına ve detaylarına girmiyorum. İlgilenen kuruluşlarımız, telekom şirketlerimiz, ICT şirketlerimiz, bu konudaki ilgili arkadaşlarımızdan bilgi alabilirler.

“Kalitenin takibi” konusuna da bir iki slaytta değinmek istiyorum; Savunma Sanayi Müsteşarlığının son dönemdeki yapılanmasıyla birlikte   proje aynı anda bir çok kuruluşa verildi. Bunların yerinde denetlenmesiyle ilgili olarak   temsilcileri eliyle konfigürasyon denetimlerini yapıyoruz. Sözleşmelere koyduğumuz hükümlerle de   bütün sektöre yaygınlaştırıyoruz. Bu, aslında uluslararası standartların aşağıya doğru indirilmesi, uygulanması açısından da bir çalışma. Bunun telekoma, enerjiye, sağlığa –hangi sektöre hizmet ederse etsin- faydası olacağını görüyoruz.. firmaları denetleyip, değerlendirip birtakım sertifikalarımızı veriyoruz. Onların proje kalitelerine uyumluluklarını,      uyumluluklarını da  onaylıyoruz.

Ar-Ge yatırımlarında, Tübitak kaynaklı Ar-Ge  Müsteşarlığımız. Savunma Sanayi konusunda ciddi, büyük  blok bir proje yürütülüyor. Mükemmeliyet Merkezleri yoluyla da Ar-Ge yatırımlarını daha kontrollü hale getirmeyi planlıyoruz.

Yüzde 25 olan yerli katkı payını yüzde 50’ye çıkarmakla ilgili olarak 2007-2011 planında bir stratejik hedef koyduk. Bugün itibarıyla, son iki yıllık çabalarla bu oran bugün yüzde 37’lere ulaşmış durumdadır. Bu oran da hedef yarı yarıya ulaştığımızı gösteriyor ama, yüzde 50’yi geçmemiz gerektiği de bizim çok iyi bildiğimiz bir konu.

Bu nedenle sanayi dönüşüyor, müsteşarlık dönüşüyor, aslında hep beraber başka bir yöne doğru dönüşüyoruz. Bu slayt da bunu gösteren bir slayt;   tasarımcılığa; alt sistemlerle uğraşmaktan sistem entegrasyonuna; sadece bir proje için kurulup kaybolan, iflas eden şirketler yerine daha güçlü  yapılara doğru dönüşmeye çalışıyoruz.

Burası, sanki toplantımızı özetleyen bir yer: Sanayiden kopuk, “Biz savunma sanayiciyiz, başka bir yere bakmayız” diyen bir sektörden, iş paydaşları, iş ortakları ile birlikte çalışan entegre bir yapıya doğru dönüşüyoruz. Tabiî ki kullanıcıdan kopuk değil; onlara çözüm üreten bir yapımız var.

Sayın Müsteşarımızın da konuşmasında ifade ettiği, demin anlattığımız “komşu sektörler” yaklaşımını özetleyen bir durum. Bize göre savunma sanayinin  derinliği 4 aşamada özetlenebilir; birinci olarak “ana müteahhitler, sistem entegratörleri” dediğimiz büyük oyuncularımız var, onların altında –tabiî ki- “alt sistem üreticileri”, çok büyük inovasyon geliştirmeleri için kurulmuş “teknokent şirketleri” var, altlarında da “araştırma enstitüleri, üniversiteler” olarak linkleri var. Yani aşağıya doğru bu dört seviye, bizim, projelerimizde muhatap olduğumuz, çalıştığımız kuruluşları özetliyor.

Tabiî ki bunların otomotiv, gemi inşa, elektronik, bilişim, telekom gibi yan sektörlere doğru yayıldıklarını görünce, büyük bir camiadan bahsettiğimiz ortaya çıkıyor.

“Özgün ürünler” konusu neden önemli?.. Özgün ürünleriniz olmazsa belli bir süre sonra sektör daraldığı anda, herhangi bir ekonomik krizde veya bir sıkıntı olduğunda ilk eleman kaybeden sektör savunma sektörü oluyor. Telekom’un oyuncuları da buradayken söylemek aslında ne kadar doğru bilmiyorum ama, 2001 ‘deki krizde telekom sektörü, savunma ve finans sektörlerine çok eleman kaybetti. Aslında bu belki bizim sektör için bir kayıptı ama, yetişmiş personelin diğer sektöre getirdiği katma değer açısından da bir kazançtı.

Bu ürünleri yurt dışına götürdüğümüz zaman artık anlatacağımız, göstereceğimiz bir şeyler var. Bizim için ICT sektöründe çalışma felsefesini buna oturtması gerçekten çok önemli; yani, proje için “yaptım, bitirdim, işimi teslim ettim, paramı aldım” mantığından ziyade, bunun başka bir kuruluşa, başka bir ülkeye veya başka bir yapıya nasıl dönüştüreceğimizi sürekli olarak aklımızda tutmamız lazım.

“Beraber Çalışma Kültürü” konusunda Sayın Başkanımız çok veciz bir şekilde konuşmalarında ifade ettiler; beraber çalışamıyoruz. Böyle bir sorun var. Yani, olmamasını ümit ettiğimiz genetik bir arıza. “Eline sopayı alıp yönetmek” ne kadar doğru bir tabir bilmiyorum, ama kamunun belli kuruluşları, Telekomünikasyon Kurumu gibi regülasyondan sorumlu kuruluşları, Savunma Sanayi Müsteşarlığı gibi projeler eliyle sanayiyi güçlendiren kuruluşları, sanki böyle bir yöntem uygulamalı.

Havelsan’da biz simülatörler gerçekleştiriyoruz. Şu anda kabul aşamasına geldi; Black Hawk Simülatörleri yapıyorlar. Bunlar bayağı canlı uçuş simülatörleri. Bunlarla ilgili 19 tane yerli ana/alt yüklenici kullanılması konusunda kendileri zaman içinde ikna edildiler. Bunun başka yolu yok; ama, ikna olunduktan sonra gelinen noktaya bakarsanız, aynı Havelsan şimdi Cooger simülatörlerini yapacak bize. Bu 19 sayısını 20-21’e çıkarma talebini kendileri getiriyorlar!.. Bilmiyorum, Havelsan’dan arkadaşlarımız buradalar mı, öğleden sonra da Sayın Genel Müdüre teyit ettiririz. Bu, iyi bir şey; hem inovatif çalışan küçük/orta ölçekli işletmeler açısından da önemli. Biz burada sadece –kamunun sorumluluğu açısından- “biz projeyi verdik, kurtulduk” diyebilirdik. Hayır; oradaki alt katmanlara, demin gösterdiğim alt katmanlara projenin sağlıklı yürütülmesi açısından böyle yapılması gerekiyor.

Yaklaşık 2 milyon satırlık bir görev bilgisayarı yazılımı geliştirildi. Bu çok kıymetli. Bunun neden bir örnek olarak koyuyoruz?.. Biz bunu bir örnek olarak teslim ettiğimiz zaman, silahlı kuvvetler bunu bir pilota emanet edip uçuruyorlar. Orada bir can var, ülke güvenliği var, savunma var, insan emniyetiyle ilgili uymanız gereken kesin kurallar var,     gerekiyor. Bu yüzden    yani yazılım standartları konusunda   aslında sektörümüzü bilinçlendirme konusunda  bir misyon sahibi ve bunu da doğru yönlendirdiğimizi düşünüyoruz.

Dünyada gelişen en son 178B standardı,   uygulanıyor; yani artık “5 sene sonra uygularız, acelemiz yok” demek şansı yok. Eğer bu ürünü sistemin önemli bir parçası yapacaksanız bunun şartlarına da uymanız gerekiyor.

Büyüklükler bazı şeyleri de gösteriyor. SSM çok yakın dönemde askeri yazılım projeleri gerçekleştirdi. 25-30 milyon/satır yazılmış. Gömülü yazılımları saymıyoruz, onlar zaten bunun içine yedirilmiş, telsizinden tutun da   kadar, onları ayırıyoruz. Sadece aplikasyon (uygulama) yazılımları dediğimiz   Türkiye’de son dönemde savunma sanayi eliyle başlatılmış projelerdir.

Bu anlamda, dünyada yazılım sektörü kendini de kanıtlıyor; yani, kazandığı parayı Ar-Ge’ye döndüren ve bu sayede de kendisini kanıtlayan bir sektör. Milyarlarca dolarlık IT sektörünün kendini bu aşamaya getirmesi kolay olmuyor. Sağlıkta da benzeri bir yapı var ama,  yazılımdaki bu örneği hep aklımızda tutmamız lazım. Bizim IT’cilerimiz “günü kurtaralım” derken bir sonraki günü de düşünmek ve bir Ar-Ge hazırlığı yapmak zorundalar. Ar-Ge’yi yaparken de, demin söylediğimiz gibi, outsource etmeleri lazım. Artık çok klasik oldu, Hindistan örneğini vermeyelim.  Şimdi korkarım ki ikinci trende Kuzey Avrupa’da çıkan birtakım örnekler var. Ümit ediyorum Türkiye bu açıdan, daha fazla gecikmeden, kamu eliyle yazılım projelerini sağlık

Savunma sektörüne bu kadar para ayırdık,  bunu da gösteren en iyi tablo budur: 1997 yılından 2006’ya kadar olan gelişimi gösteriyor ki, ara ara kriz dönemlerini hissediyor, görüyorsunuz ama, Türkiye içeriye bir enjeksiyon yaptıkça, yıllık ciro rakamlarına baktığınız zaman, en son 1.7 milyar dolarlık bir rakama ulaştık. Görmüş olduğunuz gibi, eğri, şu anda sağlıklı gidiyor.

Bu sağlıklı gidiş, söylediğim gibi, kamunun içeriye enjeksiyonu. Peki bunu dengeleyici unsurlar nelerdir; ihracat!.. İhracatta, yoktan buralara gelmek açısından çok faydalı bir nokta, ama yeterli mi, hayır değil. 150 milyon doları şu anda yetersiz buluyoruz ve şu anda da sektörümüzle birlikte gece gündüz mesai yapmaya gayret ediyoruz.

Demin anlattığım sertifikasyona geri dönersek, Savunma Sanayi Müsteşarlığı burada, IT sektörü kabiliyetleri dünyaca kabul gören bir yapıya dönüştürülmesi için çok çaba gösterdi. Bu, son iki üç yıldır sektörde  görüyoruz. Bizim açımızdan, bizim risk edecek bir sistemimiz yok, yani demin bir pilot örneğini verdik. O pilotun önünde koşan yazılım  bir yanlışlık yaparsa hiç şansınız yok, geri dönüş imkanı yok.

Sivil uygulamalarda belli bir yere kadar katlanabiliyorsunuz, ama sonuçta yazılım ürünlerini geliştiren şirketlerin dünyaca kabul görmüş sertifikasyonları almaları şarttır. “Neden?” derseniz, sadece Türkiye’ye satış yapmayı düşünüyorsanız, evet, bu sertifikasyonu almadan da yaşarsınız. Şuna benziyor: Türkiye’de İngilizce bildiğinizi ispatlamak için KPDS belgesi yeterli, kimse sizden TOEFL sormuyor; ama, yurtdışına gittiğinizde “ben İngilizce biliyorum” dediğiniz zaman size “TOEFL belgeni göster” diyorlar. O yüzden biz, KPDS ile TOEFL arasında kendi hedeflerini doğru biçimde oturtmuş bir sektör görmek istiyoruz ki, ikna edebilsinler ve bunları daha iyi satabilsinler. Hindistan’ın başarısının arkasında da bu vardır; onlarca “CMMI-3”   q nerede?.. Ne mutlu ki bizim en azından bir miktar ivmelendirdiğimizi düşündüğümüz şu anda 6 şirketimiz CMMI-3 belgesini edinmiş durumdalar. Bir firmamız da Avrupa’da ilk oldular; CMMI-3 belgesi   seviyesine ulaşarak çalışmalarını sürdürüyorlar. Diğer şirketlerimizin de bu konudaki çalışmalarını gördüğümüz zaman çok mutlu oluyoruz.

Bu da kamunun yararına bir taleptir. Biz Savunma Sanayi Müsteşarlığı da görmek istiyoruz. Artık şartnamelere CMMI-3 veya benzeri standartları yazmamış şart. Yani şirketler –olur olmaz- gelip “ben yazılım geliştirdim” dememeli. Bu konuda biraz zorlayıcı olmalıyız diye düşünüyorum.

Toparlamak gerekirse, b toplantıları yapıyoruz da, bu toplantılarda –çay ve kahve ikramlarının dışında- bazı vaatler de vermemiz lazım. kamunun vaadi şu: telekom, IT ve savunmanın birleştiği alanlarda    temel olarak projelerin isimlerinden bahsetti. Ben burada iki örnek vermek istiyorum; birisi, Ramsfeld’in eski görevinde ifade ettiği bir cümle var: “Dünyanın herhangi bir yerinde, bir lokasyonunda bir ABD askerini hedef alan bir tehdidi anında yakalayıp, o tehdit askeri tehdit etmeden bertaraf etmek!” Bir doktrin cümlesi gibi duruyor ama, arkasında, altında uydu iletişim teknolojilerinden görüntü teknolojilerine,   imkanların oluşturulmasından, o verilerin anında ilgili askere ulaştırılmasına kadar, bir piyadeye ulaştırılmasına kadar bütün verileri içeren, daha sonra “cencor to shoter” denilen, algılayıcıdan tetiği çeken adama kadar geçen sürecin kısaltılması,    o sürecin anlaşılır hale getirilmesi   nosyonuyla yenilenen sensör temelli haberleşme mimarilerine doğru gidiyoruz. Zaten o dönemin içindeyiz ama, artık bu konularda ciddi mesailer yapılıyor.

Bu slayt, IT’cilerin çok sevdiği “soa”. Burada da yine Amerikan yönetiminden Savunma Bakanı Cheney’in daha önceki Savunma Bakanlığı görevindeki, bundan 15 sene önce başlattığı “ticari ürün kullanımı” yaklaşımının geldiği yeri görüyoruz. Aslında IT sektörünün ürettiği bir teknolojiyi şu anda savunma içeriye doğru alıyor ve ucuzlaştırmaya, yaptıklarını basitleştirmeye çalışıyor.

Ağ merkezli savaşı konuştuk.

Bize göre büyük bir bütçe, pazar ve portföy de yine kamunun yürüttüğü Anayurt Ülke Güvenliği projelerinde saklı duruyor.

Askeri veri linklerine bir örnek; bu klasik “muhaberesiz muharebe olmaz” slaytları arasına, kendimizi biraz iyi hissedelim diye koydum. Sahil Güvenlik Komutanlığımız için sahil gözetlemede genel bir sistem koymaya çalışıyoruz. Sensörler ve bunların haberleşme sistemleriyle   harekat odaları var. Bu konuda Denizcilik Müsteşarlığımızla da koordineli bir çalışma yürütüyoruz, çünkü onların da benzeri bir çalışmaları var. Bu yolla “su üstü trafik izleme” sistemi kurulacak, yani bir radar üzerinden gelen bir verinin hızlı bir şekilde bu merkezdeki karar vericilere ulaştırılmasıyla bir anlam ifade ediyor.

Ağ merkezli savaşın detayına girmiyorum.

Artan bir bilgi paylaşımı var; çok ağır ve yoğun bir bilgi var, yani uydudan    indiriyorsunuz, haberleşme kanalına başka bir şey geliyor, karar vericilerin önüne başka türlü ulaştırılması gerekiyor ve bunları insan eliyle yapmanız çok zor. Kendinize, eşgüdüm sağlayan  sistemler kurmanız gerekiyor, sistemler kurmanız gerekiyor.

Bu da klasik bir sistem;  özellikle komuta kontrol sistemleriyle ilgili şirketlerimizin çok çaba harcamalarını ve Ar-Ge yatırımları yapmalarını bekliyoruz.

Son olarak da Anayurt Güvenliği: Bu da İçişleri Bakanlığımızın koordinasyonunda yürütülen, çok değişik  kamu kuruluşlarının yürüttüğü  projeleri ifade ediyor. İçinde komuta kontrol, karar destek, analiz planlama unsurları olan bir çok sensörün getirdiği bilginin füzyonunu, birleştirilmesini sağlayan ve yerel, bölgesel merkezi sistemlerle birleştiren büyük bir resim ve bu resmin içinde ICT ve savunma sanayi şirketlerimizin çok ciddi roller alacağını düşünüyorum. Geçen sene de zaten bununla ilgili bir konferans düzenlemiştik. Bu sene de  tekrarı olacak diye düşünüyorum.

Savunma sanayi, gelişmesini büyük bir ivme ile sürdürüyor. Yüksek performans ve kalite standartlarına sahip olmaya çalışıyoruz. Bu sayede de uluslararası oyuncu olmanın gerekli olduğunu ve bizi daha sağlam bir şekilde uluslararası arenaya taşıyacağını düşünüyoruz.

Buna paralel olarak bilişim ve telekomünikasyon teknolojilerinin  artık günümüzün “olmazsa olmaz”ı olduğunu söylemek gereksiz. Bununla ilgili olarak savunma sektör ile ICT sektörü oyuncularının işbirliği içinde ve bir araya gelerek gerek Telekomünikasyon Kurumunun regülasyon ve kurallar çerçevesinde gerekse Telekomünikasyon Kurumunun koyduğu stratejik hedefler doğrultusunda beraber çaba ve çalışmalarını sürdürmelerini diliyoruz ve bu çabaların bir ilk adım olması ümidiyle bu konferansın başarıyla tamamlamasını diliyor, saygılarımı sunuyorum.

BİRİNCİ OTURUM

Oturum Başkanı: Mete Arslan (Daire Başkanı, SSM)

Katılımcılar: Sayın Ayhan Evren (Selkom), Sayın Hüseyin Çağlar (Globalstar), Sayın Şenol Uzun (Aselsan), Sayın Yavuz Bartu (STM), Sayın Turgay Maleri (Gate), Sayın Celal Sami Tüfekçi (Türksat)

 

OTURUM BAŞKANI: Sayın Vekilim, Sayın Müsteşarım, Sayın Başkanım, sayın katılımcılar; öncelikle hepinize hoş geldiniz diyorum.

Lütfü bey, konuşmasında Savunma Sanayi Müsteşarlığının faaliyetleri ve kuruluşuyla –hatta projeleriyle- ilgili oldukça geniş bir bilgi arz ettiler.

Savunma Sanayi Müsteşarlığının kuruluşundan bu yana 23 yıl kadar bir süre geçti. Biz bu süre içinde, başlangıçta Türk Silahlı Kuvvetlerinin ihtiyaçlarının bir kısmını direkt tedarik yoluyla, bir kısmını ortak üretim, lisans altında üretim, ondan sonra yerli savunma sanayinin kabiliyetlerinin gelişmesine paralel olarak, yerli ana müteahhitlerinin önderliğinde ortak üretim ve artık son on yıl içinde de silahlı kuvvetlerimizin ihtiyaçlarını, kendi özgün geliştirmelerimiz veya platformların içine koyduğumuz, komuta kontrol bilgi sistemleri ve en azından sensör sistemlerini yurt içinde üretmek ve bunların  entegrasyon kabiliyetlerini kazanmak olarak gerçekleştirdik.

Bu son on yıl içinde kendi özgün ürünlerimizi geliştirirken, iki elin parmakları kadar olan savunma sanayi  firmalarımızdaki imkan ve kabiliyetlerimizi değerlendirdik ve baktık. Son yıllarda, gördük ki  özellikle savunma sanayimiz sivil elektronik ve bilişim sektörleriyle yani komşu sektörlerle oldukça yakın bir etkileşim içinde ve savunma sanayimizin elimizdeki mevcut proje potansiyelini ve ileride gerçekleştirilecek projeleri gerçekleştirmek için gerek insan kaynakları ve gerekse üretim altyapısı olarak imkanlarının kısıtlı olduğunu biliyoruz. Şiddetle, savunma sanayi sektöründeki şirketlerle birlikte çalışabilecek sivil sektörler, özellikle bilişim, telekom ve telekomünikasyon alanında çalışan şirketlerle işbirliği yapmasının gerekli olduğunu değerlendiriyoruz.

Bu konferansımızın amaçlarının en başta gelen nedenlerinden birisi budur. Bu amaçla, bundan bir buçuk ay kadar önce de İstanbul’da deniz platformlarıyla ilgili bir konferans gerçekleştirdik. Oradaki amacımız da, askeri tersanelerimizin yanında mevcut deniz platformlarıyla ilgili projelerimizin sivil tersanelerde de gerçekleştirilmesi, hatta bu platformda kullanılan alt sistem üreticilerinin de ürettikleri ürün ve kabiliyetlerin gerekli askeri standartlar, kalite güvence sistemleri uygulanarak ve gerekli sözleşme şartlarına uygunlukları da sağlanarak savunma sanayiinde de çalışmalarının mümkün olması.

Bugün, savunma sanayinin yanında telekom ve bilişim sektöründe çalışan firmalarımızı da buraya davet ettik. Bu, bizim bu alanda düzenlediğimiz ilk konferanstır. Buradaki amacımız bir farkındalık yaratmak ve siz katılımcılar aracılığıyla bunu, komşu sektörlerimize yaygınlaştırmaktır.

Bugün bu konuyla ilgili üç oturum yapacağız. Oturumlarımızdan birisi öğleden önceki programımızda, diğer iki tanesi de öğleden sonra gerçekleşecek. Elinizdeki programlara bakarsanız oturumların belirli bir konusu yok; çünkü, firmalarımızın –ilk konferans olması nedeniyle-  belirli konularla sınırlamak istemedik. Öncelikle onların kendi düşüncelerini sivil ve savunma sanayinde etkileşimin nasıl sağlanacağıyla ilgili, insan kaynaklarının ve üretimin altyapısının nasıl kullanılacağına ilişkin görüş ve önerilerini dinlemek istedik. Bugünkü ilk oturumdaki konuşmacılarımız biraz savunma sanayi ağırlıklı kuruluşlardır.

Yanımızda Aselsan var; askeri elektronik sahasında Türkiye’nin en büyük firması.

Selkom, daha çok savunma sanayi ağırlıklı olarak çalışan bir firmamız, ama sivil sahada da faaliyet gösteriyor.

STM ve Gate var; onlar artık ürünlerini –yüzde 50, yüzde 50 diyelim- çeşitlendirdiler. Savunma sanayinin yanında, hem sivil sektörde çalışıyorlar hem de diğer kamu kuruluşlarıyla projeleri var.

Bunun yanında Globalstar firmamız var; o da telekom sektöründe çalışan bir firmamız.

Bu kuruluşlarımızın deneyimlerini, tecrübelerini, bu konferanstan beklentilerini dinlemek üzere, müsaadenizle oturumu başlatıyor, konuşmasını yapmak üzere ilk sözü Aselsan HC Elektronik Tasarım Direktörü Şenol Uzun’a veriyorum.

ŞENOL UZUN (Aselsan)- Sayın Vekilim, Sayın Başkanım, Sayın Müsteşarım ve değerli konuklar; hepiniz hoş geldiniz.

Ben konuşmamda, “Aselsan’ın haber çözüm sistemleri nelerdir?” konusunda sizlere bilgi vermeye çalışacağım.

Aselsan’ın haberleşme ana faaliyet alanlarını sıralayacak olursam, askeri haberleşme cihazları ve sistemleri alanında taktik saha muharebe sistemleri, taktik telli/telsiz haberleşme sistemleri, taktik mobil kontrol komuta kontrol sistemleri, tanıma/tanıtma sistemleri, uydu haberleşme sistemleri, deniz haberleşme, avionik sistemler,     kripto cihazları.

Askeri haberleşme sahasına baktığınızda, Aselsan’ın tüm alanlarda faaliyetleri var. Bunun dışında kamu güvenliği haberleşme cihazları sistemleri faaliyet alanında da çalışıyoruz. Bunların en önemlileri profesyonel telsiz sistemleri, telli/telsiz entegre haberleşme sistemleri ve profesyonel telsizler.

Askeri haberleşme çözümlerine baktığınızda en üst seviyede stratejik haberleşme sistemleri var. Bunun dışında taktik saha haberleşme sistemleri, üçüncü seviyede de taktik telsiz ve uydu haberleşme sistemleri mevcut.

“Bunlar nerelere hizmet veriyor?” diye bakacak olursak; taktik komuta kontrol unsurları bir tarafta, diğer tarafta da harekat merkezleri yer alıyor. Bunlar, ses, veri ve video anlamında tüm kullanıcılara hizmet sağlıyorlar.

Aselsan’ın askeri haberleşme çözümlerinde en önemli projemiz taktik saha muhabere sistemi. Bunun dışında müşterek harekat alanı veri haberleşme sistemi var. Taktik haberleşme cihazları ve kripto bilgi güvenliği ürünlerimiz mevcut.

Taktik saha haberleşme sistemleri alanında 2000 yılında faaliyetlere başladık. Şu anda 4 Tasmus paketini teslim ettik, önümüzdeki yıllarda da Tasmus’un yeni halini teslim edeceğiz.

Taktik telsizler faaliyet alanında ise 1980 yılında üretimle başladığımız faaliyetlerimizi, kendi özgün ürünlerimizi tasarlayarak geliştirdik. Şu anda yazılım tabanlı telsiz aleti ailesini geliştirme ve üretim faaliyetlerini yürütüyoruz.

Bunun yanı sıra, en alt düzeyde el seviyesinde haberleşme için kullanılan Manga Telsizi ürünümüzü de geçen yıl itibarıyla gerçekleştirdik ve ilk teslimatını Aralık ayı itibarıyla yaptık. Önümüzdeki aylarda da kalan teslimatlarını yapacağız.

Kamu güvenliği haberleşme çözümlerine baktığımız zaman kamu güvenliği ve acil yardım haberleşme sistemlerimiz mevcut. VHF ve UHF bantlarında çalışan profesyonel haberleşme cihazlarımız var. Ayrıca da bunların tamamını yönetmek için kullanılan “Frekans Yönetim Sistemimiz” de mevcut.

Profesyonel telsiz sahasında en önemli projemiz geçmişte yaptığımız SK-2 telsiz  sistemiydi. Milli sayısal kriptolu ses ve veri iletişimi amacıyla kullanılıyor. Çalışma frekans bantları 146, 174 ve 406, 470 Mhz.

81 ilde kurulu 600 aktarıcı ile hücresel kaplama sağlıyor. Ayrıca Türk Silahlı Kuvvetleri ve kamu kurumları hizmetinde 70 bin adet kriptolu telsiz kullanımda.

Havadan kripto anahtar dağıtımı yasaklama gibi özellikleri var. Ayrıca bu ürünleri Kıbrıs, Pakistan, Kazakistan, Türkmenistan, Gürcistan, Azerbaycan, Bosna-Hersek, Kosova ve Arnavutluk’a ihraç etmiş bulunuyoruz.

Aselsan kamu güvenliği telsiz sisteminin özelliklerine bakacak olursak, kamu güvenliği ve acil yardım kurumlarının normal, kriz ve afet durumlarındaki sayısal telsiz haberleşme ihtiyaçlarını karşılamak üzere tasarlanmıştır.

Kamu güvenliği ve acil yardım kurumları telsiz kullanılıcılarının yaratacak oldukları haberleşme trafiğini karşılıyor.

APCO25 standartlara uygun olarak tasarlandı, ses ve veri haberleşme hizmetlerini sağlıyor.

Kamu güvenliği sistemi olarak en önemli projemiz JEMUS sistemidir; Jandarma Genel Komutanlığının bir projesidir. İlk teslimat Aydın bölgesine gerçekleştirildi. Şu anda İstanbul ve Ankara bölge çalışmaları yürütülüyor, ilk teslimat da Kırıkkale’ye gerçekleştirilmiş durumda. Hedef, bütün ülkeyi bu JEMUS telsiz sistemiyle kaplamaktır.

Yine Aydın bölgeye –JEMUS sistemine- entegre olarak çalışacak, Sahil Güvenlik Komutanlığının kullanacağı TAHMUS  projesi ile tüm Ege Denizinin haberleşme anlamında kapsama alınması hedefleniyor.

Yine Savunma Sanayi Müsteşarlığımızla birlikte yürütülen TSK XBand uydu haberleşme sistemi projesi gerçekleştirildi. Projede bir adet ana kontrol sistemi merkezi, bir adet yedek kontrol merkezi ve 16 gemi, 19 adet araç, 35 adet sırt ve 1 adet sabit uydu yer terminali mevcut idi. Proje, programa  uygun olarak devam etmekte ve son iki teslimat bu yıl içerisinde gerçekleştirilecek.

  Bu proje ile elde etmiş olduğumuz deneyimler doğrultusunda şu anda Milgem’in XBand uydu haberleşme terminalini kendi imkanlarımızla gerçekleştiriyoruz. Buna ilave olarak da yeni Tasmus Projesinde kullanılmak üzere taşınabilir XBand uydu haberleşme terminali tasarımının yürütüyoruz. Ayrıca hedef olarak da deniz  altı XBand uydu haberleşme terminali ve küçük tonajlı gemi  platformları XBand uydu haberleşme terminalini gerçekleştirmeyi hedefliyoruz.

İşlemsel VHF uydu aktarıcısı ve test ortamı geliştirilmesi projesini yürütüyoruz. Projedeki son durum, geçen sene 21 Mart 2007 tarihinde Savunma Sanayi Müsteşarlığı ile bir protokol imzalandı. Tübitak panelleri sonrası projenin desteklenmesi kararı alındı.

Deniz haberleşme sistemleri üzerinde çalışıyoruz. Halen yürütmekte olduğumuz projeler şemanın sol tarafında, bunun dışında yapmayı hedeflediğimiz projeler ise şemanın sağ tarafında yer alıyor.

Yürüyen projelerden, rüzgar sınıfı hücum botların harici muhabere sistemi modernizasyonu gerçekleştirildi. Türk tipi 80 sınıfı sahil güvenlik botu harici haberleşme projesi devam ediyor.

Yine Milgem’deki entegre muhabere sistemi de Aselsan tarafından gerçekleştirilecek.

Yani tip karakol botu projesi entegre muhabere sistemi ise yeni imzalandı. Buradaki projeler de hedef projelerimizdir.

Bunun dışında, sadece haberleşme değil, haberleşmenin güvenliği de önemli bir husustur. Aselsan olarak tüm üretmiş olduğumuz ürünlerdeki haberleşme güvenliğini sağlamak üzere kripto ürünlerini geliştiriyoruz.

Burada, sadece yeni popüler kripto ürünlerimizi sergilemek istedik. Aslında bütün taktik saha muhabere sistemi telsizlerimizin tamamında entegre kripto yeteneği var. Bunlardan bir tanesi olan 2049 PCMCIA/USB Kripto cihazı genel olarak offline kriptolama şeklinde çalışıyor. Taşınabilir olan bilginin güvenli şekilde bilgisayarınızda saklanması hedefleniyor. Yani, bir Laptop bilgisayara PCMSI ara yüzünden ya da USB ara yüzü üzerinden bağladığınızda bilgisayar ortamınızdaki herhangi bir dosyayı –kripto birimi yardımıyla- kriptolama şansına sahip oluyorsunuz. Bu sayede, bilgisayarınızı kaybetseniz de veya internet üzerinden dosyaları paylaşsanız da bilginin güvenliğini sağlamış oluyorsunuz. Tamamıyla taşınabilir yapısıyla oldukça da kullanışlı olduğunu düşünüyoruz.

Yeni bir projemiz; emniyetli cep telefonu çözümü. Bu konuda da piyasada çeşitli ürünler olmasına rağmen, çalışma prensipleri genelde GSM sistemleri üzerinden data haberleşme altyapısını kullanarak çalışıyorlar.

Burada da, bizim geliştirdiğimiz bir yöntem ile normal ses kanalları üzerinden bu kriptolamanın yapılmasını sağlıyoruz. Bu, bize ne fayda sağlıyor; herhangi bir şebekenin, bir GSM şebekesinin –yurt dışına gittiğinizde- data haberleşme desteği olmayabilir, olan data haberleşme desteğini siz kullanamıyor olabilirsiniz, standart ses kanalları üzerinden kriptolanmış bilgiyi taşıyarak, sayısal hale getirilmiş sesi kriptolayarak, ses kanalları üzerinden, şebekeden bağımsız, şebeke tarafından sunulan data servisinden bağımsız olarak emniyetli bir şekilde haberleşmenizi sağlıyor.

Bunun için de iki tip modül geliştirmeyi düşünüyoruz; bunlardan bir tanesi, herhangi bir bluetooth üzerinden, bluetooth desteği olan cep telefonu ile çalışan kripto birimi, diğeri de kendisi telefon olan birim olacak.

Şu ana kadar anlatmış olduklarım, Aselsan’ın haberleşme alanında  üretmiş olduğu projelerdi. Şu anda yeni olarak neler yapıyoruz, bunlara da kısaca değineceğim.

Haberleşme alanındaki yeniliklere bakacak olursak, IP dünyasındaki gelişmeler çok hızlı. Bilginin hızlı bir şekilde, çeşitli servisler vasıtasıyla, FTP gibi, SMTP gibi, http gibi uygulamalarla paylaşılması mümkün hale geldi.

Ayrıca, gerçek zamanlı uygulamalar olan ses, video haberleşmesi gibi uygulamalar da IP  altyapı üzerinden sağlanabilir hale geldi.

Bunun dışında da artık mobil ortamda hızlı haberleşme yapmak için çözümler mevcut. Bunlar nelerdir; 3G, Wiessline, WıMAX, CDMA-2000 gibi, günümüzde yaygın olarak kullanılmaya çalışılan sistemlerdir.

Ayrıca Türk Silahlı Kuvvetlerimizin yeni haberleşme gereksinimleri de var. Özellikle ortak harekatlarda bulunulduğunda, bir şebeke üzerinden birden fazla güvenlik seviyesine sahip şebekenin taşınması gereksinimi var. Örneğin, bir başka ülkede ortak çalışma yaptığınızda, ülke ile haberleşebilmek için tsknet’i buraya taşımanız gerekiyor. Ortak operasyon yürüttüğünüz için Natonet’i taşımanız gerekiyor. Ayrıca internetten sosyal amaçlı faydalanılması gerekiyor ve bir de sadece Nato ülkeleriyle sınırlı olmayabiliyor; PFB bunların katılması durumunda ayrı bir şebeke kurulması ve bu tür destekleri de aynı şebeke üzerinden sağlamanız gerekiyor. Bunların her birisi için ayrı bir şebeke kurmanın maliyeti çok yüksek. Bunu da, sağlamış olduğunuz haberleşme alt yapısıyla kullanıcılara sunmanız gerekiyor.

Tasmus projesinde yeni gelişmelerimiz var; biraz önce saymış olduğum yeni gelişmelere paralel olarak biz Tasmus’a neler kazandırdık, kısaca bundan bahsetmek istiyorum.

Özelikle Tasmus’un önceki halinde -şemada yeşil renkte görmüş olduğunuz birimler mevcuttu- harekat merkezlerinde, özellikle “esas komuta yeri” veya “geri komuta yeri” diye kurulan harekat merkezlerinde kurulan, harekat merkezlerine yönelik bir altyapısı yoktu. “Mobil Abone Giriş Noktası” diye adlandırılan yerden, hepsine ayrı ayrı terminal  taşımanız gerekiyordu.

Harekat merkezlerinde tamamıyla mobil erişim santralini Netaş ile birlikte ortaklaşa geliştiriyoruz. Bu, tamamıyla IP tabanlı olacak ve CB ethernet  üzerinden sisteme bağlanacak. Ayrıca link hızları da oldukça yüksek hale getirildi. Burada da, özellikle yukarıdaki linklerde Selex ile birlikte çalışıyoruz. 8 MB linki de üniversite ile birlikte geliştiriyoruz.

Tasmus, yüksek hızlı IP haberleşmesini sunmak üzere taktik emniyetli kablosuz yerel alan ağı sistemi, Wireless tabanlı, emniyetli bir sistem Aselsan tarafından geliştirilen, PCMS üzerinden herhangi bir bilgisayara bağlanabiliyor, yüksek hızlarda da IP haberleşmesini yapabiliyorsunuz. Kablosuz tarafta da bir çözüm getirilmiş oldu.

Bunun dışında, biraz önce saymış olduğum Natonet, tsknet, görevnet, internet gibi farklı güvenlik seviyelerine sahip şebekelerin Tasmus üzerinden taşınabilmesi için IP, VoIP teknolojisi Tasmus’a kazandırılıyor ve bu sayede her ayrı şebekeyi Tasmus üzerinden  en uçtaki noktaya kadar güvenli bir şekilde, diğer şebekelerle birlikte bir güvenlik zafiyeti oluşturmadan taşımak mümkün hale geliyor.

Yeni bir projemiz var; emniyetli taktik VoIP terminal projesi. Bu da tamamıyla IP şebeke üzerinden çalışabilir bir terminal olacak. Hedefimiz, burada görmüş olduğunuz tüm ürünlerle bu terminalin uçtan uca emniyetli ya da açık olarak çalışmasıdır. Emniyetli çalışmadan kastettiğimiz, VoIP terminali kullanıcısı yazılım tabanlı telsizle de Tasmus’un unsurları olan sayısal telefon ya da yüksek hızlı IP terminal olarak adlandırdığımız terminal ile uçtan uca kriptolu IP haberleşmesini yapabilecek.

Aynı zamanda ses haberleşmesine hizmet verdiği gibi,   kendi arkasında kurulacak olan bir yerel alan ağı üzerinden, kullanıcıların, diğer kullanıcılarla IP veri haberleşmesi yapmasını sağlayabilecek.

Bunu bir şebeke üzerinde göstermek gerekirse, Tasmus’un parçası olan tanışabilir santral ve mobil abone giriş noktası santraline doğrudan bağlanabilme imkanına sahip olacak, kullanıcısız   haberleşmesi yapabilecek, arkasında, ethernet üzerinden bağlayacağı terminal ya da terminal gruplarını emniyetli olarak birbirleriyle haberleştirebilecek. Bunu aynı zamanda yazılım tabanlı telsizlerle uyumlu olarak yapabilecek. Yazılım tabanlı bir telsizle, VoIP kullanıcısı, sadece taktik alanla sınırlı değil, stratejik  taraftaki VoIP kullanıcısı da en uçtaki askerde bulunan  yazılım tabanlı telsiz ile ses ve veri haberleşmesini emniyetli bir şekilde gerçekleştirebilecek.

Taşınabilir komuta yeri haberleşme projemiz var. Yine Tasmus’ta da kullanılacak IP santral ve geliştirilen VoIP terminalle birlikte çalışacak entegre bir sistem olacak. Tamamıyla taşınabilir bir yapıda tasarlanıyor. Herhangi bir şeye ihtiyaç duymadan, sadece  sandıklarını alıp götürerek, istediğiniz yerde hızlıca kurup çalıştırabileceksiniz.

Aynı zamanda   bant ya da xbant üzerinden uydu haberleşmesi yapabileceksiniz. Yani özellikle yurt dışı operasyonlarda oldukça verimli bir sistem olarak kullanılabileceğini düşünüyoruz.

Biraz önce bahsettiğim taktik emniyetli kablosuz yerel alan ağı sistemimiz mevcut. Emniyetli veri haberleşmesini yapmak üzere tasarlandı. Bunu, taktik alan dışında, aynı zamanda stratejik şebekeye bağlı olarak da kullanmak mümkün.

Kısaca, yazılım tabanlı telsiz ailesinden bahsedeceğim. Özellikle bu taktik alandaki mobil kullanıcıların terminali olarak tasarlandı.

Yazılım tabanlı telsiz neler sağlıyor; geniş bant üzerinde alternatif haberleşmeler sağlanarak zorlu elektronik harp tehdidine karşı daha fazla beka kabiliyetini, taktik sahada kullanım esnekliği sağlıyor.  Sunmuş olduğu değişik haberleşme yetenekleriyle kullanım esnekliğini getiriyor. Yeni ihtiyaçlara cevap verecek yeni dalga şekillerinin veya özelliklerinin sağlanmasında esnek bir yapısı var.

Lojistik destek avantajı getiriyor. Lojistik destek avantajı ile daha önceden farklı amaçlar için farklı ürünler kullanırken,  bu ürün ile bir tane ürün kullanarak bütün haberleşme hizmetini sağlamış oluyorsunuz. Bu da bir tane ürüne lojistik destek sağlamak anlamına geliyor ve yine kullanıcılara da bir tane cihaz öğretiyorsunuz; birden fazla farklı cihaz öğretmek yerine, eğitim anlamında bir farklı avantaj getiriyor.

Projede yer alan cihazlar neler;  kara platformu için sırt-araç konfigürasyonları mevcut. El telsizini geliştirmiştik, zaten Türk Silahlı Kuvvetlerine   oldukça yüklü miktarda teslim ettik.

Deniz platformlarında VHF ve UHF gemi platformlarını geliştireceğiz, geliştirmeye devam ediyoruz.

Hava platformunda da yine VHF ve UHF sistemlerini geliştireceğiz.

Desteklenecek dalga şekilleri şu anlama geliyor: Aslında her bir dalga şeklini bir telsiz olarak düşünebilirsiniz. Burada baktığınızda, her bir dalga şekli bir telsiz anlamına geliyor. Örnek verecek olursam VHF’te 9600, Aselsan tarafından gerçekleştirilen  frekans atlamalı bir telsiz idi ve bu telsizle de konuşabiliyor olacak. Aynı zamanda SK2 telsizle de konuşabiliyor.

JEMUS Projesinde kullanılan telsizler de konuşabilir olacak. Yine hava/yer’de Tasmus’un uzantısı olarak TDMI dalga şeklini destekleyerek Tasmus’u kullanabilecek. Bütün bu dalga şekillerini sağladığı gibi, gelecekte de yeni dalga şekillerini geliştirme imkanı sunuyor.

Sonuç olarak, Aselsan haberleşme teknolojilerinde çok önemli kazanımlar elde etmiş ve dünya pazarında ürünleri ile muhabere mimarisinin ve “CFRI” ihtiyaçlarını karşılayabilen çok az sayıda firmadan birisi haline gelmiştir.

Aselsan, haberleşme alanındaki 25 yılı aşkın deneyimiyle haberleşme sistemlerinin özellikle gönderme ortamlarındaki kısıtlı bant genişliğini en etkin şekilde kullanarak günümüz ağ merkezli muhabere konseptini karşılayabilmek için gerekli her türlü tasarım, üretim imkanına ve kabiliyetine sahiptir.

Aselsan, bugün olduğu gibi gelecekte de Türk Silahlı Kuvvetlerimizin ihtiyaç duyacağı “CFRI” kabiliyetini en üst düzeye çıkarmak için en son teknolojileri kullanarak tasarım geliştirme ve    üretim çalışmalarına devam edecektir.

Yürütülen ve gerçekleştirilen projeler kapsamında edinmiş olduğu kazanımlar, sahip olduğu bilgi birikimi ve deneyim ile Türk Silahlı Kuvvetlerinin ve profesyonel kullanıcıların ihtiyaç duyacağı emniyetli haberleşme, ağ ve sistemlerin gerçekleştirilmesine yönelik gerekli altyapıya sahiptir.

Beni dinlediğiniz hepinize çok teşekkür ediyorum, sağ olun.

OTURUM BAŞKANI- Şenol beye teşekkür ediyoruz.

Aselsan’ın faaliyet sahaları çok geniş ama, bugünkü konferansın amacına uygun olarak burada, genelde haberleşme sistemleriyle ilgili, özellikle yeni gelişen projelerle alakalı konularda bilgi arz ettiler.

Salonda bulunan katılımcılarımızın mevcut bu projelerde yer alabilecekleri hususlardan istifade edebileceklerini düşünüyoruz. Tabiî, Aselsan’ın da kapılarını, bu konuda alt yapısı olan firmalarımıza açabileceği yönünde fikirlerimiz var. Bilhassa bizimle yapmış oldukları projelerde, mevcut sanayinin altyapısını kullanmak üzere de sözleşmelerimizde gerekli tedbirleri alıyoruz, onlara yön gösteriyoruz. Belirli, sanayi katılım payını sağlamaları için hedefler koyuyoruz.

Dr.TAYFUN ACARER (Telekomünikasyon Kurumu Başkanı)- Sayın Başkanım, izin verir misiniz?..

OTURUM BAŞKANI- Buyurun Sayın Başkan.

Dr. TAYFUN ACARER- Teşekkür ediyorum.

Bir-iki dakikada sorumu soracağım, bu arada da düşüncelerimi sizinle paylaşmak istiyorum.

Aselsan, bugün burada bulunan kuruluşların içerisinde bence apayrı bir yeri olan bir kuruluş. Kurulduğu günden bu yana kadar olan çalışmaları gerçekten de takdire şayandır. Bunun tartışılacak, eleştirilecek bir yanı da yok.

Öğrenmek istediğim konulardan birisi, Sayın Başkan da ifade ettiler ki, benim de öğrenmek ve temenni ettiğim bir husustur. Çok güzel projeler var. Bana göre mükemmel. Bu projeleri hayata geçirirken sektörün diğer oyuncularıyla öncelikle paylaşıyor musunuz?

İyi bildiğime inandığım bir konu var; mesela Ege’yi kapsayacak bir projeniz var. Doğal olarak, Aselsan’ın o çok yoğun iş temposu içerisinde bu konuda uzmanlaşmış birisinin olması çok zor; ama, bu proje bir gruba verildiğinde o grup bunu araştırarak, üzerinde çalışarak en mükemmel çözümü getirebiliyor. Ancak,  ben size şunu söylüyorum, Ege yıllar önce zaten kapsama alanına alındı. Bu teorik değil, bunun tatbikatı da yapıldı. Benim katıldığım bir askeri tatbikatta –ismi de vereyim Caner Gönyeli Tatbikatında- fiilen 70 milden 5 – 5  görüşme temin edildi. Yani şu anda zaten bu var. Bu proje ile daha farklı haberleşme şekilleri içerik olarak geliştirilebilir. Ama şu andaki mevcut durumu eğer bilseniz, özellikle altyapıyı çok daha rahat kullanabilirsiniz; yani, altyapıdan kastettiğim, binası, enerjisi, yedek enerjisi, data kanalları, planı… Zaten mevcut olan sistemler var, bunlardan yararlanılabilir veya bu sistemler modifiye edilebilir. Dolayısıyla bunu hem çok daha ucuza mal edebilirsiniz, hem de daha düşük bir maliyet söz konusu olacaktır.

Ben bu salondaki üç kuruluşumuzun da bu yapıyı çok iyi bildiklerine eminim. Eğer bu bahsettiğimiz projeleri tümüyle Aselsan gerçekleştirmek yerine, projeyi sektöre açıp o projenin altında 8-10 tane segmenlerin her birini veya bir kaçını birkaç kuruluş yapma   eğilimine girse, yine ana üstlenici Aselsan olabilir, çok hızlı ve düşük maliyetle bu projeler gerçekleştirilebilir düşüncesindeyim.

Başka söyleyeceklerim de var ama, fazla vakitlerinizi almak istemiyorum. Böyle mi hareket ediyorsunuz, benim temennim –Başkanın da sorduğu o- benim gönlümden geçen, aslında bu projeler faaliyete geçmeden sektörle paylaşmanız ve oradaki oyuncuları alarak çok daha kısa sürede ve çok az maliyetle gerçekleştirmenizdir.

Teşekkür ederim.

OTURUM BAŞKANI- Sayın Başkana teşekkür ediyoruz. Buyurun Sayın Uzun.

ŞENOL UZUN (Aselsan)- İzin verirseniz, öncelikle bir örnekle yanıt vermeye çalışayım; 1996 yılında Tasmus Projesinin Milli Savunma Bakanlığıyla sözleşmesini imzaladığımız zaman bu projeyi sadece Aselsan olarak değil, o dönemde sektörde yer alan neredeyse bütün kuruluşlarla birlikte teklif ettik ve sözleşmeyi onlarla birlikte imzaladık. Tasmus projesinde biz Aselsan olarak ana yüklenici ve ana sistem entegratörü olarak çalıştık.

Sırayla örnekleri vereyim; projenin santralleri Netaş tarafından gerçekleştirildi. Sistem tasarımında biz bulunduk. Tüm santralin donanım ve yazılımı Netaş tarafından geliştirildi.

“Telli Terminaller” diye adlandırabileceğim sayısal terminal, yüksek hızlı IP terminalinin kriptosu yine Aselsan tarafından tüm yazılım ve donanımı Netaş tarafından geliştirildi.

Demet kripto cihazları Savronik AŞ tarafından geliştirildi.

Bant 3 Radyolink cihazı Bilkent Üniversitesi tarafından geliştirildi, Aselsan tarafından üretildi.

Bunun dışında üst seviyede kullanılan radyolink cihazları da Selex firması tarafından üretildi.

Aslında, dışarıdan görüldüğü gibi, “tüm işi Aselsan yapıyor” durumu söz konusu değil. Bunu özellikle vurgulamak istiyorum.

Biz başta da, bir proje geldiğinde, bu projeyi ne kadar çok ortakla yaparsak o kadar hızla hayata geçirebileceğimizi düşünüyoruz. Aselsan olarak bu deneyimimiz var, oldukça da iyi işler yaptık. Yine aynı oyuncularla benzer projelerde devam ediyoruz. Yeni bir proje geldiğinde de bunu kimlerle paylaşıp, kimlerle neler yapabileceğimizi değerlendiriyoruz; yani, burada gördüğünüz gemi muhabere sistemleri gibi projelerde de diğer firmalarla ortak çalışmalar yürütülüyor.

Ege Denizi kaplama konusunda da şunu söyleyebilirim: Bu proje, tamamıyla Sahil Güvenlik Komutanlığının ihtiyaçlarını gidermek üzere geliştirildi. Sunumunda söylemiştim, sadece ona spesifik olarak geliştirilmiş bir proje değil, JEMUS ile entegre çalışıyor, JEMUS’un altyapısını kullanıyor. Yani, Aydın bölgede jandarma için kurulmuş sistemin altyapısından da faydalanılıyor. Sadece ona yönelik var olan bir sistemin replikası olarak kullanılmak yerine, entegre bir çözüm olarak sunuluyor.

Yani, var olan altyapıdan faydalanıyoruz, o konuda bir kuşkunuz olmasın diye sorunuzu yanıtlamaya çalışmış olayım istedim.

OTURUM BAŞKANI- Şenol beye tekrar çok teşekkür ediyoruz.

Birinci oturumumuzun ikinci konuşmacısı STM’den Sayın Yavuz Bartu olacak.

23 yıl evvel, 1985 yılında Savunma Sanayi Müsteşarlığının kuruluşundan bahsettim.. STM de Savunma Sanayi Müsteşarlığının kuruluşuna paralel olarak özellikle müsteşarlığımızın yürüttüğü elektronik harp ve mobil kompleksi projesinin bir kısmının yazımının idamesi amacıyla, 1991 yılında bir danışmanlık şirketi olarak kuruldu. Yani, yaklaşık olarak 17 sene olmuş. Fakat, bu arada geçen süre içerisinde, savunma sanayine verdiği hizmetin yanında, oradan edindiği ve kazandığı tecrübelerle kamunun diğer sektörlerine de hizmet veren, sivil sahada da çalışan bir şirket haline geldi.

Bu nedenle, bugünkü konferansımızın amacına uygun olarak her iki sektörde de çalışan bir firmamız olarak, bu konuda ellerindeki projeleri ve bu projelere yaklaşımlarını aktaracaklar.

M.YAVUZ BARTU (STM)- Teşekkür ediyorum.

Sayın Müsteşarım, Sayın Başkan, değerli dinleyiciler; hepinize saygılar sunuyorum.

Konuşmamda sizlere savunma sanayi ile ICT sektörünün kesişme noktaları arasında bazı tespit ve değerlendirmeler yapmak istiyorum.

Bu konuşmam ürün ağırlıklı değil, daha çok teknoloji katmanında mevcut durum ve dünya ölçeğinde gelecek hakkında bazı değerlendirmeleri içerecektir.

Bu anlamda, günümüz savunma sanayine bu bakış açısıyla baktığımızda, önceki dönemlerde savunma sanayiinde üretilen bilişim ya da teknoloji ürünlerinin sivil sektörlere yaygınlaştırıldığını ve orada kullanılmaya başlandığını biliyoruz.

Ancak, günümüzde sivil sektördeki birtakım gelişmelerin de, teknolojik edinimlerin, kazançların da savunma sistemlerine aktarıldığı görülüyor. Bu da bilişim ve telekomünikasyon sektöründeki, teknolojilerindeki ilerlemelerin ve özellikle mevcut platformların modernizasyonları ile etkinliklerinin artırılması yönünde fayda sağladığını görüyoruz.

Burada, savunma sektörünün dışında olan dinleyiciler açısından platformları, kara-deniz-hava araçları, uçak, denizaltı, helikopter, tank ve buna benzer zırhlı araçlar olarak nitelendirsek, bunların yeni üretimlerinin çok maliyetli ve uzun süreçler gerektiren çabalar olduğunu düşündüğümüzde, bu teknolojilerin mevcut platformların modernizasyonunda ne kadar büyük bir katma değer yarattığının farkında olabiliriz diye düşünüyorum.

Bunun ötesinde, bu teknolojilerin günümüz savunma sanayine   getirdiği bir değer de, entegrasyon konusudur. Özellikle dağıtık ve bağımsız  sistemlerin sayılarının artması, bizde, teknolojinin, bunları entegre edebilme isteğini canlandırdı ve bunun devamında da “kapalı sistemler” yerine “açık ve entegre sistemler” yaklaşımıyla ortaya çıkan bir eko sistemi getirdi ve bu eko sistem içerisinde dolaşan yoğun ve çok karmaşık bir datanın, zamanında doğru bilginin önemini ve bu şekilde önümüze gelmesi ihtiyacını artırdı.

Biraz da askeri anlamdaki konseptlere, bu teknolojinin kopsept alanında nereyi etkilediğine baktığımızda, büyük ve ağır birlik anlayışı yerine, küçük, etkili ve teknoloji ağırlıklı, vuruş kabiliyeti yüksek  birlik anlayışına geçişi sağladığını görebiliyoruz.

Etkinliğin telekomünikasyon tarafından baktığımızda, Gartner’ın 2007 yılında yayınlanmış bir rapordan alınmış bazı veriler var. Yine savunma sanayine olan etkisine daha sonra geleceğim. Dünya telekomünikasyon pazar büyüklüğüne bakarsak, 2006 yılı kapanış verilerine göre 1.69 trilyon Dolarlık bir pazardan bahsediyoruz. Bu, bir önceki yıla göre yüzde 8.2 oranında büyümüş. Geleceğe de bu anlamda bakıldığında, her yıl yaklaşık yüzde 10 büyüyerek  2010 yılında 2.16 trilyon Dolara çıkması bekleniyor. Burada Kuzey Amerika liderliği sürdürüyor ve ilginç bir yaklaşım, pazarın büyüme hızı anlamında bölgelere baktığımızda, Afrika’nın, Ortadoğu ve Asya/Pasifik’in diğer bölgelere oranla uzak ara önde gittiklerini görüyoruz.

Bir diğer önemli husus da, bu pazarda kazanılan her 5 doların 4 doları da hizmet sektöründen kazanılıyor. Bunun Türkiye’ye yansımasına da şöyle bir örnek verebilirim: Bildiğiniz gibi her yıl Diloc Türkiye’de Fast 50 diye bir araştırması oluyor. Teknoloji firmalarının o dönem içindeki en hızlı büyüyenlerinin sıralandığı bir liste bu. Orada da, benim bildiğim, iki senedir ilk üç sırayı telekom veya ICT sektöründe hizmet üreten kuruluşların yer aldığını biliyoruz.

Bu anlamda geleceğe bakarsak, savunma sanayi açısından trendler neler olacak, bilişim, telekomünikasyon ve teknoloji alanında, bu gelişimde trendler ne olacak noktasında baktığımızda otonom ve insansız platformların ön plana çıkacağı –Lütfü beyin sabahki konuşmasında da bu vardı- Türkiye’nin de ortak olduğu CSF Uçağının, müşterek taarruz savaş uçağının son insanlı savaş uçağı olacağı söyleniyor.

Hızlı ve detaylı istihbarat bilgisi ihtiyacı genel ön plana çıkıyor.   Dağıtık ve entegre komuta kontrol sistemleri de aynı şekilde.

Yüksek çözünülürlükte görüntü ve ses iletişiminin gelişimi bekleniyor.

“Üst seviyede durumsal farkındalık ihtiyacı” ve “küçük ve etkili yeni birlik” tanımları gibi trendler ön plana çıkıyor. Aslında bu alanlar birbirini tetikleyen alanlar. Eğer sizin detaylı  istihbarat bilgisine ihtiyacınız varsa yüksek çözünülürlükte görüntüye ihtiyacınız oluyor. Bunu, dağıtık ve entegre kontrol sistemleriyle ancak besleyebiliyorsunuz. En üstte de durumsal farkındalık ihtiyacınız gittikçe artıyor.

Burada, bu alanların hedeflediği aslında tek bir şey var; o da “sayısallaştırılmış muhasebe sahası”. Bu muharebe sahasının iletişim boyutu var,  bilişim boyutu, birtakım yetenekler ve standartlar boyutları var. Bunun iletişim boyutu konusunda hızlı ve yüksek kapasiteli   bir muhabereden bahsetmiş oluyoruz.

Bilişim boyutunda servis odaklı mimarilerle ortak servis altyapısının  öne çıktığı bir yapıdan bahsediyoruz.

“Yeteneklerimiz” dedik; daha önceki konuşmalarda belirtildi, gene ağ destekli yetenek veya birlikte çalışılabilirlik gibi, birtakım yeteneklerin platformlara kazanılması ve bunların tek bir sistem gibi çalışmalarından bahsediyoruz.

Aslında biraz sonra da değineceğim; “güvenilir” ve “güvenlilik” ihtiyaçları, gene buradaki kısıtları oluşturduğu gibi, fırsatları da oluşturuyor.

Kısa bir bilgi olarak, sayısallaştırılmış muhabere alanı konseptine baktığımızda, burada görüldüğü gibi, denizdeki, yerdeki ve havadaki, uzaydaki tüm sistemlerin, sensörlerin aynı zamanda insan boyutuyla birleşmesinden, zamanında doğru bilgiyle hızlı, güvenilir ve entegre bir muhabere alanının yaratılması konseptinden bahsediyoruz. Bu noktada uzun bir konu olduğu için-  çok detaya girmiyorum.

Biraz evvel güvenlik, güvenilirlik konularını ifade ettim. Esasında günümüz teknolojilerinde sivil sistemlerle savunma sistemlerinin ayrıştığı nokta buradan kaynaklanıyor. Biz tüm sistemlerde fonksiyonellik, erişilebilirlik, kapasite, kullanılabilirlik ve entegrasyon konularında AmI (Ambient Intelligence) en üst seviyelere ulaşmayı hedefliyoruz. Fakat, savunma sistemlerinde güvenlik, güvenilirlik, gizlilik ihtiyaçları ise buradaki ilerlemeleri ve buradaki artışlarla çelişen, onları kısıtlayan unsurlar olarak önümüze çıkıyor. Eğersiz kapasitenizi çok artırmak istiyorsanız güvenilirlik konusunda başka şeyler yapmanız gerekiyor.

Erişebilirlik konusunda çok ileri safhalara gitmek istiyorsanız güvenilirlik-gizlilik konularında kısıtlarınız ortaya çıkıyor.  Savunma alanındaki bu kısıtları ortadan kaldırmak için oldukça fazla para harcamak durumundasınız.

Bu noktada da biraz da geleceğe bakmak gerekirse, ben yine  Gartner’ın 2007 yılında yayınlanan bir başka raporundan bir alıntı yaptım. Geleceği belirleyecek telekomünikasyon trendleri olarak sektörde 4 faktörün bize yön göstereceğini görüyoruz. Bunlardan bir tanesi; “Birleştirilmiş İletişim” hakkında “Unifications Communication” cümlesini tercüme ederek buraya aldım. Aslında bütün iletişim altyapılarının tek bir yapı altında toplamasını öngörüyor. Yani, sivil sektördeki IP telefonları örnek verebiliriz. Başlangıcında ses ve data iletişimini tek bir altyapı üzerinden gerçekleştirmek için geliştirilmiş teknolojilerdir. Gelecekte de tüm ağların tek ve bütünleşik bir yapı kazanacağının açık bir örneği oluyor.

Bir diğeri, “Ağların Yakınsaması” kavramı, “Network Conversation” gerçeği var. Bu da, altyapı teknolojileri ne olursa olsun, kullanıcının, yani insanın, bireyin bunu tek bir altyapı olarak algılaması ve buradaki servislerin kesintisiz bir geçişle ihtiyacın karşılanması olayıdır. Yani, sizin fiber optikten  telli ya da WiMAX  gibi ortamlardan kullanıcı olarak haberiniz olmadan tek bir altyapı kullanırcasına ağların birbirine yakınsamasından bahsediyoruz.

Bir diğeri, “Dağıtık Mimariler”. Bu da geçmişi olan bir konu. Buna eklenen “Service Orientate Architecture” dediğimiz yeni kavramlar söz konusudur. Kullanıcı ihtiyaçlarının hızlı ve verimli bir şekilde adreslendirilebilmesi için oluşturulmuş yapıları teşkil ediyor.

Son trend ise, esasında, şu anda günümüzün mobil yaşam tarzını simgeliyor; çoklu kanal ve mobil hayat!

Bütün bu trendlere baktığımızda -geniş bir araştırmanın bir sonucu olarak söylüyorum- telekomünikasyon sektörünün  karmaşık alt sistemlerinin üzerinde, basit ve esnek üst yapıların gelecekte bizi beklediğini görüyoruz.

Yine aynı şekilde, başta da söylemiştim, servis hizmetleri pazar paylarının büyük bir parçasını oluşturuyor. Şu anda 5/4 gibi gelirin büyük bir parçasını oluşturuyor ve böyle devam edecek. “Bu servislerin, kişiye göre gelişimi nerede olacak?” diye sorulacak olursa, kişilere göre özelleştirilen ve  son kullanıcıya  yönelik olması burada önem kazanıyor ve bununla ilgili Avrupa Birliğinin de Ar-Ge projeleri var. Biraz sonra oraya da geleceğim, STM de bunlardan bir tanesine dahil.  Gelişmiş medya seçenekleri ve lokasyon tavanlı bilgi sistemleri burada ön plana çıkıyor.

Firma reklamı anlamında söylemiyorum ama,  kişilere göre özelleştirilen ve son kullanıcıya yönelik servisler şu anda Windows Wista ile gelen bazı servislerde olduğunu biliyoruz.

Buradaki mimari yapıda ise göstermek istediğim, yine geleceğin mimarisi olarak bunun altyapıları şimdiden oluşturuluyor, telekomünikasyon altyapısı üzerinde bir ortak işletim ortamı var. Kullanıcılardan bağımsız bir ortak işletim var. Bunun üzerinde de servislerin orkestrasyonunun yapıldığı ve entegrasyon çatısının mimarisinin kurulduğu bir yapı var. Buna, “dış sistemler” dediğimiz, artık bunlar sentetik ve fiziksel olabiliyor ve bunları kendi içinde barındıran hem sentetik hem fiziksel sistemler de olabiliyor; kişiler, insanlar, araçlar olabiliyor.

Servisleri, artık tek tek kullanılarak bilgilendirildiği ortamlarda değil,  servislerin bir arada çalıştığı daha akıllı ortamlardan bahsediyoruz.

Lokasyon, bağımsız, yedekli ve güvenilir oluyor, olacak diyoruz. “Akıllı ortam” dediğim gibi, esasında kişiye özel ve kişiyi tanıyan ortamlardan oluşacak. Bunların değişik örneklerini vermek mümkün.

Aslında “akıllı ortam” dediğimizde, MI olarak bunun kısa söylemi yapılıyor; “Ortam Zekası” 1960’larda çok kullanımlı merkezi sistemlerle başladı ve daha sonra belirli bir dönem sonunda PC’ye geçti. Ben şahsen iş hayatımda bunların içinde bulundum; hem   PC tarafında hem de M….. tarafında bulundum.

Daha sonra bu ilişki, “insan-bilgisayar-elektronik cihazlar” arasındaki bu ilişki giderek kişiselleşti ve “bire bir” insan ilişkilerine dayandı. Bugün ise gelinen noktada, mobil cihazların geldiği noktada ve bunun yardımcı, destekleyen cihazlar, tamamlayan teknolojiler noktasında ise artık “bire-çoklu” ilişkiye doğru gidiyor.

Burada şunu söylemek istiyorum ki –aranızda okumuş olanlar mutlaka vardır- Amerikan Savunma Bakanlığının “Açık Sistemler Geliştirilmesi Yol Haritası” geçenlerde yayınlandı. Onun yönetim özetinde bir açış cümlesi var. Konuyu yeterince açıkladığını düşünüyorum. William Gibson isimli bir yazarın bir cümlesinden alıntı yapılmış. Kendisi “Science-fiction” alanında bir yazar. “Gelecek burada; sadece düzenli olarak dağıtılabilmiş değil” diye bir ifadesi var. Bence bütün bu anlattıklarımızı yeterince açıklıyor.

Bütün bu fiziksel ve sentetik dünya esasında savunma sektörünü de aynı şekilde etkileyecek ve ağların gerçek potansiyellerinden faydalanılan yeni bir küresel ve çapraz platformu doğuruyor. Bu platform, aslında kullanıcı odaklı bir platform, fakat bu fiziksel ve sentetik dünyanın tüm unsurlarını bir arada toplayıp iletişime geçmelerini de sağlıyor.

Burada, gene “ortak akıl” veya “akıllı dünya” altyapılarının da devreye girmesi hedefleniyor. Bu platform; kullanıcı ihtiyaçlarına göre kendisini adapte ederek ve bu ihtiyaçlara cevap vermesi konusunda esnek çözümler oluşturacak bir ortam sunuyor.

Bu söylediklerim sadece geleceğe ilişkin öngörüler değil, gerçek hayata geçirilen araştırma-geliştirme projeleri de var. STM olarak biz de bu projelerden bir tanesinin içindeyiz. Bu proje, “Osami” diye adlandırılan bir AB projesi. “Open Source Ambiante Intelligence Project”te yer alıyor. Esasında bu proje, söylediğimiz fiziksel ve sentetik ortamları akıllı ortamla bağdaştıran ve kişiye özgü platformları, altyapıların kurulmasını sağlayan bir Ar-Ge projesi.

Özetlersek, burada askeri bir network altyapısı altında sensörleri ve hareket alanı görüyor olabiliriz. “Telekomünikasyon teknolojileri askeri ihtiyaçlarla doğmuştur” dedik ama günümüzde –biraz evvel de söylediğim gibi- güvenilirlik, güvenlik ve gizlilik ihtiyaçlarının artık telekomünikasyon teknolojilerinin itici gücüyle savunma sektörüne yönlendiğini görüyoruz.

Fakat bu hizmet sektöründeki gelişmelerle sivil ve askeri telekomünikasyon teknolojilerinin birbirlerine yakınsamasının beklenildiği bir durum söz konusu ve gelecekte yine, daha öncesi gibi, askeri ihtiyaçlarla sivil ihtiyaçlar birbirlerini “drive” eden bir konuma gelecekler.

Bu slaytta da buradaki askerleri çıkardığınızda, yerine cep telefonu ile konuşan bir kız çocuğu koysanız, diğer tarafa da bir lojistik dağıtım ağını koyduğunuzda, oradaki akıllı sistemlere karar destek fonksiyonlarını kurduğunuzda, esasında altyapıların bire bir aynı teknolojilere dayandığını görebileceğimiz bir geleceğe doğru gidiyoruz.

Teşekkür ediyorum.

OTURUM BAŞKANI- Yavuz beye çok teşekkür ediyoruz.

Sayın katılımcılar, biliyorsunuz artık Türkiye, kendi uydularına sahip olma konusunda yeni projeler başlattı. Savunma Sanayi Müsteşarlığı tarafından yürütülen bir askeri uydu projesi var; Göktürk-1. Bunun yanında kendi uydumuzu geliştirmekle alakalı yine Milli Savunma Bakanlığı tarafından yürütülen bir Göktürk-2 uydu projemiz var. Aynı zamanda Türksat’ın da kendi uydu projeleri var. Bunların tedarik ve üretim safhaları devam ediyor

Yine bu konferansımızın amacına uygun olarak biz, Türksat ile birlikte, Savunma Sanayi Müsteşarlığı olarak bir çalışma başlattık. TAI’de oluşturulacak, uydu test ve entegrasyon merkezinin kurulması ile ilgili olarak bu merkezden hem askeri uydular için faydalanalacağız hem de Türksat kendi sivil amaçlı uyduları için faydalanacak.

Son 4-5 aydır birlikte çalışıyoruz. Biz, onların usul ve yöntemlerini; onlar da bizim usul ve yöntemlerimizle ilgili farkındalık içerisinde bu çalışmalar yürüyor.

Bu amaçla, şimdi de Türksat adına Sayın Celal Sami Tüfekçi’yi, konuşmasını yapmak üzere davet ediyorum.

CELAL SAMİ TÜFEKÇİ (Türksat AŞ)- Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Müsteşarım, Sayın Telekomünikasyon Başkanım, Sayın Savunma Sanayi Müsteşarlığı Başkanım ve değerli katılımcılar; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Ben konuşmamda kısaca Türksat’ı tanıtacağım. Biz, savunma sanayi ile ilgili direkt bir şirket değiliz aslında; ama  haliyle günümüzde savunma sanayinin önemi, savunmanın önemi ister istemez her kademesine yansımaktadır.

Türksat’ı kısaca tanıttıktan sonra, Türkiye’nin uydu ihtiyacını vurgulayıp, ardından Savunma Sanayi Müsteşarlığı ile girdiğimiz işbirlikleri konusunda bilgiler vermek istiyorum. Sonrasında da gelecek teknolojilerle ilgili de konuşmaya çalışacağım.

Türksat, temel olarak tamamen yaptığımız işlerin ana başlığı değil ama, ana olarak bir uydu hizmetleri veriyoruz. Türksat, Türkiye uydularına sahip bir kuruluş. Tabiî ki tamamıyla kamuya ait bir kuruluş. Uydularımızla bu hizmetleri vermekte, ayrıca kablolu TV hizmetleri de Türksat tarafından verilmektedir. Bunun üstüne bir de devlet veya özel sektör olsun bir kapı altında hem vatandaşımıza hem özel sektöre, işletmeciye ve hem de hükümet yetkililerine hizmet verebilmesi amacıyla bir e-devlet projesi mevcuttur. Bunun yanında da, benim de içerisinde bulunduğum Uydu Tasarım ve Üretim Projesi olarak faaliyetlerimizi özetleyebiliriz.

Şu anda 2A uydusu aktif olarak devam etmektedir. Türksat 1C ömrünü tamamlamak üzeredir. Bu lokasyonda Türksat3A uydusu yakın bir zamanda fırlatılacak. Bunun dışında da yine orbital lokasyon haklarımız var. Bunların bütün ayrıntılarına girmedim. Şu anda Türksat’ın sipariş verdiği ve aktif olarak işlettiği ve işleteceği üç ayrı uyduyu burada sıraladım.

Uydu hizmetlerinden kastımız, tv ve radyo yayın hizmetleri, ulusal ve uluslararası telefon, faks, veri, internet, teleks servisleri, ülke ve organizasyonlarla işbirliği ve koordinasyon, uydu kontrol yer sistemlerinin işletme ve bakımını söyleyebilirim.

Bizim Gölbaşı’nda ve ODTÜ’deki Bekap yedek istasyon olmak üzere iki kontrol istasyonumuz vardır. Uydular üzerindeki servislerimizi bu istasyonlar üzerinden takip etmekteyiz ve ayrıca World Tracking Network üyesiyiz. Bu sistem, herhangi bir uydu fırlatıldığında, uyduları izleyen yer istasyonlarını, bu kabiliyeti olan yer istasyonlarını ifade etmektedir. Türksat da zaman zaman gelen teklifler ışığında, fırlatılan uyduların takibini bu kontrol istasyonlar üzerinden yapabilmektedir.

Ayrıca, geniş bantlı VSAT çok popüler ve önemli bir uydu iletişim aracıdır.

Avantajları; kesintisiz erişim, yüksek hız, düşük maliyet.

Uygulamalar; internet erişimli video konferans, uzaktan eğitimli kurumsal tv yayını, internet üzerinden ses iletimi…

Örnek olarak savunma sanayinde nasıl kullanılıyor; geçenlerde bir konuşmada şahit oldum, bizim Afganistan’daki bir askerimiz oradan ailesine veya stratejik olarak yapılması gereken şifreli iletişimi Türksat uyduları üzerinden rahatlıkla yapabilmektedir.

Kablo Tv ve internet hizmetlerine gelince; kablo TV şu anda analog yayın yapıyor. Eminim, içinizden bir çok kişi kablo Tv üyesidir ve “kardeşim yeter artık, ne zaman bu kanallar akacak?” diye söyleniyordur. Gerçekten de oradaki arkadaşlarımız tarafından büyük bir çaba sarf ediliyor. Şu anda -ilden ile değişse de- yaklaşık 50 kanal analog yayın yapmaktadır. Yine yaklaşık olarak 1 milyon 150 bin televizyon abonesi, İnternet servisinin de 40-50 bin abonesi vardır.

Dijital yayın için altyapı yatırımları yapılmakta ve 250’e yakın kanala çıkartılması planlanmaktadır. Bu konuda -çok yakında olduğu söyleniyor ama- bir çok sınırlamalar var tabiî ki.

E-devlet projesi de şekilde görüldüğü üzere, e-devlet kapısı bir web portalı olarak hizmet, bilgi –varsa- ödeme işlemlerinin yapılabileceği değişik işletmeler, kamu kurumları, bankalar, dijital, sayısal kablo, mobil platform, çağrı merkezi, internet gibi iletişim araçlarının birleştirilebileceği bir kapı halinde tasarlanmaktadır.

AB’nin STESTA Projesi dahilinde güvenli bir şekilde oraya da iletişim bağı kurularak e-devlet kapısı içinde yapılandırılması çalışmaları devam etmektedir.

Uydu tasarım aktiviteleri olarak, şirketimizin 4 üncü bölümü olarak başlangıçta sıralamıştım.

Uydu tasarım aktivitelerinde neler yapıyoruz?.. Uydu tasarım aktivitelerinin başlangıcı Türksat Uçağı Uydusu Tales Alina firmasına verilmiştir. Bunun dahilinde bir teknoloji transfer programı uygulanıp mühendislerimizin –bu grubun içinde ben de vardım- direkt olarak, bizzat uydunun tasarım ve entegrasyon aktivitelerine katılmasıyla Fransa’da bulunmamız şekliyle başlamıştır.

Biz, bu program dahilinde bir haberleşme uydusu tasarımında bulunduk. Bu uydu Geosencron Yörüngede 20 transfonder’ı olan, manevra ömrü en az 16 yıl, kullanım ömrü en az 15 yıl olan, aynı şu anda fırlatacağımız Türksat uydusunu mesela ming eden bir tasarımdır. Fıtratım tarihi olarak 2014 yılı düşünülmektedir. İnşallah Savunma Sanayi Müsteşarlığı ile girdiğimiz işbirliği sonucu TAI tesislerinde kurulacak olan AIT merkezinde üretilmesi planlanmaktadır.

Bazı sürdürülebilirlik sayıları –oldukça yüksek reliability olması gerekiyor- bu uydu da diğer 2 Türksat uydusu ile –ki, bunlar Türksat 2A ve 3A olmuş olacak- çünkü 1C ömrünü tamamlamak üzeredir. Aynı orbital pozisyonu kolekasyon yapacak şekilde paylaşacağı tasarlanmıştır.

Ön tasarım seviyesinde bir tasarımı bitirmiş durumdayız. Bu tasarımı itale ederek diğer üretici firmalarla da görüşüp alternatif ekipman konusunda da arayışlarımız sürmektedir.

Türkiye’nin uydu ihtiyacı konusuna gelince; tabiî ki teknoloji hızla ilerliyor ve Türkiye’de –şekilde kısaca gösterildiği gibi- askeri gözlem uyduları veya gözetim uyduları, alçak yörüngede, dünyaya oldukça yakın yörüngede uçuyorlar. Uzay istasyonunu buraya koydum; çünkü şu anda International Space Station, yaklaşık olarak 350-500 km arasında uçuyor. Yer, hava gözlem uyduları yörüngeleri yaklaşık olarak 700-850 km. ve jeosenkron yörünge 35 bin km’de.

Haberleşme uyduları kaçınılmaz ihtiyaçtır. Bunun üstüne gözlem uyduları da büyük ihtiyaçtır. Sayın Lütfü Varol sabahleyin ifade ettiler; Göktürk ihalesi tamamlanmak üzere. Zaten EIT kurulumu da bu ihalenin peşinden gelen bir oluşum.

Bunun üstüne, yine Türkiye’nin gözlem uydusu ile ilgili sadece bir ihale ile kalmayıp kendisinin de bu işle çaba sarf eden kuruluşlarımız var; TAI, Tübitak-Uzay ve Meteksan-Uzay, bu konuda çalışma ve iletişim içerisindeler.

Savunma Sanayi Müsteşarlığı ile yaptığımız işbirlikleri, uydu entegrasyon ve test merkezi projesi, TAI kampüsünde kurulacak olan bu test merkezinin ihale aşamasının sonlandırılmasında bizim uzman mühendis arkadaşlarımızın destek verdiği bir proje olmuştur. Sonuçlanmak üzeredir, artık firmalar tekliflerini veriyorlar. Hayırlısı ile birisi seçilecek.

Askeri Payload tasarımında ihtiyaçlar var. Askeriyenin ihtiyaçları tabiî ki devam ediyor çünkü uyduların belli ömürleri var. Yeni ihtiyaca binaen hangi teknolojilerin uydu üzerinde kullanılabileceği ve bu teknolojilerin ticari ve askeri kanatlarının birbiriyle uyumu konusunda da Savunma Sanayi Müsteşarlığı ile işbirliği içindeyiz.

Savunma sanayine yönelik çalışmalarımız UHF / x / EHF bantlarında ITU başvuruları yapıyoruz. Bu, direkt olarak Savunma Sanayi Müsteşarlığını da ilgilendiriyor. Bunların koordinasyon süreçleri devam ediyor. Hakikaten de karmaşık bir koordinasyon süreci vardır. Arkadaşlarımız bunu çok sıkı bir şekilde takip ederek gerekli hakları korumamıza veya yeni haklar elde etmemiz için gayret sarf etmektedirler.

Yerli sanayi ile işbirliği yapılarak bu bantlarda gerekli uydu ve yer istasyonu ekipmanları konusunu Türksat desteklemek istemektedir. Çünkü sadece frekanslara sahip olmak önemli değil, bunu destekleyecek olan hem uydunun hem uydu ekipmanlarının tasarımı ve üterimi, belki de tedariğinin yapılması gerekmektedir.

Gelecek teknolojilerde geniş bantlı haberleşme sistemleri, kapasite anlamında sürekli genişleme ihtiyacı malumunuzdur. Esneklik ve mobilite anlamında kapsama alanının değiştirilebilmesi “switchable” dijital işleme, küçük fakat yüksek veri hızlarında terminaller “mobility” için çok önemlidir.

Korunma, “Anti-jamming” halihazırda askeri frekans seçenekleri, savunma sanayii frekans seçeneklerinin de avantaj ve dezavantajlarını kısaca özetlemiş bulunuyorum.

X bant, genelde Nato kullanımı, en fazla paylaşım, diğer Nato üyesi ülkelerle de -işbirliği içinde olduğumuz üyelerle- paylaşımın hızlı olmasını, X banttaki avantajı “Anti-Jamming” ve “Geniş Bant” arasındaki bir uzlaşma olarak adlandırıyoruz.

Dezavantajları ise; bant genişliği olarak orta kapasite, “Anti-Jamming” için yeterince korumalı ama orta seviyede adlandırılıyor. Terminaller daha geniştir.

UHF’ye baktığımızda, avantajlar; daha ucuz, hafif ağırlıklı terminaller, kolay mobilite ve geriye dönük uyumluluk diyebiliriz.

Dezavantajlar ise; Her ne kadar ihtiyaçları karşılamış olsa da veri hızı ister istemez düşük kapasitede ve “Anti-Jamming” korumasız olarak adlandırılabilir.

EHF ise; yüksek frekansından dolayı çok iyi “Anti-Jamming” özelliğe sahiptir.

Dezavantajı ise; atmosferik kayıp anlamında en kötü teknoloji diyebiliriz.

Ka Bandı; son yıllarda gelişen geniş bant ile küçük terminaller ve yüksek kapasite avantajı sağlayan ve yine atmosferde –UHF kadar olmasa da- kayıp veren bir teknolojidir.

Bu frekans seçenekleri konusunda Savunma Sanayi Müsteşarlığı ile askeriyenin ihtiyacı için tabiî ki bir ticari uydunun üzerinde paylaşımı askeri servisler ve normal telekomünikasyon servisleri olacağı için iletişim içindeyiz.

Buradaki son slayt da, Türkiye’deki uzay ve işbirliği modeli ile ilgili olarak neler yapılabilir konusunda küçük bir grafiği sizinle paylaşmak isterim.

Bu grafikte, uydu sistemlerinde ekipman tasarımı, yerli ya da Türk sanayicisi kastediliyor. Sol taraf ekipman, sağ taraf sistem tasarımıdır. Burada ismi olmayanlar veya ismi şurada burada olanlar alınmasın, bu tamamen filozofik bir çizimdir.

Sistem ve ekipman tasarımı yapanlar ile sürekli işbirliği içinde olacak ve son zamanlarda yaptığımız girişimlerle Türkiye’nin çifti yatırım yapılmasını engellemek, çünkü herkesin ihtiyaçları farklı. Telekomünikasyon uydularının dizaynı ve çalışma prensipleriyle alçak yörüngeli gözlem uydularının, askeri gözlem uydularının ihtiyaçları farklı olabilir, ama bunlar benzer veya ortak bir IT tesisi üretilebilirler. Onun için zaten sonradan girişimde bulundum ve size daha önceden anlattığım, ortak bir AIT kurulumu için çalışmalar burada yapılmıştır. Bunun yanında, yapılacak araştırma ve geliştirme laboratuarları ile ekipman tasarımı ve sistem entegrasyonu sürekli olarak desteklenmelidir.

Yabancı sağlayıcıdan alınacak ekipmanlar, onlarla sürekli iletişim içinde olarak ekipman tasarımcıları ve bizim AIT ve Ar-Ge laboratuarları iletişim içinde olarak benzer ekipmanları yeni teknolojiler ve yeni fikirleri ortaya koyarak onlardan öğrenmek –çünkü burada geri olduğumuz aşikardır- ve onlardan bir adım öne geçmek diye her zaman kendimize söylememiz gerekiyor.

Şu paralelde bütün uydularımızı hemen, anında yapamayacağımız için, yabancı uydu tedarikçisinden bu bilgileri bir iletişim kanalı içinde paylaşarak asıl hedefin Türkiye ve dünyadaki müşteriler olduğunu hiçbir zaman aklımızdan çıkartmadan, telekom operatörleri, hükümetler, özel şirketler ve diğer potansiyel müşterileri hedef alarak hem ekipman hem uydu sistemleri tasarımında yol alınması gerektiğini düşünüyoruz.

Teşekkür ediyorum.

OTURUM BAŞKANI- Celal Sami Tüfekçi beyefendiye, Türksat adına yapmış olduğu konuşma için teşekkür ediyor, konuşmasını yapmak üzere, telekom sektöründen Global Star firmasını temsilen Hüseyin Çağlar beyi davet ediyorum.

HÜSEYİN ÇAĞLAR (Global Star, Genel Müdür)- Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Müsteşarım, Sayın Başkanım, değerli katılımcılar; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Çanakkale Savaşının yıldönümü olması sebebiyle, tüm şehitlerimizi ve gazilerimizi bir kez daha saygıyla anıyorum.

“Muhaberesiz Muharebe Olmaz” ifadesini en iyi destekleyen bir cümle olarak da Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün, “Ben, İstiklal Harbini telgraf telleriyle kazandım” cümlesini burada bir kez daha herkese hatırlatarak sunumuma başlamak istiyorum.

Artık telgraf telleri kalmadı; bunun yerine, çok gelişmiş kablosuz sistemler yer aldı. Benim konum da bu sistemlerin birisi uydu haberleşmesi ve Globalstar olacak.

Uydu haberleşmesi konusunda ülkemizin yaşadığı kısa tarihçeyi detaylı olarak Oturum Başkanımız ve Sami bey de özetlediler. 1979 yılında yer istasyonu kurarak uydu haberleşmesine başladık. Kısa adı AKA-1 sistemi, Türksat AŞ’ye gidenler de bilirler, oradaki 32 metre boyundaki en büyük anten ilk kurulan yer istasyonudur, şu anda içinde bulunduğumuz salon kadar da bir sistemi vardır. Kendi uydumuzu fırlatmamız, 1994 yılında Türksat-1A ile başlayan, daha sonra en büyük adım olarak da bence yerli keşif ve gözlem uydumuz olan Göktürk Projesi var. Oturum Başkanımız da hem Göktürk1’i hem de Göktürk2’yi çok güzel özetlediler. İnşallah bu çalışmaların getireceği meyvelerle de tüm bu sistemleri tamamen yerli sermaye ile yapıp, savunma sanayiimizde yerli sermayeyi yüzde 100 anlamda kullanmayı sağlarız.

Savunma Sanayinde haberleşme sistemlerinin haricinde ve keşif gözlem uydularının haricinde uydu haberleşme üzerine kullanılan başka neler yapılabilir? Ben burada aklıma gelen bir temenni olarak yazdım, konu belirleme sistemleri savunma sanayiinde çok önemlidir. Füzeler artık otomatik olarak GPS sistemleriyle belli hedefleri vurabiliyor. Bunlar hep yabancı ülkelerin elinde; “GPS” Amerikalıların, “Galileo” Avrupalıların başlattığı projelerdir. Rusların soğuk savaş döneminden kalma “Glonass” projeleri var. Belki çok az uydusu kaldı, ama hala kullanılıyor diye tahmin ediyorum.

Ülkemizin, belki dünyayı kapsayacak böyle bir yüksek maliyeti karşılayacak durumu şimdilik olmayabilir, ama belki bölge ülkeleriyle, Türk Cumhuriyetlerle birlikte sadece bölgemiz üzerinde dolanacak belli sayıda uydu ile de belki kendi küresel konum belirleme sistemimizi ileride yapmaya başlarız diye temenni olarak burada yer verdim.

Küresel Konum Belirleme Sistemi haricinde ne yapılabilir; ülkemiz “Jeosenkron” uydular olarak Türksat’ı yapabiliyor. Bunun haricinde de Yakın Yörünge Uydu Sistemlerinin kendilerine has avantajları vardır. Özellikle dağlık bölgelerde belki yine tüm dünyayı kapsayacak bir uydu kümesi oluşturulamaza ama yine de bölge ülkeleriyle, Türk Cumhuriyetleriyle ya da sadece Türkiye üzerinden geçecek belli sayıda uydu ile de Yakın Yörünge Uydu Haberleşme Sistemimizi de ülkemizin yapmasını temenni ediyorum. Böyle bir şey gerçekleşirse de hem biz özel şirketler –Türksat’ta olduğu gibi- gerekse kamu, ülkemize ait uydu kümesini işletir, ortak kullanabilir diye düşünüyorum.

Buraya, Yakın Yörünge Uydu Sistemini ülkemizin yapması gerekliliğini yazdım. Şu anda Yakın Yörünge Uydu Sistemini Iridium ve Globalstar kullanıyor. Avantajını burada tekrar hatırlatmak gerekirse, özellikle askeri avantaj konusunda, bildiğiniz gibi Jeosenkron Uydu Sistemleri özellikle Türkiye’den baktığınızda güney tarafta yer alırlar ve 36 bin km. uzaktadır. Güneyle aranıza herhangi bir engel geldiğinde de iletişiminizi kuramayabilirsiniz, çünkü iletişimi kurabilmeniz için Jeosenkron uyduları birebir görmeniz lazım. GSM’deki gibi, kapalı bir alanda kullanamazsınız.

Eğer bir asker, dağın kuzey tarafında ise ve önündeki bu dağ, Jeosenkron uyduyu görmesini engelliyorsa, haberleşmesini yapamayacaktır.

Yakın Yörünge Uydu Sistemlerinde ise; uydular sürekli hareket halinde oldukları ve yeryüzüne daha yakın oldukları için, mutlaka bir şekilde buradaki kişi, konumunu değiştirmeden haberleşmesini sağlayacaktır.

Yakın Yörünge Uyduları çok hızlı hareket eder. Bizim Globalstar uyduları en uzun geçiş süresi 17 dakika. 5 dakikalık geçişler de vardır.

İdeal Uydu Haberleşmesinden bahsedersek, gökyüzünde yöne bağlı sistemlerin olmaması en iyisidir. Gökyüzünde ne kadar uydu alternatifi varsa, kullanıcı alternatifi açısından o kadar iyidir.

Yüksek frekans kullanmaması tercih ediliyor çünkü, kar ve yağmur gibi değişik hava koşullarından haberleşmenin etkilenmesi çok mümkün. Globalstar da LBant kullanıyor; 1800 Mhz. Bu tür coğrafi koşullardan etkilenmez.

Birden fazla yer istasyonunun olması her zaman için bir alternatiftir ve iletişimde de tamamen dijital bir modülasyon yapısının kullanılması, üzerinde kripto çalışması için ve ses kalitesinin iyi olması için, data kalitesi açısından da önemli bir özelliktir.

Globalstar’ı bilmeyenler için, çok kısa olarak tekrar hatırlatmak istediğim husus olarak şunu söylemek istiyorum, dünya üzerinde 26 adet Globalstar yer istasyonu var. 2 adet de kurulmak üzere olan; birisi Nijerya’ya, diğeri Singapur’a anlaşmaları yapılmış olan istasyonlar var. Bununla ilgili haberleri Globalstar’ın web sayfasında bulabilirsiniz.

26 istasyonun 9 tanesi de bağımsız operatöre ait. Bizim gibi operatörler tamamen bağımsızdır. Örnek vereceksek olursak, Güney Kore’de Dacom şirketi, Çin’de Chinaspacecom, ülkemizde de Globalstar Avrasya. Biz de yüzde 100 yerli bir şirketiz.

İstasyonumuz Gölbaşı’nda. Tamamen milli sermaye ile işletilmektedir. Sadece Globalstar uydu kümesine servis anlaşmamız gereği, kullandığımız ölçüde bir ücret ödüyoruz.

Kapsama alanımız da gayet iyi; Türk Cumhuriyetlerinin çoğunu kapsıyoruz. Kazakistan sanıyorum biraz sonlara kalıyor. Ortadoğu’nun tamamı, Avrupa, İskandinavya’ya kadar çok geniş bir kapsama alanımız var.

Globalstar, ikinci jenerasyon uydularını yakında fırlatacak. Birinci jenerasyon uyduların ömrü tamamlanmak üzere. 2010 yılında başlayacak olan İkinci Jenerasyon Uydusu 2025 yılına kadar hizmet verecek. Bu konuda gerekli uydu üretimi için Alcatel ve uydu fırlatma için de Alema Space ile Globalstar anlaşmalarını imzalamış durumdadır. Bu konudaki bilgiler de web sayfasında vardır.

Globalstar’ın yer istasyonlarındaki mevcut santrallere IP tabanlı santraller eklenecek ve bundan sonra da mobil uydu haberleşmesinde data hızı minimum 1 mb/s çıkacak ve görüntülü uydu haberleşmesi de yaptırabilecek.

Bunun haricinde bluetooth’u destekleyen yeni kit’lerle de şirketimizin sim kartını GSM’li telefonunuza taktığınız zaman bu kit’i kullanarak kendi GSM telefonunuzu bir uydu telefonu gibi kullanabileceksiniz. Bu konudaki çalışmalar da son noktasına gelmiştir.

Sunumu kapatmadan önce bir cihazdan bahsetmek istiyorum. Globalstar’ın geçen Ocak ayında Las Vegas’ta, International Consumer Electronics Show’da ödül alan bir ürünüdür. Kişi takipte kullanılmaktadır ve dalında bir ilk olduğu için de Inovasyon2008 ödülü almıştır.

Bunu neden burada yazdım; çünkü  belki savunma sanayiinde de kullanılabilir diye düşündük. İnsan takibi artık uydular üzerinden mümkün. Bunun içindeki etkin sistem, çok küçük simplex modem uyduları kullanan ve bunu kullanarak da askeri amaçlı, yine kişi takip uygulamaları buradaki firmalarla yapılabilir. Çünkü bu çok küçük ve her türlü yapıya kolay entegre olabiliyor, çok az enerji harcıyor. İçindeki ufak pillerle yıllarca dayanabiliyor ve her yerden de uyduya kolay ulaşabiliyor.

Bu uygulamanın benzeri askeri anlamda yapılabilir ve burada da şirketlerle işbirliğine açığız.

Teşekkür ediyorum.

OTURUM BAŞKANI- Yapmış olduğu konuşma için Hüseyin beye teşekkür ediyoruz.

1985, 1986 yılları; Savunma Sanayi Müsteşarlığı kurulduğunda ilk yürürlüğe koyduğumuz haberleşme projesinin ismi FGF SSP Telsiz Sisteminin tedariğiyle ilgiliydi. O zaman bunu gerçekleştirmek üzere Türkiye’de bir Joint-Venture Company, Markoni Communication AŞ adında kurulmuştu. Bu projenin gerçekleştirilmesinden sonra Markoni Communication AŞ, faaliyet sahalarıyla ilgili olarak da bir dönüşüm gerçekleştirdi. Kendi geliştirdiği ürünleri de hizmete sunmayı amaç edindi ve Selcom ismini aldı.

Şimdi, Selkom firmasını temsilen Ayhan Evren beyi, konuşmasını yapmak üzere kürsüye davet ediyoruz.

AYHAN EVREN (Selkom)- Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Müsteşarım, Sayın Başkanım, değerli konuklar; hoş geldiniz.

Selkom, Selex Komünikasyon AŞ 1989 yılında Markoni Communication AŞ olarak kurulmuştu ve şirketin kuruluş amacı, yaklaşık 3 bin tane HF SSP telsizin değişik özelliklerde Türk Silahlı Kuvvetlerine teslim etmekti. Geçen süre içerisinde bu projeye ilave olarak, Şenol beyin de ifade ettiği gibi, Tasmus projesinde Aselsan’ın bir alt yüklenicisi olarak Bant-4 radyoların tedariği, Deniz Kuvvetlerinin Kuvvetlerinin Sahil Telsiz İstasyonları Modernizasyonları veya gemilerde entegre muhabere sistemi entegrasyonları gibi değişik projelerde anahtar teslimi çözümler sundu.

Son alarak yeni bir açılımla, A400M uçaklarının yarı iletken tabanlı aydınlatma sistemlerinin tasarımı ve imalatını yapmaktayız ve bu kapsamda yeni bir iş ve faaliyet alanı olarak C130’un da aydınlatma sistemlerin gece görüş dönüşümü modernizasyonu alanında faaliyet gösteriyoruz ve bunların tasarımı, imalatı şirketimiz tarafından yapılmaktadır.

Bugünkü toplantının içeriğine uygun olarak, genel anlamda savunma sanayiinde geleceğin haberleşme teknolojilerinden bahsederken teknolojik gelişmelerin ya çevresel koşullardan ya da ihtiyaçlardan kaynaklandığını gözardı etmeden hemen hemen bütün kullanıcıların bahsettiği noktalara da bir miktar değinerek, ama bazı sıkıntıları ve o sıkıntıların getirdiği yeni teknolojik gelişmeleri de anlatmaya çalışacağım.

Burada temel olarak değineceğim noktalar frekans spektrumu kullanımı için artan talep konusudur. Hemen hemen her konuşmacı geniş bant, ağ merkezli haberleşme olanaklarından bahsetti ama bir de fiziksel bir ortamımız var. Bunları konuşmak güzel, ama frekans spektrumu gerçekten sınırlı. Bu anlamda birtakım zorluklar var; işletme anlamında ve kullanım anlamında zorluklar var. Bunlardan bahsetmezsek bence bir şeyleri eksik yapmış oluruz.

Dünyada bu anlamda neler yapılıyor; JTRS ve ona yeni bir konsept olarak Cognitive Radio (SDR) gündemdedir.

Bahsetmek istediğim bir diğer konu, özellikle mobil haberleşme alanında, bataryalardan yaşanan sıkıntılardan dolayı gündeme gelen Betavoltaic veya Radyoaktif bataryalar konusuna kabaca değinmeye çalışacağım.

Hemen hemen herkes bahsetti ve herkesin de hemfikir olduğu anlaşıldı ki, evet ağ merkezli operasyonlar bir ihtiyaç. Özellikle sensörlerden en uç noktaya kadar bilginin hızlı, güvenli ve anında iletilmesi çok kritik. Özelikle muharebe alanında böyle. Fakat frekans spektrum anlamında da birtakım sıkıntıları beraberinde getirdiğini gözardı edemeyiz. Çünkü, frekans spektrumu şu anda dünyada belli bir fiziksel altyapı ve bunun ötesinde, bunu değiştirme şansımız maalesef yok ve bütün devletler içinde şu anda en temel, en önemli sınırlı ulusal kaynağın başında yer almaktadır.

Özellikle değişik coğrafyalarda yapılan operasyonlarla bu frekans spektrumun etkin kullanımı çok daha önemli hale gelmeye başladı. Gelecekte ne yaparsak yapalım, gidişat öyle ki frekans spektrumundaki yaşanan sıkıntılara çözüm bulmadan sağlıklı çözümler üretilebilmesi çok da mümkün değil.

Baktığımızda, 50 yıl içinde –ki, insanlık hayatını düşündüğünüzde çok kısa bir süreçtir- teknolojik gelişmeler inanılmaz boyuttadır. MS 2000 yılda yapılanların yanında son 50 yılda yapılanların hakikaten bir çok insanın hayal gücünü zorladığını söylemek mümkün.

Dolayısıyla, artan bir talep var. Telgraf görüşmelerinden başlayarak geldiğimiz nokta 3G’ler, kablosuz, her ortamda haberleşme ve bunlar çok güzel gelişmeler olarak söylenebiliyor. Dediğim gibi, frekans spektrumunun kullanımı anlamında da ciddi sıkıntılar söz konusudur.

Bunun için dünyada birtakım yaklaşımlar, planlar bugünden yapılmaya başlandı. Bugünkü sistemlere baktığınızda, önceden belirlenmiş sabit frekanslarda haberleşen sistemler, çok da kendi aralarında uyumlu olmayan ve her bir fonksiyonun her bir dalga şekli veya her bir servis için ayrı cihazların kullanıldığı ortamlardan bahsediyoruz; ama dediğim gibi, frekans bandımız, spektrumumuz oldukça sınırlı.

Bunun en etkin şekilde kullanılması için gelecekteki sistemlerde spektrumu etkin kullanan, içinde bulunduğu her durumu, koşulu net tespit eden, hangi frekansta ne tür yayınlar olduğunu, konumunu, iletişim kurması için gerekli güç seviyesini, ihtiyaç duyduğu dalga şeklini belirleyebilen ve bunlar için de operatörden bağımsız hareket edebilen sistemlere doğru bir gidiş var. Bunu, Amerikan Milli Savunma Bakanlığının ifadesiyle öngördükleri sistemin adı, yeni terminolojiyle, “Cognitive Radio”dur.

Şu anda hedefledikleri sistem, 2020 ve 2025 ötesi sistemlerdir. Şu anda kullandıkları sistemlerde, mobil haberleşmede genelde analog tabanlı sistemler söz konusudur. Frekanslar, önceden tahsis edilmiş durumda, değişik dalga şekillerde, değişik servisler için değişik cihazlar kullanılmaktadır. Bunun üstesinden gelmek adına orta vadede sivil alandaki adıyla “Software Defined Radio”. Amerikan Silahlı Kuvvetlerinin öngördüğü ve “Software Defined Radio” üzerine geliştirdiği, JTRS. Bu sistemler 2012 ve 2016 yılları için öngörülmekle birlikte genel anlamda donanımdan bağımsız, tamamen yazılım üzerinde koşabilen sistemler, çok kaba tabirle PC gibi, aldığınız bir yazılımla istediğiniz dalga şeklini, istediğiniz servisi yükleyebildiğiniz veya yüklediğiniz servisleri çağırarak kullanabildiğiniz sistemlere bir geçiş var.

Geniş bantlı uygulamalar, yüksek data ihtiyaçları gene bu sistemler üzerinde öngörülen uygulamalar olacaktır.

Bir sonraki aşamada özellikle muhabere alanlarında yaşanan frekans bandı sıkıntıları yüzünden daha optimize edilmiş, daha akıllı radyo çözümleri üzerinde şu an için konsept bile olsa birtakım ön çalışmalar ve hazırlıklar yapılmakta.

Burada, artık bulunduğu konumu, haberleşme ihtiyacını, güç seviyesini, frekansını, dalga şeklini otomatik olarak belirleyen, örnek vermek gerekirse belki burada De… gibi çalışıp, dışarıda GSM konumuna geçebilen daha akıllı ama, frekans spektrumunda gerek güç gerek frekans seçimi olarak önceden set edilmiş değerlerle değil, o anki ihtiyaca göre kullanılabilecek sistemler hedeflenmektedir.

Bu bağlamda, az önce bahsettiğim gibi, SDR aslında 1997’li yıllarda gündeme gelmişti. Aynı yıllarda Amerikan Savunma Bakanlığında JTRS programı da gündeme gelmişti. Az önce bahsettiğim gibi, SDR’nin genel konsepti donanımdan bağımsız, tamamen yazılım tabanlı bir yazılımın, bir başka cihaz üzerinde de koşabileceği, port edebileceği, IBM PC benzeri veya herhangi bir PS benzeri sistemlere ulaşmaktır.

Dolayısıyla, gidişat o ki, eğer bu gerçekleşirse tek bir donanım üzerinde sadece telsiz yerine bir CD almak gibi bir durumla karşı karşıya gelmek; hedef buydu. Tabiî ki bunun RF tarafında analog tarafları da gündemde ve bunlar da birtakım geniş bant uygulamalarla desteklenmek durumundadır.

SDR Forum nihai hedef olarak ve aşağı yukarı 5 basamaklı bir konsept veya kendisine bir yol haritası belirlemiş durumdadır. Hedef, aslında Cognitive Radio’dan çok da uzak olmayan –başka bir terminoloji ile- bütün trafik kontrol, aradaki frekans spektrumun kullanımı, güç seviyelerini belirleyen ve kullanıcının bunlarla hiçbir interfasiel’ının olmadığı, sadece haberleşmeyi sağladığı bir sisteme ulaşmaktır.

Aynı şekilde JTRS programı da aslında herkesin bahsettiği gibi, çıkış noktasıdır. Aslında ağ destekli haberleşme ve ağ merkezli çalışmayı destekleyecek bir sistem oluşturma hedefi vardı.

Bunun yanında lojistik hedefler de söz konusuydu; çünkü, Amerikan Silahlı Kuvvetlerinde yaklaşık 25-30 değişik aileden 750 bin ayrı telsiz veya Wirless sistemden bahsediyoruz. Bunların işletme sıkıntıları, bunların bir arada kullanılma sıkıntılarından dolayı böyle bir problem gündeme gelmişti.

1997 yılında projenin, programın tahmini bütçesi 37 milyar dolardı. Fakat, 2006 yılına gelindiğinde, projede ciddi birtakım sıkıntılar söz konusu oldu ve yeni bir organizasyon ve yeni bir yapıyla –ki, bu sıkıntıların temelinde değişen ihtiyaç ve gereksinimler- bir türlü sabitlenemedi. Sürekli olarak yeni ihtiyaçlar yüzünden ve teknolojinin yeteri kadar meşhur olmaması nedeniyle hedeflere ulaşılamaması, programı çok zor bir duruma getirmişti. Akabinde, Mart 2005 tarihinden sonra yeni bir yapılanma ile proje birtakım bölümlere ayrıldı ve şu andaki ilk aşama olarak 180 bin telsizle sınırlı ve ilave 5.5 milyar dolarlık bir harcama ile bunu tamamlamayı düşünülmektedir.

Bu yeni yapılanmada en önemli özellik, birtakım dalga şekillerinin belirlenmiş olması ve birtakım hedeflerin net ve açıklanmış olmasıydı. Çünkü  ucu açık gereksinimler veya tam tanımlanmamış gereksinimlerle çok ciddi sıkıntılar gündeme gelmişti.

Şu andaki yol haritaları –ki, JTRS’ten sonraki planları, hedefleri Cognitive Radio- 2011 yılı gibi hedefledikleri 180 bin adet sistemin üretimine başlanmasıdır.

Hiçbir sorun yok, mutlaka olacak; çünkü geniş bantlı dalga şekillerinden bahsediyoruz, frekans spektrumu kullanımının sıkıntıları mutlaka olacaktır. Teknolojiler boyut ve ağırlık olarak mutlaka zorluklar çıkaracaktır ama  sonuçta, gidilecek noktada frekans spektrumun etkin kullanıldığı birtakım sistem çözümlerine gelmektir.

Bahsetmek istediğim bir diğer konu, gelecekte özellikle mobil iletişim alanında dikkat edilmesi gereken ya da şu andan itibaren düşünülmesi gereken bir konu olarak, son Irak Harekatı, Körfez savaşları veya Afganistan’daki harekatlar şunu gösterdi ki, milyon dolarlık mobil sistemlerin bataryaları bittiğinde hiçbir işe yaramamaktadır. Bu nedenle de özellikle savaş alanında çok ciddi birtakım sıkıntılar yaşandı. Her birimiz cep telefonlarında da benzeri sıkıntıları yaşıyoruz.

Yeni bir proje gündemdedir; New York Cornell Üniversitesine verilen bu projede “Betavoltaic Bataryalar” veya başka bir tabirle Radyoaktif Bataryalar”. Böylelikle mobil sistemlerin ömrünün, batarya şarj etme derdi olmaksızın, batarya bitme derdi olmaksızın, mümkün olduğu kadar ürün kullanılması hedeflenmektedir.

Çok yakın bir gelecekte, görünen o ki her birimiz birer atom bombası benzeri bir şeyi kendi cep telefonlarımızda veya cebimizde taşıyor olacağız.

Bu yapılan çalışmalarda şu ana kadar elde edilen sonuçlar açıkçası oldukça umut verici. Çok teknik detaya girmeden söylenebilir, yapılan çalışmalarda, bir kalp pilinin şu anda kesintisiz 20-30 yıl çalışmasını sağlayacak sürelere erişilmiştir.

Bu tür bataryaların bir avantajı da çok düşük radyoaktif emisyonu olduğu için ambalajlanması, yalıtılması çok daha kolaydır. Dolayısıyla da mobil olarak kişiye zarar vermeden kullanılabileceği düşünülmektedir.

Benim bahsedeceğim iki temel konu, bunlardan ibaret ama, görünen o ki bundan sonraki teknolojik gelişmeler ve özellikle haberleşme alanındaki teknolojik gelişmeleri düşündüğümüzde, mevcut fiziksel sıkıntıların gerek frekans spektrumu olsun, gerekse batarya olsun veya diğer şartlar olsun, bunları göz ardı etmeden dikkate alarak birtakım gelişmeleri bu paralelde yürütmemiz gerekeceğini düşünüyorum.

Teşekkür ediyorum.

OTURUM BAŞKANI- Sayın Ayhan Evren beye, yapmış oldukları konuşma için çok teşekkür ediyoruz.

Bugün oldukça uzun bir sabah oturumu oldu. Yine bu oturumumuzu, zihinlerde bir hoş seda ile kapamak üzere, Gate firmasını temsilen Turgay beyi konuşmalarını yapmak üzere davet ediyorum.

TURGAY MALERİ (Gate)- Sayın Müsteşarım, Başkanım, değerli konuklar; ben Gate Elektronik Yönetim Kurulu Başkanıyım. Kurucusuyum.

Gate Elektronik’in kuruluşunda telekom sektörünün önemi çok büyük. Kuruluş şekli aslında telekomünikasyon ile başladı. Ben, aynı zamanda Aselsan’ın eski Ar-Ge mühendislerindenim ve orada araştırma geliştirme yapmakla, bir şeyi tasarımlamakla onun onarımını yapmak veya arızasını bulmanın çok farklı şeyler olduğunu yaşadım.

Kuruluş şekli olarak da, ODTÜ’de Teknoloji Geliştirme Merkezi, Türkiye’nin ilk Tekmer’idir ve bizler de Gate olarak oranın ilk şirketiyiz. Orada, telsizlerdeki arızaları, dokümanı olmadan, veri şeması olmadan nasıl bulunur, bunun üzerine bir proje hazırladık ve oraya müracaat ettik.

Bizim başlangıcımız, aslında telsizlerde elektronik katların, özellikle Markoni’nin vermiş olduğu ve Savunma Sanayi Müsteşarlığımız ile ilk tanışmamız da orada oldu. Orada, Depo Seviyesi Bakım Projesi adı altında bir firmaya bir proje verilmişti ve ben de o firmanın alt yüklenicisi olarak orada görev aldım.

Firmamız o zamanlar 3-4 kişiden oluşan bir aile şirketi idi. Aile şirketi denildiğinde, para yoksa aile fertlerini çalıştırıyorsunuz. Onları bedava çalışacak personelle birlikte arıza bulma şeklini, telsizlerdeki, telekomünikasyon kartlarındaki arızaların dokümanı ve veri şeması olmadan nasıl bulunabileceğini araştırdık ve bununla ilgili test programlarını hazırladık ve halihazırda şu anda kullanılıyor. Bizim girişimimiz ve başlangıcımız böyle oldu.

Bizim, Savunma Sanayi Müsteşarlığımızla ve kuvvetlerle orada tanışmamız konusunu da sizlere kısaca söylemek istiyorum. Bir gün beni Hava Kuvvetleri Komutanlığımızdan çağırdılar, bir brifing istediler; “ODTÜ’de çocuklar veri şemasız, dokümansız arıza buluyorlarmış, şunları çağırın da bir dinleyelim” demişler. Zamanın Kurmay Başkanı Sayın Fırtına Paşam başkanlığında bir heyetin karşısına çıktığımda neredeyse 50’ye yakın üst rütbseli subay vardı. Orada bir brifing verdik. Dediler ki, “çok güzel şeyler söylüyorsunuz, bizim F16 kartları var, şunları alın bir bakın, yapın da görelim.”

Bizim, ODTÜ Tekmer’de alt katta 70 m2’lik bir yerimiz vardı, orada 2 astsubay eşliğinde bu kartlar geldi. Biz, yarım saat içinde soğuk lehimlerini tespit ettik ve Mürted’deki atölyede onlar tarafından denendi ve bir yazı geldi. “Bize, bu kabiliyetin kazandırılması ve bunun bedelinin bildirilmesi” denildi. O zaman cahillik(!) ettik, Savunma Sanayi Müsteşarlığımızla tanışmıyorduk, oraya “100 bin” yazmıştık. Bugün yaklaşık 100 bin dolara denk geliyor. O ara çok cüzi bir bedeldi. Şu anda Üçüncü Hava İkmal Bakım Merkezimize bunu kazandırmış olduk.

Söylemek istediğim, bu elektronik komünikasyon sistemlerini tasarımlamadık ama, bizim ana işimiz bu arızaların bulunması, dokümanı yoksa bunların problemlerinin çözülmesi.

Biz, Savunma Sanayi Müsteşarlığımıza gelinceye kadar çeşitli evrelerden geçtik. Savunma sanayi, aslında sivil sektöre geçiş için çok güzel bir basamak, çünkü savunma sanayi denilince öyle yüzlerle, binlerle ifade edilen ürünler yok; birkaç ürün üretiyorsunuz ve bunları satmaya çalışıyorsunuz. Sonra bakıyorsunuz ki bu, aslında sivil sektörde de çok güzel kullanılabilecek ürünler. İşte bunlardan bir tanesini biz gerçekleştirdik.

Deniz Kuvvetlerini İstanbul’da ziyaret ettik. “Bizim radar skenkonventor’ümüz var, bu karta 80 bin Paund ödüyoruz, bu kartın benzerini yapabilir misiniz?” dediler. Biz bunun üzerinde bir yıla yakın çalıştık. Baktık ki bu sistem sonuçta –bilemediniz- 100 gemide kullanılacak. Ama, çok güzel bir IP Tv olabiliyor, video gönderiyor, data gönderiyor, ses gönderiyor… Biz bunu otellerde veya başka bir yerde neden kullanmayalım dedik ve şu anda 10 binin üzerinde otel odasında kullanıma geçti.

Bunun yanında, bizler yine şu anda ODTÜ’de başladığımız çalışmalara 85 kişilik mühendislik kadrosu, yaklaşık olarak–KOBİ vasfını kaybetmeyelim diye 250 olmuyor- 249 kişilik kadromuzla şu anda Ayaş Kavşağındaki 20 bin m2’lik üretim tesislerimizde devam ediyoruz.

Bunun yanında şunu da hedef aldık: Üniversitelerle işbirliği yapmayı, bu kapsamda da ODTÜ, Bilkent Park, Anadolu Üniversitesi Teknopark’ında, İTÜ Arı Teknopark’ında, bunun yanında Tübitak ile Adana Çukurova Üniversitesinde bir ortaklık yaptık, orada Elektronik Mühendisliği içinde bir ofis açtık. Adana bölgesindeki tüm sanayiye hizmet verelim istedik.

Bunun yanında Konya’da, medikal sistemler üzerine, Selçuk Üniversitesi içinde bir yer açtık. Kıbrıs’ta bir yer açtık; Kıbrıs’ta bulunan bütün operatörlere, servis sağlayan GSM operatörlerinin tüm haberleşme sistemlerinin bakım onarımları servisi verme üzerine bir çalışma başlatıldı ve orada şu anda çalışmalarımız devam ediyor.

Bizlerin savunma sanayine verdiğimiz hizmetler arasında benim en çek sevdiğim ve beğendiğim bölüm, “Offset”. Burada bilişim sektöründen, telekom sektöründen arkadaşlar var, bilgi vermek istiyorum, bizler yurt dışına açılımı Offset sayesinde yaşadık. Savunma Sanayi Müsteşarlığımızın bazı isterleri var; yurt dışından yabancı bir şey aldığınız zaman, muhakkak onlardan yurt dışına bir şeylerin satılmasını talep ediyor. Bu kapsamda da bizler yerli sanayi olarak çok büyük bir avantaj sağlıyoruz. Bizim bugüne kadar gidip getiremediğimiz firmalar, offset sayesinde bizleri ziyaret etmeye başladılar. Yeter ki bir alt yapınız ve kabiliyetiniz olsun.

İşte bu altyapı sayesinde –bizlerin alt yapımıza bakarak- bizlere iş vermeye başladılar. Bizler bu kapsamda da şu ana kadar yapılmış olan 10 milyon doların üzerinde, offset kapsamında ihracatlarımız var, bunların yarısı telekomünikasyon üzerinedir.

Daha önce yapmış olduğumuz role üzerine ihracatlar var. Mesela Japonya’ya role ihraç ettik. Bunun yanında baktık ki biz bu roleyi daha da geliştirebiliriz, Tübitak desteği ile yaklaşık 1 milyon doların üzerinde bize destek verdiler, yazılım tabanlı bir role geliştirdik ve şu anda onun ihracatıyla ilgili çalışıyoruz. Bu da sivil alanda yapılan çalışmalarımızdandır.

Savunma sanayiinde genelde Müsteşarlık olarak –bizim gördüğümüz- hep sistem bazında alımlar mümkün ama, bizim beklentimiz, bizler KOBİ şirketleri olarak bu kapsamda lider firmalarımızdan bizleri daha verimli kullanmasını ve sahip olduğumuz altyapıyı değerlendirilmesidir. Özellikle firmam olarak söylüyorum, benim wairless konusunda çok iyi bir altyapımın olduğunu düşünüyorum, çünkü Milli Savunma Bakanlığımız ve Türk Silahlı Kuvvetleri, Genel Kurmay Başkanlığı, bize bir mobildeskom’da uydu terminallerinin bakım faaliyetleriyle ilgili bir fırsat verdi. Bir gün paşamız ve beraberindekiler “Şu kartı yapabilir misiniz?” diye bir uydu kartı getirdiler. “Deneyelim” dedik ve baktık, 2 gün sonra da “test edin” diyerek verdik. Çalıştığını gördüler. “Biz bunu yurt dışına gönderiyoruz, 6 aydan önce de yurt dışından gelmiyor” dediler.

Özellikle silahlı kuvvetlerde, uyduyla ilgili olan ürünler, Türksat’ın kullandığı, Türk Telekom’un kullandıkları, Amerika’ya gittiğinde bunlar son kullanıcıya tabidir; yani, yurt dışına göndermek kolay da, yurt dışından almak zor. Şimdi tabiî ki Telekomünikasyon Kurumu’nın izni olmadan gidip gelmesi kolay değil, bu da ayrı bir konu ama, yurt dışından gelmesi altı ay zaman alıyor.

Bizler bu alt yapıyı burada oluşturduk. Daha sonra bir ihale açıldı ve 4 yıllık kontratlar verilmeye başlandı. Beklentilerimiz ve bu kabiliyet silahlı kuvvetler sayesinde kazanılmış oldu. Biz ne yaptık; bugün Türk Telekom’un –Türksat ile başladık, yer terminalleri, visat terminalleri olsun..- çağrı merkezi dahil olmak üzere, benim kendi bünyemdedir; satın almasını ben yapıyorum, stoklarını bizler tutuyoruz, arızaları biz gideriyoruz. Demek ki biz bu işi Türkiye’de yapabiliyoruz.

Biz profesyonelce bu işi yapıyorsak, bizlerin beklentisi de şudur: Profesyonel firmalar oluşturalım, bu firmaları da büyüklerimiz, lider firmalarımız uluslararası alanlara taşısın. Çünkü bizlerin beklentisi çerçevesinde, bizler kendi başımıza birkaç yüz milyon dolarlık projelere orada giremeyiz; ama, ben geçen yıllarda GSF kapsamında Lockhed’e gittim. Elektronik iş almak istedim. Vermiyorlar; yazılım, elektronik işi vermiyorlar!.. Ama orada şunu gördüm; orada “bizimle görüşmeyin, alt yüklenicilerimizle görüşün” diyorlar. 20 tane alt yükleniciyi oraya oturtmuş, bizim onlarla görüştürüyor. Biz Türkiye olarak bunu niye yapmayalım. Bizleri de oralara taşısınlar. Bizlerin sahip olduğu profesyonel altyapıyı kullansınlar.

İyi üretici, iyi bakımcı olmak demek değildir, öncelikle bunu anlamak lazım.

Bizim Telekomünikasyon Kurumundan beklentimiz şu: Ben GSM sektöründe özellikle görüyorum. Biz yaklaşık olarak 7 yıldır Telsim Vodafone’nun bakımcısıyız. Yani Telsim nasıl idame oldu derseniz, biz Telsim içinde ayrı bir firma kurduk ve binasının içinde bu işi yaptık. Baktık ki, yabancılar şirketleri almaya başladıklarında bakımları yurt dışına gönderiyorlar. Türkiye’den para çıkarmanın en güzel yanı, yurt dışına gönder, istediğiniz faturayı kesin!..

Bizim beklentimiz, bu konseptin biraz zorlaştırılması. Çünkü, Türkiye’de bu kabiliyetler var. Özellikler kurumların bu telekomünikasyon ürünlerini yurt dışına gönderirken en azından Türkiye’de bu altyapı, bu kabiliyetler var mı, bunların kullanılması sağlanabilir mi konusuna bakılmalı. Hatta biz şunu da öneriyoruz: Yurt dışına gidip gelme parasına ben bunu yapacağım. Ama, gel gelelim, özellikle yurt dışında yaptırma şeklinde gayretleri var ve bunun için de sizin kurumunuzun izni olmadan bu ürünlerin yurtdışına çıkması söz konusu değil. Şu anda sizlerin izni ve sertifikasyonu olmadan zaten bizlerin de bu işleri yapması söz konusu değil. Sizler, bizleri sertifikalandırdınız; geldiniz bütün tesislerimizi gezdiniz, belgeler verdiniz. Madem bu belgeler bizde var, gelin biz bunları, ulusal sahaya hizmet vererek kullanalım.

Biz Umman Telekomünikasyon Kurumu ile anlaşma yaptık. Ummantel’in bütün uydu terminallerini, visat terminallerini, kablobant terminallerinin bütün bakımlarını yapıyoruz. Ben bunları yapabiliyorum. Şu anda Türkiye’de hiçbir uydu terminalinin yurt dışına çıktığını düşünmüyorum, çünkü özel sektör dahil, bunu kullanıyoruz.

Bizlerin beklentisi, özellikle uydu terminalleri konusunda Türkiye’de çalışan firmaların da bu altyapıları kullanmasının sağlanması, bu konuda da offset bölümüne ayrıca teşekkür etmek istiyorum. Özellikle şu anda 22 personelim hem İspanya’da A400M kapsamında çalışıyor, aynı zamanda da EADS’nin Airus tesislerinde, üç şehirde şu anda çalışmaları sürüyor.

Özellikle Sayın Müsteşarlığımıza, bu konuda böyle bir fırsat verdikleri için de çok teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum.

OTURUM BAŞKANI- Turgay beye çok teşekkür ediyoruz.

Bugün oldukça uzun bir sabah bölümümüz oldu. Öğleden sonra da önemli konu ve konuşmacılarımız var. Aynı katılımı, hatta artarak, yemekten sonra, diğer oturumlarımız için bekliyoruz.

Katıldığınız için hepinize tekrar saygılarımızı sunuyoruz.

İKİNCİ OTURUM

Oturum Başkanı:  Ertuğrul Karaçuha (SSM, Başkan Yardımcısı)

Katılımcılar: Abdurrahman Keklik (Compro), Ejder Varol (İdeal Teknoloji), Ediz Çelik (SDT), Kaya Bağ (Spintek), Görkem Güven (Hittite), Levent Özbilgin (Telenity)

OTURUM BAŞKANI- Sayın Müsteşarım, değerli katılımcılar; öğleden sonraki oturumu açıyorum.

Ben de konuşmacılara söz hakkı vermeden önce Telekomünikasyon Kurumunun bir kaç fonksiyonundan bahsetmek istiyorum. Çünkü burada farklı sektörlerden arkadaşlarımız da var. Telekomünikasyon sektöründe çalışan arkadaşlarımız bunu biliyorlar ama, bizim Telekomünikasyon Kurumu olarak dört tane ana fonksiyonumuz var. Bunlardan bir tanesi, telekomünikasyon hizmeti vermek üzere sektörde at koşturup para kazanmak isteyenlere bir yetki veriyoruz. Bu yetkiyi almayan işletmeciler veya şirketler böyle bir telekomünikasyon hizmeti sunamıyorlar.

İkinci olarak da, sektöre giren oyuncuların uyması gereken kurallar var, bu kuralları belirliyoruz. Yetki verdiğimiz zaman birtakım koşullar getiriyoruz. Bunun en basit örneklerinden birisi 3G popüler lisansı verdiğimiz zaman birtakım koşullar getirilmiştir. Bugünkü gündemimizde de anlamlı olabileceğini düşündüğüm bir husus olarak da şunu söylemek istiyorum ki, bu lisansı alan işletmeciler bir mal, ürün aldıkları şirketin Ar-Ge merkezi olması koşulunu arayacaklar ve dolayısıyla dünya şirketlerinin burada bir Ar-Ge merkezi açması, belli sayıda personel çalıştırmak koşuluyla, buna benzer yaptırımlarla koşulları belirleyerek ülkemizde de Ar-Ge faaliyetlerinin etkin şekilde sürdürülebilmesi, küçük ve orta boy işletmecilerden birtakım mal tedariklerinin elde edilmesi için koşullar getirebiliyoruz.

Bunların girmiş oldukları piyasada uymaları gereken tarife rejimi, ara bağlantı rejimi, ortak kullanım tesis paylaşımı, tüketici hakları yönetmeliği gibi birtakım düzenlemeler yapıyoruz. Bunun ötesinde, insanın olduğu yerde, oyuna girdikleri zaman –hele ki bizim ülkemizde- muhakkak anlaşmazlıklar farklı boyut ve derinliklerde olabiliyor. Operatörler birbirlerini yemeye başlıyorlar; “şu şöyle dedi, bu böyle dedi..” Hakem rolü üstlenmek gerekiyor ve orada da hakemlik rolümüz var. Zaman zaman da vermiş olduğumuz yetkiler konusunda, koşullara uygun çalışılıp çalışılmadığı konularında operatörlerin denetlendiği kısımlar var. Bunlar, telekomünikasyon sektöründeki telekomünikasyon hizmetlerine yönelik ana fonksiyonlarımızdır.

Bunları ifade ettikten sonra değerli panelist arkadaşlarıma söz vereceğim, bundan sonraki oturumun süresini da kaydırmamak için kendilerine 12’şer dakikalık süreler vermek istiyorum. Konuşmalardan sonra da sorularınız varsa, arkadaşlarımız soruları cevaplayacaklar.

İlk konuşmacı olarak İdeal Teknoloji’den Sayın Ejder Varol’a söz hakkı veriyorum.

EJDER VAROL (iDeal Teknoloji)- Sayın Müsteşarım, değerli konuklar; bildiğiniz gibi dün, Çanakkale Deniz Zaferimizin 93 üncü yıldönümüydü. Ben bir kez daha kahramanlarımızı minnet ve rahmetle anmak istiyorum. Ruhları şad olsun.

Ne hazindir ki, bir deniz zaferi, maalesef deniz muharebesiyle denizden kazanılmadı. Emektar Nusrat Gemisini bir kenara koyarsanız, bu savaş tamamen kahraman Türk topçusunun çabalarıyla karadan kazanıldı. Bunun önemli bir sebebi, Osmanlı donanmasının çok yaşlı ve çok zayıf olmasıydı. Keza, tarihçilere göre Çanakkale savaşlarının bu kadar uzaması ve bizim açımızdan bu kadar çok zayiat vermemizin önemli sebeplerinden bir tanesi Osmanlı Donanmasının güçlü olmaması olarak gösterilmektedir.

1915 yılından bugüne donanmamız tabiî ki büyük mesafeler kaydetti, ancak deniz elektroniği açısından baktığımız zaman, maalesef gerek askeri ve gerekse sivil kullanım için deniz elektroniği alanında halen çok ciddi şekilde yurtdışı bağımlılığımız sürmektedir. Bu, bizim yola çıkış noktamızdır. Motivasyonumuzdur. Asla unutulmaması gereken bir tarihten kendimize çıkardığımız ders ve vazifedir.

Bu anlamda çok kısa olarak kendimizi tanıtmak istiyorum. Sadece mühendislik yaparak kendi geliştirdiği ürünlerle sektöre hizmet sunmayı hedefleyen bir teknoloji firmasıyız. Hızlı büyüyen bir firmayız. Çalışmalarımızda farklılaşma ihtiyacımızı bütünleşik teknoloji çözümleri sunma tarafında konsantre olarak göstermeye çalışıyoruz. Faaliyet alanlarımız, aslında bir anayurt güvenliği sağlayıcısı firma profiline uyuyor. Çünkü, gerek analog, sayısal, RF, güç elektroniği tarafında her tür devre tasarımı; gerek gömülü düşük seviyeli ve yüksek seviyeli yazılım geliştirme kısmından baktığımız zaman konsantre olduğumuz yetkinlikler ile tüm bu ürünlerin geliştirilmesinden itibaren üretimi, satış sonrası desteği içine alan bir portföyde şu an dört şirket, iki departman halinde çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Şu anda Türkiye’deki en büyük araç takip filo yönetimi üreticisi olarak, özellikle mobil kontrol tarafında 40 binin üzerinde referansı bulunmaktadır.

Endüstriyel otomasyon tarafında akıllı bina, endüstri, otomasyon gibi pek çok proje gerçekleştirdik ve devam ediyoruz.

İnsansız araçlar kısmında daha çok insansız su altı aracına konsantre olduk ve bu konuda ilk ticari ürünümüzü bugünlerde sahaya sunmak üzereyiz.

Deniz teknolojileri ve su altı araştırmaları sizlere esas anlatmak istediğim konudur. Her şey 2005 yılında başladı. Burada, bu vesile ile bizi bu konuya yönlendirdikleri için Telekomünikasyon Kurumu ve Denizcilik Müsteşarlığına bir kez daha teşekkürlerimi iletmek isterim. Bizden, “Otomatik Tanımlama” diye bir cihaz geliştirmemiz istendi. Bu cihaz aslında 2 tane VHF alıcı, 1 DS VHF alıcı ve VHF vericiden oluşan bir VHF radyo. Çok net tanımlanmış birtakım standartlar çerçevesinde, takılı olduğu deniz aracının Klas-B için bilgilerini veriyorum; birtakım künye bilgilerini, statik bilgileri –ki, bunlar sunumda gördüğünüz gibi- çağrı işareti, sınıf, MMSI kodu gibi ve anlık hesaplanan dinamik verileri, rotası, hızı, yönü gibi, bahsettiğim kendine özel VHF kanallarından düzenli olarak yayınlanması esası üzerinde çalışıyor.

Bizler, 2005 yılında, özellikle Denizcilik Müsteşarlığının talebiyle başladığımız faaliyetlere, 18 Temmuz 2006 tarihinde prototip itibarıyla bugün de Telekomünikasyon Kurumu onaylı tüm yurtdışı testleri, Denizcilik Müsteşarlığı Uygunluk Belgesi içinde olmak kaydıyla tüm sertifikasyonu tamamlamış, ticari ürün haline dönüştürmüş bir deniz elektroniği üreticisiyiz ve bildiğimiz kadarıyla bu cihaz da, Türkiye’de seri üretimi yapılan ilk ve tek deniz elektroniği ürünüdür.

Uygulamanın kanuni, hukuki tabanı Başbakanlık Genelgesi ve 11 Eylül 2007 tarihli Tebliğ ile belirlenmiş, İstanbul, Çanakkale Boğazları ve Marmara Denizi başta olmak üzere tebliğ detayında gördüğünüz ve “solas”a tabi olmayan yani, lokal sularımızda, kendi yerel trafiğimizde seyir yapan 10 binin üzerinde deniz aracının bulundurması gereken bir cihaz olarak tanımlanmış ve mecburi kullanım temmuz 2008 itibarıyla başlayacaktır.

Burada altını çizmek istediğim husus, gerçekleştirilen sistem, aslında ilk seri üretilen deniz elektroniği cihazı olmasının ötesinde, dünyada otomatik tanımlama sistemi sadece izleme amacıyla kullanılan bir seyir yardımcısıdır. Oysa, Denizcilik Müsteşarlığının ihtiyaçları doğrultusunda, burada, otomatik tanımlama sistemine “izleme” dışında “denetim” fonksiyonu da kazandırılarak dünyada bir ilk gerçekleştirilecek, yani otomatik tanımlama sistemiyle ilgili uluslararası standartların tamamını sağlarken burada gördüğünüz 11 ilave fonksiyon ile birlikte hem kapsam olarak 10 binin üzerinde deniz aracı tarafından kullanılması itibarıyla hem de bu ilave özelliklerle dünyada ilk uygulama olacaktır.

Gerçekleştirilen bu ilave ulusal yazılım fonksiyonları, otomatik tanımlama sisteminin kıyı istasyonları tarafından belli trafik mesajları, belli bölge ve tarihleri belirterek burada gördüğünüz hız tahdidi, hız aşımı uyarısı vs. bir kural olarak yayınlanacak ve “transponder”’lar, kuralın devreye girdiği andan itibaren bir ihlal durumunda, merkezdeki ya da operatörün doğrudan bu ihlali tespit edip müdahale etmesine imkan sağlayacak haberleşmeyi gerçekleştirecektir.

İlgili uluslararası standartlarda Klas-B CS olarak taşıyacağınız standartta çıkış gücü 2 watt olarak belirlenmiştir ama bu, bizim koşullarımıza uymuyordu, çünkü 2 watt, örneğin Marmara’nın tamamını kapsama altına almamızı menzil itibarıyla engelliyordu. Bu yüzden adaptif bir çıkış gücü ayarlaması mekanizması öngörüldü ve belli bölgelerde kapsamayı genişletebilmek için 12.5 watt’a adaptif yayın gücünü artırabilme özelliği getirildi.

Sistemin kasıtlı enerji kesimlerine karşı kendini koruma özelliği var. Tıpkı uçaklardaki kara kutu gibi, son 15 günün bütün seyir verileri sistemin içinde kayıt ediliyor ve son iki gün kayıt verileri 5’er saniye hassasiyetle, yayın yapımında çok daha yüksek hassasiyetle kayıt ediliyor durumda olabiliyor.

Özel bir kanal dinlenerek kanal lokasyonlarının daha iyi yapılması sağlanıyor.

ÖTV’siz yakıt uygulaması var biliyorsunuz; ticari gemiler için yüzde 60’ın üzerinde indirimle alınan yakıtta maalesef bazı suiistimaller yaşanıyor ve bu sistem, bir akıllı kart entegrasyonu yapılması suretiyle, deniz aracının yaklaşık yakıt tüketimini hesaplayarak bu suiistimalin önüne geçme tarafından önemli işleri yerine getirecektir.

Balıkçı tekneleri için özel bir ihtiyaç ortaya konuldu. Aslında savaş gemilerinde bunun tersi uygulanır; birbirlerinin avlandığı alanları tespit etmemeleri amacıyla “2 balıkçının birbirini görmüyor olması” istendi. Sisteme, “bütün sivil gemiler balıkçıları, balıkçılar bütün sivil gemileri görecek, sadece 2 balıkçı birbirini görmeyecek” bir özellik kazandırıldı.

Bir çatışma engelleme uyarısı, her bir “transponder”’ın etrafındaki trafiği sürekli analiz ederek “çatışma tehlikesi olan diğer deniz araçlarına karşı belli bir hızla, belli bir rotada, şu kadar saniye sonra çatışma tehlikesi vermesi” gibi bir özellik kazandırıldı ki, yine bildiğimiz kadarıyla ilk olacak bir uygulamadır.

Arama-Kurtarma fonksiyonları oldukça geliştirildi; 4 ayrı arama-kurtarma fonksiyonu için özel tuş tanımıyla doğrudan Sahil Güvenlik ya da ilgili kıyı emniyeti birimlerinin arama-kurtarma, acil durum mesajı yayınlayan geminin bütün statik ve dinamik bilgilerle birlikte ihtiyacının hangi yönde olduğu mesajını otomatik olarak üretilmesi sağlandı.

NMEA, deniz elektroniğinde standart bir ara yüzdür. Sistemin diğer seyir yardımcıları haberleşmesi için standart bir ara yüz sağlandı ve ileriye yönelik bütün uygulamalara açık bir yazılım altyapısı öngörüldü.

Keza, bu bahsettiğim “transponder”ın aldığı verileri gösteriyor olması için denizcilikte ECS ek sistemleri olarak geçen sistemlere ihtiyacımız vardı, bunları geliştirdik.

Seyir hidrografi tarafından üretilen S57 deniz haritalarını –tahmin ediyorum- onlardan doğrudan alabilen ve işleyebilen tek firma olduk.

Müsteşarlığımızın bizden talebi, aslında tek bir “transponder” geliştiriyor olmamız idi, ama bu “transponder”ı hayata geçiriyor olmak için bir sistem ortaya koymamız gerektiği için, gördüğünüz gibi 20’nin üzerinde otomatik tanımlama sistemi teknosu içeren ürün geliştiriyor olma şansına kavuştuk ve doğal olarak bu ürünlerin tamamının dünyada satış haklarını da, almış olduğumuz uluslararası sertifikasyonlar dolayısıyla kazanmış olduk ve bu anlamda ülke olarak bir pazar olmak yerine, önde gelen üreticilerden birisi olmak gibi bir avantaja sahip olduğumuzu düşünüyoruz.

Otomatik tanımlama sisteminin askeri gemilerde kullanılmasına Warship-AIS deniliyor. İşin içerisine AIS 128 özel bir kripto mekanizması giriyor. Aslında bu, sadece “transponder” değil, “transponder”ın gemideki diğer seyir yardımcılarıyla NMEA üzerinden entegre olduğu ve aynı şekilde tüm bu entegre edilmiş verilerin, seyir verilerinin bir deniz haritası üzerinde gösterildiği bir platformla birlikte kullanılması gerekiyor. Bu nedenle WAIS tek başına kullanılmaz, bahsettiğim gibi, bu tür bir platform üzerinde kullanılır.

Yapılan iş, biraz önce de bahsettiğim gibi, eğer bir savaş gemisindeki “AIS transponder” söz konusu ise, kapalı mod dışında 3 temel mod vardır; sadece güvenli mod’da 2 askeri gemi birbirini görebilir. Sivil gemiler ancak askeri gemi isterse, askeri gemileri tespit edebilir ki, burada askeri gemi yine uygun görürse olmayan “feyk” hedefler üretebilir. Bu anlamda kıyı istasyonları hangi moda olursa olsun yapılan haberleşmeyi toplar ve komuta merkezlerinden gerekli denetimin yapılıyor olmasını sağlar.

AIS veya WAIS istasyonlar ister sivil kullanımlar için, ister askeri kullanım olarak düşünün, GSM baz istasyonları gibi düşünebilirsiniz. Sistemin toplamda çalışıyor olması için, yani gemiden karaya haberleşmenin toplandığı sistemlerdir.

Seyir yardımcıları aynı sistemlere uyarlanabilir. Ahırkapı Feneri ya da klasik deniz fenerleri, biliyorsunuz, görsel etkiyle işini yaparken, artık otomatik tanımlama işin içine girdiği zaman bilgilerini UHF üzerinden yayabildikleri için, örneğin 12.5 W yayın gücünde 70 millik bir alan içerisinde geminin VHF radyo üzerinden görüş koşullarından bağımsız şekilde seyir yardımcısının mesajlarını alarak seyrini yapma ihtimali vardır.

Tüm bu seyir yardımcılarına oşinografik ve meteorolojik ölçümler de adapte edilebiliyor. Burada gördüğünüz 10 ayrı parametrede su altından ve meteorolojik koşullar ölçülerek AIS mesajına gömülüp, yayın yapıldığı durumda artık 10-12 saat gibi kısa menziller için hava tahmini almasına gerek olmaksızın, çünkü doğrudan görerek gidebileceği bir altyapının oluşturuluyor alması mümkün ki, Denizcilik Müsteşarlığı ile şu anda bu yönde çalışmalarımız sürüyor.

Bütün bu çalışmaları bir koordinasyon merkezi altında toplarsanız, gördüğünüz gibi parametreler bir araya geliyor ve bir koordinasyon yazılımı altında bitiyor. Bu anlamda bir VTS merkezi oluşturuyorsunuz. Bu yönde bazı çalışmalarımız var.

Son olarak göstermek istediğim slayt, askeri deniz trafik kontrol platformunda WAIS ve diğer seyir yardımcıları entegre edilmiş yapı, kıyı istasyonları üzerinde toplanıyor. İster sivil, ister askeri amaçlı, keza kıyı istasyonlarında diğer kıyı gözlem sistemlerine bu yapıyı entegre edebilirsiniz ve kendi altyapıları üzerinden topladığınız karargah merkezlerinde, uçtan uca deniz kontrolleri sistemlerini askeri uygulamalar için de koyabilirsiniz.

“Beklenti ve önerilerimiz” kısmında, sanıyorum bu salondaki herkesin hemfikir olduğu, Ar-Ge, üretim ve sanayi projelerinde, savunma sanayi projelerinde ulusal sistemlerin özendiriliyor olması beklentimiz vardır.

Teşekkür ediyorum.

OTURUM BAŞKANI- Sayın Varol’a teşekkür ediyoruz.

İkinci konuşmacı olarak, Compro’dan Sayın Abdurrahman Keklik’e söz veriyorum.

ABDURRAHMAN KEKLİK (Compro)- Sayın Müsteşarım, değerli konuklar; özellikle bugün burada bulunmaktan gerçekten çok mutluyum. Şu ana kadar yapılan sunumlarda şunu gördüm ki, sektörün en uzağında olan, aslında biraz benim temsil etmiş olacağım bilişim sektörünün kendisidir. Özellikle birinci oturumda gördüğüm kadarıyla, savunma sanayinde çok büyük projeler yapan, çok büyük işler yapan çok değerli firmaların sunumları oldu.

Benim konum, savunma ve güvenliğin dönüşümüyle ilgili olacak.

Sunumuma başlamadan önce kendimden kısaca bahsetmek istiyorum: Adım, Abdurrahman Keklik. Bu aralar “Abdurrahman” olmak nasıldır bilmiyorum. Lisans eğitimimi elektronik ve haberleşme mühendisliğinde aldım, yüksek lisans eğitimimi bilgisayar mühendisliğinde yaptım. Yaklaşık 20 yıldır sektörün içindeyim. Compro Bilgi Teknolojilerinin Genel Müdürlüğünü yapmaktayım.

Compro, bilgi teknolojileri alanında danışmanlık, destek ve çözüm hizmetlerini sunmaktadır. İstanbul ve Ankara’da ofisleri bulunmakta, yaklaşık on yıllık bir süredir de sektörün içinde yer almaktadır.

Konu olarak, “savunma ve güvenliğin dönüşümü, savunma ve güvenlik entegrasyon altyapısı” konusunu seçtim. Zamanı da dikkate alarak hızlı bir şekilde sunumumu yapacağım.

“Savunma ve güvenlik pazarının bileşenleri nelerdir?” diye baktığımız zaman, gördüğünüz gibi, burada savunma ve güvenlik bir de sistem entegratörleri var. Aslında şimdiye kadarki sunumları yapan tüm arkadaşlarımız sistem entegratörleri grubuna dahil oluyor.

Yine baktığımızda, Savunma Bakanlığı, Nato, AB Koalisyon Organizasyonu, istihbarat birimleri; güvenlik tarafında da iç güvenlik, gümrükler, limanlar, sınırlar, polis ve acil servisler karşımıza çıkmaktadır.

Güvenlik ve savunma ihtiyaçlarının yakınsaması konusuna bakacağım. Güvenlik ve savunmanın gereksinimlerinin çakışması konusunda şunları söyleyebilirim: Biz artık savunma ve güvenlik gereksinimlerini çok yakınsadığını, birbirleriyle çakıştığını düşünüyoruz. Burada karşımıza neler çıkıyor; dağınık asetlerin kontrol edilmesi, birimler arası işbirliği, mevcut sistemlerin entegrasyonu, data kaynaklarının yönetimi, istihbarat aktiviteleri ve bulguların değerlendirilmesi ve şebeke güvenliği.

Buradan baktığımız zaman, savunma ve güvenlik misyonlarının da ortak hale geldiğini görüyoruz. Bu misyonlar nelerde çakışıyor diye baktığımızda da, bunların barış ve birlikteliğin korunmasında, kriz ve afet yönetimlerinde, istihbaratta ve toplum güvenliği konularında olduğunu görüyoruz.

Bu slaytı olduğu gibi aldım ve sizlerle paylaşmak istedim. Savunma sanayinde birimler arası bilgi entegrasyonu veya uçtan uca bilgi entegrasyonu ve bütünlüğünün önemini ve gerekliliğini ortaya koymak istiyorum. Burada da gördüğünüz gibi, “sabit birimler” ve “yarı sabit birimler” diye tarif ettiğimiz kumanda merkezleri, komuta merkezleri ve bir de operasyonel birimler veya saha operasyonu mevcuttur.

Sabit birimlerde neler var; görüldüğü gibi, resmi birimler, askeri birimler, özel ve kamu birimleri, endüstriyel birimler, eğitim kurumları, finansal birimler. Aslında her türlü veriyi sağlayan, bilgiyi sağlayan birimleri kastediyor.

Komuta merkezinde ise, kumanda merkezleri, gemiler, uçaklar ve yine taşınabilir kumanda merkezleri söz konusudur.

Saha operasyonuna baktığımız zaman ise, kara Kuvvetleri, Hava Kuvvetleri, Deniz Kuvvetleri, özel birlikler ve diğer savunma birimleri karşımıza çıkıyor.

Bu slaytı da şöyle değerlendiriyorum: Kumanda merkezi bilgiyi değerlendirme ve karar verme birimidir. Bilgi akışı bu birime olur. Bu birim her türlü bilgiyi değerlendirir ve saha birliklerini de harekete geçirir. Bilgi teknolojilerinde bu durumun şu senaryoya eşdeğer olacağını düşünüyorum: Sabit birimler, servis sunan bilişim birimlerini temsil eder. Kumanda merkezi de bilgi yönetiminin esas alındığı iç süreçlerin proseslerini, taşınabilir birlikler de servis kullanıcılarını temsil eder.

Sabahki konuşmacılarımız konuya değindiler, bir servis odaklı mimari, bir “soa” altyapısının mevcut olduğunu görüyoruz. Soa altyapısı, servis odaklı mimari, bilişim servis altyapısının temelini teşkil etmektedir.

Benim demin arz etmeye çalıştığım, bilgi teknolojileri olmadan, istenilen seviyede kullanılmadan bu kadar büyük yatırımların, kritik ve hayati konuların istenen seviyede yürümesinin mümkün olamayacağı gerçektir.

Bu soa savunma ve güvenliğin servis altyapısına bir göz atacak olursak; iş gereksinimleri, bilişim teknolojilerini bağlayan servis altyapısını görürüz. Servisler yeni bir operasyonu desteklemek için kolayca yeniden yorumlanabilir. Sanıyorum savunma sanayi sektöründe herkes bu konuları benden çok daha iyi biliyor. Bu yorumlama, operasyon anında dinamik olarak yapılabilir. Ani ve kritik savunma kararları bu şekilde hızlıca verilebilir. Herhangi bir operasyon anında da bu olabilir, çok ani ve kritik durumlarda bu  verilerin alınıp, değerlendirilip, işlenip geri gitmesi gerekiyor.

Bir önemli konu daha var, bu da yeni ürünlerin entegrasyonunun kolayca yapılabilmesidir. Yeni ürünlerin entegrasyonu konusuna bakacak olursak çok önemli bir konu olarak karşımıza çıktığını görürüz. Çünkü, son derece ciddi bir modernizasyon yapıları, yenilemeler söz konusudur. Bunlar her gün, her dakika yapılıyor. Bu servislerin, bu sistemlerin birbirlerine entegre olabilmeleri ve kolayca bunu gerçekleştirip sorunsuz olabilmelerini sağlamak son derece önem kazanmaktadır.

Bahsettiğim örnek bu şekildedir; burada, soa temelli bir altyapı var. Burada da iç güvenlik, Savunma Bakanlığı, Nato, AB, koalisyon organizasyonları, istihbarat servisleri, gümrükler, limanlar, sınırlar, entegratörler –ki, bu işe müdahale etmesi gereken- polis ve acil servis dahil bir çok birim var. Bunların birbirleriyle bilgi alışverişlerini bildirmek, harekete geçirmek gibi bir sürü senaryolar zaten biliniyor.

Bunları nasıl yapacağız, bunları bir servis odaklı mimaride nasıl ele alacağız, bu konuya da kısaca bakmak istiyorum.

Burada gördüğünüz gibi, kullanıcı ara katman servisleri var. Prosesler, bilgi servisleri, temel veri servisleri, analiz servisleri ve bilgi entegrasyon servisleri mevcut. Bir de önemli olan bir “Enterprise Service Bus” var.

Kullanıcı ara katman servisleri dinamik takım yönetimini sağlıyorlar. Burada sabit veya dinamik halde olan, hareket halinde olan bütün kullanıcıların yönetimini sağlıyor. Prosesler ve bilgi servislerine baktığımızda da bilgilerin toplanması, analizi, ilişkilendirilmesi, bir araya getirilmesi, dağıtılması gibi konuları içeriyor.

Bu genel bir soa altyapısı örneğine bakacak olursak, öncelikle BPM dediğimiz iş süreçleri yönetimi, iş gereksinimleri ve optimizasyonu kısmında öncelikle iş süreçlerinin yönetimi önem arz ediyor. Akabinde, geliştirme servisleri, burada ihtiyaç analizleri, tasarımlar, her türlü geliştirme ve test ortamlarından sonra sistemlerimizi, milyon dolarlık emek ve para kaynağının harcandığı o sistemleri sağlıklı altyapı servisleri üzerine kurmak durumundayız.

Aslına baktığımızda da belki bu altyapı servisleri çok önemsiz gibi görünebilir ama, istenen performansın, erişebilirliğin, sürekliğin sağlanabilmesi konusunun büyük bir önem arz ettiğini düşünüyorum.

Ayrıca, bununla birlikte bu sistemlerin, bu karmaşık, son derece dağıtık ve büyük olan bu yapıların yönetilmesinin de büyük bir önem arz ettiğini  düşünüyorum. Gerçi bunlar artık son derece iyi örnekler olarak ülkemizde de çıkıyor, know-how’lar da gelişiyor. Buradan hareketle, oluşan bu know-how’lar ile de gerekli desteklerin alınabileceğini düşünüyorum.

Sunumumu genel olarak böyle toparladım ama bir iki şeyi daha ilave etmek istiyorum. “Savunma Sanayinde Bilişimin Yeri ve Geleceği” konusunu işliyoruz. Burada bilişimin yeri nedir, gerçekten de ne kadar bir yer ve önem arz ediyor? Bir bilişim firması olarak ilk kez savunma sanayi sektör içinde bulunmaktan keyif aldım. Bu imkanı tanıyan herkese çok teşekkür ediyorum. Fakat, burada bir maruzatım olacak; kapılar bize kapalı, içeri giremiyoruz. Çünkü nereye gideceğimizi hakikaten bilmiyoruz. Bu konuda yardımlarınızı istirham ediyoruz.

Beni dinlediğiniz için çok teşekkür ediyorum. Benim için biraz da heyecanlı oldu, kusura bakmayınız. Ben ilk kez böyle seçkin bir topluluğa hitap ediyorum. Tekrar hepinize çok teşekkür ediyorum.

OTURUM BAŞKANI- Biz de Sayın Keklik’e teşekkür ediyoruz.

Zaten bu panelin ana amaçlarından birisi bu; gerek Mete bey ve gerekse Lütfi bey olsun, zaman zaman bir araya geldik ve hep şu yaklaşımda bulunduk: Bu ülkenin çok güzel beyinleri var, yapılabilecek çok işler var. Biz ne yapalım edelim de bu beyinleri aktif hale getirecek yollar, yöntemler bulalım.

Biraz önce de söyledim; telekomünikasyon sektöründe oyuncularımız var. Biz de pehlivanlarımızı aldık, mindere çıkıyoruz. Savunma sanayisiyle ilgilenenler de bu arkadaşlarımızın imkan ve kabiliyetlerini görecekler, artık önce yurt içindeki güreş ve oyunlarla başlayalım, yavaş yavaş da uluslararası üne sahip olabilecek, marka olabilecek pehlivanlarımızı yetiştireceğimizi umut ediyoruz. Amacımız da budur.

Dinleyenler sizleri tanıdılar. Konuşmacı arkadaşlarımız kendi da imkan ve kabiliyetlerinden bahsederlerse, eminim savunma sanayine ilişkin ilgili arkadaşlarımız da bunları not edeceklerdir. Zaten bu panelin asıl ana amaçlarından birisi de buydu.

Şimdi sözü SDT’den Ediz Çelik’e veriyorum.

EDİZ ÇELİK (SDT)- Sayın Müsteşarım, değerli konuklar; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

SDT Uzay ve Savunma Teknolojileri A.Ş. yüzde yüz yerli sermaye olarak 2005 yılında kurulmuştur. Yerleşimimiz ODTÜ Teknokent binası içinde 800 metrekarelik bir alanda çalışıyoruz. “Milli Gizli” Gizlilik Dereceli Tesis Güvenlik Belgesi ve ISO 9001:2000 Kalite Belgesi belgemiz var.

Personel Mevcudu olarak 55+ (40+ Müh.) Bu sene sonunda da 80 kişi olmayı hedefliyoruz.

Şu anda imzalı Sözleşmelerin Hacmi (kümülatif) mevcut 20 M USD, 2008 sonu 31 M USD’dır.

İlgi alanları ve kabiliyetlerimiz olarak ana faaliyet alanlarımızı 3 grupta toplayabiliriz; Radar Sinyal İşleme ve Uzaktan Algılama Sistemleri/Yazılımları üretiyoruz. Bu anlamda Türkiye için yeni olan, Sentetik Açıklıklı Radar (SAR) Teknolojileri ve Uygulamaları, Görüntü İşleme ve Hedef Tanıma ile ilgili çalışmalarımız ve bu konuyla ilgili birikimle personelimiz oluşmuş durumda.

Sonar Sistemleri ve Elektronik Harp Sistemleri de ilgi ve kabiliyet alanlarımız arasına girmektedir.

Görev Yönetimi ve Destek Sistemleri Gömülü Yazılımlar/Sistemler diğer çalıştığımız alanlar arasında yer almaktadır.

Bu anlamda bir ürün olarak koyduğumuz, Sayısal Veri/Video Kayıt Sistemleri cihazımız var. Bu cihazımızın çok değişik platformlarda, projelerde hem şu an için süren hem de gelecekteki projelerimizde kullanmayı düşünüyoruz.

Veri ve Görev Yönetimi Yazılımları/Sistemleri üretiyoruz ve Dijital, Analog Veri Kaynaklarının Enstrümantasyonu ve Entegrasyonu konuları da yine kabiliyet alanlarımız arasındadır.

Bunun yanında Simülasyon ve Eğitim  Sistemleri üretiyoruz.

Daha öce yaptığımız projelerde elde etmiş olduğumuz çok önemli 3D Modelleme ve Görselleştirme birikimimiz var. Değişik simülasyon platformları yaparak geniş bir kütüphane oluşturmuş durumdayız.

Gömülü Aviyonik Simülasyon Sistemleri, Taktik Çevre Modelleme ve Simülasyon  ile Harp Oyunları veya Taktik Seviye Eğitim Simülasyonları gerçekleştiriyoruz.

Telekom ve bilişim teknolojilerindeki gelişmeler neticesinde yaşanan Bilgi Devrimi, dünyayı ve hepimizin yaşamını tümden değiştirdi. Bunun yanında yakın dönemde yaşanan Körfez Savaşı, Bosna, Afganistan, 11 Eylül vb. olaylar yeni güvenlik ihtiyaçlarının belirlenmesinde ve bilgiye anında ve bir bütün olarak ulaşma isteğinde önemli etkilere yol açtılar. Bu gelişmeler neticesinde ortaya güvenlik, bilgiye hızlı erişim gibi yeni ihtiyaçlar çıktı ve bilgi teknolojilerinin ucuzlaması, kolay erişilebilir olması vb yeni fırsatlar oluştu.

Bu durum, geliştirilen yeni teknolojilerin savunma alanında daha çok kullanılmasını gündeme getirmiştir. Böylece telekom ve bilgi teknolojileri sayesinde elde edilen yeteneğin savaş sahasında avantaja dönüştürülmesi amaçlanmaktadır.

Ağ Merkezli Savaş (Network Centric Warfare) ile Ağ Tabanlı Operasyon (Network Centric Operations) kavramlar giderek daha çok uygulama imkanı bulmaya başlamıştır.

Bilgi, askeri operasyonlarda stratejinin oluşturulması ve karar mekanizmaları için en önemli araçtır. Harp sahasındaki keşif ve gözetleme işlevine sahip algılayıcı sistemlerden gelen bilgilerin toplanması, saklanması, paylaşımı; bu bilgilerin daha etkin karar verme sürecinde birleştirilmesi, analizi, kullanılması ve alınan kararların uygulanmak üzere uygulayıcı birimlere iletilmesi amacıyla bilgi teknolojilerine ve tüm birimlerin birbirlerine ağ yapısı ile bağlı olduğu bir altyapıya ihtiyaç duyulmaktadır.

Bu denli hızlı bir büyüme ve gelişme ile başa çıkabilmek için birçok ülkede Savunma Sanayi ihtiyaç duyduğu ürün ve çözümlerin bir kısmını ticari, hazır (COTS) kaynaklardan sağlamaktadır.

Bu doğrultuda askeri teknoloji üreten şirketler ile sivil telekomünikasyon ve bilişim şirketleri arasındaki işbirliği desteklenmekte, bunun sonucunda ürün ve çözüm geliştirme süre ve maliyetlerinin giderek azaltılması amaçlanmaktadır.

Bu strateji değişimi neler getirdi; baktığımızda yine kabaca bildiğimiz şeyleri görebiliyoruz; geçmişte sadece özel ses iletimlerini şebekeler yerine bilgileri sayısallaştırıp veri iletimi yaptığımız şebekeler ortaya çıktı.

Demin anlatılan ağlar yerine, artık her bir ağın değerli olduğu bir yapıda paket anahtarlı ağlar kullanma zorunluluğu ortaya çıktı. Eskiden özel sistemler üretiyorduk, savunma sanayinde de bu tür şeyler vardı, artık açık standartları kullandığımız, birbiriyle daha rahat çalışabilir ürünlere açık sistemler üretmeye başladık.

Askeri standartlar yerine sivil standartları kullanıyoruz ve birlikte çalışabilirlik çok büyük önem kazandı. Sabahki sunumda da bahsi geçti, bir telsiz onunla da konuşuyor, bununla da konuşuyor, bütün sistemlerin birlikte çalışmak zorunluluğu ortaya çıktı. Bu aslında bizim iş yapış şeklimizi, düşünce şeklimizi değiştirdi.

Bir sonraki adım, bugünkü yapıyı biraz daha iyileştirmek ve bugün geçiş döneminde yaşadığımız durum sonucunda yakın merkezli ağ merkezli harp veya ağ destekli yetenek noktasına bizi götürecek olan yapıdır.

Gelecekte uygulanması olası yeni tip mimari yapı olan Hizmete Özel Mimari yapısında, Ağ üzerinden birbirine bağlı birimler, sahip oldukları bilgi ve servisleri tüm ağın kullanımına uygun halde yayınlayacak, bu bilgi veya servise ihtiyaç duyan uç birimler de ihtiyaçları doğrultusunda faydalanacaktır. Bilgi kaynaklarını ağ üzerinden keşfedilebilir ve kullanılabilir servisler olarak gören bir yaklaşımdır. Gerekli işlevselliği sağlarken, altlarında yatan gerçekleştirim (implementation) detayları saklanmaktadır. Monolitik sistemlerin aksine, birbirinden mümkün olduğunca bağımsız ayrı sistemleri birleştirerek amaca ulaşılmasını hedefleyen bir mimari yaklaşımdır.

Burada, bizim öne çıktığını gördüğümüz birkaç teknolojik alanı sıralamak istedik;

Şebeke altyapısı, bilgi güvenliği, standart arayüzler, sensör füzyonu, bilgi entegrasyonu, karar destek yazılımları, coğrafi bilgi sistemleri. Bu şekilde uzun bir liste çıkabilir ama, bunlar ilk anda öne çıkan teknolojik alanlardır.

Telekomünikasyon hizmetleri son yıllarda hacim ve çeşitlilik açısından oldukça büyümüştür. Telekomünikasyon şebeke teknolojileri çok hızlı gelişen enformasyon teknolojileri ile birleşerek, telekomünikasyon hizmetleriyle enformasyon hizmetlerinin iç içe girerek bütünleşmesini sağlamıştır. Bu sayede, telekomünikasyon şebekesi üzerinden sunulan temel hizmetlerin yanı sıra katma değerli hizmetler de gelişmiş, böylece yeni kullanım sahaları ile birlikte yeni uzmanlık alanları oluşmaya başlamıştır.

Savunma Sanayi şirketleri yüksek kalitede yetişmiş insan kaynağı ve yüksek teknolojili uygulama geliştirme tecrübesi ile Telekom ve Bilişim Sektörlerinde oyuncu olarak yer alabilirler. Özellikle askeri projelerin gerektirdiği standartların ve tanımlı süreçlerin uygulanması ile yüksek kalitede yazılım ve donanım ürünlerinin üretilmesi savunma şirketlerine avantaj sağlamaktadır. KOBİ özellikleri ile odaklandıkları konularda büyük işletmelere oranla çok daha verimli çalışırlar.

Savunma Sanayi Şirketlerinin Yer Alabilecekleri Alanlar: Katma değerli Telekom hizmetleri, otomasyon projeleri, uygulama yazılımları, simülasyon uygulamaları, haberleşme sistem ve yazılımları, e-öğrenme uygulamaları,  veri işleme, değerlendirme yazılımları olarak sıralanabilir.

Telekomünikasyon Sektöründe SDT’nin Potansiyel Yeri konusunda şunları söylemek istiyorum: Sahip olduğu mühendislik gücü sayesinde askeri ve sivil sektör arasında köprü görevi üstlenip iki taraf da hizmet sunabilir, sistemler arası ara bağlantı tasarımlayabilir, ağ Destekli uygulamalarda görev alabilir, ses işleme ürünleri geliştirebilir, sinyal işleme ve simülasyon; gözlem ve idare merkezi, trafik analizi, arayüz, veri Kayıt Sistemi (VKS): Her türlü canlı veri için esnek platform ve  veri kaydı yapılabilir.

İş ortaklıkları, sektörleri bir araya getirmek için çok şey söylenebilir; birlikte kullanılabilecek standartların oluşturulması, kullanılması, ortak fiziksel alanların –Teknokentler gibi- desteklenmesi ve teknokentlerde birlikte yer alma, birlikte etkinlikler düzenleme, projelerde birlikte çalışma fırsatları yaratılmasını ümit ediyoruz.

Teşekkür ediyorum.

OTURUM BAŞKANI- Biz de Sayın Çelik’e teşekkür ediyoruz.

Değerli konuklar, şimdi de sözü Spintek Firmasından Sayın Kaya Bağ’a veriyorum.

KAYA BAĞ (Spintek)- Sayın Müsteşarım, değerli misafirler; hepinize öncelikle selam ve saygılarımı sunuyorum.

Spintek olarak bilişim sektöründen bu foruma davet edilen bir firmayız. Benden önceki konuşmacı arkadaşımız Abdurrahman bey biraz sonra anlatacağım birkaç uygulamayı duyunca eminim çok memnun olacaktır. Bilişim sektöründen de savunma sanayine yönelik veya kamu çözümlerine yönelik birtakım ürünleri aslında geliştirilmişti.

Spintek olarak 1996 yılından beri bilişim sektöründe entegrasyon çözümleri üzerinde çalışıyoruz. 2001 yılı bizim için bir dönüm noktası oldu. Kazandığımız para ve edindiğimiz insan kaynakları fazlasıyla biz de hayallerimizdeki birtakım projeleri hayata geçirme olanağı bulduk.

Bunun sonucu olarak 2008 yılına geldik, inşallah 2008 yılının da bu seminer ve buna benzer toplantılarla birlikte bilişim veya savunma sanayi sektörünün zaten oluşmuş olan savunma sanayi sektörünün Türkiye’de yerel çözümleri daha fazla kullanma, sağlam bir temel oluşturma ve sonra da yurt dışına açılmak için yeni bir dönüm noktası olmasını ümit ediyorum.

Firmamız, 2001 yılından beri –üzerinde çalıştığımız birtakım projeler var demiştim- bunlardan ön önemlisi video görüntü sistemleri, takip ve kayıt sistemi yönümüz birkaç değişik ortam ve şekilde yaklaşık 4 yıldır saha uygulamasına tabi olmuştur. Video takip ve kayıt sistemleri denildiği zaman aslında en basiti olarak bir binanın güvenlik amaçlarına hizmet eden kayıtların saklanması ve arzu edildiğinde bulunması olarak düşünülebilir.

2001 yılındaki çözüm anlamında söylediğim, şu anda birkaç yerde binlerce adetlik video kayıt sistemleriyle düşünüldüğünde, bunları büyük ölçekli çözümler olarak düşünebiliriz. Ayrıca 2005 yılında gelişen teknoloji ile birlikte normal video sinyali kaydederken, 2005 yılında ve şu anda son versiyonuyla MPEG4 olarak kaydediyoruz. Bu kayıtlar binlerce, on binlerce video sinyallerini aynı anda içerebilmekte ve yine firmamız tarafından geliştirilen cihaz işletim sistemleri “server”larda işletilmekte, saklanmakta ve video teknolojileriyle kullanıcılara ulaştırılmaktadır.

Telekomünikasyon Kurumunun kapı geçiş sistemini düşünün, kişinin kullandığı kapı geçiş kartından alınan bilgiler o anda video görüntüsü içerisine meta data olarak işlenmekte ve o görüntünün kime ait olduğu kayıtlara alınmaktadır.

MPEG4 formatında yaptığımız için de çok az yer kapladığı için yıllarca bu kayıtları saklayabilmek çok fazla maliyet gerektirmeden mümkün olabilmektedir. Eğer otomatik bilgi alınamıyorsa birkaç uygulamamızı da bu şekilde yapıyoruz. Operatörler tarafından her an gösterilmekte olan video kayıtlarına, arzu edilen türden tanımlamalar ve veriler eklenmekte ve bu görüntü o verilerle birlikte senkronize olarak saklanmaktadır.

Kaydedilen bu görüntüler aynı zamanda sadece kayıt amaçlı değil, biraz önce söylediğim gibi, okumak, çalmak veya buradan görüntüyü göstermek amaçlı da kullanılmaktadır. İki versiyonu olan sistemimizin “canlı” ve “neredeyse canlı” (30 saniye gecikme ile) çalışabilen sistemlerin altyapısını kullandığımız sistemlerin yeteneklerine göre verebilmekteyiz.

Bunun video görüntüleri teknolojilerine göre yayın yapılmasının ne tür avantajları oldu; yaptığımız saha uygulamalarında, kullanıcıların artık bu görüntüleri görmek için başka bir medyaya ihtiyaç duymadan bu görüntüleri görmelerini sağladık. Bunun için geliştirdiğimiz, kişilerin bilgisayarlarında çalışan bir program sayesinde istenilen görüntülere kolayca ulaşılabilmekte, bilgisayarlarında birtakım arama kriterlerini girerek, aklınıza gelebilecek her türlü arama kriterlerini girerek bu görüntüleri arayıp, tabiî ki hiyerarşi ve yetkilerine göre bazı görüntülerini görebilmekte ve kayıt ederek başka bir kişiye de izin verilmesi durumunda gönderebilme olanağı sağlamaktadır.

Dolayısıyla, bu yöntemle çalışan toplam sistem, bir de arşivleme ünitesini içermekte, söylediğim gibi, arzu edildiği şekilde yıllarca saklanabilmektedir.

Bizim bu sistemi geliştirmemize ön ayak olan birkaç televizyon kanalı hali hazırda birtakım yayınlarını da önceden bir yayın platformu kullanmaktayken, ayrıca yayın platformu yanında bir de arşivleme platformu kullanmaktayken bizim kurduğumuz bu sistemle arşivleme ve yayınlama platformunu tek platforma indirme imkanı sağlamış ve böylece yatırımlarında ciddi avantajlar elde etmişlerdir.

Şu anda üzerinde çalıştığımız, özelliklerini geliştirme fonksiyonları anlamında Aselsan’dan Şenol beyin bahsettiği askeri uygulamalarda gerek mobil ünitelerin gerekse piyadelerin kasklarındaki görüntülerin merkeze taşınması, dünyadaki diğer ordularda gelişen trenddir. Bunlar, en yakın komuta merkezine taşınmaktadır.

Bizim şu anda üzerinde çalışmakta olduğumuz uygulamalar ve bu yıl içinde daha da hızlandıracağımız ve Savunma Sanayi Müsteşarlığının önderliğinde geliştirmek isteyeceğimiz bir uygulama, bu tür görüntülerin hem komuta merkezlerine hem de arzu edildiğinde birden çok merkeze anında görüntülenebilecek veya daha önce örneğini verdiğim gibi, o görüntüyü yaratan kişinin profilini de eklenerek bununla ilgili herhangi bir geriye dönük arama yapıldığında çok hızlı ulaştırılabilecek ve birtakım eylem ve acil kaza müdahaleleri için eskalasyonlara çok hızlı imkan sağlayacaktır. Aynı zamanda bunlar kayıt edilerek daha sonra hukuki amaçlı kullanılmak istenmesi durumunda uzun yıllar saklanabilecektir.

Video olarak anlattım. Aslında bunun nedeni, saha uygulamamamızın bu alanda olmasındandır. Bütün bu söylediklerim, sabahki oturumda da konuşmacıların bahsettikleri, kriptolanmış ses kayıtlarının da aynı şekilde saklanabilmesinin ve aynı yönteme, aynı platforma dahil edilebilmesinin olanaklı olduğunu belirtmek isterim.

Saha uygulamasında, şu anda canlı olarak bir kaç televizyonda çalıştığını söylemiştim, önemli bir uygulama alanı da televizyon kanallarının veya birtakım kamu kuruluşlarının yayınlanan televizyon kanallarının, Türkiye’de veya dünyada değişik ülkelerden Türkiye’ye yönelik yayınlanan kanal yayınlarının kaydedilmesi, bunların da tekrar çok hızlı ulaşılabilen MPEG formatında kaydedilmesi ve uzaktan kontrol etme imkanı verebilmesidir. Dolayısıyla çoklu kanal konusunda bir limit söz konusu değildir, 250 kanal da olabilir. Şu andaki uygulamalarımız 50-10 televizyon kanalından televizyon ve radyoyu kaydediyoruz, aynı anda birkaç yüz çağrı merkezi elemanının bunları izlemesine, denetlemesine veya meta data eklemesine olanak sağlıyoruz.

Bu, medyada çok talep gören bir uygulama. Bunun nedeni, konuşmacılar hakkında birtakım bilgiler girip, daha sonra ileriye dönük, önceki konuşmalarında neler dediklerini, eğer keyword’lerini, anahtar kelimelerini bu dataya eklemişsek çok kolay şekilde, birkaç saniye içerisinde o görüntüye ulaşma imkanı sağlamaktadır.

Konuşmamın başında söylediğim gibi, her iki uygulamanın da çalıştığı, aslında sadece software yeteneği değil, üzerinde çalıştığı cihaz, server, server üzerindeki yönetim kartları, bu kartlar üzerinde çalışan farmwarex, bizi başlı başına çok uğraştıran bir alan oldu. Bunun da belirtmek isterim.

Bütün bu ürünler tamamen kendi üretimimiz olup, bunların chipset’lerini elde edip kendimiz sağladık. Bunların arşivleme ünitelerinin disklerini alıp kendimiz entegre ettik. Kontrol yazılımları da firmamız mühendislerimiz tarafından geliştirildi.

Konuşmamın başında söylediğim hususu tekrar edersem, üzerinde çalışılan cihaz, platform, arşivleme ünitesi, ana yazılım birlikte ve bütün olarak çalışmakta veya parça parça da çalıştırılabilmektedir. Bu sözlerimle de video kayıt yönetim ve gösterme sistemini böylece tamamlamış oldum.

Üzerinde birkaç yıldır çalıştığımız önemli bir uygulamamızdan da kısaca bahsetmek istiyorum: İnsan kaynakları yönetimi yapan profil ve hiyerarşiye göre personelin birden çok noktadan ulaşılabilmesini, yönetilebilmesini sağlayan binlerce parametreye sahip, bordrosundan izinlerine veya grup görevlerine kadar yönetimini sağlayan bir uygulamamız var. Bu uygulama da sektörde 50’ye yakın firma tarafından kullanılmaktadır.

Otomatik olarak bunun en önemli özelliği –aslında bunu piyasada yapan muhasebe ve ARP programları var- bizim yaptığımız uygulamanın en önemli özelliği, sektörden buna yönelik talepler ve ihtiyaç saptadığımızdan dolayı eklediğimiz en önemli akıl diyeyim, bunun otomatik olarak kişilerin hiyerarşi ve profillerine göre raporlar üretmesi ve canlı bir sistem olması, soru formlarıyla personeli veya gruptaki bütün çalışanları sürekli olarak görevleriyle ilgili veya motivasyonları veya kendilerine verilmiş her türlü işlerle ilgili, verecekleri feedback’leri otomatik olarak belirli zamanlarda üstlerine rapor edebilmesi önemlidir.

Bu ürünümüzü önümüzdeki yıllarda kamuda ve savunma sanayi yönetiminde, belki de askeri uygulamalarda geliştirmek bizim için önemli bir meydan okuma olacaktır. Biz bu özellikleri de buna katmak isteriz. Ürünümüze yurt  dışından da ciddi talepler var. Biz, henüz yurt dışı pazarlama aktivitelerine girmememize rağmen bu talepleri alıyoruz. Zaten halihazırda bunu geliştirirken iki dilde geliştirmiştik. Bu taleplere de cevap verdiğimizi sizinle paylaşmak isterim.

Bizlere bu toplantı imkanını sağladığı için, öncelikle Savunma Sanayi Müsteşarlığına, Telekomünikasyon Kurumuna ve Telekom Dünyası Dergisine çok teşekkür ediyorum. Buna benzer toplantı isteklerimizi geçmiş yıllarda bilumum platformlarda çok rica etmiştik ve son yıllarda artan sayı ile devam etmesinden dolayı memnun oldum. Gerek bilişim sektörü ve gerekse araç gereç geliştirme anlamında daha çok yoğunlaşmış olan savunma sanayi sektörünün buluşması, yeni teknolojik fikirlerin, yeni yazılım uygulamalarının ortaya çıkmasına ilham ve güç verecektir.

Bu sektörün önündeki en önemli engel, bence önce finansman ve ikinci olarak da işbirliğidir. Geçmişte önemli bir üçüncü engel daha vardı; biz hiçbir uygulamamızı Türkiye’deki özel kurumlarda neredeyse uygulayamazdık, çünkü hepsi uluslararası referans sorarlardı. Şimdi kendi kendimize geliştirdiğimiz bir ürünün, ilk kez pazara çıkardığımız bir ürünün uluslararası referans olması mümkün değil. Gerçekten de yıllarca kamu kurumlarında dahi bizim ürünlerimize –saydıklarımın dışında başka ürünlerimize de- uluslararası referans sorulmuştur. Özel sektörümüz de keza bu şekildedir. Bu trendin son yıllarda azalmış olduğunu görmekten çok memnunum ve bunun Türkiye’de teknoloji üretimine büyük katkı sağlayacağına inanıyorum.

Bu yönde, gerek Ulaştırma Bakanlığının gerekse Savunma Sanayi Müsteşarlığının, özellikle her ortamda bunu her vesile ile savunan Telekomünikasyon Kurumunun çok büyük katkılarının olduğuna, olacağına canı gönülden inanıyorum.

Şu anda Savunma Sanayi Müsteşarlığından bu vesile ile acizane şu önerilerde bulunmak istiyorum: Bu toplantının verimli hale gelmesi, bizlerin daha fazla üretebilmesi ve hatta ciddi bir uygulama alanını gerçekleştirdikten sonra, yurt dışına açılabilmemizin olmazsa olmaz şartları, bence kontrat bazlı proje anlaşmaları yapılması olarak gereklidir. Yurtdışına baktığımızda savunma sanayinden birtakım teknolojilerin neredeyse hepsinin, daha önceden hiç ürün olmadan savunma sanayi ile kontrat yapımlı şirketlerin ürünlerinden ortaya çıktığını görüyoruz.

Bizim ürünümüzün, örneğin herhangi bir ihtiyaca yüzde 20, 30, 60.. oranında cevap vermesi durumunda cesaretle, bizimle veya benzer ürünlerle, başka firmalarla kontratlar yapılmalı, taahhütler alınmalı, ihtiyaçlar tam olarak saptanmalıdır. Bence ilk yapılması gerekenler bunlardır.

İkinci olarak, bu anlaşmalar yapıldıktan sonra gerekirse teminat alarak mutlaka finansman desteği sağlanmalı. Bunu da gerekirse avans ödemeleriyle desteklemelidir, çünkü sektörde ciddi anlamda çözüm sunacak firmaların hiçbirisi üç-beş kuruş avans alıp da oradan avantaj elde etme amacıyla bu platformlara gelmezler, geleceklerine ihtimal vermiyorum. Ama, gerekirse de teminat alarak, mutlaka finansman desteği, proje ön finansman desteği sağlanmalıdır.

Üçüncüsü ise, sertifikalara referans istemeden bizleri cesaretlendirmeli, hatta ve hatta kendileri referans olmalı ve bizim Türkiye’den başlatılarak, sertifikalı ürün ve üreticiler olmaya başlamamıza olanak sağlanmalıdır.

Bu üç adımın atılması durumunda yerli teknolojilerin üretiminin tüketimdeki payı artacaktır ve sadece bununla kalmayacak, birkaç sene içinde çevremizdeki ülkelerden başlayıp, yurt dışına hızlı bir açılım imkanı bulacağımıza inanıyorum.

Teşekkür ederim.

OTURUM BAŞKANI- Biz de Sayın Bağ’a teşekkür ediyoruz.

Son konuşmacımız Telenity Firmasından Sayın Levent Özbilgin olacak. Buyurun Sayın Özbilgin.

LEVENT ÖZBİLGİN (Telenity)- Sayın Müsteşar, Sayın Başkanım, değerli konuklar; hepiniz tekrar hoş geldiniz.

Bu oturumun son konuşmasında sözlerimi, sizleri sıkmadan kısa keseceğim. Bu toplantıya çağrıldığımız için Telenity firması adına tekrar teşekkürlerimizi sunuyoruz.

Biz, telekom sektöründe faaliyet gösteren bir firmayız; yani telekom sektöründe telekom operatörlerine altyapı yazılımı sağlayan bir firmayız ve bu konuda hem yerel hem de uluslararası pazarda birtakım müşterilerimiz var.

Savunma sanayi ile şimdiye kadar çok fazla bir ilişkimiz olmadı; ilişkimiz daha çok sivil savunmayı yakınsayacak şekilde birkaç projede gelişti. Bundan dolayı daha çok firma tanıtımına ve savunma sanayi ile ilgili neler yaptığımız konusunda birkaç örnek vererek sunumumu tamamlamak istiyorum.

Kısaca Telenity hakkında bir şeyler söyleyeceğim. Genel olarak Telenity olarak kendimizi, gelecek neslin katma değerli servislerle birleşik servis platformları ve bunlar üzerinde çalışan multimedya yazılım ürünlerinde lider bir firma olarak tanımlıyoruz.

2000 yılında kurulduk. Merkezimiz, Amerika’da. 2 adet bölgesel ofisimiz var; Yeni Delhi ve İstanbul. Aslında kağıt üzerinde her ne kadar böyle gözükse de, Ar-Ge’mizin yüzde 98’ine yakın bir kısmı şu anda İstanbul Yeşilköy Serbest Bölge Ofisimizde gerçekleşmektedir.

Global müşteri portföyümüz var; 20’den fazla ülkede 100 milyondan fazla aboneye sahibiz. Servislerimiz şu anda kurulu durumda ve müşterilerimiz arasında 30’dan fazla telekom operatörü var. Global iş ortaklarımız arasında HP, Nokia, Nortel, Oracle gibi değişik pazarlarda iş yapmış olmamız söz konusudur.

Odağımız, verdiğimiz ürünlerle müşteri başarısını mümkün olduğu kadar yükseltmek. Bunun yolu da bizim telekom operatörlerinin gelirlerini artıracak ve daha da önemlisi, bu operatörlerin gelirlerini artırabilmeleri için pazara yeni sunacakları servislerin, pazara sunum zamanını mümkün olduğu kadar azaltmak şeklindedir; hem zamanını azaltmak hem de maliyetlerini düşürerek bu servislerden bir an önce para kazanmalarını sağlamaya çalışmaktır.

Aslında bizim genel olarak telekom operatörlerine verdiğimiz ürünlerin ana odağı bu şekildedir. Bunun için de bizi ürünlerimizin şu andaki telekom operatörlerine sağladığımız platformların ana misyonu –ki, bu bizim aynı zamanda firmamızın misyonudur- telekom şebekelerinin mümkün olduğu kadar programlanabilir bir hale getirmektir.

Biliyorsunuz, telekom şebekeleri bir çok standartlar üzerine kuruludur; gerek ses servislerini, gerek mesajlaşma servislerini ve gerekse de lokasyon veya video servislerini verebilen networkler, bu servisleri verebilmek için bu konularda çok özelleşmiş yazılım ve donanım mühendislerini bünyelerinde bulundurmak zorundadır. Bizim yaptığımız platform yazılımlarıyla bu standartlar ile mümkün olduğu kadar bu teknolojilerin üzerinde servis yazılmasını kolaylaştırmak, pazara sunulmasını hızlandırmak ve böylece de operatörlerin gelirlerini artırmak gibi bir misyonumuz var.

Kısa geçmişimizden bahsedersek, 2000 yılında kurulduk. 2002 yılı sonlarına doğru, 2003 yılına kadar kendi içimizde birtakım geliştirmeler yaptık. Bundan sonra bizim servis sunum platformu, yani “Service Delivery Platform” dediğimiz ana ürünümüzün ana konsepti olan kurulumumuz 2004 yılında, Azerbaycan’da Azercell’de gerçekleşti. Bunu takiben değişik operatörlerle değişik sistemler kurduk.

Bu arada HP ile bir yakınlığımız oldu; özellikle telekom altyapı hizmetlerinde gerek sinyalleşme olsun gerekse medya ses ve video servislerinde olsun, birtakım HP yazılımlarını ortak kullanarak ortak çözümler geliştirdik.

2004 yılında satışını sonlandırdığımız bir Hindistan satışımız oldu. BSN ile lokasyon tabanlı servis portföyü sattık. Bu, bizim için dönüm noktalarından birisiydi. Bunun üzerine Hindistan’da da satış ve destek ofisi kurduk. Oradaki kurulumumuzu tamamladık.

2006 yılında servis platformumuzun yeni neslini Turkcell’deki SDP parçası olarak Turkcell’e verdik. Bunun yanı sıra müşteri portföyümüze de sürekli olarak yeni müşteriler katmaya devam ettik.

30’dan fazla global müşteri ve iş ortağımız var. Dünyanın hemen hemen her tarafında telekom operatörlerine ürünlerimizin kurumunu gerçekleştirdik. Ortadoğu, Ortaasya, Avrupa, Doğu Avrupa bölgesine bakarsak, listedeki operatörler gibi, müşteri portföyümüz var. Orta ve Kuzey Amerika’da birtakım müşterilerimiz var. Aynı zamanda da Doğu ve Güney Doğu Asya’da da kurulumlarımız mevcut.

Odağımız, altyapı yazılım ürünleri dedik; yani, telekom operatörlerine mümkün olduğu kadar altyapı yazılımları geliştirmeyi çalışıyoruz. Bu ürünlerimizi üç grup halinde müşterilerimize veriyoruz; birincisi, Servis Sunum Platformu. Gelecek nesil servislerin çoklu platformlar üzerinde yaratım, kurulum ve çalışmalarını sağlayan bir platform. Çoklu platform derken, burada “çok” olarak kastettiğim şey, aynı platform üzerinde şebekenin değişik kanallarına bağlanarak belirli standartlar üzerinden değişik servisleri programlanabilir şekilde yukarıya çıkartabilmek. Bunlar nelerdir; ses servisleri, mesajlaşma servisleri, bunun üzerine video servisleri ve lokasyon servisleri şeklinde gelişiyor.

Daha sonra, bu platform üzerinde bizim kendi hazır olarak geliştirdiğimiz birtakım servisleri de operatörlere sağlıyoruz. Bu servislerle –bunlara Converged Value Added Services diyoruz- ki aslında bizim gerçekten içinde bulunduğumuz alan bu olarak tanımlanabilir, yani katma değerli servislerdir. Bunlar nelerdir; bir operatörün kurduğu şebekede ses iletişiminden geri kalan, ses iletişimi için kurulan şebeke üzerinde bu servislerin dışındaki bütün servislerde bizim altyapı yazılım ürünlerimizin payı var. Bu servislere örnek olarak ses mesajlaşması örnek verilebilir; telesekreter servisi gibi   veya kim aramış vs. gibi servisler örnek verilebiliyor.

Son olarak da bu servis sunum platformu ve bunun üzerine çalışan servislere ek olarak bir de şebekede bu servislerin sunulmasını sağlayan “Core” dediğimiz –şebekenin alt kısmında çalışan- birtakım uygulamalarımız da mevcut. Bu uygulamalarımız da bizim katma değerli servisler çerçevesinde sağladığımız uygulamalardır. Bunlar nelerdir; bir şebekede SMS, MMS sunucuları veya değişik servislerin sabit hatlardan SMS atılmasını sağlayan mesajlaşma sunucularını örnek olarak gösterebiliriz.

Bu üç ana ürün grubunun altında da kısaca buradaki ürünleri sıralayabiliriz. Özellikle SDP, yani servis sunum platformu altında bizim şu anda müşterilere sağladığımız grafiksel bir servis yaratım ortamı ve bu servisin çalıştığı standartlar üzerine kurulmuş bir ortam var. SDP’nin operatörün değişik servislere bağlandığı, yine arkadaşlarımızın bahsettiği “COE framework”unu baz alan uygulaması ve daha sonra da bu SDP’nin, şebekenin değişik servislerinebağlanması için değişik geçit uygulamaları var. “Geçit”ten kastım, “Location Gateway” veya “Network Gateway” gibi, operatörün değişik sistemlerle entegrasyonunu sağlayan ürünlerdir.

Bütün bu uygulamalarımızda, 2000 yılında kurulup 2002 yılına kadar firmamız içinde, kendi içimizde mühendislerimiz tarafından uygulanan COE üzerinde bu uygulamaların geliştirilmesi ile pazara sunumları söz konusu oldu. COE denilen altyapı veya çerçeve ile kendi içimizde yaptığımız servisle uygulamaların kısa sürede piyasaya sürülmesini sağlayabildik. Bunun üzerine de COE’nin genişleyebilirlik gibi birtakım özelliklerinden faydalanarak telekom ihtiyaçlarını karşılayacak uygulamaları geliştirebildik.

Savunma sanayinde ise Telenity olarak birtakım girişimlerimiz oldu. Bu özellikle acil durum senaryolarında ABD’de UTStarcom ile Cualcom firmaları ile ortaklaşa geliştirdiğimiz bir proje sayesinde oldu. Bu proje ile acil durumlarda mobil mesajlaşma ile haberleşme çözümünü piyasaya sunduk. Cualcom firmasının hem hükümetlere hem de özel girişimlere –acil durum kurtarma birlikleri gibi- ünitelere böyle bir sistemi satışları söz konusu oldu. Bu sistemle Cualcom’un başka bir  firmadan UTStancom’dan aldığı mobil santral ile bizim SMS ve MMS sunucumuzun aynı paket içinde, bir kamyonun arkasına konularak acil durum felaket senaryolarında kurulmasına ve bu kurulumdan sonra bu kapalı şebekenin değişik kullanıcılar arasında hem ses hem de SMS, MMS gibi iletişimin sağlanmasına katkıda bulunduk.

Bunun pratik olarak en iyi yanlarından bir tanesi olarak aslında ilk kez şöyle başladı: Siz bu kamyonu bir yere götürüyorsunuz, arama kurtarma personeline veya askeri personele sadece bu kamyonun servis verdiği cep telefonunu veriyorsunuz,  servis verdiği ve bu cep telefonlarına istediğiniz kadar mesaj cast edebiliyorsunuz. Fakat daha sonra değişik uygulamalarına geçtik. Mesela acil durumlarda acil durumun veya personelin veya oradaki durumun resminin veya videosunun çekilmesi ve bu resim ve videonun derhal belirli merkezlere gönderilmesi gibi birtakım ekstra uygulamaları da bunun içine dahil ettik.

Daha sonra, bu projenin bir sonraki aşamasında da bu mobil şebekelerin sadece kendi kapalı alanlarında değil, yurt içi veya uluslar arası bir şekilde diğer şebekelerle de intercontiated edilmesi sağlandı ve böylece, böyle bir acil durum esnasında eğer orada cep telefonu şebekesi çalışmıyorsa kamyon oraya konulduğu, “deployed” edildiği zaman oraya kurulan şebekenin sadece kendi içinde değil, dünyanın geri kalan kısmıyla da öncelikli –belirli önceliklere göre- haberleşebilmesi de sağlanmış oldu. Bizim sivil savunma adına dahil olduğumuz projelerden bir tanesi buydu.

Diğeri de, yine içinde bulunduğumuz GSM bazlı konumlandırma uygulamaları. Biz aslında Telenity olarak dünyanın en geniş çaplı GSM bazlı konumlandırma servislerini Hindistan’da kurduk ve çalıştırıyoruz. BSNL, Hindistan’da çok büyük bir operatör olarak çalışıyor. Aslında 4 büyük operatör olarak, Kuzey, Güney, Doğu, Batı olarak çalışıyor. Biz bu 4 operatörün 3’üne konumlandırma teknolojilerimizi kurduk.

Bu teknolojiler, bildiğiniz gibi, her ne kadar GPS kadar hassas sonuçlar vermese bile, GPS şu anda hala telefonlarda standart olarak verilen bir özellik olmadığı için GPS sonuçlarını yakınsayacak ve “hiç yoktan iyidir” denilebilecek konumlandırma bilgisini merkeze gönderebiliyor ve böylece biz bu konumlandırma bilgisini GSM’den aldığımız konumlandırma bilgisini proses edip, bunun değişik uygulamaları çıkartabiliyoruz .

Bu değişik uygulamalar arasında yine katma değerli servisler kategorisinde değerlendirebileceğimiz bir çok uygulama var; arkadaş bulma, aile fertlerini bulma, navigation, reklam uygulamaları veya biraz daha değişik uygulamalar olarak, mesela kurum bazlı ücretlendirme, yani telefonunuza, “şuradaysan şu tarifeden konuşabilirsin, buradaysan bu tarifeden konuşabilirsin” şeklinde uygulamalar yüklemek ve bugünkü konferansın konusuna uygun daha acil durum alarm servisleri veya kamu güvenliği servisleri gibi,  tabanlı servisleri operatörlerin hizmetine sunmuş durumdayız.

En başta söylediğim gibi, SDP’miz üzerinde lokasyon teknolojileri baz alınarak servis yazılabilmesi de mümkün, yani lokasyon teknolojilerini SMS, MMS veya ses teknolojilerini birleştirerek bir servis akışı yazıp, burada listelediğimiz servislere ek olarak çok daha yeni “innovatied”  servislerin yazılabilmesi de mümkün.

Yazılım teknolojileri altyapısı olarak da aslında bu konferansa konu olan bir ortak altyapı düşündüğümde de bizim, Telenity olarak telekom alanında kullandığımız altyapı yazılım teknoloji ve süreçleriyle savunma sanayi yazılımları arasında bir çok ortak nokta aslında görülebiliyor.

Bizim burada kullandığımız teknolojiler arasında en önemlisi  çok yüksek hızlarda, yani saniyede on binlerle ölçülen veya işlem kapasitelerinde gerçek zamanlı çalışan sistemlerin tasarımı, bu sistemlerin servis yedeklilik ve elverişliliği, yüksek servis yedekliliği ve bu sistemlerin mümkün olduğu kadar dağıtık; hem lokal hem de coğrafi anlamda dağıtık olarak çalışabilmesi ve bu kadar hassas sistemlerin CMMI yazılım geliştirme süreçleri dahilinde yapılması ve bu sistemlerin yine savunma sanayiine ilişkili olabilecek kanuni izleme veya gereksinim ve ara yüzleri bizim şimdiye kadar ortak gördüğümüz noktalardır.

Beni dinlediğiniz için tekrar hepinize teşekkür ediyor, iyi konferanslar diliyorum.

OTURUM BAŞKANI- Biz de çok teşekkür ediyoruz.

Değerli katılımcılarımızdan soru sormak isteyen var mı?.. Yok.

Hepinize tekrar çok teşekkür ediyorum.

 

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Oturum Başkanı: Lütfi VAROĞLU (SSM, Daire Başkanı)

OTURUM BAŞKANI- Değerli katılımcılarımız, hepinize iyi öğleden sonraları diliyorum.

Sabahleyin geniş katılımlı başlattığımız toplantıyı ümit ederim yine geniş katılım ve aynı heyecanla bitireceğiz.

Bu oturumumuzda da çok kıymetli konuşmacılarımızla beraberiz.

Bu oturumlarımızın her birinin birer ismi vardı. Sabahleyin Mete bey bahsetmiş olabilir; sonradan silmeye karar verdik. Bu oturumun gizli başlığı “Savunma Sanayi ve ICT Sektörünün İşbirlikleri ve KOBİ’lerin Bu İşbirliklerindeki Rolleri” idi.

Aramızda Kobi’ler var, savunma sanayi şirketleri, ICT şirketleri var.. Bu seçmenin altında da böyle bir plan var, öncelikle bunu söylemek istiyorum.

Gerçi konuşmacılarımızla konunun üzerinden geçemedik ama, küçük bir oylama ile saptamak istediğim bir husus var. Her konuşmacı, konuşması sırasında mutlaka bir reklam yapıyor, şirketini tanıtıyor. Arzu ederseniz önce biz bu kısa turu yapalım, sonrasında beklentiler ve diğer konuşmalar için bir konuşma turumuz olsun diyorum..

Evet, önerimiz kabul gördü, teşekkür ediyorum.

Sayın Mehmet Toros, Telekom alanında çok önemli bir kuruluş olan Türk Telekom temsilcisi olarak şu anda aramızda bulunuyor.

Önce Türk Telekom’un Havelsan ile bir işbirliği var. Bu çerçevede yapılan çalışmaları aslında Sayın Genel Müdürden de rica edeciğim. İsterseniz birinci rauntta neler yapıyoruz, onu konuşalım, ikinci turda diğer görüşlerimizi açıklayalım.

Buyurun Sayın Toros.

MEHMET TOROS (Türk Telekom)- Herkese merhaba.

Sayın Müsteşarım, değerli konuklar, bu son oturumda biraz daha canlı tutmaya çalışacağız, bu anlamda Lütfi beye de çok teşekkür ediyorum.

Türk Telekom’u tanıtmaya gerek var mı bilmiyorum; ama en azından eve gelen faturalardan tanıyorsunuzdur.

Türk Telekom, PTT ile birlikte 168 yıllık bir geçmişe sahip. 1995 yılında telekomünikasyon ve postacılık hizmetleri birbirinden ayrıldı ve 2005 yılında da yüzde 55 hissesinin devriyle birlikte özelleşmesi tamamlandı. Bu ay içinde açıklandığı gibi, 10 Mayıs 2008 tarihinde de halka arza çıkılmış olacak; yani, yüzde 45’in yüzde 17.5’ luk kamuya ait bir hisse de borsalarda satışa sunulacak. Bu yıl sonunda da bu satışların tamamlanmasından itibaren yatırımlara ve faaliyetlere, ürünlere çok farklı bir yön vermeyi düşünüyoruz.

Bu anlamda savunma sanayi ve silahlı kuvvetler ile de çok yakın bir işbirliğimiz var. Bir Tafics Projesi var; Türk Silahlı Kuvvetleri “Bilgi ve Haberleşme Sistemleri” adı altında, çok uzun süre önce başlamış ve halen devam eden bir proje. Bunun dışında da birtakım işbirliklerimiz var, bunlara da kısaca değineceğim.

OTURUM BAŞKANI- Değerli konuklar, şimdi masanın diğer ucuna uzanıyoruz; “Sektörün Duayeni” ifadesini kullanmayacağız, Bülent beye söz veriyorum.

BÜLENT GÖNÇ (Gantek)- Teşekkür ediyorum.

Esasında biz Gantek olarak savunma sanayi konusun yeni hedef olarak koyup, bu konuda yatırım yapmaya hazırlanan bir şirketiz. Dolayısıyla, Gantek’i anlatırken savunma sanayiindeki faaliyetlerinden bahsedemeyeceğim; ama, ancak niye böyle bir hedef yaptık diyerek, Gantek konusunda çok kısa bir özgeçmiş yapacak ve daha sonra da bilgi ve iletişim teknolojileriyle savunma sanayi ilişkileri konusundaki görüşlerimi aktaracağım.

Gantek Şirketimizi çok hızlı anlatmak istiyorum; belirli sektöre odaklanan, bilgi ve iletişim şirketi. Telekomünikasyon konusunda uzun yıllardır çalışıyoruz. Finans sektöründe çalışıyoruz. Savunma konusunda da yeni hedeflerimiz var ve bu konuda da yatırım yapmaya, yazılım geliştirmeyi hedefliyoruz.

İş hacmimiz 40 milyon. 100 profesyonelle çalışıyoruz. Burada çok önemli bir kelimeyi kullanmak istiyorum; boyut olarak orta boyutta bir bilgi ve iletişim teknoloji şirketi olmakla birlikte kurumsal yönetim prensiplerine göre yönetilen nadir şirketlerden bir tanesiyiz.

Gantek tarihçesine baktığımızda, yaklaşık olarak 1987 yılında başlayan ve 2007 yılına kadar devam eden bir süreçten bahsediyoruz. 1987 yılında üçüncü parti hizmet verme şeklinde kurulmuş bir şirketten bahsediliyor ama, görülüyor ki 1999 yılından itibaren yazılım konusunda Ar-Ge çalışması yapan, Ar-Ge kültürü oluşturan, değişik ürünleri piyasaya sunabilen bir kurum olarak pozisyonlanıyor. Bunlar hakkında biraz daha fazla bilgi vereceğim.

Kurumsal yönetimi çok önemsiyoruz; kurumsal yönetim olarak hakikaten bağımsız yönetim kurulu üyeleriyle çalışıyoruz. Bir tanesi benim; hem icra kurulu başkanlığını yapıyorum hem de aynı zamanda yönetim kurulunda bağımsız kişi olarak görev yapıyorum. Yönetim Kurulu sorumluluklarını strateji-insan kaynakları-denetim olarak değerlendiriyoruz. Gerçek olarak şeffaflık ilkesini yüzde 100 uygulayan bir şirketiz.

“Deloitte’un 2006-2007 teknoloji Fast Top 50 Türkiye” araştırmasında ciddi anlamda yer ve belli pozisyonlar aldık. Belirli konularda da Interpro’nun yaptığı çalışmalarda, özellikle büyük “server” ve bekaplama ve data konularında birinci sırada yer aldık.

Sun Microsystem’in en önemli, en büyük iş ortağıyız.

Sizinle Gantek’in bir özelliğini paylaşmak istiyorum; Gantek’te esas hedef müşteri mutluluğudur. Gerçekten de her sene müşterilerimizle çok ciddi anlamda bir müşteri memnuniyet araştırması yapıyoruz ve buradaki hedeflerimizi yükseltmeye çalışıyoruz. Ben, Gantek’e katıldığımda müşteri memnuniyet seviyelerinde pek tatmin olmadım; bu gerçek olamaz diye düşündüm. 3 yıl önce katıldım ve bağımsız araştırma şirketlerine tekrar müşteri memnuniyet araştırmasını yaptırınca daha da iyi sonuçlar aldık.

Gantek’in en önemli özelliği, müşteri memnuniyetini belirli bir seviyenin üzerinde tutmaktır. Bunda da gerçekten başarılı olabiliyoruz.

Çözümlerimizden pek fazla bahsetmeyeceğim; ama, burada baktığınızda üç ana faktör üzerinde çalıştığımız görülebilir ve daha da önemli olarak 21 yıllık bir deneyim söz konusudur. Çok ciddi bir Ar-Ge kabiliyetimizin olduğunu söyleyebilirim. Biz, katma değer yaratmadığımız herhangi bir konuya girmemeye çalışıyoruz ve aynı zamanda teknoloji alanda çok ciddi ölçüde know-how transferi gerçekleştirebiliyoruz.

Bunun üzerinde biraz durmak istiyorum; 1999 yılında Smartek’in La Mer Projesi, AB 5.Çerçeve Projesidir. Burada Smart Card, PK1 ve e-ticaret güvenilirliği konusunda çok önemli bir yazılım proje gerçekleştirdik. Yanlış hatırlamıyorsam da AB 5.Çerçevede ilk Türk ortak olarak yer aldık.

Daha sonra “AbaQus Yazılımı”nı yaptık; telekom ücretlendirmesi üzerinde olan bir yazılımımızdı. Bu yazılımı 2001-2002 yılında ürettik.

2003-2005 yılında Primespot, geniş bant servis üreticisini geliştirdik ve 2006-2007 yılında da finans sektörü ve reel sektör için risk yönetimi konusunda komple entegre bir risk yönetim paketini geliştirdik.

Buradan da gördüğünüz gibi, devamlı olarak ürün ve yazılım geliştiren, katma değer katan bir kurumsal yaklaşımımız var. 2008 ve 2009 senelerinde de savunma sanayi konusunda yazılım üretmek olarak bir hedef koyduk, bunun üzerinde çalışmalarımıza başladık.

Gantek’in bir başka özelliği de, müşterilerinin devamlılığı ve uzunluğu. Burada bir sürü müşterimizi görüyorsunuz; 14 yıldır, devamlı çalıştığımız müşterilerimiz var. Bu da bizim, müşteri memnuniyeti konusunda göstermiş olduğumuz hassasiyetin bir sonucudur. Bir müşteri ile çalışmaya başlıyorsak, bunu uzun vadeli olarak planlıyor ve bunu gerçekleştirmeye çalışıyoruz.

Reklam ve tanıtım kısmımızı kısaca geçmiş bulunuyorum. Esas zamanımı, bu iş birliğimizi nasıl geliştireceğimiz konusunda harcamak istiyor, teşekkür ediyorum.

OTURUM BAŞKANI- Teşekkür ediyoruz Bülent bey.

Tarihin en hızlı panelini yapmak zorunda değiliz, ama zamana uygun olarak gidiyoruz.

Söz sırası, AnelTech adına Suat Baysan’da.

SUAT BAYSAN (AnelTech)- Ev sahipliği için Savunma Sanayi Müsteşarlığına, Telekomünikasyon Kurumuna ve Telekom Dünyası Dergisine çok teşekkür ediyorum.

Anel Grubunu çok kısaca sizlere tanıtmak istiyorum: Anel grubunun çalışan sayısı 1421 kişi. Kuruluşumuzda 1200 tane mühendisimiz var. Çok önemli projelere imza atıyoruz: özellikle kurduğumuz projelerde güvenilirlik ve projenin sağlamlığı bizleri çok önemli yerlere getiriyor.

2007 yılında 175 milyon dolar ciro yaptık. Yüzde 100 yerli bir şirketiz. 2 şirketimiz İMKB’de; AnelTech ve PlastKart. Tahmin ediyorum dün itibarıyla AnelTech pazarda 125 milyon YTL idi. PlastKart da 50 milyon YTL civarındaydı.

Çeşitli ülkelerle çalışıyoruz. Mısır, Rusya Federasyonu, Katar, Ürdün gibi ülkelerde de çok büyük projelere imza atıyoruz. Kongre merkezleri, hava limanları gibi, spor kompleksleri gibi…

Bütün sertifikalarımızı aldık; işçi sağlığı güvenliğinden çevreye saygı ve duyarlı olma konularına kadar  her türlü sertifikamız mevcut.

Pazar konumlanmamıza baktığımızda; aslında 4 alanda çalışıyoruz. Bu alanlardan birincisi “Araştırma Geliştirme ve Özgün Ürün Tasarımı” alanıdır. Bu alanda yeni kurduğumuz ve çalışmaya başlayan şirketimiz Anel Ar-Ge’dir. Şu anda Hakan Çağlar arkadaşımız bir şirketimizde yönetici olarak Nisan ayında göreve başlıyor.

İkincisi, “Aklım Fikrim Merkezi”. Biraz sonra slaytta size tanıtacağım.

Dailab; Berlin Üniversitesi ile “Dağınık Yapay Zeka” konusunda çalışıyoruz.

“Proje Taahhüt ve Sistem Entegrasyonu” konusunda aşağı yukarı aynı işi yapıyoruz; elektrik, mekanik, elektronik ve bilişim sistemleri çözümleri sunuyoruz ve aşağıda gördüğünüz şirketlerimiz bu hizmetleri veriyorlar. Özellikle AnelMarin, savunma sektöründe aldığı Ar-Ge ve üretim projeleriyle  savunma sektörüne adım atmış bulunuyor.

Üretim tarafında ise yine AnelTech, elektronik üretim; AnelSis, enerji sistemleri üretimi; PlastKart da akıllı kartlar üretim şirketi olarak görevlerini yapıyorlar.

Anel Grubunun en önemli bileşenlerinden birisi serbest hizmette işletmedir. Bir dış kaynak grubu olarak çalışıyoruz. Özellikle telekom operatörlerinin altyapılarını, onlar adına işletip bakım ve hizmetini veriyoruz.

Pazarlarımız, biraz evvel bahsettiğim gibi, taahhüt, telekom, enerji, savunma, bilişim çözümleri, profesyonel ve endüstriyel elektronik alanlarında çalışıyoruz. Çalıştığımız pazarları listemizde görüyorsunuz. Grubumuzu, bir teknoloji ve mühendislik platformu olarak adlandırıyoruz.

Şirketler olarak baktığımızda, AnelTech, telekom, yenilenebilir enerji alanında yatırımlarımız sürüyor. Özellikle güneş enerjisi konusunda kendi markalı ürünümüzü tasarlayarak piyasaya sunduk. Türk Telekom’un bir ihalesinde 2400 tane güneş enerjisi panelini, özellikle iletim merkezlerine kurduk. Solera markasıyla sektörde faaliyet gösteriyor.

Ar-Ge faaliyetlerimiz üç aylanda devam ediyor; Anel , Dailab ve Platformlarda, Aklım Fikrim Merkezi. Sistem entegrasyonu, servisler ve üretim.

Üretim alanında da tahmin ediyorum sizler de izliyorsunuzdur, Niyet Mektubunu imzaladık. Solektro Türkiye firmasının satın alınması konusunda bir ilerleme sağladık ve böylelikle üretim kapasitemizi 1’den 5’e çıkartmış olacağız.

En önemli projelerimizden bir tanesi olarak, Denizcilik Müsteşarlığının açmış olduğu Otomatik Tanımlama Sistemi ihalesini aldık, gerçekletirdik ve sistemlerin kurulumunu tamamlayarak Türkiye’nin etrafındaki bütün deniz trafiğinin Ankara’dan izlenmesi konusundaki projeyi tamamladık. Böylelikle bir yerli şirket iş bitirme belgesine sahip oldu. Denizcilik Müsteşarlığına bu konuda teşekkürlerimizi sunuyoruz. Çok güzel bir proje oldu ve Türksat üzerinden iletişim kuruyoruz. Ankara’da kurmuş olduğumuz veri merkezinde de bütün deniz trafiğini iki yıl süre ile depolama imkanına kavuşmuş oluyoruz.

Yine bir referans proje olarak Bakü-Ceyhan Botaş Projesini yaptık. Türk Telekom’un güneş enerjisi sistemini ve yine servisler tarafında da Telekomünikasyon Kurumunun milli monitöring sistemine elimizden geldiği kadar destek vermeye çalışıyoruz.

Üretim ve Ar-Ge alanında çeşitli firmalarla üretim yapıyoruz. Kendi ürünlerimiz, özellikle AIS Transporder’ın tasarımını bitirdik, önümüzdeki aydan itibaren de üretimine başlıyoruz. Tüm sertifika süreçleri de başarıyla tamamlandı. İsmini, marka olarak “Serenity” koyduk.

“Drive” ürünlerimiz, yine kendi ürünümüz, bir enerji ürünü. Güneş enerjisi ve diğer sistemlerin şebekeye bağlanmasını sağlıyor. “Solara” da kendi markalı ürünümüzdür. Güneş enerji sistemleri konusunda hem kurumsal müşterilerimize hem de bireysel müşterilerimize hitap eden bir ürünümüzdür.

En kısa zamanda yeni merkezimize taşınıyoruz. Ümraniye’deki 67 bin metrekarelik yeni yerimizde faaliyet göstereceğiz. Bu alanın 15 bin metrekaresi üretim alanı olacak. Böylelikle Türkiye’nin en profesyonel ve ciddi üretim merkezini kurmuş oluyoruz. 1500 metrekarelik de bir Ar-Ge tesisimiz olacak.

Burada yine Akredite Kalibrasyon Laboratuarı, bağımsız marka ve tesis güvenlik belgemizle savunma sanayi sektörüne hizmet etme konusunda adım atmış bulunuyoruz.

Kısaca AnelMarin Projelerinden bahsetmek istiyorum: AnelMarin hem tasarım hem de üretim anlamında üç projeye imza attı; Marin Avlama Gemileri, Genesis Projesi ve MilGem’in elektrik ve tasarım projelerini aldı ve başarıyla yürütüyor. Gurur duyuyoruz, Savunma Sanayi Müsteşarlığına da teşekkür ediyoruz

AnelMarin’in faaliyet alanlarının hepsini okumayacağım, ama burada önemli birtakım konular var; acil durum elektroniği gibi çok ciddi, profesyonelce tasarlanan projeler hazırlanıyor ve üretime geçiriliyor.

AnelAr-Ge konusunda da kısa bir bilgi vermek istiyorum; AnelAr-Ge’nin kurulma amaçlarından bir tanesi savunma sistemleri konusunda tasarım ve araştırma faaliyetlerini yürütmek, yenilikçi ürün geliştirmek ve de Almanya’da kurulu Dai-Labor ile işbirliği yaparak birtakım projelerin Türkiye’de gerçekleşmesini sağlamaktır.

Dai-Labor, DAI Laboratories adı altında geçiyor. Almanya Federal Hükümeti, Berlin Üniversitesi ve Deutsche Telecom gibi iş ortaklarıyla dağınık-yapay zeka konusunda özgün ürünler üretiyor ve biz de onlarla işbirliği yaparak bu projeleri Türkiye’de gerçekleştirmek istiyoruz. İlk etapta 55 mühendis ve uzman kadrosuna çıkacağız ve bu kadronun büyük bir kısmı da doktoralı arkadaşlarımız olacak.

Tübitak ile işbirliğimiz devam ediyor; Sayısal Radyolink konusunda özellikle üçüncü nesil hizmet verecek olan projeler üretiyoruz. İleriye dönük olarak da yakıt hücresi ve yakıt pilleri konusunda da projeler üretmeye çalışıyoruz.

PlatformA, bizim grup şirketlerimize yeni katıldı; PlatformA’nın amacı da Ar-Ge şirketleriyle ihtiyaç sahiplerini bir araya getirerek araştırma geliştirmeyi daha aşağılara indirebilmek, Kobi seviyesine indirebilmek, proje yönetmek, Ar-Ge kaynağı yaratmak ve malzeme mühendisliği ile Ar-Ge projelerini Türkiye’de desteklemek, onların aramıza katılmasıyla da daha küçük şirketlerle işbirliği olanaklarımızı artırmaya çalışıyoruz.

“Aklım-Fikrim Merkezi” bir sosyal sorumluluk projesi olarak başladı. Fikri olan, prototipi olan insanların başvurduğu bir merkezimiz var. Burada birtakım özellikler var; projeleri, telekom, savunma, enerji, sağlık sektöründe de bekliyoruz. Elektronik nano teknolojide Bio-Teknoloji projelerin başvurmasını istiyoruz.

Özellikle, paketlenebilir uç teknoloji benzersiz, görüntülenebilir olsun istiyoruz. Sanal ortamda geliştirilen projeleri desteklemiyoruz. Süreç de şu şekilde işliyor: Başvurular geliyor, ön değerlendirme kurulundan geçiyor, çeşitli kaynaklar buluyoruz, kendimiz destekleyebiliyoruz, AB fonlarına gidebiliyoruz, süreç yönetimi desteği veriyoruz, üniversitelerle işbirliği yapıyoruz, değerlendirme kurulumuzda iki tane üniversitemiz var; Yıldız Teknik Üniversitesi ve Kocaeli Üniversitesi ile birlikte, proje onaylandığı takdirde, elimizden geldiğince bu genç arkadaşları, fikri olan insanları desteklemeye çalışıyoruz. Yaklaşık 9 aydır çalışıyor; 320 tane başvuru oldu. Şu anda da 6 tane patent başvurumuz var. Eminim ki Türkiye’nin bu eksiğini de bu şekilde gidereceğiz. Patent sayısını da elimizden geldiği kadar artırmaya çalışacağız.

Savunma sanayi konusunda neler yapabiliriz; proje üretebiliriz, alt sistem entegrasyonunu yapabiliriz, bakım-onarım bekası için destek verebiliriz, Ar-Ge faaliyetlerinde bulunabiliriz –ki, şu anda bulunmaya başladık- Ar-Ge yapanları destekliyoruz.

Sistem üretimi konusunda çok ciddi bir üretim kapasitemiz var şu anda; elektronik üretim, elektro-mekanik üretim, kablo gibi. Yurt içi ve yurt dışında çok yaygın bir bakım teşkilatımız mevcut.

Hedefimiz, milli bir kuruluş olarak savunma sektör içinde görev almak, işbirliğine katkıda bulunmak, özgün ürünleri geliştirmek, projelerde işbirliği yapmak, yurt içi ihtiyaçların karşılanmasında görev almak, ama belki ikinci turda bazı rakamlar vermek istiyorum. İhracat potansiyelimizi de değerlendirerek savunma sektöründe daha çok ihracat yapabilmenin olanaklarını bulmak, hedeflerimiz arasında yer almaktadır.

OTURUM BAŞKANI- Teşekkür ediyoruz.

Aramızda taşıyıcı şirket olarak telekom alanında önemli bir rolü olan Turkcell’in oluşturduğu, Turkcell teknolojinin temsilcisi yeni bir şirketin temsilcisi olarak Semih İncedayı var.

Semih beyden, öncelikle bizim için de yeni olan, Turkcell Teknolojinin hedeflerini öğrenelim, sonra, ikinci turda diğer konulara girelim.

SEMİN İNCEDAYI (Turkcell Teknoloji Genel Müdürü)- Turkcell Teknoloji, resmi olarak Gebze Tübitak Marmara Araştırma Merkezinde haziran ayında resmi kuruluşu yapılmış bir oluşumdur. Aslında Nisan ayı itibarıyla faaliyet gösteren bir şirkettir. 2007 Nisan ayından beri faaliyet gösteriyor. Henüz bir yaşında değil, ama Turkcell içinde yıllarca Ar-Ge faaliyeti sürdürülüyordu. Biz sadece bunları bir çatı altında birleştirdik.

Vizyonumuz, Turkcell’in vizyonuyla aslında çok örtüşüyor. Kendi alanımızda öncü ve örnek olmak. Bu sabahtan beri hepimizin konuştuğu gibi, aslında hepimizin hedefi aynı; yerli işgücüyle teknoloji üreten uluslar arası bir liderlik bizimde en büyük hedefimizdir.

Bizim stratejik anlamda bu şirketi kurarken hedeflediğimiz amaçlarımızın en önemlileri; global rekabette stratejik fark yaratmak, yerli işgücüyle teknoloji üretmek ve bunu ihraç etmek. Şirketimizi küresel çerçevede, teknoloji merkezi haline getirerek tersine beyin göçü sağlamak. Zaten son zamanlarda, biliyorsunuz, Amerika’daki resesyon sayesinde ciddi anlamda Türk mühendisi Türkiye’ye doğru tersine bir göçe yöneldi. Bunlar için bir cazibe merkezi oluşturmak istiyoruz. Bu konuda, resesyonun başladığı günden bu yana çok değerli başvurular yapılmış durumda ve biz bunları değerlendirmeye çalışıyoruz.

Üniversiteler, araştırma merkezleri ve ekosistemimizdeki paydaşlarımızla işbirliği yaparak teknolojik birikimimizi büyütmek istiyoruz.

En çok neye odaklanacağımız konusuna geldiğimizde, tabiî ki Ar-Ge ve inovasyondur diyoruz. Çünkü bu sayede ancak dışa bağımlılığımızı azaltabiliriz. Bugüne kadar telekom sektöründe özellikle GSM sektöründe dışa bağımlılık oldukça yüksek oranlardaydı. Turkcell Teknoloji’nin en önemli araçlarından birisi, dışa bağımlılığı azaltabilmek için içeride yazılım geliştirmek, patentli yazılım geliştirmek ve bunun da ülke varlığına değer katmasını sağlamaktır.

Özellikle uluslararası çalışma gruplarında ciddi anlamda faaliyet gösterme çabalarımız var. Ekosistemimiz küçüklü büyüklü bir çok firmadan oluşuyor. Oldukça yeni ama, Turkcell’in daha evvel kurmuş olduğu katma değerli servisler ekosisteminden bize doğru akan ciddi anlamda firma var. Oralarda büyük başarılar elde etmiş, ülke ve hatta bölge çapında önemli başarılar elde etmiş, az önce de duydunuz, Telenity gibi firmalar şu anda bizim ekosistemimizde bulunmakta ve biz bu firmalarla birlikte yeni Ar-Ge faaliyetlerini birlikte yapma çabamız sürmektedir.

Nasıl bir çalışan profilimiz var? Aslında oldukça büyük bir Ar-Ge şirketiyiz. Baktığınızda yeni ama, şu anda 250 civarında olan sayımız 2008 yılı sonunda yaklaşık 300 kişi olacak. Bunların sadece 79 tanesi Gebze’de. Şu anda 30 yıllığına kiraladığımız bir alanda Gebze’de yeni yerimizi yapmaktayız.

Yaş ortalamamız 27. Biliyorsunuz inovasyon için önemli bir yaş. Hep söylüyoruz; inovasyonda yaş sınırı var. Bir süre sonra insanlar bir şeyler bulamıyorlar. Ama, gençlerin yapacağını umuyoruz ve bunun için onları bir araya toplamaya çalışıyoruz.

Cinsiyet dağılımımız biraz kötü. İnşallah onu düzelteceğiz. Savunma sanayinde de çok farklı değilmiş, bugün onu da gördüm.

Mezuniyet durumuna baktığımızda oldukça iyi durumda olduğumuzu görüyoruz; çalışanların yüzde 43’ü bilgisayar mühendisi. Türkiye’nin birçok seçkin üniversitesinden mezun kişileri bir araya getirdik ve gerçekten de en iyileri bir araya toplamaya çalışıyoruz.  Okullardan mezun olmadan, derece ile mezun olabilecek öğrencilerle görüşüyoruz. Bu, Microsoft’un uyguladığı bir taktik, belki bilirsiniz, Eylül ayında geliyorlar, o sene mezun olacak birinci, ikinci ve üçüncüleri alıp, imza attırıp, Seatle’da çalışması için sözleşmelerini verip gidiyorlar. Biz Eylül ayına yetişemedik ama Şubat ayında yaptık ve gelecek sene epeyce dereceli arkadaşımızı aramızda göreceğiz inşallah.

Avrupa Birliği Çerçeve 7’de faaliyet göstermeye çalışıyoruz. Tabiî bunu, daha çok Turkcell teknolojisine geçmemiş Ar-Ge kısmımızla yürütüyoruz, çünkü asıl kaynağımız orada. 150’den fazla kişimiz var. Şu ana kadar birinci çağrıda 9 projeye başvurduk. Bunlardan birisi kabul edildi; WiMax’in ilerideki standartlarını oluşturmak üzere kurulan bir WiMagic Projesi, Avrupa’da cidden oldukça ileri bir proje. Bu işle uğraşan firmalarla birlikte aslında bu projeyi aldık. Bunların arasında Alcatell Lu. Var. Türkiye’den Bilkent Üniversitesi ve Kadir Has Üniversitesi ve yine Avrupa’dan da firmalar var. Bunlarla birlikte Turkcell de WiMax’ın geleceğini şekillendirmeye çalışacak grubun içindeyiz.

İkinci çağrı döneminde de 2 projede yer aldık; Eureka tarafında da gerçekten ciddi çalışmalar yapıyoruz. LOOP isimli bir projemiz var. Sabah oturumunda konusu geçti, bulunduğunuz ortamda bir çok erişim şebekesi var. Bunlar WiFi olabiliyor, GSM olabiliyor, 3G olabiliyor vs. Bu projenin amaçlarından birisi, en kaliteli hizmeti hangi şebekeden alıyorsanız onu sağlayabilmektir ve tamamen bir Ar-Ge projesidir.

Bizim asıl alanımız ITEA2. Yani, Turkcell Teknoloji’nin alanı Eureka’da “ITEA”, yani yazılım kümesinde faaliyetlere katılmaya çalışıyoruz.

Patent başvuruları yaptık. Şu ana kadar bir çok projemiz içinde Teydep başvurusu yaptık. Dediğim gibi, bunları Nisan 2007 tarihinden beri yaptıklarımız olarak görmenizi istiyoruz.

Üniversitelerle ciddi işbirlikleri yapıyoruz. Bu üniversite işbirliklerine çok önem veriyoruz, çünkü gerçekten ileri giden tüm uluslara baktığımızda en önemli noktanın üniversite işbirliklerinden geçtiğini, boşa üretilen doktora tezlerinin, raflarda çürüyen master ve doktora tezlerinin aslında en değerli zamanımızda ürettiklerimin çürümesi olarak görüyoruz. Bunları değerlendirmek için üniversitelerin master ve doktora öğrencilerine zaten Turkcell olarak burs veriyoruz ve bu burs verdiğimiz öğrencileri de bazı projeler için neredeyse zorluyoruz, çünkü gerçeklerden de o konularda bir şey yaptıklarında bunlar bizim tarafımızdan ürüne dönüştürülebilecek ve bu ürün de ülke içinde kullanılacak ve patent haline gelebilecek. Buna çok önem veriyoruz. Bu nedenle de üniversitelerle çok yakından çalışıyoruz.

Burada bir çok proje var; “M-Learning”, İTÜ Bilgisayar ve Boğaziçi Bilgisayar Mühendisliği bölümleriyle birlikte yapılan bir proje olup, e-learning’in mobil hali. Yakında testler başlayacak. Umarım ülkemiz de bundan faydalanacak. Bu kadar sınav dolu bir ülkede herkesin bundan faydalanabileceğini düşünüyorum.

Yine yazılım ve testin ölçümlenmesine dair Boğaziçi ile bir çalışma yapıyoruz. Bu tamamen teorik bir çalışma olarak başladı. Şu anda pratiğe doğru gidiyor. Ürettiğimiz için ne kadar büyüklükte bir iş olduğunu ve ne kadar test edersek nasıl bir riskle piyasaya çıkartabileceğimizi bu proje ile şekillendirmeye çalışıyoruz.

Bunun dışında, biraz evvel saydığım WiMagıc projesi var. Turkcell Ar-Ge olarak bu projeyi yaptık. Turkcell’in çok büyük, çok geniş, dünyanın sayılı “Software Delivery Platform”u var, yani servis ürün geliştirme platformu. Turkcell burada ürün geliştiriyor. Bu platformu 9 değişik “vender” yaptı. Bu platformda Turkcell servislerini geliştirirken “neden üniversite öğrencileri burada servis geliştirmesin?” dedik ve bu projedeki test sistemlerini üniversite öğrencilerine açtık. Biz bu öğrencilerden özellikle öğrenci kolları bu konularda oldukça aktif, hep söylenir, bizim zamanımızda böyle bir şey yoktu, ama şu anda geliyorlar ve biz de bu proje ile birlikte bize de çok şey katıyorlar, biz de onlara katmaya çalışıyoruz.

Üniversitedeki öğrencilerin servis geliştirmelerini –illa bilgisayar mühendisi, elektronik mühendisi olmasını gerektirmiyor- bunlar psikoloji, tıp.. her türlü üniversiteden her türlü servisi geliştirebilecek bir ortamdan olabilir. Aklında servisi olan herkes gelip burada geliştirecek. Doğrudan rektörlüklerle imzalanan protokollerle aslında bu süreç işliyor. Geliştirilen servisler hakkındaki tüm fikri-mülki haklar geliştiren kişiye aittir. Arkasından da, eğer bu kişi bundan para kazanacağını düşünüyorsa ve Turkcell de buna inanıyorsa tabiî ki birlikte şirketleşmesi söz konusudur. Bu eğer bir Ar-Ge projesi olacaksa da, yani patent üretimine geçecekse de o konuda Turkcell Teknoloji olarak ilgili öğrencilere yardımcı olmaya çalışacağız. Bundan da umutluyuz. 13 Aralık 2007 tarihinde bunun basın duyurusu yapıldı. En azından 35 üniversitede bunun kullanılacağını düşünüyoruz.

14 yılı geçen bu süre içerisinde gelişen yeteneklerimizi burada sıralamaya çalıştık; şebeke çözümleri, servis platformları, SIM bazlı çözümler, kanal yönetimi, veri madenciliği, ücretlendirme, faturalandırma, kampanya yönetim sistemleri ve yeni nesil iletişim teknolojileri…

Yapmaya çalıştığımız binanın görüntülerini size sunuyorum. Haziran ayında açılışı  düşünülüyor. Sizleri de davet edeceğiz. Söyleyeceklerim şimdilik bu kadardır, hepinize teşekkür ediyorum.

OTURUM BAŞKANI- İstanbul ciddi manada burs atağına geçmiş gibi geldi bana. Aklım-Fikrim Merkezi.. Ben TBD üyesi olduğum için oradan da ortaklığımız var; TBD-Turkcell ortaklığında ciddi bir üniversite bursu veriliyor. Bu konuda Turkcell oldukça iyi bir kaynak ayırdı. Bu da takdire şayan bir durumdur.

Biz de Ankara’da boş durmuyoruz; bunun da reklamını yapayım izin verirseniz. ODTÜ Teknokent’de “Yeni Fikirler, Yeni İşler” yarışması var. Bu yarışma üç yıldır yapılıyor. Bu sene biz de 50 bin YTL’lik oldukça iddialı bir bütçe ile bir ödül koyduk. Ödülü, savunma sanayimizin önder kuruluşu Havelsan verecek!.. Biraz evvel burada onu bağladık. Arada, yarışmaya bütçesiz çıktığımızı fark ettik, orada “Savunma Sanayi Özel Ödülü” var. Engin Kan Vakfının “Inovasyon Ödülü” devam ediyor. Aynısını, Hacettepe Teknokent Biomedical konusunda yapıyor.

Aslında öğrencilik dönemlerinde bunları yaşayamamış bizim gibi bir jenerasyon için çok heyecan verici. Ben geçen hafta kurucu başkanı olduğum, ODTÜ Öğrenci Kolu toplantısındaydım. Arkadaşlar hakikaten de söylediğiniz kadar heyecanlı ve teknoloji şirketlerini neredeyse itecek kadar da istekliler. Bunun farkına iş dünyası da varmış durumda. Bunu pozitif bir enerjiye döndürecekler gibi görünüyor.

Multitek Ar-Ge ile devam edeceğiz. Ensar Gül, buyurun.

ENSAR GÜL (Multitek Ar-Ge)- Teşekkür ediyorum.

Efendim, Multitek 1989 yılında kurulmuş bir şirkettir. Telefon santrali üretiyor. İkinci bir ürün grubu var; apartman interkom sistemleri. Bu sistemlerde Türkiye’de bir numara, santral pazarında ise iki numaradır. Pek fazla adı duyulmamış bir şirket olabilir; “Multitek kimdir?” diye sorduklarında, biz, “Karel diye bir firma var, onu biliyor musunuz?” diye soruyor, “biliyoruz” derlerse, “işte biz onun küçüğüyüz” diyoruz.

Multitek Ar-Ge, üç yıldan beri Multitek’in Ar-Ge’sini yürütüyor. Multitek; donanım ve yazılımın tamamını Türkiye’de geliştiriyor. Üretim de yerli. Telefon üretimini iki sene önce Çin’e kaydırdı. Diğer ürünler ise, santraller ve interkom sistemleri hala Türkiye’de üretiliyor.

Multitek Ar-Ge olarak; Multitek için iki ürün üzerinde çalıştık; birisi Royce URP Gateway, bu tamamlandı ve üretime girdi. İkincisi, Hibritsantral. Analog ve TDM altyapısı ve hem de IP altyapısı var santralde. Hepsini birleştiriyor. Bu ürün de tamamlandı. Resmen açıklanmasa da şu anda satılmaya başlandı.

Bu santrallerin bir özelliği var; ölçeklenebilir. Yani diyelim ki siz 16 aboneden başlıyorsunuz, bin küsur aboneye çıkıyorsunuz. Aynı kartları kullanıyorsunuz. Başka böyle bir santral var mı bilmiyorum. Bu da yeni geliştirdiğimiz santralin özelliklerinden birisidir.

Multitek şu ana kadar savunma sanayinde benden önce bir iş yaptı mı bunu bilmiyorum, yapmadı ama şu andaki birikim itibarıyla yapacak güçtedir. Hem donanım ve hem de yazılım yerli olarak yerli olarak yaptığımız için büyük bir birikim oluştu.

Ayrıca, yine bahsetmediğim küçük ürünler var; örneğin, Multitek’in ürettiği FCT cihazları var.

ADSL modem üretti. Şu anda da çok az sayıda üretiyor. Bu tür yan ürünleri de var.

Bir de büyüklüğünden bahsetmek gerekirse çok büyük bir firma değil; Ar-Ge’de yaklaşık olarak 8 kişi çalışıyor. Bunlardan 2 tanesi doktoralı, yüksek lisans olan arkadaşlarımız da var. Teknisyen ve işçilerin sayısı da 70 civarında. Bu kadar kişiyle, 70 teknisyen ve işçi, artı 7-8 kişilik Ar-Ge, yaptığımız ciro, senede 14 milyon küsur dolar. Ayrıca, Multitek’in 20 ülkeye de ihracatı var.

Söyleyeceklerim bu kadar, teşekkür ediyorum.

OTURUM BAŞKANI- Gayet mütevazı başladığınız sunuşu bir darbe ile bitirdiniz; çünkü, kişi başına ciroda ve ihracatta, yanınızda oturan devlerin tamamını solladınız, bunu söyleyebilirim. 8 kişilik Ar-Ge ile 14 milyon dolar!.. Sanıyorum Turkcell bile bunu katlayamaz!

Savunma sanayinde önemli bir oyuncu; Havelsan Genel Müdürü Sayın Faruk Yarman, buyurun efendim.

Prof.Dr. FARUK YARMAN (Havelsan Genel Müdürü)- Reklamlar kısmında benim söyleyeceğim bir tek şey var; Havelsan, bir Türk Silahlı Kuvvetleri Güçlendirme Vakfı kuruluşudur.

Benim bir huyum var; sevgili Başkan çok iyi bilir, böyle yerlere hazırlanmadan gelmem. Çalışırken, “Telekom’un savunma sanayiindeki yeri” sorusu için ayrıca müsteşarlığımıza şükranlarımı arz ediyorum, çünkü ben aşağı yukarı 30 senedir bu sektördeyim. İhracatımız o kadar büyük değil, ama 30 yıldır dile getirmeye çalıştığımız bir kriz var; doğru dürüst savunma sanayisi olan hiçbir ülkenin top yekûn sanayi –batan Sovyetler Birliği hariç- entegrasyona gitmeden yaşayamaz.

Geçenlerde İstanbul’da deniz projeleriyle ilgili olarak katıldığım bir yerde de ifade etmiştim; İstanbul sanayi aldı başını gitti, biz de bürokrasiye ihaleler yoluyla mal ittirmeye çalışıyoruz. Burada, İstanbul sanayi ile Ankara’daki savunmayı harmanlama fikri, buna Anadolu sanayini de eklersek, çok ciddi anlamda Türkiye Cumhuriyeti açısından bir fırsattır diye düşünüyorum.

Burada sihirli sözcük, “Diversification”. Rahmetli Porter’ın çok güzel stratejileri var. Bunlardan birisi “yayılarak büyüme”. Türkler nedense müteahhitlikten kalma bir anlayışla, yaygın ama derinliği olma bir büyümeden yanalar. Birisi “daralarak derinleşme”, ki maalesef bu şirketleri biz küçük kalmaya mahkum ediyoruz, çünkü yayılarak büyüyenler yurt içinden daralarak derinleşenlerden almak yerine, yurt dışında yayılarak ve derinleşen devlerden almayı tercih ediyorlar. Bu, ciddi bir sorun.

Dolayısıyla, top yekûn sanayi ile savunma sanayini bir araya getirmek ve burada top yekûn sanayinin belki ağababası durumunda olan telekom sanayisini resme çekmeye çalışmak fevkalade yerinde bir stratejidir. Haddim olmayarak bunu söylüyorum.

Havelsan ne yapar; bir ana faaliyeti, iki yan faaliyeti olmak üzere toplam üç faaliyeti var. Ana faaliyeti ki ben ona şöyle diyorum: Havelsan, bir yüksek bilişim müteahhididir!.. Bu lafı ilk defa duymuyorsunuz, hep benden  duyuyorsunuz.  Literatürde geçmiyor, çünkü yüksek inşaat mühendisi var, yüksek elektronik mühendisi var, niçin yüksek müteahhit olmasın? Hele de “bilişim müteahhidi” neden olmasın?

Havelsan, Türk Silahlı Kuvvetlerinin CFORISR alanında yazılım geliştirmek üzere 1990’lı yılların sonuna doğru, 1997 yılında verdiği proje üzerinde kurulmuş, ondan sonra pragmatizmle oportünizm arasında bir çizgi benimseyerek oradan edindiği birikimleri dört alana yaymaya çalışmıştır. Bunlardan bir tanesi hava ve savunma sistemleridir. Biraz sonra bununla ilgili bazı şeyleri söyleyeceğim.

Diğeri deniz savaş sistemleridir. Bunları birbirlerinin türevi gibi de algılayabilirsiniz. Simülasyon ve eğitim sistemleri ve yönetim bilgi sistemleri.

Bu yönetim bilgi sistemlerine ayrıca değineceğim, çünkü panelin ilk cümlesi “Türk Telekom Havelsan ile ne yapıyor?” idi. Aslında bunu ben anlamadım, keşke Paul de burada olsa, konuşsak.

Hava Kuvvetleri Bilgi Sistemi Projesinin ağırlıklı bileşeni lojistik yönetimidir. O da bir ERP paketini hızlıca, kurumsal kaynak yönetim paketine dayalı birtakım uygulamalar gelişmiştir. Biz, aslında ana yüksek bilişim müteahhidi olarak iki yan dalda; bir tarafta yazılım geliştirirken bir taraftan da mühendislik destek hizmetleri veriyoruz ve bu bağlamda da askeri alanda edindiğimiz birikimleri sivil sektöre aktarmaya çalışıyoruz. Zannediyorum Havelsan’ın en çarpıcı özelliği olarak, diğer savunma sanayi şirketlerine baktığımız zaman bu olduğunu görüyoruz.

Bu yansının müellifi aramızda; bir başka şirkette yer alıyor ama Hakan Çağlar’ı kote etmezsek akademik disiplinde ayıp olacak, bu stratejiyi yapan en kıymetli arkadaşlarımızdan birisidir. Sol tarafta sensörler, sağ tarafta da silahlar var. Sensörler bir barış kartalı gibi, bir Awacs uçağı olabileceği gibi, bir radar olabileceği gibi, bir dürbün de olabilir, meltem uçağı da olabilir, deniz platformu da olabilir. Bu sensörlerden çeşitli birimlere inanılmaz bir veri trafiği akmaktadır. Bu veri trafiği bir şekilde, birtakım ara kademelerden geçerek – Havelsan bunları yapıyor- entegre ediyor, bir komuta kontrol sistemi içinde eritip karar destek sistemine dönüştürüp, komutanlara, sağ yanda gördüğünüz, hangi silahlara emir vereceğini söylüyor.

HVBS devreye girdikten sonra bunun üzerine oturduğu, Türk Silahlı Kuvvetlerimizin medarı iftiharı, Türk telekom sunumunda adı geçen, Tafics projesinin üzerine oturuyor. Bir iletişim sisteminin transmisyon katmanındaki trafik kaldırma yüküne bakarsanız HVBS gibi iki uygulama olması halinde çok ciddi altyapıya, yeni yatırımlara, ama daha önemlisi telekomünikasyon dünyasında bir şekilde yeni fasilitelere, yeni hizmetlere ihtiyaç olacaktır.

Havelsan bu yaramazlıkla da kalmadı, dedim ya, askeri alandan sivil alana atlama konusunda enteresan bir dirayet gösterdi ve e-devlet projelerine girdi. E-devlet projeleri aslında bizim MSI uygulamalarımızın, e-dönüşüm Türkiye fırsatına aktarılmasıdır. Bir taraftan da –o ne kadar sivilse- İçişleri Bakanlığına bağlı olduğu için söylüyoruz, anayurt güvenliğine girdi. Türkiye’nin önümüzdeki on yıl içinde bu yatırımları yapması halinde, enayi gibi, karakucak, telekomünikasyon backbone’nun milyonlarca dolar yatırım yapması bir çılgınlık gibi görünüyor.

Ne yapmaya çalışıyoruz Havelsan’da; bir vizyon koymaya ve bu yapıyı mümkün olduğu kadar fraktalize etmeye çalışıyoruz. Aşağıda sensör seviyesi sistemler, ondan sonra platform seviyesinde bir entegrasyon –burada fazla bir iletişim yok- onun üstünde entegre komuta kontrol sistemi, ister anayurt güvenliği olsun, örneğin Antalya’nın kent güvenlik sistemini Aselsan ile birlikte yaptık. Orada WiMax mı kullanacağız, fiber mi kullanacağız, sabit hat mı, dağıtık yapı mı, bütünleşik yapı mı?... Bunlar önemli değil ama siz 81 vilayetin kent güvenlik sistemini kuracaksınız, Ankara’da, Kızılay’da ıslık çalarak dolaşan adam kameralara yakalanacak, Diyarbakır polisi tarafından aranıyor olacak ve bulunamayacak! Hep aynı örneği veriyorum; İstanbul köprüsünün Avrupa yakasından kameraya plaka girecek, çalıntı bir araç olacak, diğer uçta polis bekliyor olacak ama bir veri tabanına inip, interaparabilite esasına göre, o aracın çalıntı olduğunu tespit edip durduramayacak. Böyle bir şey yok!

Türkiye’nin, önümüzdeki on yıl içerisinde savunma sektöründeki birikimleriyle birbirinden tamamıyla bağımsız olarak geliştirdiği komünikasyon sektöründeki birikimlerini sentezlemek zorundadır.

Türkiye ve dünyadaki bilgi teknolojileri pazarına şöyle bir bakıyorsunuz, 2004 yılında 15.2 milyar dolardan 2006 yılında 20 milyar dolara çıkmış. Çok büyük bir para. Sonra, dünya ile mukayese ediyorum, 2010’a iz düşürüyorum, aslında büyüme bizde çok yüksek, ama alt sektörler bazında bakarsanız Türkiye’nin ICT pazarı 2006 yılında 20.9 milyar dolar. Müthiş bir büyüme, ama bunun 5.5 milyar doları, dünya pazarının binde 3.7’si, en hızlı büyüyen bileşen, yüzde 42.5 ile yazılım pazarı. Ama dikkat; bizim Türklerin kendini kandırma konusundaki maharetleri karşısında hayretler içinde kalıyorum. El alemin yazılımını alıp üzerine marka çakmak Türkiye’yi kurtarmaz arkadaşlar; sadece cari açığı büyütür, ekonomiyi büyütür ve sonra hep beraber çakılırsınız. En hızlı büyüyen yazılım pazarında en baba mühendislerimiz pazarlama mühendisi olarak çalışıyor. Bu bir ayıptır.

Bizlerin yaş ortalaması 27’dir. Bu, inovasyoncuların ilk inovasyonu, “27’yi geçenler inovasyon yapamaz” demek oluyor. Ben onun için iki tane 27 ile duble inovasyoncuyum diyorum!..

Hanımlar meselesine gelince, bu arada bir rekorumuz var, Havelsan’da hanım nüfus oranı yüzde 27’dir. Ama, Allah’tan, çapkın erkek nüfusunun oranı yüzde 1 civarında ve onları da hemen evlendirdik.

Şimdi, patlamaya bakıyorsunuz; bilgisayarlar, audio video falan derken hızlı büyüme ADSL hizmetlerinde oluyor. Ben düşünüyorum; acaba Türk Telekom ve mobil taşıyıcıları savunma ve anayurt güvenliği pazarına sokmalı mıyız?. Nasıl sokmalıyız, yani hatları haki renge mi boyayacağız, buna iyi bakmamız lazım. Keza, yazılım pazarındaki büyüme AIP endüstriyel yazılım ve mobil uygulama konuları da dikkate ve değerlendirmeye değer.

Konuşan Türkiye nerede?.. Allah selamet versin, eski bir Cumhurbaşkanımızın ifadesidir, konuşmak konusunda eyvallah, ama konuşarak para kazanıyor muyuz buna bakalım, ben böyle yapıyorum.

Mobil hizmetler 7 milyar  dolar. Sabit telefon, mobil telefon kurulumunu görüyorsunuz, internet hizmetleri, destek hizmetleri vs..

Herkes felsefe yapıyor izninizle ben de felsefe yapmaya devam edeceğim. Tamam, un var, yağ var, su var da helvayı karmak için hangi sistematiğe sahibiz? Savunma Sanayi Müsteşarlığımız anayurt güvenliği projelerinin ihalelerini yapabiliyor mu?  Ben İçişleri Bakanına dedim ki, Sayın Bakanım, 3238 sayılı yasa var, onu kullanmazsanız 1 liralık şeyi bir yılda alırsanız, kabul muayeneleri de 2 yıl sürer.

Dünya bilişim pazarına baktığımız zaman Türkiye’de taşıyıcı hizmetlerin dünyadaki yüzde 43’e karşı daha büyük, yüzde 61 olduğunu görüyoruz. Konuşan Türkiye diyoruz da, ne konuştuğumuz da çok önemli. Diğer tarafa baktığımız zaman IT donanımları yüzde 14. Yukarıda, dünyadaki oranı görüyorsunuz. Yazılıma bakıyorsunuz bizde yüzde 4, hizmet yüzde 8, sarf malzeme, telekom donanımları yüzde 12. Bu cihazlar konusunda Karel gibi bir şirketi niçin önümüzdeki günlerde, terminal cihazlarında savunma sektöründe görmeyelim?.. Görmeliyiz. Bakın, Gantek “geliyorum” diyor, Multitek “geliyorum” diyor.

Reklamlar kısmını daha ileri götürmek istemiyorum; bence yapılması gereken şey evvela bir strateji formülasyonudur. O strateji de şudur: Savunma ihtiyaçlarımızın, özellikle CFORSI sebebiyle, bugün artık deniz, hava, kara, denizaltı, sahil koruma, jandarmanın inanılmaz bir veri trafiğine ve bunun üzerine konuşlandırılacak yeni servislere ihtiyacı var.

Bununla ilgili olarak da nasıl ki 1970’li yılların sonunda başladı, 1987-88’e kadar sürdü, o zaman Genelkurmay’da TAPO diye bir ofis vardı, bir ofis kuralım, TAFO’yu beklemeyelim, burada yapalım, belki bir yerlerde yapalım ama şunu yapalım: Modern Türkiye’nin e-devlet hizmetlerinde güvenli bir iletişim ve data altyapısına ihtiyaç var. Örneğin UYAP’ta biz, bütün vilayetlerde mobilize olduk, 40 bin kullanıcıya bir network çektik. Hava Kuvvetlerinde bu rakam 30 bindir. Toplam 70 bin etti. Tapu Kadastro’da uygulamayı görüyorum, 100 bin kişi. E-devlet de devreye girdiği andan itibaren ADSL vs. bu haliyle hiçbir işe yaramaz. Unutmayın ki, kalitesiz telekomünikasyon hizmetini eski Sovyet Blokundan başka kimse almak istemez.

Sonuçta, savunmada gerçekten inanılmaz bir başlık oluşturup; “Telekomünikasyonun Savunmaya Sanayine Muhtemel Katkıları ve Savunmanın Telekomünikasyonla İlişkileri” konusunda bir stratejik plan yapalım, konuşalım ve burada da savunma sanayimizin dev oyuncuları ve alt yüklenicileriyle bilişim dünyamızın oyuncularını bir araya getirelim.

Ama, ne olur bize şunu yapmasınlar: Yurt dışında araklayıp getirip, Türkiye’ye kakışlamasınlar! Gerçekten de katma değer yaratalım ve şu çılgınlığı da yapmayalım: Orada Türk Telekom’un sabit hatları dururken, burada Turkcell’in GSM şebekesi dururken, 3G kapımıza dayanmışken deliler gibi yeniden bir tasarım yapmak değil, mevcudun üzerine maliyet müessir olarak neyi koyacağız, buna karar verelim.

Çok teşekkür ediyorum.

OTURUM BAŞKANI- Teşekkür ediyoruz.

Aslında bu toplantının organizasyonuna ilk başladığımızda Telekom Dünyası Dergisi ve Telekomünikasyon Kurumundan arkadaşlarımızla konuştuğumuz zaman her iki taraf da masaya kendi oyuncularını getirdi. Önce listeler çarpıştı, o listelerde –açık söyleyeyim- benim tanımadığım bir hayli şirket vardı. İtiraf edeyim, hani biz kendimizi sektörler üstü falan gören bir kurumuz, epey bir zaman harcamışlığımız var ama, mesela biraz evvel Ensar beyin rakamı, çarpıcı bir rakam olarak hafızalarımızda yer etti.

Bir çok oyuncuyu da bu oturumlar sayesinde öğrendik. Yani, ben sözlerinize katılıyorum, bu bir başlangıçtır. Bir araya gelme şansını bulduk. Aslında klasik olarak yaptığımızı gene yapalım. Bu bir istatistik çalışmasıdır; bu toplantıya gelip de salonda en az bir yeni firma ve oyuncuyu tanıdığını kabul edecek cesarette kaç kişi var? Mükemmel! Cesur bir toplulukla karşı karşıyayız. Herkes elini kaldırdığına göre en azından bir şirket tanımış veya bir oyuncuyla ilgili fikir edinmiş oldu. Bu da iyi bir şeydir.

İkincisi, AB projelerinde 7. Çerçeveye değinildi. Özellikle Turkcell Teknoloji buna değindi, güvenlik tarafını geçen sene bir hayli “drive” etmeye çalıştık. O konuda da güvenlik tarafında şirketlerimizle birlikte birtakım çalışmalara katıldık. Bazı şirketlerimiz, sizin ICT tarafında aldığınıza benzer rolleri aldılar. Bence güvenlik ve ICT’de AB projelerinde ortak çalışma kültürünü geliştirecek bir altyapı da bugün ortaya çıktı. Yani, ICT tarafına bizim savunmacılarımız pek bulaşmıyorlar. Savunmaya da ICT’ciler pek bulaşmıyorlar, yani iki tarafın eksiklerini bir arada değerlendirecekleri bir nokta olarak duruyor.

Şimdi konuşmaların ikinci raunduna geçeceğiz. “Bu raunt için konuşacak konum kalmadı” diyenlere serbest atış! Şöyle bir şey yapabiliriz: Ne tür bir işbirliği bekliyorsunuz, ne beklentiniz var?

Ben Anayurt Güvenliği ile ilgili heyeti hazırlamıştım. O konuda bir hazırlık var. Gelecek vaat ediyor. Ağ Merkezli Yetenek konusunda, örneğin, Türkiye tarafında bir “Network Centric Operations Industry Consorcium” oluşturduk. Bununla ilgili dairemiz bir çalışma yürütüyor. O çalışmaya telekom bazlı şirketleri katabiliriz. Benim aklıma gelen bir öneri de bu.

Türk Telekom olarak bu toplantının sonunda ne görüyorsunuz, yakın gelecekte Türkiye’de savunmaya ne tür katma değerli servisler sağlayabilirsiniz ve bu konudaki bakış açılarınız nelerdir?

MEHMET TOROS (Türk Telekom)- Teşekkür ederim.

Türkiye’de telekomünikasyonun serbestleşmesi de çok yeni; resmi olarak serbestleşmesi 2004 yılına dayanıyor. 2004 yılından bu yana, o tarihte lisans alan operatörlere, şirketlere baktığımız zaman, yanlış hatırlamıyorsam 46 adet lisans verilmişti. Bugün ayakta kalan, faaliyet gösteren lisanslı telekomünikasyon işletmecileri 12-14 arasındadır. Internet servis sağlayıcılarına baktığımız zaman yine aynı düzeydedir. Bugün yine internet servis sağlayıcısı ciddi anlamda bakarsanız 6-8 arasındadır.

AB entegrasyonuyla ilgili olarak gerçekten de Türk Telekom hala Türkiye pazarında, telekomünikasyon ve veri pazarında dominant pozisyonunu sürdürüyor. Bizim bu senenin sonundan 2009 yılı sonuna kadar özellikle geniş banttaki Pazar payını veya ASDL ile DSL ürünü veya daha hızlı internet teknolojilerindeki pazar payını yüzde 95’i, yüzde 5’lerden; yüzde 80’lerden yüzde 20’lere çekmeye çalışıyoruz. Bu da yatırımla orantılı bir şeydir.

Bu arada Türk Telekom’un özellikle Türkiye’ye ADSL getirme ile ilgili yapmış olduğu yatırım 450-500 milyon dolarların çok üzerine çıkmış durumdadır ve her sene de bu rakam gittikçe artıyor. Ancak, biz şu anda Türk Telekom olarak geniş bant hizmetlerinde sadece kablonun ucunu veriyoruz. Daha doğrusu hazır olan bir kabloya DSL teknolojisiyle internete erişim hizmeti sunuyoruz. Şu anda servis sağlayıcılar veya bizim kendi servis sağlayıcı şirketimiz olan TTNet aracılığı ile herhangi bir içerik sağlamıyoruz, ancak bu yılki hedeflerimiz daha agresif. Sadece TTNet olarak değil, diğer internet servis sağlayıcısı kuruluşların, şirketlerin de çeşitli yazılımları “inhouse” olarak oluşturulması veya  katma değerli servislerin üretilmesi.

Buraya kadar anlattıklarım ticari olarak düşüncelerimizdir.

Savunma teknolojileri ve Türk Telekom’un Türk Silahlı Kuvvetleri ile, Savunma Sanayi Müsteşarlığı ile ilişkileri çok eskiye dayanıyor, ama yeterli mi; hayır, biz bunu yeterli görmüyoruz. Bu arada Savunma Sanayi Müsteşarlığı ile en son kurduğumuz ilişki, bu geçici binaya fiberoptik kabloyu iki hafta içinde döşeyip servise vermekti. Bu, bizim kurum ve şirketlere, daha doğrusu kurumsal şirketlere yapmamız gereken olağan bir hizmet ama, bunun dışında Türkiye’nin coğrafi konumuna baktığınız zaman, gerçekten de bir köprü durumundayız ve dolayısıyla da bir ateşten gömlek giymiş durumdayız. Sürekli olarak da gözlerimiz –insan olarak, kişi olarak değil- elektronik olarak gözlerimizin açık olması gerekiyor.

Bilişim teknolojileriyle ilgili olarak, özellikle telekomünikasyon, bilişim ve savunma sanayi arasındaki işbirliği, diğer konuşmacıların da bahsettiği gibi, bir çok etkinlikler, faaliyetler ve yeni katılan şirketlerle de gerçekten gurur duyuyoruz ama, aralarında bir işbirliğinin olmadığını görüyoruz.

Turkcell’in biraz önce bahsettiği, üniversitelerle yapılan işbirliği, onlar da belli noktalarda hem Ar-Ge ye yönelik ticari ürünler sunabilme, ama diğer dünya ülkeleriyle karşılaştırdığımız zaman savunmaya yönelik bir ciddi atılımın yok denecek kadar da az olduğunu görüyoruz.

Özellikle Almanya, Japonya ve Çin’e baktığımızda, savunma sanayi ve savunma teknolojilerine yapmış oldukları harcamaların genel bütçeye veya genel giderlere oranı yüzde 30-40’ların çok daha üstünde olduğunu görüyoruz. Bilişim ve telekomünikasyon olarak özellikle belirtiyorum. Bir alıntı yapacağım; Çin Savunma Birimi, Teknoloji ve Sanayi Komitesi Genel Sekreteri Sui Lay Yan. Çin’deki savunma sanayi ve teknoloji işbirliğini, bilişim ve telekomünikasyon işbirliğini şöyle özetliyor: “Savunma sanayimiz makineleşmeden artık entegrasyon bilgi ve internet özelliğine sahip, sayısal, askeri, sanayi yönüne doğru ilerliyor.” Çin, bu konularda çok daha süper güçlerin arasına girmeye aday bir ülke, ancak burada da bahsedildiği gibi, kopyalama yapmak suretiyle de bunu geliştiriyor. Bizim de Türkiye içinde bu tür teknolojileri üretir ve kullanır durumda olmamız şarttır.

Türk Telekom açısından baktığımız zaman, bir tafics proje var. Bu proje 1985’lerde, yanlış hatırlamıyorsam -Sayın Gözüm de buradalar- projeyi başlatanlardan bir tanesidir, o yıllarda sadece ses iletişimiyle, yani askeri birliklerin artık yavaş yavaş Türk telekom veya o dönemdeki PTT’nin ticari şebekesinden ayırma ile yapılmış olan ve aynı zamanda da Nato destekli bir projedir. O tarihlerde “data” dediğimiz, sadece faks iletişimiydi veya çok düşük hızlarda veri iletişimiydi. O tarihte yapılan şebeke hem sadece fiberoptik altyapı sağlanmasıyla ilgilidir. Mikrodalga sistemleri üzerinden de bu tür tafics projesi desteklenmiştir.

Projenin aslı tamamen PDH ve SDH teknolojilerine dayanıyor. Daha sonra teknolojideki ihtiyaçların, dana doğrusu silahlı kuvvetlerin ihtiyaçlarının gelişmesiyle birlikte bugün DwDM ve ISDM teknolojileri ile desteklendi. Ancak, komuta kontrol merkezleri, tatbikat veya harekatların tek bir komuta kontrol merkezinden yönlendirilmesi veri akışıyla orantılı olacağı için bu şebeke aynen korunarak fiberoptik iletim sistemleriyle radyolink mikro dalga iletim sistemlerinin uç teçhizatları ab…. edilmek suretiyle IPMPLS ki, bugün dünyada en yaygın olarak kullanılan veri iletişim şebekelerinden biri olan IPMPLS teknolojisinde biz tafics’e acouple ettik. Yani bugün tafics ile de bugün IPMPLS şebekesi üzerinden veri iletişimi sağlanır hale geldi. Bu da bant genişliğinin çok fizıbl hale gelmesini sağlayan bir teknoloji oldu.

Faruk hocam haklı; eğer bir MPNS teknolojisi ile tafics projesini ap… etmeseydik, iki uygulama ile bu şebeke kullanılmaz hale gelir ve veriyi taşıyamaz hale gelebilirdi. Dolayısıyla, ihtiyaçlara paralel olarak bu iletişim sistemlerimizde müşterek çalışmalar yapıyoruz.

Bunun öncesinde Savunma Sanayi Müsteşarlığı ile gerçek anlamda birlikte yapmış olduğumuz en büyük projelerden birisi de Türksat Uyduları Projesidir. 1998 yılında başlamış olan çalışmalar 2001 yılında Türksat 2A uydusunun uzaya gönderilmesiyle birlikte hayata geçti. Onun içinde ne vardı; sabah Türksat adına konuşan arkadaşlarım bahsetmiş olabilirler, Türk Silahlı Kuvvetlerinin uydu iletişim ihtiyacını karşılayacak şekilde “transponder”’lar yerleştirildi ki, bu ticari bantlar olan frekans bantları dışında xbant olarak yerleştirildi ve tamamen transopder’ın da monitör edilmesi, kontrol edilmesi de silahlı kuvvetlerin komuta merkezine bırakılmıştı. Bazısında Türk Telekom için çok önemli ve güçlü bir başlangıç oldu.

İnanıyoruz ki bu toplantının, bu panellerin bütün katılımcı şirketlere, savunma sanayine, silahlı kuvvetlere ve bizlere çok farklı hedefler göstereceğini ve farklı yönlerde  birlikte, müşterek çalışma fırsatı yaratacağına inanıyoruz.

Bu arada, müsaade ederseniz yaşanmış bir olaydan bir diyalog aktarmak istiyorum. Buna benzer örnekleri çoğaltmak mümkün. Herkesin yaşadığı veya dinlediği birtakım örnekler vardır. Telekomünikasyon ve bilişimle Türkiye’de silahlı kuvvetlerin ilişkisinin güçlenmesi temel olarak 1970’lere dayanıyor, yani 70’lerin başı. Bu da 1974 yılındaki Kıbrıs Barış Harekatıdır. Bu harekat sonrasında zaten Aselsan’ın kurulma çalışmaları başlıyor ve ondan sonra zaten teknoloji olarak da silahlı kuvvetlerin ihtiyaçlarının giderilmesi konusunda çalışmalar yapılıyor.

Ben bu yaşanmış olayı o tarihte helikopter tabur komutanı olarak fiilen harekata katılmış bir silahlı kuvvetler mensubundan dinledim ve sizlerle paylaşmak istiyorum. Harekatın ikinci gününde Anamur’dan 70-75 helikopter cephane, silah ve o arada cephe gidecek askerleri havadan, denizden Kıbrıs’a taşıyorlar. İndirdikleri yer, Beşparmak Dağlarının hemen arkası. Silahlı Kuvvetler mensuplarımız –özellikle Hava Kuvvetleri mensupları- çok daha iyi bilirler. Bir uçar birlik harekatı yapılıyor ve filolar halinde uçuluyor. Herkesin uçuş yeri ve koordinatları belli. Ancak, tek eksik telsiz haberleşmesi.

Bana anlattığına göre, sadece tabur komutanlarının ve filo komutanlarının helikopterlerinde telsiz var. Filoda uçan diğer helikopterlerde haberleşme cihazı yok. O zaman şunu sordum: Peki, bu önemli bir harekat. Nasıl koordine sağlanıyor?.. “Uçuş lideri ne yaparsa, arkasındaki de ona uyup, onun yaptığı şekilde davranıyor; iniyorsa iniyor, kalkıyorsa kalkıyor, geri dönüyorsa dönüyor..” O tarihteki telsizler FM frekansında. Bir anons geliyor; “Yunan uçakları sizin filonuza doğru saldırıya geçti, bütün helikopterler Türkiye’ye geri dönsün.” Bu anons alınınca herkes geri dönüyor. Telsizi olmayanlar da denizin ortasında, havada, onlar da Türkiye’ye geri geliyorlar. Kıbrıs tarafında da asker desteği bekleniyor. Cephane ve havadan operasyon desteği bekleniyor. İki saat sonra bir emir geliyor; “Helikopterler kalksın, aynı planı gerçekleştirsin, Beşparmak Dağları arkasına asker ve cephaneyi indirsinler.” 70-75 helikopteri bir düşünün; arı sürüsü gibi, tam o bölgeye iniş yaparlarken, iki saat sonrasında da Hava Kuvvetleri aynı bölgeye paraşütle indirme yapıyor. Düşünebiliyor musunuz?.. Bir yandan helikopterin pervaneleri, diğer yandan havadan atlayan askerler!.. O gün çok sayıda şehit verilmiş. Birkaç helikopter de kaçamamış ve zayiat verilmiş.

Buradan çıkarılacak büyük dersler var ki, bunlar Harp Akademilerinde de okutuluyor. Bir komuta kontrol merkezi olsaydı, gerçek anlamda haberleşme olsaydı, tahmin ediyorum o günkü operasyon çok farklı bir şekilde gerçekleşirdi.

Son olarak, Türk Telekom ve grup şirketlerimiz Avea, TTNet, Ar-Gela, Inola ve IC olarak savunma sanayinde üstümüze düşen görevi ve diğer sektör oyuncularıyla işbirliği yapmaya hazırız.

Teşekkür ediyorum.

OTURUM BAŞKANI- Bahsettiğiniz o dönemden sonra çok yol alındı. Malum, Kardak Krizi sırasında da benzeri haberleşme krizleri yaşandı. Bahsettiğiniz 2 transmoder kiralama sözleşmesini imzalayan taraflardan birisi olarak o zamanki Türk Telekom ilgili dairesiyle, Türksat’tan arkadaşım arada anlattı, hakikaten bugün Amerikalıların Afganistan’daki, ISAF’taki askerlerinin sahip olmadığı imkanlara Türk Silahlı Kuvvetleri sahiptir. Herkesin odasına hat çekiliyor, konuşuyorlar. İki transmoder üzerinden 16 g.., 32 araç ve çok sayıda sırt terminali Ankara merkez ve Eskişehir yedekli olarak xbant haberleşmesini kullanıyorlar. Bu, Türksat’ın kapsama sahasının tamamı için geçerli. Çok gurur verici bir çalışma. Aynı şey şimdi Aselsan ile yeni nesil bir telsiz sistemiyle devam edecek.

Bülent bey, neler söyleyeceksiniz?

BÜLENT GÖNÇ (Gantek)- Teşekkür ederim.

Konuşmamı hazırlamıştım ama, buna pek sadık kalmayacağım. Bütün bu anlatımlarda şöyle bir şey hatırladım: Ben Ankara TED mezunuyum. Lise sonda bir İngilizce hocamız vardı. Yaklaşık 10 yıldır da Türkiye’de görev yapan bir kişiydi. Bir gün bize şunu söyledi: “Bir Türk, bir Batılı; Türk her zaman galip.. İki Türk, iki Batılı; berabere.. Üç Türk, Üç Batılı; Türk mağlup!..” Biz o zaman genciz. Çok sinirlendik bu açıklamaya. “Neden mağlup olalım?” diye sorduk. “Çünkü, siz kendi aranızda anlaşıp koordinasyon yapacağınıza, birbirinizi yersiniz, Batılı da kendi arasında işbirliği yapar” demişti.

Bundan alınacak bir ders var; o günden bu güne birtakım gelişmeler sağladık ama biz hala işbirliğinin temel kavramları konusunda aynı kültürü taşıyamıyoruz. Hele şu anda bilgi ve iletişim teknolojisinde çalışıyorsak, savunma sanayinde bilgi ve iletişim teknolojilerini tartışıyorsak, işbirliği çok önemli bir kavram olarak ortaya geliyor.

Şöyle bir görüşüm var: Bilgi ve iletişim teknolojileri stratejik bir sektördür. Buna “hayır” diyen var mı?.. Yani, savunma sanayi de çok stratejik, devletlerin ana stratejilerinde de çok stratejik bir sektör. Bugün baktığımızda, gelişmiş ülkelerde bilgi ve iletişim teknolojileri stratejik sektör olarak tarif edilir, planlamalar da buna göre yapılır. Dışa bağımlılık, bu sektörlerde minimize edilmeye çalışılır.

Global ekonominin, serbest piyasa kurallarının çok geçerli olduğu günümüzde dahi burada stratejik sektörlerde ayrımcılık yapılır. Ben “pozitif ayrımcılık” ifadesini çok seviyorum. Sabahleyin sevinerek gördüm –tam olarak görmüyorum ama- yavaş yavaş anlamaya çalışıyorum ki, Sayın Müsteşarımızın ve burada bir pozitif ayrımcılık niyeti var. Katılıyor musunuz?..

OTURUM BAŞKANI- Kim için pozitif ayrımcılık?

BÜLENT GÖNÇ - Yerli sanayi için.

Efendim, buradaki mesele şu: Özellikle bilgi ve iletişim sektöründe çalışan Kobi’lerin savunma sanayinin içine alınması ve bir işbirliği ortamı yaratılması için pozitif ayrımcılık bence çok önemli, ama bunun planlı ve düzenli bir şekilde yapılması gerekiyor. Bu plan ve düzene, hedefe ihtiyacımız var.

Ben biraz daha somut konuşayım; bugün bu sektöre girmek isteyen Kobi’ler gerekli güvenlik filtresinden geçtikten sonra Savunma Sanayi Müsteşarlığı tarafından önümüzdeki 3-4 yıldaki hedeflerde A, B, C konularında çalışma yapmaları şeklinde yönlendirilmeleri gerekiyor. “Efendim, siz bu çalışmayı yaparsanız ben size 3 sene sonraki bu işi vereceğim” diye bir konudan bahsetmiyoruz; bu, ticari bir risktir, ama siz hangi konuda ihtiyacınız olduğunu, hangi konularda çalışma yapılması gerektiğini, hangi konularda yerli sanayinin gelişmesi gerektiği konusunda bu firmalara bunları açtığınız takdirde ve bu kapıları ortaya koymanız halinde bu firmalar bu konuda ciddi çalışma yapabilirler.

Bugün için en büyük eksiğimiz, stratejisini koyan, vizyonunu koyan şirketlerin buraya geldiklerinde –bazı konuşmacı arkadaşlarımız da bunu sordu- kapıların arkasında ne olduğu hakkında çok fazla fikir sahibi değiller. Yatırım yapmak istiyorlar, niyetleri ciddi. Süreçleri, hedefleri ciddi olan –ki, siz bunu başlangıçta bir filtreden geçirebilirsiniz- firmalar için ondan sonraki beş yıllık planlarınızı beraberce paylaşıp, hangi konularda, özellikle yazılım konusunda neler yapılacağı konusunda hedef tayin etmeniz lazım. Bence bu en önemli işbirliği prosedürüdür.

İkinci noktamız, hepimiz gayet iyi biliyoruz ki, her türlü teknolojiyi burada yerli olarak üretemeyiz. Dolayısıyla, bazı teknolojilerde, bilgi ve iletişim teknolojilerini de dışarıdan almak zorundayız. “Yüzde 100 yerli olmak” diye bir iddiamız olamaz. Ancak, dışarıdan transfer ettiğimiz teknolojilerde de birtakım katı kuralların konulması taraftarıyım. Bu katı kuralların konulmasında da muhakkak Türkiye’deki yerli bir ortağın olması ve bu yerli ortağın da ciddi bir katma değer yaratması gerekir. Bunu çok net olarak ortaya koymak lazım.

Şöyle söyleyeyim: Gelişmiş, global ekonominin önemli oyuncuları olan bir sürü devlete baktığımızda, orada yerli sanayisini hiçbir kayda-kuyda tabi tutmadan nasıl kolladığını sonuç istatistiklerinden görebiliyorsunuz. Eğer 100 bin yatırım yapılmışsa, 50-60 birimin yerli sanayiye gittiğini görüyorsunuz. Ama böyle bir kanun, talimat ve kural da yok. Müşterek bir anlayış var. Yerleşmiş bir kültür var. Çünkü şöyle bir şey daha var: Bugün biz koordineli çalışmadığımız için istediğimiz verimliliği sağlayamıyoruz. Faruk hocama katılıyorum, verimli çalışmamız lazım. Ben hatırlıyorum, 90’lı yılların ortasında Türkiye’de 32 tane kamunet projesi vardı ve bunların 5-6 tanesi hayata geçebildi ama 32 tanesine yatırım yapıldı ve bazı yatırımlar da bütçe yetersizliği dolayısıyla sonuçlandırılamadı.

Bu bakımdan, koordineli çalışıp daha verimli olmak zorundayız, çünkü bizim kaynaklarımız kısıtlı.

Son olarak şunu söylemek istiyorum: İnsan kaynağımız son derece önemli. Ben uzun yıllardır bu sektördeyim ve sektör içinde benim ilk günden beri var olan inancım her geçen gün daha kuvvetlenerek gidiyor. Son yıllarda da bir şansım oldu, İstanbul Teknik Üniversitesinde Bilgisayar Mühendisliğinde ders veriyorum. Başka bir konudan anlamam. Bu dersler bana büyük bir keyif veriyor. Çok kıymetli, çok yetenekli bir insan kaynağımız var ama, maalesef biz iyi yönlendiremediğimiz için, bu insanları iyi şekilde planlayamadığımız için gerekli verimi de alamıyoruz. Türkcell’e teşekkür ediyorum, Ar-Ge için adamları seçiyorsunuz, planlıyorsunuz. Ben dördüncü sınıf talebelerine soruyorum, ne yapacaksınız diyorum, yaklaşık olarak yüzde 50’si satış mühendisi olmayı düşünüyor. Bu çok ciddi bir kayıptır. Onların da önünü açabilecek çok iyi planlarla gitmemiz lazım. Bence burada kamuya ve büyük özel şirketlere de kesinkes büyük bir görev düşüyor.

Son bir konu, “işbirliği” derken, savunma sanayinde Havelsan gibi büyük oyuncularımız var. Dolayısıyla, yavaş yavaş bir kültür değişimini orada hissediyoruz. Yani, Kobi’lerle birlikte iş ortaklığının yapılması son derece önemlidir. Savunma Sanayi Müsteşarlığımıza teşekkür etmemiz lazım, çünkü bu gayet doğaldır. Özellikle bizim gibi yüksek teknolojide çalışanların egosu çok yüksektir. “Her şeyi biz yaparız” deriz. Mühendis olarak zaten bilgisayarcı olduğunuz zaman egonuz otomatik olarak iki katına çıkıyor, ama lütfen bu konuda çok ısrarcı olun. Eko sisteminin ortaya çıkarılması, ileride Türk ekonomisinde de çok ciddi katma değer yaratacaktır.

Teşekkür ediyorum.

OTURUM BAŞKANI- Toplamda herkesten çok konuşacakmışım gibi hissediyorum ama, çok kısa notlar vermek istiyorum: Herkes kendi endüstrisini kolluyor. Amerika’da geçen, iki hafta evvel Boeing’in solsource olduğu bir alana, tanker uçaklarıyla ilgili EADS bir ihale kazandı. Amerika ayaklanmış durumda. Tarihinde ilk kez böyle bir şey oluyor.

AB’de savunma alımları halen klasik ortak pazar alımlarının dışında bir muafiyetle ülkelere bırakılıyor. Pozitif ayrımcılık her yerde var. ICT sektörü ile ilgili olarak her konferansta söylüyoruz, bir gün kızıp davet etmeyecekler ama, savunmacılarda da var, bu bir kültürel zenginliktir, “yapamazsan yaptırma” kültürünün isim babası benim. Yapamıyorsan yaptırmıyorsun. O ihaleyi iptal ettirmeler, arkadan birtakım çalışmalar falan.. Bu kültürü aşmak, el sıkmayı öğrenmek lazım.

İnsan kaynağı konusunda, satış mühendisliği konusunda söylediğiniz doğru da, yine bizim ICT oyuncuları Hintli mühendis ithal ediyorlardı bir ara, devam ediyor mu bilmiyorum ama, Hintli mühendis ithal eden ülkenin çok akıllı çocukları ne düşünürler, bunu bilmiyorum.

Suat bey, buyurun.

SUAT BAYSAN (Anel)- Teşekkür ediyorum.

Ben ilk turda biraz fazla zaman kullandım ama, müsaadenizle birkaç tane durum tespiti yapmak istiyorum.

Türkiye’nin elektronik ithalatı 2006 yılında 12.5 milyar dolar. Bu ithalata ürün olarak baktığınız zaman yaklaşık eşit ağırlıkla, telekom, savunma, tüketim elektroniği diye dağılıyor. Biz bu ithalatın yaklaşık 9.5 milyar dolarını, katma değer sağlayarak Türkiye’de üretime çeviriyoruz. Ancak, sadece 5.5 milyar dolar ihraç edebiliyoruz. Yani, bizim elektronik sektörümüz her yıl 7.5 milyar dolar cari açık veriyor. Demek ki hepimizin üzerine düşen birtakım görevler var.

Rakamlara biraz daha bakıp birkaç konuda yaşanmış birkaç olayı anlatmak istiyorum. Elektronik sektöründeki ithalatımızın ağırlığı, yüzde 50’nin üzerinde, Uzakdoğu’ya, diğer ülkelere de aşağı yukarı eşit olarak dağılıyor.

İhracatımıza baktığımız zaman, ihracatımızın yüzde 70’i ise Avrupa Birliği ülkelerine. Demek ki biz biraz elektronik sektöründe Uzakdoğu’dan ithal edip, AB’ye ihracat yapıyoruz. Ancak, ihracat yaptığımız rakam 5.5 milyar doların kısa rakamlarını sizlere vereceğim, detaylarını Tesid web sitesinden alabilirsiniz, durum hiç de iç açıcı değil.

5.5 milyar dolar ihracatımızın en büyük rakamı 3.8 milyar dolar ile televizyon ve tüketim elektroniği ihracatıdır. Bu da görüntü güdümlerinden kaynaklanıyor. Bu konuda yaşadığımız en son Plazma Tv ve LCD televizyon ile katma değerimizde muhteşem bir düşüş yaşıyoruz. Yani, biz ithal ettiğimiz ürünlere katma değer sağlamadan ihraç eder durumdayız.

İhracatımızda savunma sektörüne bakarsak, 5.5 milyar dolar içinde sadece 71 milyon dolar savunma sektörü ihracatımız var. Bileşenler 150, telekom 800 milyon ama telekom ihracatımızda elektronik değil, daha çok kablo, optik kablo ve telekomda kullanılan diğer kablolar. Demek ki bizim hem üretimde hem de ihracatta çok önemli görevlerimiz var demektir.

Biraz evvel Mehmet Toros Bey Tafics’ten bahsetti. Tafics’in tarihi 1985 yılıdır ve bu çok önemli bir yıldır. Çünkü 1985 yılında Türk Telekom PTT çok önemli bir karar verdi ve “biz mekanik sistemlerden bir-iki kademe ileri giderek sayısal teknolojiye geçeceğiz” dedi. Arada başka teknolojilere geçebilirlerdi. O zaman İngilizce deyimle “SP” deniliyordu, Stok Program deniliyordu, ama şirketleri çağırarak “biz sayısal teknoloji yapmak istiyoruz” dediler. Şirketler “elbette yapabilirsiniz, hiç sorun değil, hemen kurup size satalım” dediler. Telekom, “hayır kardeşim, satamazsınız; önce burada üreteceksiniz, burada ürettiğiniz ürünlerle ilgili özellikle yazılım konusunda laboratuarlar kurup burada yazılımın yerli üretilmesini istiyoruz” dediler. Üçüncü aşamada da yazılımın tasarlanması istendi.

Bununla da kalmayıp, “evet, şehirlere sayısal santraller kuracağız ama, kırsal alanda kuracağımız sistemlerin özgün tasarım olmasını istiyoruz” dediler. Ben o zaman Netaş’ta araştırma geliştirmeden sorumlu genel müdür yardımcısıydım, ciddi bir plan yaptık. Ekiplerimizi yurt dışına gönderdik. Eğitimler aldık. Ekiplerimiz bir sene Kanada’da kaldı. Geldiler, Türkiye’de yazılım tasarlamaya ve üretmeye başladılar. Ürettiğimiz, tasarladığımız özgün ürünler, Netaş’tan çıkan Dicle ve Keban; Alcatell’den çıkan Mert ve Levent; Sıemens’ten çıkan Anadolu Santralleri dünyanın her yerine ihraç edildi. Demek ki hakikaten orada bir lider çıktı ve dedi ki, “biz bunları yerli istiyoruz.” Bu sayede inanılmaz Ar-Ge laboratuarları kuruldu, çok iyi insanlar yetişti ve Türkiye’ye büyük bir katma değer sağlandı.

Ben daha sonra Siscom’da Genel Müdürlük yaptım. IP teknolojisi Türkiye’ye 1990’lı yıllarda çok hızlı geldi. Türkiye’ye de IP teknolojisi ile ilgili çeşitli ürünler geldi. Bunlardan bir tanesi de IP telefon idi. Bunu Türkiye’ye getirdiğimizde gördük ki, bu telefon Türkiye’de uyumlu çalışmıyor. Ar-Ge yapmak, bir şeyleri değiştirmek lazım. Mesela Türkçe voicep. koymak lazım. Biz bunların hepsini yurt dışına, San Fransisco’ya bildirdik. Siscom, dünyada satışlarının yüzde 17’sini Ar-Ge’ye ayıran bir şirket. Yaklaşık bizim ihracatımız kadar, 5.5 milyar dolarlık Ar-Ge bütçeleri var. “Biz bunları yaparız ama bunlar bizim öncelik sıralamamızda 350. sırada. Bekleyeceksiniz” dediler. Türkiye’ye bu ürünleri sokmamız lazım, nasıl bekleriz?.. Bir şekilde bunları Türkiye’de tasarlamamız lazım, burada bir şeyler koymamız lazım dedik. Büyük bir mücadele verdik. Hatırladığım kadarıyla da 300 bin dolarlık bir kaynak aldık, Neotek diye bir firma kurduk ve birtakım katma değerli yazılımları Türkiye’de geliştirmeye başladık.

Avrupa’daki tek araştırma ve tasarım merkezi Siskom, Türkiye’dedir, çünkü bu inatçılığımızla bunu yaptırabildik.

Şuraya gelmek istiyorum: Uzun zaman Türk Telekom’un yaptığı model Türkiye’de uygulanmadı, ama şimdi bakıyorum yavaş yavaş oraya doğru gidiyoruz. Aslında bu güzel bir gelişme; Telekomünikasyon Kurumumuz “üçüncü nesli veriyorum ama, sayısal link yerli tasarlansın” diyor. Savunma Sanayi Müsteşarlığımız 2012 yılına kadar yerli üretimi ve tasarımı “iki misline çıkartalım” diyor. Çok güzel bir gelişme.

Yeni Ar-Ge Yasasıyla, “Yerinde Ar-Ge”, 55 mühendisle teşvikler verilecek diyor. Demek ki doğru bir yerde ilerliyoruz. Ben bundan çok memnunum; işbirliklerimizin artması devam edecek.

Ancak, yine Türkiye’de çalışan çok uluslu şirketlerin yöneticilerine de bir görev düşüyor; her şeyi Telekomünikasyon Kurumu ve Savunma Sanayi Müsteşarlığından beklememeliyiz, onların da bir şeyler yapması gerekiyor. Ben, onların bilişim sektöründe uzun seneler çalıştım. Biraz evvel Başkanımızın da dediği gibi, hakikaten bilişim ve telekom sektörü birbirlerinin lisanını bile anlamazlar. Konuşmaları, kısaltmaları bile farklıdır. Bilişim Sektöründe, biraz evvel Bülent beyin dediği gibi, mutlaka onları da  “burada bir şeyler yapın, burada bir iş ortağı bulun, Ar-Ge yapın, geliştirin, sizin en tepedeki şirketlerinizde her şey yolunda gidiyor olabilir, milyonlarca dolarlık Ar-Ge yapıyor olabilirsiniz ama Türkiye’de de bir katma değer yaratın” diye ikna etmemiz ve karşılıklı olarak el sıkışarak hem devlet tarafından hem özel sektörden bu problemi çözmemiz gerekiyor.

Ben, gelişmelerden memnunum, iyi gidiyoruz ve inşallah bu konuda da daha ilerleyeceğiz.

Teşekkür ederim.

OTURUM BAŞKANI- Teşekkür ediyoruz.

Ensar bey ile devam ediyoruz. Ensar bey, yakın dönemde kendi sektörünüzden veya diğer yan sektörlerden sizin beklentileriniz nelerdir?

ENSAR GÜL (Multitek)- Beklentilerimizi söylemeden önce, belki hepimizin bildiği, fakat benim de ders verirken sık sık tekrarladığım bir husus var, onu gündeme getirmek istiyorum.

Tarihin seyrine şöyle bir bakacak olursak, ilk ve orta çağlarda savunma sanayi nasıl?.. İyi bir kılıcınız varsa, iyi okçularınız varsa ve onları iyi kullanıyorsanız, iyi atlarınız varsa ve organizasyonu da iyi yapıyorsanız –askeri alanlara aslında pek girmek istemiyorum ama, sadece teknolojik açıdan konuşuyorum-  güçlü oluyorsunuz.

Sizin iyi bir kılıcınız var ve siz benim düşmanımsınız diyelim. Ben bir şekilde o kılıcı elime geçirirsem ve o kılıcı  kullanmayı bilirsem, ne olur; ben de aynı gücü elde etmiş olurum.

Daha sonra teknoloji gelişiyor ve barut kullanılmaya başlanıyor. Atalarımız da barutu çok iyi kullanabiliyorlar. İstanbul’da Tophane semtinde son derece güçlü toplar yapılıyor. Teknolojide “delikli demir”e geçildikten sonra ne oluyor; yine siz o topa ve mühimmatına sahip olursanız onu etkili şekilde kullanabilirsiniz.

Gerek haberleşme teknolojilerinde gerekse silah teknolojilerinde şu andaki durum nedir; elektronik aşaması var. O aşamada, yine bir ölçüde elektromanyetik interprans var ama, yine bir ölçüde başkasının yaptığı cihazları kullanabilirsiniz. Mesela sistemde bir tank varsa, tankın da elektronik devrelerinde bir kontrol ünitesi varsa, o tankı satın alır, mühimmatını da kendiniz üretirsiniz ve o gücü elde edersiniz.

1945 yılından sonra “yazılım” denilen bir şey icat oldu. “Yazılım” nedir; bizim kafamızdaki bilgilerin birtakım cihazlara aktarılması. Başkasının yaptığı yazılımla çalışan bir cihazı siz satın alıp kullanamazsınız. Ben buna yüzde yüz inanıyorum. Diyelim ki ben santral işiyle uğraşıyorum, telefon santrali yapıyorum. Alcatel büyük telefon santrali yapıyor, Sisko büyük trafolar yapıyor. Bunun kaynak kodlarını size vermiyorlar. Verseler bile siz onun ne yaptığını anlayamazsınız. Orada öyle bir kod parçası olur ki, bir kriz esnasında sizin santrallerinizi telefonla arayıp, belirli kodları tuşlayarak santrali çalışmaz hale getirebilirim. Yani, yazılımın girmediği bir haberleşme cihazı var mı; yok!.. O zaman biz bu cihazları satın alarak kullanamayız. Diyelim ki bir savaş çıktı. Bu cihazlar en çok o zaman lazım olacak. Bu cihazlar uzaktan durdurulabilir, kullanılamaz hale getirilebilir.

Siz, dediğim gibi, mekanik cihazları alabilirsiniz. O devir geçti, artık bütün cihazlarda yazılım var. Artık bundan sonra yazılımın milli olması şarttır. Bunun alternatifini göremiyorum.

Yazılımın milli olması, bazı sistemlerin Türkiye’de üretilmesi şart. Özel sektörde birikim yok, bu işi devlet üstleniyor. Atalarımızın dediği gibi, “bir musibet bin nasihatten iyidir” diyerek, Kıbrıs çıkartmasından sonra Aselsan kuruldu ve çok büyük işler yaptı. Sonra devletin Havelsan gibi şirketleri oluştu.

Buradaki tehlike şu: Sonu, Sovyet Rusya’daki gibi olmasın. Orada ne yapılıyordu; bilimsel olarak çok iyiydiler, çok iyi mühendisler yetiştiriyorlardı ve her şeyi kendileri yapıyorlardı. Adamların uçak ve füze teknolojileri son derece iyiydi. Gerçi yazılım ve elektronikte bu başarıyı sağlayamadılar ama ne oldu, ne pahasına olursa olsun, yani serbest piyasa şartlarını göz önüne almadıkları için her şeyi yaptılar ama sistemi götüremediler. Yani, 90 yılında uçakları uçuramadılar. Neden; çünkü benzine ödeyecek paraları yok. Ekonomik yönden başarılı olamadılar ve sistem çöktü.

Devlet bazı şeylerini yapsın. Yapmasını da ben gerekli buluyorum, fakat bu mantıkla gitmeden, Sovyet Rusya’dan ders almamız gerekiyor. Sonu hüsran olabilir!..

Peki, ne yapılmalı?.. Sayın hocamızın da dediği gibi, paylaşım yapılmalı. Ben kendi alanımız itibarıyla paralel sistemlerle uğraşıyoruz. Bir sistemi tasarladığımız zaman, bunu tek işlemciyle tasarlarsanız tasarım daha kolaydır; ama, üç veya beş işlemci kullanırsanız, yani dağıtık bir sistem tasarlarsanız bunun tasarımı zordur. Böyle bir sistem, daha kararlı çalışır. Diyelim işlemcilerden birisi durur, diğerleri işine devam eder. Yani bu işi başarmak zordur, ama çok sağlıklı bir sistem, dağıtık sistem mantığı kullanılarak yapılabilir.

Diyelim Aselsan veya Havelsan gibi büyük şirketler, küçük şirketlerle çalışmayı –yine Hocamızın belirttiği gibi- öğrenmeleri gerekiyor. Örnek veriyorum; Aselsan sadece bir cihazın kutusunu değil de çekirdek ailesini de herhangi bir cihazdan başka firmaya vermesini de öğrenmelidir. O firma, alt yüklenici de o işi aldığı zaman o işi yapmasını öğrenmelidir.

Diyelim ki Aselsan –veya herhangi bir x firması- “her şeyi ben yaparım” mantığından çıkıp yüzlerce firma ile çalışıyor. Bilgiyi dağıtıyorsunuz. Diyelim ki bir işin 500 alt yüklenicisi var. Bilgi, 500 yükleniciye dağıtılıyor, bu birincisi.

İkincisi, bu firmalar devletin firması olmadığı için piyasa şartlarına göre çalışıyorlar. Çok verimli çalışmak zorundalar yoksa piyasada kalmaları mümkün değil, batarlar. O zaman da çok çevik firmalarla çalışmış olacaklar ve bu bilgileri toplayacaklar, bir araya getirecekler. Zaten baktığımızda –diyelim ki- Japon firmalarından Sony’nin belki binlerce alt yüklenicisi var. Sony, sadece bir marka. Bunları bir araya getiriyor; televizyonun bir parçasını bir alt yüklenici yapıyor, başka bir parçasını başka bir alt yüklenici yapıyor ve en iyi şekilde yapıyorlar, sonra bunları bir araya getirerek televizyonu yapıp bütün dünyaya satıyor. Bu, dünyada denenmiş ve çalışan bir sistemdir. Türkiye’de de bu şekilde olmasını talep ediyoruz.

Bir başka husus olarak şunu söylemek istiyorum; ben elektronik veya yazılımla uğraşanlara baktığım zaman halkalar olarak çok ama çok küçüğüz. Ben bir toplantıya gidiyorum, aynı arkadaşları ve aynı yüzleri görüyorum; bir başka sempozyuma gidiyorum, yine aynı arkadaşları ve aynı yüzleri görüyorum. Çok küçüğüz! Elektronikle uğraşan arkadaşlar, elektronik üretimi yapan firmalar bir düzine bile değiliz Türkiye’de. Yüzlerce olması lazım. Veya yazılımla uğraşan firmalar da aynı şekilde; ODTÜ Teknokent’te firmalar var, ama kaç tane? Binlerce olması lazım. Bu konuda teşviklerde olsun, büyük firmaların iş paylaşımlarında olsun, bu firmaların sayılarının artması gerekiyor.

Savunma Sanayi Müsteşarlığı ne yapabilir?.. Yeteneklerine göre bir bilgi bankası oluşturabilir. “Şurada şu isimli bir firma var ve şu konularda çok yetenekliymiş.” Veya “Şu firma işlemci tasarımını çok iyi yapıyormuş” ya da “gömülü sistemlerde yazılımı çok iyi yapıyormuş, sistemleri hiç bozulmuyormuş” gibi bir bilgi bankası tutabilir ve sonra da ihaleyi verdiği zaman da, “işin şu kadarını yerli firmalara yaptırmak zorundasınız” veya “benim veri tabanımda firma isimleri var, onlara gidip iş birliği yapın” diyebilir.

Diğer bir konu; maalesef ben uzun yıllar üniversitede çalıştığım için biliyorum, üniversitelerde şimdi şimdi savunma sanayi ile ilgili projeler yapılıyor. Ben gerçeği söyleyeyim; yurt dışında arkadaşlarımız doktora yapıyorlar –kendim de bu gruba dahilim- geliyorlar, enerji dolu bir şekilde bir şeyler yapmak istiyorlar, fakat üniversitede o araştırma ortamını bulamıyor. Aradan yıllar geçiyor, doçent veya profesör olması için de yayın yapması lazım. Nasıl yayın yapacak?.. Oturuyor, kafasından bir araştırma konusunu buluyor veya doktorada işlediği konuyu biraz daha geliştirerek birkaç yayın yapıyor, doçent oluyor. Ondan sonra aradan bir beş sene geçiyor, birkaç yayın daha yapıyor, profesör oluyor, ondan sonra da araştırma faaliyeti bitiyor. 67 yaşına kadar da ders anlatarak zamanını harcamış oluyor. Yani, Türkiye’deki üniversitelerdeki potansiyel maalesef kullanılmıyor.

Üniversitelerde kimler var, en iyi beyinler var. Bu arkadaşlar burslar kazanmışlar, çeşitli sınavları başararak yurt dışına gitmişler, doktora yapmışlar. Geliyorlar ve bu beyin potansiyelini –bunun sistemini kuramadığımız için- kullanamıyoruz. Çünkü sanayi ile üniversite arasında hiçbir bağ yok. Üniversiteler gerçek dünyanın  dışında, kendi kabukları içerisinde, etraflarındaki duvarın dışına çıkamıyorlar. Aslında yeni yeni çıkıyorlar; mesela ODTÜ, Bilkent gibi bazı üniversitelerde araştırmaların yapıldığını, sanayiye yönelik araştırma yapıldığını biliyoruz.

Bu konuda ne yapabiliriz? Tübitak olabilir, Savunma Sanayi Müsteşarlığı olabilir. Mesela Amerika’da Darpa isimli bir kuruluş var ve geçen hafta bu kuruluşun başındaki kişi gidip Senato’da “Biz sizin şu kadar milyon dolar paranızı alıyoruz ama, şu alanlarda yatırım yapacağız” diyerek bir sunum yaptı. Benim elimdeki yazıda yaklaşık 11 yatırım alanı var ve bunların yaklaşık olarak 8 tanesi de haberleşme ve bilgisayar ağları ile ilgili. Yani, öncelikli alanlar tespit edilebilir. Doğrudan ürüne yönelik Ar-Ge çalışmaları yapılabilir veya “geleceğin teknolojisi budur” diyerek Savunma Sanayi Müsteşarlığı, Tübitak bu konularda üniversitelere Ar-Ge destekleri verebilir. Yani bizim aklımıza gelen bir konuyu araştırmak yerine, belirli konularda yoğunlaşmamız lazım.

Böyle belirli konulara yoğunlaşırsak, bunun hem Türkiye için faydası olacak hem de çoğu konularda biz de hocalar olarak yayınlar yapacağız, sonra doçent, profesör olacağız. Yani kaybedeceğimiz bir şey yok. Ben aklıma gelen bir konu üzerinde çalışma yapmak yerine, Tübitak veya Savunma Sanayi Müsteşarlığının belirlediği bir konuda çalışmayı herkes gibi tercih edeceğim.

Son olarak, Darpa Başkanının bahsettiği konuların başlıklarını okuyayım, diğer arkadaşlar da bahsettiler; Network Sentric Radio System (NSRS), Next Generation Communications… Arkadaşlarımız, “burada spektrum doluyor” dediler. Spektrum kullanılmadığı anda, o andaki spektrumu kullanarak on katına çıkarma projesi, Kablosuz Next Generation Programe. Diyelim ki bir muharebe alanında bütün cihazların ve tüm kişilerin –askerler  dahil- birbirleriyle çalışmasını sağlayacak bilgisayar ağının kurulması.

Altyapı konusunda da şunu söylemek istiyorum;  çok yüksek hızda çalışan optik ağın kurulması, optik dağıtım yapılması, CPS çalışmadığı zaman kullanılacak olan atomik pilot yapılması, data verilerinin depolanması için kullanılmak üzere ışığın yavaşlatılması, bilgisayar virüslerine karşı tedbir alınması, süper bilgisayarların geliştirilmesi ve Sony malzemelerinin bilgisayarda emülasyonunun yapılması, modellenmesi konuları da bize belki bir fikir verebilir diye saymış oldum.

Beni bu geç vakitte dinlediğiniz için hepinize tekrar teşekkür ediyorum.

OTURUM BAŞKANI- Ensar bey, Kobi falan ama, bütün savunma sanayi ile ilgili kodları, şifreleri çözmüşsünüz, bunu da söylemek istiyorum.

Ben sabahki konuşmamda da söyledim; Kobilerin iş paylarıyla ilgili konular yapılıyor, Sayın Genel Müdürü referans vererek Havelsan ile ilgili bir örneği de gösterdik. Yüzdesel iş dağıtım payı mecburiyeti getiriyoruz. Firma ismi zikredersek yanlış anlaşılıyor; kamuda en esnek kuruluş olmamıza rağmen firma ismi zikretmemiz yerine bu ana yüklenicilerimize, “havuzdan şu kadar yüzde ile iş dağıtımı” diyerek bir mecburiyet koyuyoruz.

Veri tabanımız var; sanayileşme dairemiz zaten bir veri tabanı tutuyor. Bununla ilgili CD’lerimiz de var, orada mutlaka yer almanızı istiyoruz. Ama bizden daha çok şirketlerin de veri tabanı tutması lazım; yani, bu işlerde bizden çok onların da sahip çıkması lazım. Mesela Faruk bey sizin veri tabanınız var mı?

Prof.Dr.FARUK YARMAN (Havelsan) - Olmaz mı?!..

OTURUM BAŞKANI- Evet, güzel. Bunların yanı sıra Kobi konferansları yapıyoruz, oraya katılmanızı öneririm çünkü savunma sanayi, bunlarla ilgili olarak ince ince kafa yorulan bir sektördür.

Son sözü Semih beye veriyorum, buyurun.

SEMİH İNCEDAYI (Turkcell Teknoloji)- Teşekkür ederim.

“Neler yapılabilir?” sorusuna biraz kafa yorduğumuz zaman, herkes de bahsetti, bir “convergence” olayı var ve bu bir çok şeyi bir araya getiriyor. Artık, IT, telekom dünyası, fiks ile mobil bir araya geliyor. Burada da askeri ve sivil sanayinin bir “convergence”ı gerekiyor.

Bu “convergence” nelerde yapılabilir; biraz evvel Türk Telekom da bahsetti, tabiî ki kapasitede, yani her şeyin üstünden aktığı veri yolunda bu fix de olabilir mobil de olabilir, aslında var olanın üstüne bir şeyler kurmak lazım. Biz oturup yeni bir şeyler yapmak yerine, bugüne kadar yaptığımız yatırımları, teknolojileri belki birkaç çıt yukarı taşıyarak, bunun üzerinden ülkede savunma sanayini de destekleyecek altyapıları kurmaya çalışmamız lazım.

Bunun dışında, yine biraz evvel de bahsettim, üniversitelerle çok yakın çalışmamız lazım. Savunma sanayiimiz çalışıyor, biz de yavaş yavaş çalışmaya başladık. Bunun artı değer yaratacağını düşünüyorum.

Şirketleri yetkinliklerini çok iyi kullanmak lazım. Bir örnek vereyim; savunma sanayi veya askeri alandaki büyüklükleri bilmiyorum ama, Turkcell’de 1.5 PB üzerinde data var. Turkcell böyle bir datayı handle edebilecek kapasiteye sahip ve Beta Mineing olsun, Beta Verhouse olsun, bütün bunları bu büyüklükteki datalar üzerinden yürütüyor. Bu gerçekten büyük olduğunu düşündüğümüz ya da en azından bizim sektörde büyük olduğunu düşündüğümüz data, belki sizler için de büyüktür ve bunu, buradaki kabiliyetlerimizle birlikte kullanabiliriz diye düşünüyorum.

“Kompleks ağ yapısı” dedik. Biliyorsunuz 35 milyon kişinin on-line olduğu bir sistemi yönetiyoruz, yani herkes her an kullanabilir ve kullandığında da düzgün bir şekilde kullanabilmeli. Bu da bir kompleks ağ yapısının planlanması, işletimi, testi ve simülasyonu gerçekten önemli bir konu. Bunun, bu kabiliyetin de burada kullanılabileceğini düşünüyoruz.

Sabahleyin aslında Başkanımız “tüm bunları yapmak için ne gerekiyor?” konusunda güzel bir konuya değinmişti; birilerinin risk alması gerekiyor!.. Kimse risk almazsa, burada herkes oturur, konuşur, tabiî ki vatan savunmasını riske atmayacağız ama, bir şekilde yazılımın da bizler tarafından yapılabildiğini ve bunun da gerekirse bir risk alınarak bu fırsatların Türk yazılımcılarına sağlanması gerektiğini düşünüyorum.

Gerektiğinde bizler kariyerimizi de riske atarak bazı projelere imza atmaya çalışıyoruz. Ben Telsim zamanında –şu anda hala Telsimde de kullanılan- Bring altyapısını 6-7 kişilik bir ekibe yazdırmıştım. Şu anda hala Vodafone tarafından da kullanılıyor. Şu anda Turkcell’de de benzeri bir şeyi yapıyoruz; gene 6-7 kişilik bir ekiple Turkcell’in Bring’ini yazıyoruz.

Bu projelere cesaret ederseniz ve arkasından da başarıyı görürseniz bir adım daha ileri gitme cesaretiniz oluyor. Aksi halde her zaman için “Eller Ay’a biz yaya” pozisyonumuzu koruruz(!), hiç gelişemeyiz. Benim sözlerimi kapatmak istediğim cümle şu: Biraz risk almalıyız.

OTURUM BAŞKANI- Teşekkür ediyoruz.

Son sözü, “Yüksek Bilişim Müteahhidi” Profesör Doktor Faruk Yarman’a veriyorum. Telekom dünyası sizi Profesör ilan etti, son söz sizin.

Prof. Dr. FARUK YARMAN (Havelsan)- Esnar bey, sağ olsun çok güzel bir resim çizdi. Sovyetler’den de bahsetti, anlattı.

Benim üniversitelerle ilgili bir şakam var, hoca dostlarımız alınmasın. Ben, profesörlerimizi üçe ayırıyorum; bunlar “Profesör”, çokça çalışan “Parafesör”  ve bir halta yaramayan “prüfesör”ler. Ancak ben hepsine çok ihtiyacımızın olduğunu düşünüyorum. Çünkü Türkiye bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olan insanlarla dolu. Umarım Türkiye’nin sonu Sovyetler veya Osmanlı gibi olmaz, ama söz savunma sanayinden açılmışken, bizim en büyük idealimiz, savunma sanayiinde top yekûn sivil sanayiden sitayişle bahsettim, katma değer yaratmak ama, katma değeri –bir panelistimiz de söyledi- üretim ayağında değil; yani, Türk sanayi, reel sektör de değimiz sektörel elektronik sanayiden örnek verdiniz- 11 milyar dolar toplam satışın 7 milyar doları iç pazara, 6 milyar doları dış pazara ait, 1 milyar dolara yakın da dış ticaret açığı veriyor çünkü biz, başkalarının tasarladığı ürünleri, başkalarının tasarladığı üretim altyapılarına lisans parası verip, Türkiye’ye getirip imal etmekle övünen bir gariban endüstriyiz.

Başkanımız söyledi, Havelsan verimsiz bir işletme değil, bir KİT değil, Türk Silahlı Kuvvetleri Vakfımızın bir şirketi. Biz KİT değiliz, Vakıf Kanunuyla kurulmuş bir anonim şirketiz ve aldığımız işlerin yüzde 70’ini ihale veya tek kaynak, dışarıya veririz. Aselsan da buna yakın bir yerde duruyor.

Şunu da söyleyeyim, Havelsan’ın raflarında 40 milyon satır kod duruyor!.. Dalga geçmiyorum. Bunun yarıya yakını modifiye edilmiş koddur, bunun yarısını da Hakan beyin Başkanlığında geliştirildi, ama geri kalan 10 milyon satır kod için söylüyorum, Türkiye’nin en büyük Java grubu bizdedir. Java başta olmak üzere neredeyse her dilde, her teknolojide bir o kadar da veri tabanı bulunmaktadır.

Sovyetler Birliğinin çöküşüne işaret edildi. Birliğin çözüşünden sonra sivil sektörle askeri sektör arasında bir füzyon yaşanıyor. Referans olarak söyleyeyim; 1989 Bengeme… kod. Internet’ten girerseniz bulursunuz. Bu füzyon, teknolojide asker-sivil ayrımının kalkışı, aynı zamanda savunma ve güvenlik dünyalarımızın bir şekilde iç içe geçmesine neden oldu ve giderek bu fark da azalıyor. Onun için ben konuşmanın ilk kısmında sivil sektör ile askeri sektörün birbirini desteklemesi gerektiğini ve tabana yayılması gerektiğini özenerek ve övünerek söyledim.

Ancak, son 20 yılda dünya sanayilerindeki en dev atılım, bilişim ve iletişim teknolojilerinde, yatırımın büyüğü de burada, bilgi teknolojileri evet, her yere giriyor, bir sürü teoriler var, bu bilgi teknolojilerinin her yere girmesi, yansıda gördüğünüz, bizdeki “görev destek merkezi konseptine” gidiyor, yani içinde bulunduğunuz ortam bir şehir meydanı olabilir, bir geminin güvertesi olabilir, bir dağın tepesi olabilir; kendi ülkenizde olabilir, başka bir ülkede olabilir, taktik verinin analizi, sonrasında bir görev planlaması, planlanan görevin önceden oynatılması ve görev personeline sunumu, sonrasında hazırlanan görev planının platforma yüklenmesi, platform ile haberleşerek görevin canlı görüntülenmesi, bilgi alışverişinin sağlanması, görev sonrası, platformda kaydedilen tüm verinin analizi ve tekrar oynatılması, taktik veri tabanının güncellenmesi hatta simülasyon ve eğitiminin yapılması.

Bu liste size bir şey hatırlatıyor mu? Bana, Kuzey Irak operasyonuda, televizyondan seyrettiğimiz ekranları hatırlatıyor. Beyler, bu ekranlar ithal edilmedi; birileri, gece-gündüz deliler gibi çalışarak o ekranları yaptı, radarlardan gelen bilgileri oraya koydu, uçaklar onun üzerinde uçtu. Aşağılık kompleksinden kurtulalım!

Yaptıklarımız da bizi rehavete sürüklemesin, daha fazlasını yapalım.

“Barış Kartalı” diye bir proje var. Burada, yansıda da görüyorsunuz. Demin çizdiğim resmin ta kendisi burada oynatılıyor. Burada da şu anda 1.5 milyon satır/kod üretildi, bitti.

“Ağ merkezli savaş” konusuyla başladım, öyle bitirmek istiyorum. Komuta kontrol merkezine ulaşması için ne yapmalı; Türkiye’de gerçekten komünikasyon alanı ile savunma alanlarını nasıl birleştirelim? Havelsan’ın kendine ait bir yol haritası var, bunu dün gece sabaha karşı çıkarmadım; çeşitli komuta kontrol projelerinde kazandığımız birikimi Ar-Ge faaliyetleriyle kalıcı, tekrar kullanılabilir ürünlerine dönüştürme ihtirasındayız. Bunu yaparken de sadece şimdilik klasik platform temelli sistemleri değilim, gelecek 20 yılın ağ merkezli savaş sistemlerini düşünüyoruz. Bunun için de –altını çizerek söylüyorum- ulusal ve teknoloji oyuncularıyla ittifak arayışı içindeyiz.

ODTÜ Teknopark’ta bunun için 500’e yakın çalışanı olan bir merkezimiz var. 200’ün üzerinde şirket var. Bir de demin Sayın Başkan sordu, evet, bir veri tabanımız var ve bir de yeni kurduğumuz Sanayi İlişkileri Grup Başkanlığımız var. Havelsan bunu yerli Kobilerle yapma ihtirası içinde.

Bu çalışmanın iki paralel koddan gerçekleştirilmesinin uygun olduğunu değerlendiriyoruz ve bunun için de iki proje lanse ettik; birinci proje, platform temelli olarak bileşenlerin ürün hattı mantığı ile bir araya getirilmesi ve ortak olarak yürütülmesi,

İkinci proje de, “bu ürün hattına ağ merkezli savaş yeteneğinin –CFCons. denilen bir kavram var- bu mantıkla etkilenmesi.

Bunların üzerinde fazla durmayacağım, ama buradan ne çıkıyor; dönüp dolaşıyor, yüksek hızlı Internet Protokolü geliyor. Yani, ağ merkezli savaş, asker-sivil demeden tüm hayatımıza girdiğine göre, geniş bantlı, yüksek veri trafiği olan, yeni servisleri devreye sokacak olan bir yaklaşıma ihtiyacımız var.

Bunları söyledik, tatmin de olduk, birazdan kokteylden sonra çekip gideceğiz öyle mi?!.. Bakın, burada çok önemli bir eksikliğimiz var; olmayan pastanın dilimleri için kavga etmeyi bir tarafa bırakıp, büyük bir pasta tasarımına ve üretimine girişelim. O da nedir?.. Burada müteahhitlerimize büyük rol düşüyor, Savunma Sanayi Müsteşarlığı gibi bir kuruma büyük görev düşüyor, ihtiyaç sahibi olan kurumlara da rol düşüyor. Madem ki savunma ve güvenlik alanı iç içe giriyor ve madem ki İçişleri Bakanlığımızın ihtiyaçları, sadece bu değil, e-devlet uygulamaları, madem ki güvenlik ve savunma ihtiyaçları bu kadar tabana yayılıyor, noktasallıkla zamanda ve mekanda uzama iç içe geçiyor, o zaman çok sıkı bir iletişim ağına ihtiyacımız var.

Hedefimiz, mevcut projelerde kazandığımız bilgi ve tecrübeleri modülerize ederek kurumsallaştırmak, komuta kontrol sistemlerindeki ortak bileşenler için milli ve genel amaçlı bir komuta kontrol ve iletişim altyapısı için ürün hattı geliştirerek dışa bağımlılıktan kurtulmak, silahlı kuvvetlerimizin ürün destek, bakım, idare, idame saflarında yurt dışına bağımlılıktan kurtulmasını sağlamak, yurt içi ve yurt dışı platform temelli ve ağ destekli savaş komuta kontrol projelerinde olduğu gibi, anayurt güvenliği, e-devlet projelerinde ana yüklenici olarak görev almak ve platform üreticilerinin komuta kontrol ana yüklenicisi olmaktır.

Bakın, biz ne yaptık?.. Sayın Genç “yatırım” dediniz, çok güzel söylediniz, Türk Telekom ile bir anlaşma yaptık –bunun İngilizce olmasının sebebi şu: Ben bunu Paul Doeny’ye yaptım- “bu e-devlet projelerinde tek kaynak projeler alıyoruz diye bizi eleştiriyorlar. Havelsan’ın kanunla verilmiş böyle bir imkanı var, bunu alt yüklenici olarak biz Havelsan-Türk Telekom ortak girişimine taşere edelim ve ya yap-işlet esasına göre telekom altyapısında telekom; bilişim altyapısında Havelsan gelir yaratacak projeler oluşturalım, e-devlet projelerine vatandaşın entegrasyonunu artırsın, trafik yarattığı için de Türk Telekom’a “revenue” olsun. Büyüyen şebeke ihtiyacı, büyüyen telekom pazarını tetiklesin, herkes daha iyi bir noktada olsun.

Bizim insanlarımız –maalesef- ister kamu ister özel şirket, en önde hizmeti almak istiyor. Elle tutulur, gözle görülür, onun hayatını değiştirecek olan hizmeti almak istiyor. Ama, bunun arkasında uygulama ve hizmetler, onun altında da dev bir altyapı ve şebeke ihtiyacı var. Zannediyorum savunma sanayi ve telekom sektörünün kucaklaşacağı nokta burasıdır.

Sonuç olarak, komuta kontrol alanındaki patlamanın iletişim kapasite ve servislerini tetikleyeceğine inanıyoruz. Asker-sivil demeden bir uygulama farkı yaratmayacağız. Bu farkın giderek azalacağını ve bütünleşileceğini düşünüyoruz.

Türkiye’de hava, deniz, denizaltı, kara ve uzay platformlarına yönelik platform temelli ve ağ merkezli savaş komuta kontrol uygulamalarının yerli katkılarla yapılabileceğine inanıyoruz. Bu altyapı vardır. Servis sağlayıcılarımızın mevcut yatırım altyapılarını derhal devreye almak zorundayız. Dışa bağımlılığı, her platforma yönelik olarak ayrı ayrı tedarik, zaman ve para kaybına yol açıyor ve tekrarlanan yatırımlara neden oluyor.

Artık mükerrer yatırımlar yapılmasın ve bir de şuna dikkat edilsin: Bu altyapı yatırımları kendi aralarında çalıştırılabilir hale gelmek durumundadır. Sonunda platform temelli ve ağ merkezli savaş, komuta kontrol ve iletişim sistemleri tedarikçilerinin ürün hattı mantığını yakınsaması gerekiyor.

Türkiye Tafics’i yaptı, Tasmus’u yaptı, Jmus’u yaptı, sabit ve kablosuz iletişim altyapısı devasa; yılda 7 milyar dolar “revenue” yaratacak bir noktada. Kapasite paylaşımına çok kapalıyız. Kamu kurum ve kuruluşları “benim olsun, küçük olsun, mükerrer olsun” ihtirasından bir türlü kurtulamıyorlar, savunma, anayurt güvenliği ve e-devlet uygulamaları arasında fark kalmamıştır, iletişimin her katmanında işbirliği, Türkiye’nin geleceğidir diye düşünüyorum.